Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar


– Arthur Schopenhauer

9783868200812

– “Kolay şey değildir mutluluk, kendimizde bulmak çok zor, başka yerde bulmak imkansızdır.” Chamfort

– Yaşamı olabildiğince rahat ve mutlu bir biçimde sürdürme sanatı anlamında alıyorum, ki bu sanatın kılavuzu mutluluk öğretisi olarak da adlandırılabilir: Buna göre bu kavram mutlu bir varoluşun yolunun gösterilmesi olurdu. Bu varoluş da yine, arı, nesnel bir gözle incelendiğinde ya da daha çok (burada öznel bir yargı söz konusu olduğundan) soğukkanlı ve olgun bir düşünüşle, olsa olsa var olmamaya karar vermeyi tercih edecek bir varoluş olarak tanımlanabilirdi.

– Voltaire diyor ki: “Bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.”

– Bu yüzden aynı dışsal olaylar ya da koşullar, herkesi bütünüyle başka başka etkilerler ve herkes aynı ortamda yine de başka bir dünyada yaşar.

– Kimse kendi bireyselliğinin dışına çıkamaz.

– İnsanın mutluluğunun ölçüsü bireyselliğiyle önceden belirlenmiştir.

– “Felsefede, politikada, edebiyatta, ya da sanatlarda olağanüstü olan tüm insanlar, melankoliktirler.” Aristoteles

– Dysklos’un tasarladığı on şeyden dokuzu gerçekleşirse, bu gerçekleşenlere sevinmez de, gerçekleşemeyen bir tanesine üzülür; bunun tersi olarak, eukolos gerçekleşmiş tek bir tasarısıyla avunmasını ve neşelenmesini bilir – ama her kötülüğün bir telafisi olduğu gibi, burada da dyskolos’lar yani en karanlık ve kaygılı karakterler, bir bütün olarak, neşeli ve tasasızlardan daha çok sayıda hayali ama daha az sayıda gerçek kazayı ve acıyı yaşamak zorunda kalacaklardır; çünkü her şeye kara gözlüklerle bakan, sürekli en kötü olasılıktan korkan ve önlemlerini buna göre alan biri, her şeye pembe gözlüklerle ve iyimser bakan biri gibi sık sık yanlış hesap yapmış olmayacaktır.

– Ama yine de, koşullara göre, en sağlıklı ve hatta en neşeli insan bile, acıların ya da kaçınılmaz bir biçimde yaklaşan felaketin büyüklüğü ölüm korkusunu yendiğinde, intihar etmeye karar verebilir.

– İç dünyası zengin bir insan, her şeyden önce acı çekmemeye, kendini ihmal etmemeye, dinginliğe ve kendi başına kalmaya yönelecektir, yani sakin, alçakgönüllü ama olabildiğince engellenmemiş bir yaşam arayacaktır ve buna göre, sözümona insanlarla kimi tanışıklıklardan sonra, kendi köşesine çekilmişliği ve hatta, büyük bir kafaysa eğer, yalnızlığı seçecektir. Çünkü bir kimse kendinde ne çok şeye sahipse, dışarıdan o denli az şeye gereksinir ve ötekiler de o denli az onun olabilirler. Bu yüzden, zihnin kendinde olağanüstülüğü, toplumdan uzak durmasına yol açar.

– “Delinin yaşamı, ölümden beterdir.” Jesus Sirach

– “Mutluluk kendi kendine yetenlerindir.” Aristoteles

– Üstelik esas olarak, kötülüktür dünyaya egemen olan ve budalalık da büyük söz sahibidir.

– Felsefem bana asla bir şeyler getirmedi, ama çok şeyi benden uzak tuttu.

– “Gerçek zenginlik sadece ruhun içsel zenginliğidir,
Geri kalan ne varsa, kazançtan çok bela getirir.” Lucian, Anthol., I, 67

– “Düşünmekte, tatlı bir yaşam yoktur.” Aias, 550

– “Fazla bilgelik olan yerde, fazla keder vardır.” Vaiz, 1, 18

– Nasıl ki bir kediyi okşadığımızda engel olamayacağımız bir biçimde mırlamaya başlarsa, iddialı olduğu alanda övülen bir insanın yüzünü de, övgü apaçık yalan olsa bile tatlı bir sevinç kaplar.

– Ayrıca, başkalarının bilincinde neyin olup bittiği, o haliyle bizi ilgilendirmez; biz de kafalarının çoğunun içindeki düşüncelerin yüzeyselliği ve boşluğu, kavramlarının sınırlılığı, zihniyetin bayalığı, görüşlerinin yanlışlığı ve yanılgılarının sayısı hakkında yeterli bilgiye sahip olduğumuzda ve üstelik kendi deneyimimizle, bir kimseden artık korkulmadığında ya da artık onun kulağına gitmeyeceğine inanıldığında, ara sıra o kişiden nasıl küçümsemeyle söz edildiğini gördüğümüzde; ama özellikle yarım düzine koyun kafalının, büyük bir adam hakkında nasıl aşağılamayla konuştuklarını duyduğumuzda, yavaş yavaş, başkalarının düşüncesine karşı aldırışsız oluruz.

– Buna karşılık, insanların yaşamları boyunca, durmak bilmez bir çalışmayla ve binlerce tehlike ve sıkıntı altında, yorulmadan ulaşmaya çabaladıkları hemen hemen her şeyin son amacının, böylelikle başkalarının görüşündeki yerlerini yükseltmek olduğunu; yani yalnızca mevki, rütbe ve nişanlarla değil, tersine zenginlikle ve hatta bilimle ve sanatla bile temelde ve esas olarak bu amacı güttükleri ve ulaşılmak istenen asıl hedefin başkalarından daha büyük bir saygı görmek olduğu görülürse, bu durum ne yazık ki insanların büyük budalalığını kanıtlar.

– Buna uygun olarak kibir geveze, gurur da suskun yapar.

– Yaşlılara saygı gösterilmesinin nedeni, öyle görünüyor ki, genç insanların onurunun varsayım olarak kabul edilmiş olsa da henüz sınanmamış olması, bu yüzden aslında krediye dayanıyor olmasıdır. Ama yaşlıların, değişmekle birlikte onurlarını kanıtlayıp kanıtlamadıkları, yaşamın içinde belli olmuş olmalıdır. Çünkü ne kendi başına yılların sayısı, ki buna hayvanlar da ulaşırlar ve bazı hayvanlarda bu sayı çok yüksektir, ne de dünyanın akışının salt daha ayrıntılı bir bilgisi, gençlerin yaşlılara saygı göstermesi için yeterli bir nedendir; ama yine de bu saygı beklenir.

– Karşıtlar birbirinden nefret ederler ve ağır basan üstünlüklerin görülmesi, değersizliğin sessiz öfkesini doğurur.

– Sokrates’e sık sık yaptığı tartışmalar yüzünden, sık sık fiziksel olarak kötü davranılmıştır; o da bunlara kayıtsızlık içinde katlanmıştır: bir defasında kendisine bir tekme atıldığında, bunu sabırla sineye çekmiş, kendisine şaşıran bir kimseye de, “Beni bir eşek çifteleseydi, onu dava mı edecektim?” demişti. (Diog. Laert., II, 21) Bir başka kez, birisi ona, “Bu adam sana küfür ve hakaret etmiyor mu?” diye sorduklarında, Sokrates, “Hayır; çünkü onun söyledikleri bana uymuyor.” yanıtını vermişti.

– Seneca, 14. bölümde şöyle der: “Peki bir bilge, kendisine vurulduğunda ne yapmalıdır? Yüzüne vurulduğunda Cato ne yaptı? Galeyana gelmedi, yapılan haksızlığın intikamını almadı ama bağışlamadı da, hiçbir şey olmadığını söyledi.”

– Bir suçlamayı hak etmediğinin gerçekten bilincinde olan bir kimse, bu suçlamayı sakince küçümseyecektir.

– Ama, kendisine yönelik her türlü çatlak sesi, daha yüksek çıkmasın diye anında boğmaya çalışan kişinin de, kendi değeri hakkında zayıf bir görüşü var demektir.

– Bir vuruş, her insanın başka bir insana yapabileceği, ama böylelikle onun daha güçlü ya da daha becerikli olduğunu ya da ötekinin dikkatli davranmadığını kanıtlamayan küçük fiziksel bir kötülüktür ve öyle kalır.

– Ne ki, sığ olan sığ olanla, sıradan olan sıradan olanla, belirsiz olan muğlak olanla, beyinsiz olan akılsız olanla aynı türdendir ve en iyiler, kendileriyle kesinlikle aynı türden olan kendi yapıtlarını beğenirler.

– “Etkili olamıyorsun, her şey ruhsuz kalıyor,
Kendini üzme!
Bataklığa düşen bir taş
Halkalar oluşturmaz.” Goethe

– Hiç kuşkusuz, yaşam tadına varılmak için değil, atlatılmak, geride bırakılmak için vardır.

– Budala kişi, yaşamın hazlarının peşinden gider ve aldandığını görür; bilge kişi ise belalardan kaçınır. Bunda başarısız olsa da, bu kendi budalalığının değil, talihinin suçudur.

– Daha iyi, iyinin düşmanıdır. (Fransız atasözü)

– “Hiçbir insani şey, uğrunda büyük gayrete değmez.” Platon

– Ama güzel günlerimizi, onların farkında olmadan yaşarız: Ancak kötü günler geri geldiğinde, güzel günleri yeniden isteriz. Binlerce neşeli, hoş saati, asık suratla, tadını çıkarmadan geçiririz ve daha sonra, sıkıntılı zamanlarımızda, boşuna bir özlemle o günleri ararız.

– İnsan sadece yalnız olabildiği sürece, bütünüyle kendisi olur: Demek ki, yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez; çünkü insan ancak yalnız olduğunda özgürdür. Zorlama, her toplumun ayrılmaz arkadaşıdır ve her toplum, insanın kendi bireyselliği ne denli önemliyse o denli ağır gelen fedakarlıklar ister.

– Ayrıca, bir kimse doğanın sıralamasında ne denli yukarıda yer alıyorsa, esas olarak ve kaçınılmaz bir biçimde o denli daha yalnız kalır.

– Büyük zihinleri toplumdan tiksindirten, ötekilerinin yeteneklerinin ve bunun sonucunda (toplumsal) başarılarının eşit olmayışına karşılık, hakların ve bunun sonucunda istemlerin eşit olmasıdır.

– İçsel değeri ve zenginliği olan insanları, başka insanlarla bir arada olmayı, belirgin bir kendini yadsımayla aramak bir yana, bu bir arada olmanın istediği fedakarlıkları yapmaktan bile uzak tutan şey, belirli bir her şeye yeterlik duygusudur. Sıradan insanlar bunun tam tersini arkadaş canlılığı ve uyumluluk içinde yaparlar: Çünkü bunlar için, başkalarına katlanmak, kendi kendilerine katlanmaktan daha kolaydır. Dahası, dünyada, gerçekten değerli olana saygı gösterilmez ve saygı gösterilenin de hiçbir değeri yoktur.

– Çünkü, onları yanılgılar denizinde doğru yola sevk etmek için ve hamlıklarının ve bayağılıklarının karanlık uçurumundan, ışığa, kültüre ve soylulaşmaya çekmek için dünyaya gelmiş olanların, onların arasında, ama onlara ait olmadan yaşaması gereklidir; bu yüzden, gençliklerinden başlayarak, ötekilerinden belirgin bir biçimde değişik varlıklar olduklarını duyumsarlar; ama ancak yavaş yavaş, yılların içinden geçerek durumun açık bir bilgisine ulaşırlar; bundan sonra, ötekilerden zihinsel uzaklıklarının yanı sıra fiziksel bir uzaklığın bulunmasını ve kendisi de genel sıradanlıktan az ya da çok dışlanmış bulunmayan hiç kimsenin onlara yaklaşmamasını da isterler.

– Ama bir kez karar verilip de işe koyulundu mu ve iş yürümeye başlayıp da geriye sonucu beklemek kaldı mı, o zaman, yapılmış olan üzerinde sürekli düşünüp endişelenmemeli ve olası tehlikeler üzerinde ikide bir kaygılanmamalıdır; daha çok konudan bütünüyle uzaklaşılmalı, bu konu hakkındaki tüm düşünce yelpazesi kapatılmalı, zamanında her şeyin düşünülüp tartıldığı düşüncesiyle sakinleşilmelidir.

– İnsanların kendi mutsuzluklarını olabildiğince gizlemeye çalışmalarında, başarabildikleri ölçüde mutlu bir yüz ifadesi takınmalarında, bu duygunun payı var gibi görünüyor. Çektikleri acılardan, suçlu oldukları sonucunun çıkarılmasından korkmaktadırlar.

– Bunlar aslında şakacı hayaletlerdir, çünkü bir kere onlara ulaştık mı yok olup giderler; bu yüzden, vaat ettikleri şeyi asla vermedikleri deneyimini yaşarız. Ailesel, burjuva, toplumsal, kırsal yaşamın tekil sahneleri, konut, çevre, onur işareti, saygı kanıtlama imgeleri vb. bu türdendirler; sevgilinin simgesi de çoğu kez bunların arasındadır.

– Ama özellikle beyne, dinlenmesi için gereken ölçüde uyku tam olarak verilmelidir; çünkü, bir saat için kurulmak neyse, insan için de uyku odur.

– İlişkide üstünlük, sadece, ötekine hiçbir biçimde ve türde gereksinim duyulmamasından ve bunu belli etmekten ileri gelir. Bu yüzden, kadın olsun, erkek olsun herkese ara sıra, ondan bal gibi de vazgeçebileceğimizi duyumsatmak yararlıdır, dostluğu pekiştirir; hatta, çoğu insana ara sıra birazcık küçümseme hissettirmenin bir zararı yoktur.

– Öte yandan, birisi bizim için çok değerliyse, bunu ondan bir suçmuş gibi gizlemeliyiz. Bu elbette pek sevindirici değildir, ama doğrudur.

– Bağlantı ya da ilişki içinde olduğumuz birisi, bize hoş olmayan ya da kızgınlık uyandıran bir şey yaptığında; kendimize, sadece, onun bizim için, aynı şeyi daha güçlü bir biçimde, bir kez daha ve daha sık yapmasına izin vereceğimiz ölçüde değerli olup olmadığını sormalıyız. (Vazgeçmek ve unutmak demek, yaptığımız değerli deneyimleri pencereden dışarı atmak demektir.) Yanıtın evet olduğu durumda söylenecek çok şey olmayacaktır, çünkü konuşmak pek bir işe yaramaz: Konuyu, bir uyarıda bulunarak ya da bulunmayarak unutmamız gerekir, ama böylelikle bu durumla bir kez daha karşılaşacağımızı bilmeliyiz. Yanıtın hayır olduğu durumda ise, değerli arkadaşımızla ilişkimizi hemen ve sonsuza dek kesmeli ya da bir hizmetçi söz konusuysa, onu kovmalıyız. Çünkü, şimdi içtenlikle tam tersi yönde büyük yeminler etse de, gerekirse aynı şeyi ya da bütünüyle benzerini kaçınılmaz bir biçimde yeniden yapacaktır. O, her şeyi, her şeyi unutabilir, sadece kendi özünü unutamaz. Çünkü karakter kesinlikle düzeltilemez; insanın tüm eylemleri içsel bir ilkeden kaynaklandıkları için, bu yüzden, aynı koşullarda sürekli aynı şeyi yapması gerekir ve başka türlü davranamaz.

– Bu yüzden, ilişki kesilen bir arkadaşla yeniden barışmak bir zayıflıktır, bu zayıflığın cezası, bu arkadaş ilk fırsatta, tam da ilişkinin kesilmesine neden olan şeyi yeniden, üstelik kendi vazgeçilmezliğinin bilincinde olarak daha bir pervasızlıkla yaptığında ödenir.

– Çünkü bir özelliğe gerçekten eksiksiz bir biçimde sahip olan kişinin aklına, bunu ortaya koymak ve bununla çalım atmak gelmez; o, bu konuda bütünüyle sakindir. “Tıngırdayan nalın bir çivisi eksiktir ” diyen İspanyol atasözünün anlamı da budur.

– İnsan doğasının egoizmi bunun öyle karşısındadır ki, hakiki dostluk, devasa denizyılanları gibi, bir efsane mi oldukları yoksa herhangi bir yerde yaşıyor mu oldukları bilinmeyen şeylerdendir.

– Akıl ve zeka aslında, önceden kestirilemeyecek kadar ezici bir çoğunlukta nefret ve öfke uyandırırlar, bu öfke bunu duyumsayanın, bunun nedeninden yakınmaya hakkı olmadığı, hatta kendisinden bile gizlediği ölçüde daha acımasızdır.

– Bu yüzden Gracian haklı olarak şöyle söylüyor: “Sevilmenin biricik yolu, en saf hayvanın postuna bürünmektir.”

– Tam da bu yüzden her türden zihinsel üstünlük son derece yalnızlaştırıcı bir özelliktir: Lanetlenir ve nefret edilir ve bunun bahanesi olarak da sahibine her türlü hata yakıştırılır. Kadınlar arasında güzelliğin böyle bir etkisi vardır: Çok güzel kızlar ne bir kız arkadaş, ne kendilerine eşlik edebilecek bir hanım bulabilirler.

– Ama büyük yetenekler insanı her zaman gururlu kılarlar ve böylelikle yetenekleri az olanlara yaklaşmak için uygun değildirler; hatta, bu ikinciler karşısında büyük yeteneklerin gizlenmesi ve yadsınması gerekir.

– Bu söylenenler salt devlet hizmeti için değil, aydınların dünyasındaki onur mevkileri, şerefler ve hatta ün için de geçerlidir; örneğin akademilerde vasatlık hep en tepelerdedir, meziyet sahibi insanlar ise oraya ya geç çıkarlar ya da hiç çıkmazlar ve her yerde durum böyledir.

– Nezaket akıllılıktır, bunun sonucunda nezaketsizlik aptallıktır: nezaketsizlik yüzünen gereksiz yere ve bile bile düşman kazanmak, tıpkı insanın kendi evini kundaklaması gibi bir çılgınlıktır. Çünkü nezaket, oyuncak paralar gibidir, açıkça sahtedir: Bununla tasarruf etmek akılsızlık kanıtıdır; buna karşılık onu cömertçe kullanmak akıllılık kanıtıdır.

– Nasıl ki doğal halinde sert ve gevrek olan balmumu, birazcık sıcaklık karşısında, istenilen her şeklin verilebileceği ölçüde yumuşuyorsa; en dikkafalı ve düşmanca insan bile, birazcık nezaket ve güler yüzle, yumuşak ve iyi huylu yapılabilir. Buna göre, balmumu için sıcaklık neyse insanlar için de nezaket odur.

– Bako von Verulam’ın, iftira için olduğu kadar kendini övme için de geçerli olan, “Biraz izi kalır” sözü ve bunu ılımlı bir ölçüde önermesi pek de haksız sayılmaz.

– Kimilerine, nazik bir tavırla ve dostça bir sesle, doğrudan bir tehlikeye maruz kalmadan, gerçek kabalıklar bile söylenebilir.

– Zamanın tefeciliği böyledir işte: Bekleyemeyen herkes onun kurbanı olur. Kendi halinde akan zamanın gidişini hızlandırmak istemek en pahalı girişimdir.

– Hiçbir olay karşısında büyük sevinç ya da büyük üzüntü duymamalıdır; bunun bir nedeni, bu olayı her an yeniden biçimlendirebilecek olan, tüm şeylerin değişebilirliğidir; bir başka nedeni de, bizim için yararlı ya da zararlı şeyler hakkındaki yargımızın yanıltıcılığıdır; bu yanıltıcılık yüzünden hemen herkes bir defa, sonradan kendisi için çok iyi olduğu ortaya çıkan bir şeyden yakınmış ya da en büyük acıların kaynağı olacak bir şeye sevinmiştir.

– Çünkü kötü adımların cezası öteki dünyada çekilecekse de; aptalca adımların cezası bu dünyada çekilecektir.

– Belanın karşısında sinme, onu yüreklilikle karşıla.

– Gençliğimizde zaman bile daha yavaş atar adımlarını; bu yüzden yaşamımıın ilk çeyreği sadece en mutlu olanı değil, aynı zamanda en uzun olanıdır da, böylelikle geride de daha çok anı bırakır ve herkesin, sırası geldiğinde, sonraki iki çeyrekten daha çok bu dönemden anlatacak şeyi olacaktır. Hatta, yılın ilkbaharındaki gibi, yaşamın ilkbaharında da, günler önce sıkıcı bir uzunlukta olacaklardır. Sonbaharlarda ise kısalırlar ama daha neşeli ve daha durağan geçerler.

– Kimi zaman, uzak bir yeri özlediğimizi sanırız, oysa aslında yalnızca o sırada daha genç ve daha taze olduğumuz için, orada geçirdiğimiz zamanı özlemekteyizdir. Böylece zaman, bizi mekan maskesi altında yanıltır. Oraya yolculuk ettiğimizde, yanılsamanın farkına varırız.

– Buna göre yaşamımızın zamanı, aşağıya doğru yuvarlanan bir küreninki gibi, hızlandırılmış bir devinimdir; ve nasıl ki dönen bir yuvarlak levhadaki son nokta, merkezden uzaklığı ölçüsünde daha hızlı dönüyorsa, herkes için de zaman, yaşamın başlangıç noktasından uzaklaştığı ölçüde gitgide daha hızlı akar.

– Buna göre, bir genç, dünyadan alınacak şeylerin harika olduklarını, sadece nereden alınacaklarının bilinmesi gerektiğini düşünürken; yaşlı biri, Koheleth’in, “Her şey değersiz” sözünün asıl anlamını kavramıştır ve, altınla kaplı olsalar bile tüm fındıkların içlerinin boş olduğunu bilir.

– Vedalar’ın Upanişadlar’ında (cilt II, s.53), yaşamın doğal süresi yüz yıl olarak verilmektedir. Bunun doğru olduğuna inanıyorum; çünkü doksanıncı yaşlarını aşmış olanların, ötanaziye ulaştıklarını, yani hiçbir hastalık olmadan, felce uğramadan, kasılmadan, hırıldamadan, hatta kimi zaman benzi bile sararmadan, çoğun oturarak ve üstelik yemekten sonra öldüklerini, hatta buna ölmek bile denmez, yaşamaya son verdiklerini fark ettim.

– Euthanasie: Eski Yunancada ‘kolay ölüm’ anlamına geliyor. Schopenhauer bu sözcüğü, yaşlılık sonucu, eceliyle ölmek anlamında kullanıyor.

– Çok uzun yaşamı arzulamak, yine de bir yürekliliktir. Çünkü bir İspanyol atasözü der ki: “Çok yaşayan, çok da kötü şey yaşar.”

http://www.psikolojiportali.com/yasam-bilgeligi-uzerine-aforizmalar-arthur-schopenhauer/

2018-Yili „Etebetul Heqayiq“ Yili Dep Élan Qilindi


atebetul-hakayik-15012-15-B

Edib exmet bin mexmut yükneki yazghan „etebetül heqayiq“ namliq eser yéqinda türkiyede „hazirqi zaman türk tili bilen etebetul heqayiq-heqiqetning ishiki“ nami bilen neshr qilindi.

RFA/Erkin Tarim

B d t pen-medeniyet-ma’arip komitéti türkiye milliy komissiyonida 1-ayning 12-küni chaqirilghan 2018-2019-yilliq xizmet pilani tüzüsh yighinida 2018-yili „etebetul heqayiq yili“ dep élan qilin’ghan we bu heqte 2018-yili türkiyede néme pa’aliyetlerni élip bérish toghrisida muzakire élip bérilghan.

B d t pen-medeniyet-ma’arip komitéti türkiye milliy komissiyonining mudiri, proféssor öjal oghuz riyasetchilik qilghan yighin’gha türkiyede „etebetul heqayiq“ heqqide tetqiqat élip bériwatqan kishilerdin til tetqiqat idarisining mudiri, proféssor mustafa qachalin ependi, enqere uniwérsitéti til we tarix-jughrapiye fakultéti hazirqi zaman türkiy tilliri we edebiyatliri bölümining mudiri, proféssor sema barutju özönder xanim we enqerediki herqaysi uniwérsitétlardin oqutquchilar ishtirak qilghan. Yighinda qaraxaniylar xanliqi dewride ötken edib exmet yükneki yazghan „etebetul heqayiq“ namliq eserning türkiyede bayqilip, resmiy neshr qilin’ghanliqining 100-yilliqi munasiwiti bilen 2018-yilida türkiyede néme pa’aliyetlerni élip bérish toghrisida muzakire élip bérilghan.

B d t pen-medeniyet-ma’arip komitéti türkiye milliy komissiyonining mudiri öjal oghuz ependi bu heqtiki ziyaritimizni qobul qilip mundaq dédi: „bu yil noyabirda unescho 39-nöwetlik omumiy yighin chaqiridi. Yighinda türkiyening teklipige bina’en „etebetul heqayiq“ namliq eserning istanbulda bayqilip, neshr qilin’ghanliqining 100-yilliqi munasiwiti bilen 2018 yilini ‚dunya etebetul heqayiq yili‘ qilip békitish qobul qilindi. Buningdin bashqa 2019-yilida yüsüp xas hajibning ‚qutadghu bilik‘ namliq eserni yazghanliqining 950-yilini xatirilesh qarar qilindi. Biz 12-chésla herqaysi tetqiqat organliri we uniwérsitét oqutquchilirini chaqirip 2018-yilida ‚etebetul heqayiq‘ heqqide élip bérilidighan pa’aliyetler toghrisida muzakire élip barduq.“

Proféssor öjal oghuz ependi 2018-yilida „etebetul heqayiq“ toghrisida élip bérilidighan pa’aliyetler heqqide melumat bérip mundaq dédi: „‚etebetul heqayiq‘ namliq eserning türkchige terjime qilin’ghan nusxisi bar. ‚qutadghu bilik‘ ningmu shundaq. Toluq oqulmighan bezi nusxilirini qayta oqup, hemme mutexessislerning testiqlishidin ötken bir toluq nusxini otturigha qoyushni shundaqla bu ikki eserni qayta neshr qildurushni oylawatimiz ‚etebetul heqayiq‘ bilen ‚qutadghu bilik‘ ni tetqiq qilidighan kishilerdin bashqilar bu eserning mezmunidin bixewer. Bu ikki eser toghrisida ishlen’gen, kino, tiyatir we téléwiziye filimlirimu yoq. Shunga 2018-2019-yillirida bu ikki eserni xelqimizge tepsiliy chüshendürmekchimiz.“

Exmet yüknekining „etebetul heqayiq“ namliq esiri 14 bab, uning aldinqi 4 babi kirish söz qismi, kéyinki 10 bab asasiy mezmun qismi. Sha’ir öz esirini, „türkiy kitab“ dep atighan. Edib ehmed yüknekidin kéyinrek ötken emir arslan xoja tarqan dégen kishi eserning axirisigha yazghan ilawiside mundaq dégen:

Tamami erur kashgher tili birle,
Aytmish edib riqqati dil birle.
Eger bilse kashgher tilin her kishi,
Bilur ol edipning ne kim aytmish. 

Buningda eserning qeshqer tilida, yeni 12-esirdiki xaqaniye tilida yézilghanliqi bayan qilin’ghan. Eser pelsepiwi we didaktik dastan bolup, uyghur klassik edebiyat tarixidimu muhim orun’gha ige. Qaraxaniylar dewride yézilghan „türkiy tillar diwani“, „etebetul heqayiq“, „qutadghu bilik“ qatarliq eserler türkologlar teripidin pütün türkiy milletlerning ortaq mirasi dep qarilidu. Undaqta, 2018-yilini dunyada „etebetul heqayiq“ yili dep élan qilinishining uyghurshunasliqqa, jümlidin uyghurlarni tonushturushqa qandaq paydisi bar?

Bu heqte köz qarishini igilesh üchün izmirdiki ege uniwérsitéti oqutquchisi, proféssor alimjan inayet ependi, we enqerediki hajettepe uniwérsitétining tarix oqutquchisi doktor erkin ekrem ependiler bilen söhbet élip barduq.

Alimjan inayet ependi b d t teripidin 2018-yilining „etebetul heqayiq“ yili dep élan qilinishining bashqa türkiy milletler üchün bolghinidek, uyghurlar üchünmu zor ehmiyetke ige ikenlikini, chünki xaqaniye tilini qedimki uyghur tilining dawami déyishke bolidighanliqini tekitlidi.

Doktor erkin ekrem ependi tarixiy jehettin élip éytqanda u mezgilde yézilghan „etebetul heqayiq“ we uninggha oxshash eserlerning türkiy milletlerning ortaq esiri ikenlikini bayan qildi.

Proféssor alimjan inayet ependi bu yil türkiyede „etebetul heqayiq“ yili munasiwiti bilen köp sanda ilmiy muhakime yighini ötküzülidighanliqini, buningdin uyghur ilmiy xadimlarning yaxshi paydilinishi kéreklikini tekitlidi.

Doktor erkin ekrem ependi 2018-yilining b d t teripidin „etebetul heqayiq“ yili élan qilin’ghan bolghachqa dunyaning herqaysi jaylirida nurghun pa’aliyetler ötküzülidighanliqini, buningdin paydilinip uyghurlarning tili, tarixi we bügünki weziyitining otturigha qoyulidighanliqini bayan qildi.

Exmet yükneki yazghan „etebetul heqayiq“ namliq eserning nami „heqiqetler ishiki“ dégen menide bolup, mezkur eserning hazirqi zaman uyghur tilidiki yeshmisi 1980-yili uyghur tilshunaslardin xemit tömür we tursun ayuplar teripidin neshrge teyyarlinip, milletler neshriyati teripidin neshr qilindi.Erkin Trim

The Novalis: German a poet, author, mystic,and philosopher of Early German Romanticism


220px-Novalis_bust

Novalis (German: [noˈvaːlɪs]) was the pseudonym and pen name of Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg (2 May 1772 – 25 March 1801), a poet, author, mystic, and philosopher of Early German Romanticism. Hardenberg’s professional work and university background, namely his study of mineralogy and management of salt mines in Saxony, was often ignored by his contemporary readers. The first studies showing important relations between his literary and professional works started in the 1960s.[2]

 

Novalis (1799), portrait by Franz Gareis
Born Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg
2 May 1772
OberwiederstedtElectorate of Saxony
Died 25 March 1801 (aged 28)
Weißenfels, Electorate of Saxony
Pen name Novalis
Occupation Prose writer, poet, mystic, philosopher, civil engineer, mineralogist
Nationality German
Alma mater University of Jena
Leipzig University
University of Wittenberg
Literary movement Jena Romanticism[1]

„Geceye Övgüler“

 

An Animated Introduction to Friedrich Nietzsche’s Philosophical Recipe for Getting Over the Sources of Regret, Disappointment and Suffering in Our Lives


The idea of acceptance has found much, well… acceptance in our therapeutic culture, by way of Elisabeth Kübler-Ross’ five stages of grief, 12-step programs, the wave of secular mindfulness practices, the body-acceptance movement, etc. All of these interventions into depressed, bereaved, guilt-ridden, and/or anxious states of mind have their own aims and methods, which sometimes overlap, sometimes do not. But what they all share, perhaps, for all the struggle involved, is a general sense of optimism about acceptance.

One cannot say this definitively about the Stoic idea of amor fati—the instruction to “love one’s fate”—though you might be persuaded to think otherwise if you google the term and come up with a couple dozen popularizations. Yes, there’s love in the name, but the fate we’re asked to embrace may just as well be painful and debilitating as pleasurable and uplifting. We cannot change what has happened to us, or much control what’s going to happen, so we might as well just get used to it, so to speak.

If this isn’t exactly optimism in the sense of “it gets better,” it isn’t entirely pessimism either. But it can become a grim and joyless fatalistic exercise. Yet, as Friedrich Nietzsche used the term—and he used it with much relish—amor fati means not only accepting loss, suffering, mistakes, addictions, appearances, or mental and emotional turbulence; it means accepting all of iteverything and everyone that causes both pain and pleasure, as Alain de Botton says above, “with strength and an all-embracing attitude that borders on a kind of enthusiastic affection.”

“I do not want to wage war against what is ugly,” he wrote in The Gay Science, “I do not want to accuse; I do not even want to accuse those who accuse.” Readers of Nietzsche may find themselves picking up any one of his books, including The Gay Science, to see him doing all of the above, constantly, on any random page. But his is never a systematic philosophy, but an expression of passion and attitude, inconsistent in its parts but, as a whole, surprisingly holistic. “My formula for greatness in a human being,” he writes in Ecce Homo, “is amor fati

That one wants nothing to be different, not forward, not backward, not in all eternity. Not merely bear what is necessary, still less conceal it… but love it.

Although the concept may remind us of Stoic philosophy, and is very often discussed in those terms, Nietzsche saw such thought—as he understood it—as gloomy, ascetic, and life-denying. His use of amor fati goes beyond mere resignation to something more radical, and very difficult for the human mind to stomach, to use a somewhat Nietzschean figure of speech. “It encompasses the whole of world history (including the most horrific episodes),” notes aLeiden University summary, “and Nietzsche’s own role in this history.” Above all, he desired, he wrote, to be a “Yes-sayer.”

Is amor fati a remedy for regret, dissatisfaction, the endlessly restless desire for social and self-improvement? Can it banish our agony over history’s nightmares and our personal records of failure? De Botton thinks so, but one never really knows with Nietzsche—his often satirical exaggerations can turn themselves inside out, becoming exactly the opposite of what we expect. Yet above all, what he always turns away from are absolute ideals; we should never take his amor fati as some kind of divine commandment. It works in dialectical relation to his more vigorous critical spirit, and should be applied with a situational and pragmatic eye. In this sense, amor fati can be seen as instrumental—a tool to bring us out of the paralysis of despair and condemnation and into an active realm, guided by a radically loving embrace of it all.

Related Content:

The Philosophy of “Optimistic Nihilism,” Or How to Find Purpose in a Meaningless Universe

Nietzsche Lays Out His Philosophy of Education and a Still-Timely Critique of the Modern University (1872)

An Animated Introduction to Stoicism, the Ancient Greek Philosophy That Lets You Lead a Happy, Fulfilling Life

The Digital Nietzsche: Download Nietzsche’s Major Works as Free eBooks

Josh Jones is a writer and musician based in Durham, NC. Follow him at @jdmagness

http://www.openculture.com/2018/01/an-animated-introduction-to-friedrich-nietzsches-philosophical-recipe-for-getting-over-the-sources-of-regret-disappointment-and-suffering-in-our-lives.html