„Sokrates’in Savunması“
Seslendiren: Akın ALTAN
Seslendiren: Akın ALTAN
Seslendiren: Akın ALTAN

– “Kolay şey değildir mutluluk, kendimizde bulmak çok zor, başka yerde bulmak imkansızdır.” Chamfort
– Yaşamı olabildiğince rahat ve mutlu bir biçimde sürdürme sanatı anlamında alıyorum, ki bu sanatın kılavuzu mutluluk öğretisi olarak da adlandırılabilir: Buna göre bu kavram mutlu bir varoluşun yolunun gösterilmesi olurdu. Bu varoluş da yine, arı, nesnel bir gözle incelendiğinde ya da daha çok (burada öznel bir yargı söz konusu olduğundan) soğukkanlı ve olgun bir düşünüşle, olsa olsa var olmamaya karar vermeyi tercih edecek bir varoluş olarak tanımlanabilirdi.
– Voltaire diyor ki: “Bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.”
– Bu yüzden aynı dışsal olaylar ya da koşullar, herkesi bütünüyle başka başka etkilerler ve herkes aynı ortamda yine de başka bir dünyada yaşar.
– Kimse kendi bireyselliğinin dışına çıkamaz.
– İnsanın mutluluğunun ölçüsü bireyselliğiyle önceden belirlenmiştir.
– “Felsefede, politikada, edebiyatta, ya da sanatlarda olağanüstü olan tüm insanlar, melankoliktirler.” Aristoteles
– Dysklos’un tasarladığı on şeyden dokuzu gerçekleşirse, bu gerçekleşenlere sevinmez de, gerçekleşemeyen bir tanesine üzülür; bunun tersi olarak, eukolos gerçekleşmiş tek bir tasarısıyla avunmasını ve neşelenmesini bilir – ama her kötülüğün bir telafisi olduğu gibi, burada da dyskolos’lar yani en karanlık ve kaygılı karakterler, bir bütün olarak, neşeli ve tasasızlardan daha çok sayıda hayali ama daha az sayıda gerçek kazayı ve acıyı yaşamak zorunda kalacaklardır; çünkü her şeye kara gözlüklerle bakan, sürekli en kötü olasılıktan korkan ve önlemlerini buna göre alan biri, her şeye pembe gözlüklerle ve iyimser bakan biri gibi sık sık yanlış hesap yapmış olmayacaktır.
– Ama yine de, koşullara göre, en sağlıklı ve hatta en neşeli insan bile, acıların ya da kaçınılmaz bir biçimde yaklaşan felaketin büyüklüğü ölüm korkusunu yendiğinde, intihar etmeye karar verebilir.
– İç dünyası zengin bir insan, her şeyden önce acı çekmemeye, kendini ihmal etmemeye, dinginliğe ve kendi başına kalmaya yönelecektir, yani sakin, alçakgönüllü ama olabildiğince engellenmemiş bir yaşam arayacaktır ve buna göre, sözümona insanlarla kimi tanışıklıklardan sonra, kendi köşesine çekilmişliği ve hatta, büyük bir kafaysa eğer, yalnızlığı seçecektir. Çünkü bir kimse kendinde ne çok şeye sahipse, dışarıdan o denli az şeye gereksinir ve ötekiler de o denli az onun olabilirler. Bu yüzden, zihnin kendinde olağanüstülüğü, toplumdan uzak durmasına yol açar.
– “Delinin yaşamı, ölümden beterdir.” Jesus Sirach
– “Mutluluk kendi kendine yetenlerindir.” Aristoteles
– Üstelik esas olarak, kötülüktür dünyaya egemen olan ve budalalık da büyük söz sahibidir.
– Felsefem bana asla bir şeyler getirmedi, ama çok şeyi benden uzak tuttu.
– “Gerçek zenginlik sadece ruhun içsel zenginliğidir,
Geri kalan ne varsa, kazançtan çok bela getirir.” Lucian, Anthol., I, 67
– “Düşünmekte, tatlı bir yaşam yoktur.” Aias, 550
– “Fazla bilgelik olan yerde, fazla keder vardır.” Vaiz, 1, 18
– Nasıl ki bir kediyi okşadığımızda engel olamayacağımız bir biçimde mırlamaya başlarsa, iddialı olduğu alanda övülen bir insanın yüzünü de, övgü apaçık yalan olsa bile tatlı bir sevinç kaplar.
– Ayrıca, başkalarının bilincinde neyin olup bittiği, o haliyle bizi ilgilendirmez; biz de kafalarının çoğunun içindeki düşüncelerin yüzeyselliği ve boşluğu, kavramlarının sınırlılığı, zihniyetin bayalığı, görüşlerinin yanlışlığı ve yanılgılarının sayısı hakkında yeterli bilgiye sahip olduğumuzda ve üstelik kendi deneyimimizle, bir kimseden artık korkulmadığında ya da artık onun kulağına gitmeyeceğine inanıldığında, ara sıra o kişiden nasıl küçümsemeyle söz edildiğini gördüğümüzde; ama özellikle yarım düzine koyun kafalının, büyük bir adam hakkında nasıl aşağılamayla konuştuklarını duyduğumuzda, yavaş yavaş, başkalarının düşüncesine karşı aldırışsız oluruz.
– Buna karşılık, insanların yaşamları boyunca, durmak bilmez bir çalışmayla ve binlerce tehlike ve sıkıntı altında, yorulmadan ulaşmaya çabaladıkları hemen hemen her şeyin son amacının, böylelikle başkalarının görüşündeki yerlerini yükseltmek olduğunu; yani yalnızca mevki, rütbe ve nişanlarla değil, tersine zenginlikle ve hatta bilimle ve sanatla bile temelde ve esas olarak bu amacı güttükleri ve ulaşılmak istenen asıl hedefin başkalarından daha büyük bir saygı görmek olduğu görülürse, bu durum ne yazık ki insanların büyük budalalığını kanıtlar.
– Buna uygun olarak kibir geveze, gurur da suskun yapar.
– Yaşlılara saygı gösterilmesinin nedeni, öyle görünüyor ki, genç insanların onurunun varsayım olarak kabul edilmiş olsa da henüz sınanmamış olması, bu yüzden aslında krediye dayanıyor olmasıdır. Ama yaşlıların, değişmekle birlikte onurlarını kanıtlayıp kanıtlamadıkları, yaşamın içinde belli olmuş olmalıdır. Çünkü ne kendi başına yılların sayısı, ki buna hayvanlar da ulaşırlar ve bazı hayvanlarda bu sayı çok yüksektir, ne de dünyanın akışının salt daha ayrıntılı bir bilgisi, gençlerin yaşlılara saygı göstermesi için yeterli bir nedendir; ama yine de bu saygı beklenir.
– Karşıtlar birbirinden nefret ederler ve ağır basan üstünlüklerin görülmesi, değersizliğin sessiz öfkesini doğurur.
– Sokrates’e sık sık yaptığı tartışmalar yüzünden, sık sık fiziksel olarak kötü davranılmıştır; o da bunlara kayıtsızlık içinde katlanmıştır: bir defasında kendisine bir tekme atıldığında, bunu sabırla sineye çekmiş, kendisine şaşıran bir kimseye de, “Beni bir eşek çifteleseydi, onu dava mı edecektim?” demişti. (Diog. Laert., II, 21) Bir başka kez, birisi ona, “Bu adam sana küfür ve hakaret etmiyor mu?” diye sorduklarında, Sokrates, “Hayır; çünkü onun söyledikleri bana uymuyor.” yanıtını vermişti.
– Seneca, 14. bölümde şöyle der: “Peki bir bilge, kendisine vurulduğunda ne yapmalıdır? Yüzüne vurulduğunda Cato ne yaptı? Galeyana gelmedi, yapılan haksızlığın intikamını almadı ama bağışlamadı da, hiçbir şey olmadığını söyledi.”
– Bir suçlamayı hak etmediğinin gerçekten bilincinde olan bir kimse, bu suçlamayı sakince küçümseyecektir.
– Ama, kendisine yönelik her türlü çatlak sesi, daha yüksek çıkmasın diye anında boğmaya çalışan kişinin de, kendi değeri hakkında zayıf bir görüşü var demektir.
– Bir vuruş, her insanın başka bir insana yapabileceği, ama böylelikle onun daha güçlü ya da daha becerikli olduğunu ya da ötekinin dikkatli davranmadığını kanıtlamayan küçük fiziksel bir kötülüktür ve öyle kalır.
– Ne ki, sığ olan sığ olanla, sıradan olan sıradan olanla, belirsiz olan muğlak olanla, beyinsiz olan akılsız olanla aynı türdendir ve en iyiler, kendileriyle kesinlikle aynı türden olan kendi yapıtlarını beğenirler.
– “Etkili olamıyorsun, her şey ruhsuz kalıyor,
Kendini üzme!
Bataklığa düşen bir taş
Halkalar oluşturmaz.” Goethe
– Hiç kuşkusuz, yaşam tadına varılmak için değil, atlatılmak, geride bırakılmak için vardır.
– Budala kişi, yaşamın hazlarının peşinden gider ve aldandığını görür; bilge kişi ise belalardan kaçınır. Bunda başarısız olsa da, bu kendi budalalığının değil, talihinin suçudur.
– Daha iyi, iyinin düşmanıdır. (Fransız atasözü)
– “Hiçbir insani şey, uğrunda büyük gayrete değmez.” Platon
– Ama güzel günlerimizi, onların farkında olmadan yaşarız: Ancak kötü günler geri geldiğinde, güzel günleri yeniden isteriz. Binlerce neşeli, hoş saati, asık suratla, tadını çıkarmadan geçiririz ve daha sonra, sıkıntılı zamanlarımızda, boşuna bir özlemle o günleri ararız.
– İnsan sadece yalnız olabildiği sürece, bütünüyle kendisi olur: Demek ki, yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez; çünkü insan ancak yalnız olduğunda özgürdür. Zorlama, her toplumun ayrılmaz arkadaşıdır ve her toplum, insanın kendi bireyselliği ne denli önemliyse o denli ağır gelen fedakarlıklar ister.
– Ayrıca, bir kimse doğanın sıralamasında ne denli yukarıda yer alıyorsa, esas olarak ve kaçınılmaz bir biçimde o denli daha yalnız kalır.
– Büyük zihinleri toplumdan tiksindirten, ötekilerinin yeteneklerinin ve bunun sonucunda (toplumsal) başarılarının eşit olmayışına karşılık, hakların ve bunun sonucunda istemlerin eşit olmasıdır.
– İçsel değeri ve zenginliği olan insanları, başka insanlarla bir arada olmayı, belirgin bir kendini yadsımayla aramak bir yana, bu bir arada olmanın istediği fedakarlıkları yapmaktan bile uzak tutan şey, belirli bir her şeye yeterlik duygusudur. Sıradan insanlar bunun tam tersini arkadaş canlılığı ve uyumluluk içinde yaparlar: Çünkü bunlar için, başkalarına katlanmak, kendi kendilerine katlanmaktan daha kolaydır. Dahası, dünyada, gerçekten değerli olana saygı gösterilmez ve saygı gösterilenin de hiçbir değeri yoktur.
– Çünkü, onları yanılgılar denizinde doğru yola sevk etmek için ve hamlıklarının ve bayağılıklarının karanlık uçurumundan, ışığa, kültüre ve soylulaşmaya çekmek için dünyaya gelmiş olanların, onların arasında, ama onlara ait olmadan yaşaması gereklidir; bu yüzden, gençliklerinden başlayarak, ötekilerinden belirgin bir biçimde değişik varlıklar olduklarını duyumsarlar; ama ancak yavaş yavaş, yılların içinden geçerek durumun açık bir bilgisine ulaşırlar; bundan sonra, ötekilerden zihinsel uzaklıklarının yanı sıra fiziksel bir uzaklığın bulunmasını ve kendisi de genel sıradanlıktan az ya da çok dışlanmış bulunmayan hiç kimsenin onlara yaklaşmamasını da isterler.
– Ama bir kez karar verilip de işe koyulundu mu ve iş yürümeye başlayıp da geriye sonucu beklemek kaldı mı, o zaman, yapılmış olan üzerinde sürekli düşünüp endişelenmemeli ve olası tehlikeler üzerinde ikide bir kaygılanmamalıdır; daha çok konudan bütünüyle uzaklaşılmalı, bu konu hakkındaki tüm düşünce yelpazesi kapatılmalı, zamanında her şeyin düşünülüp tartıldığı düşüncesiyle sakinleşilmelidir.
– İnsanların kendi mutsuzluklarını olabildiğince gizlemeye çalışmalarında, başarabildikleri ölçüde mutlu bir yüz ifadesi takınmalarında, bu duygunun payı var gibi görünüyor. Çektikleri acılardan, suçlu oldukları sonucunun çıkarılmasından korkmaktadırlar.
– Bunlar aslında şakacı hayaletlerdir, çünkü bir kere onlara ulaştık mı yok olup giderler; bu yüzden, vaat ettikleri şeyi asla vermedikleri deneyimini yaşarız. Ailesel, burjuva, toplumsal, kırsal yaşamın tekil sahneleri, konut, çevre, onur işareti, saygı kanıtlama imgeleri vb. bu türdendirler; sevgilinin simgesi de çoğu kez bunların arasındadır.
– Ama özellikle beyne, dinlenmesi için gereken ölçüde uyku tam olarak verilmelidir; çünkü, bir saat için kurulmak neyse, insan için de uyku odur.
– İlişkide üstünlük, sadece, ötekine hiçbir biçimde ve türde gereksinim duyulmamasından ve bunu belli etmekten ileri gelir. Bu yüzden, kadın olsun, erkek olsun herkese ara sıra, ondan bal gibi de vazgeçebileceğimizi duyumsatmak yararlıdır, dostluğu pekiştirir; hatta, çoğu insana ara sıra birazcık küçümseme hissettirmenin bir zararı yoktur.
– Öte yandan, birisi bizim için çok değerliyse, bunu ondan bir suçmuş gibi gizlemeliyiz. Bu elbette pek sevindirici değildir, ama doğrudur.
– Bağlantı ya da ilişki içinde olduğumuz birisi, bize hoş olmayan ya da kızgınlık uyandıran bir şey yaptığında; kendimize, sadece, onun bizim için, aynı şeyi daha güçlü bir biçimde, bir kez daha ve daha sık yapmasına izin vereceğimiz ölçüde değerli olup olmadığını sormalıyız. (Vazgeçmek ve unutmak demek, yaptığımız değerli deneyimleri pencereden dışarı atmak demektir.) Yanıtın evet olduğu durumda söylenecek çok şey olmayacaktır, çünkü konuşmak pek bir işe yaramaz: Konuyu, bir uyarıda bulunarak ya da bulunmayarak unutmamız gerekir, ama böylelikle bu durumla bir kez daha karşılaşacağımızı bilmeliyiz. Yanıtın hayır olduğu durumda ise, değerli arkadaşımızla ilişkimizi hemen ve sonsuza dek kesmeli ya da bir hizmetçi söz konusuysa, onu kovmalıyız. Çünkü, şimdi içtenlikle tam tersi yönde büyük yeminler etse de, gerekirse aynı şeyi ya da bütünüyle benzerini kaçınılmaz bir biçimde yeniden yapacaktır. O, her şeyi, her şeyi unutabilir, sadece kendi özünü unutamaz. Çünkü karakter kesinlikle düzeltilemez; insanın tüm eylemleri içsel bir ilkeden kaynaklandıkları için, bu yüzden, aynı koşullarda sürekli aynı şeyi yapması gerekir ve başka türlü davranamaz.
– Bu yüzden, ilişki kesilen bir arkadaşla yeniden barışmak bir zayıflıktır, bu zayıflığın cezası, bu arkadaş ilk fırsatta, tam da ilişkinin kesilmesine neden olan şeyi yeniden, üstelik kendi vazgeçilmezliğinin bilincinde olarak daha bir pervasızlıkla yaptığında ödenir.
– Çünkü bir özelliğe gerçekten eksiksiz bir biçimde sahip olan kişinin aklına, bunu ortaya koymak ve bununla çalım atmak gelmez; o, bu konuda bütünüyle sakindir. “Tıngırdayan nalın bir çivisi eksiktir ” diyen İspanyol atasözünün anlamı da budur.
– İnsan doğasının egoizmi bunun öyle karşısındadır ki, hakiki dostluk, devasa denizyılanları gibi, bir efsane mi oldukları yoksa herhangi bir yerde yaşıyor mu oldukları bilinmeyen şeylerdendir.
– Akıl ve zeka aslında, önceden kestirilemeyecek kadar ezici bir çoğunlukta nefret ve öfke uyandırırlar, bu öfke bunu duyumsayanın, bunun nedeninden yakınmaya hakkı olmadığı, hatta kendisinden bile gizlediği ölçüde daha acımasızdır.
– Bu yüzden Gracian haklı olarak şöyle söylüyor: “Sevilmenin biricik yolu, en saf hayvanın postuna bürünmektir.”
– Tam da bu yüzden her türden zihinsel üstünlük son derece yalnızlaştırıcı bir özelliktir: Lanetlenir ve nefret edilir ve bunun bahanesi olarak da sahibine her türlü hata yakıştırılır. Kadınlar arasında güzelliğin böyle bir etkisi vardır: Çok güzel kızlar ne bir kız arkadaş, ne kendilerine eşlik edebilecek bir hanım bulabilirler.
– Ama büyük yetenekler insanı her zaman gururlu kılarlar ve böylelikle yetenekleri az olanlara yaklaşmak için uygun değildirler; hatta, bu ikinciler karşısında büyük yeteneklerin gizlenmesi ve yadsınması gerekir.
– Bu söylenenler salt devlet hizmeti için değil, aydınların dünyasındaki onur mevkileri, şerefler ve hatta ün için de geçerlidir; örneğin akademilerde vasatlık hep en tepelerdedir, meziyet sahibi insanlar ise oraya ya geç çıkarlar ya da hiç çıkmazlar ve her yerde durum böyledir.
– Nezaket akıllılıktır, bunun sonucunda nezaketsizlik aptallıktır: nezaketsizlik yüzünen gereksiz yere ve bile bile düşman kazanmak, tıpkı insanın kendi evini kundaklaması gibi bir çılgınlıktır. Çünkü nezaket, oyuncak paralar gibidir, açıkça sahtedir: Bununla tasarruf etmek akılsızlık kanıtıdır; buna karşılık onu cömertçe kullanmak akıllılık kanıtıdır.
– Nasıl ki doğal halinde sert ve gevrek olan balmumu, birazcık sıcaklık karşısında, istenilen her şeklin verilebileceği ölçüde yumuşuyorsa; en dikkafalı ve düşmanca insan bile, birazcık nezaket ve güler yüzle, yumuşak ve iyi huylu yapılabilir. Buna göre, balmumu için sıcaklık neyse insanlar için de nezaket odur.
– Bako von Verulam’ın, iftira için olduğu kadar kendini övme için de geçerli olan, “Biraz izi kalır” sözü ve bunu ılımlı bir ölçüde önermesi pek de haksız sayılmaz.
– Kimilerine, nazik bir tavırla ve dostça bir sesle, doğrudan bir tehlikeye maruz kalmadan, gerçek kabalıklar bile söylenebilir.
– Zamanın tefeciliği böyledir işte: Bekleyemeyen herkes onun kurbanı olur. Kendi halinde akan zamanın gidişini hızlandırmak istemek en pahalı girişimdir.
– Hiçbir olay karşısında büyük sevinç ya da büyük üzüntü duymamalıdır; bunun bir nedeni, bu olayı her an yeniden biçimlendirebilecek olan, tüm şeylerin değişebilirliğidir; bir başka nedeni de, bizim için yararlı ya da zararlı şeyler hakkındaki yargımızın yanıltıcılığıdır; bu yanıltıcılık yüzünden hemen herkes bir defa, sonradan kendisi için çok iyi olduğu ortaya çıkan bir şeyden yakınmış ya da en büyük acıların kaynağı olacak bir şeye sevinmiştir.
– Çünkü kötü adımların cezası öteki dünyada çekilecekse de; aptalca adımların cezası bu dünyada çekilecektir.
– Belanın karşısında sinme, onu yüreklilikle karşıla.
– Gençliğimizde zaman bile daha yavaş atar adımlarını; bu yüzden yaşamımıın ilk çeyreği sadece en mutlu olanı değil, aynı zamanda en uzun olanıdır da, böylelikle geride de daha çok anı bırakır ve herkesin, sırası geldiğinde, sonraki iki çeyrekten daha çok bu dönemden anlatacak şeyi olacaktır. Hatta, yılın ilkbaharındaki gibi, yaşamın ilkbaharında da, günler önce sıkıcı bir uzunlukta olacaklardır. Sonbaharlarda ise kısalırlar ama daha neşeli ve daha durağan geçerler.
– Kimi zaman, uzak bir yeri özlediğimizi sanırız, oysa aslında yalnızca o sırada daha genç ve daha taze olduğumuz için, orada geçirdiğimiz zamanı özlemekteyizdir. Böylece zaman, bizi mekan maskesi altında yanıltır. Oraya yolculuk ettiğimizde, yanılsamanın farkına varırız.
– Buna göre yaşamımızın zamanı, aşağıya doğru yuvarlanan bir küreninki gibi, hızlandırılmış bir devinimdir; ve nasıl ki dönen bir yuvarlak levhadaki son nokta, merkezden uzaklığı ölçüsünde daha hızlı dönüyorsa, herkes için de zaman, yaşamın başlangıç noktasından uzaklaştığı ölçüde gitgide daha hızlı akar.
– Buna göre, bir genç, dünyadan alınacak şeylerin harika olduklarını, sadece nereden alınacaklarının bilinmesi gerektiğini düşünürken; yaşlı biri, Koheleth’in, “Her şey değersiz” sözünün asıl anlamını kavramıştır ve, altınla kaplı olsalar bile tüm fındıkların içlerinin boş olduğunu bilir.
– Vedalar’ın Upanişadlar’ında (cilt II, s.53), yaşamın doğal süresi yüz yıl olarak verilmektedir. Bunun doğru olduğuna inanıyorum; çünkü doksanıncı yaşlarını aşmış olanların, ötanaziye ulaştıklarını, yani hiçbir hastalık olmadan, felce uğramadan, kasılmadan, hırıldamadan, hatta kimi zaman benzi bile sararmadan, çoğun oturarak ve üstelik yemekten sonra öldüklerini, hatta buna ölmek bile denmez, yaşamaya son verdiklerini fark ettim.
– Euthanasie: Eski Yunancada ‘kolay ölüm’ anlamına geliyor. Schopenhauer bu sözcüğü, yaşlılık sonucu, eceliyle ölmek anlamında kullanıyor.
– Çok uzun yaşamı arzulamak, yine de bir yürekliliktir. Çünkü bir İspanyol atasözü der ki: “Çok yaşayan, çok da kötü şey yaşar.”
http://www.psikolojiportali.com/yasam-bilgeligi-uzerine-aforizmalar-arthur-schopenhauer/

Edib exmet bin mexmut yükneki yazghan „etebetül heqayiq“ namliq eser yéqinda türkiyede „hazirqi zaman türk tili bilen etebetul heqayiq-heqiqetning ishiki“ nami bilen neshr qilindi.
B d t pen-medeniyet-ma’arip komitéti türkiye milliy komissiyonida 1-ayning 12-küni chaqirilghan 2018-2019-yilliq xizmet pilani tüzüsh yighinida 2018-yili „etebetul heqayiq yili“ dep élan qilin’ghan we bu heqte 2018-yili türkiyede néme pa’aliyetlerni élip bérish toghrisida muzakire élip bérilghan.
B d t pen-medeniyet-ma’arip komitéti türkiye milliy komissiyonining mudiri, proféssor öjal oghuz riyasetchilik qilghan yighin’gha türkiyede „etebetul heqayiq“ heqqide tetqiqat élip bériwatqan kishilerdin til tetqiqat idarisining mudiri, proféssor mustafa qachalin ependi, enqere uniwérsitéti til we tarix-jughrapiye fakultéti hazirqi zaman türkiy tilliri we edebiyatliri bölümining mudiri, proféssor sema barutju özönder xanim we enqerediki herqaysi uniwérsitétlardin oqutquchilar ishtirak qilghan. Yighinda qaraxaniylar xanliqi dewride ötken edib exmet yükneki yazghan „etebetul heqayiq“ namliq eserning türkiyede bayqilip, resmiy neshr qilin’ghanliqining 100-yilliqi munasiwiti bilen 2018-yilida türkiyede néme pa’aliyetlerni élip bérish toghrisida muzakire élip bérilghan.
B d t pen-medeniyet-ma’arip komitéti türkiye milliy komissiyonining mudiri öjal oghuz ependi bu heqtiki ziyaritimizni qobul qilip mundaq dédi: „bu yil noyabirda unescho 39-nöwetlik omumiy yighin chaqiridi. Yighinda türkiyening teklipige bina’en „etebetul heqayiq“ namliq eserning istanbulda bayqilip, neshr qilin’ghanliqining 100-yilliqi munasiwiti bilen 2018 yilini ‚dunya etebetul heqayiq yili‘ qilip békitish qobul qilindi. Buningdin bashqa 2019-yilida yüsüp xas hajibning ‚qutadghu bilik‘ namliq eserni yazghanliqining 950-yilini xatirilesh qarar qilindi. Biz 12-chésla herqaysi tetqiqat organliri we uniwérsitét oqutquchilirini chaqirip 2018-yilida ‚etebetul heqayiq‘ heqqide élip bérilidighan pa’aliyetler toghrisida muzakire élip barduq.“
Proféssor öjal oghuz ependi 2018-yilida „etebetul heqayiq“ toghrisida élip bérilidighan pa’aliyetler heqqide melumat bérip mundaq dédi: „‚etebetul heqayiq‘ namliq eserning türkchige terjime qilin’ghan nusxisi bar. ‚qutadghu bilik‘ ningmu shundaq. Toluq oqulmighan bezi nusxilirini qayta oqup, hemme mutexessislerning testiqlishidin ötken bir toluq nusxini otturigha qoyushni shundaqla bu ikki eserni qayta neshr qildurushni oylawatimiz ‚etebetul heqayiq‘ bilen ‚qutadghu bilik‘ ni tetqiq qilidighan kishilerdin bashqilar bu eserning mezmunidin bixewer. Bu ikki eser toghrisida ishlen’gen, kino, tiyatir we téléwiziye filimlirimu yoq. Shunga 2018-2019-yillirida bu ikki eserni xelqimizge tepsiliy chüshendürmekchimiz.“
Exmet yüknekining „etebetul heqayiq“ namliq esiri 14 bab, uning aldinqi 4 babi kirish söz qismi, kéyinki 10 bab asasiy mezmun qismi. Sha’ir öz esirini, „türkiy kitab“ dep atighan. Edib ehmed yüknekidin kéyinrek ötken emir arslan xoja tarqan dégen kishi eserning axirisigha yazghan ilawiside mundaq dégen:
Tamami erur kashgher tili birle,
Aytmish edib riqqati dil birle.
Eger bilse kashgher tilin her kishi,
Bilur ol edipning ne kim aytmish.
Buningda eserning qeshqer tilida, yeni 12-esirdiki xaqaniye tilida yézilghanliqi bayan qilin’ghan. Eser pelsepiwi we didaktik dastan bolup, uyghur klassik edebiyat tarixidimu muhim orun’gha ige. Qaraxaniylar dewride yézilghan „türkiy tillar diwani“, „etebetul heqayiq“, „qutadghu bilik“ qatarliq eserler türkologlar teripidin pütün türkiy milletlerning ortaq mirasi dep qarilidu. Undaqta, 2018-yilini dunyada „etebetul heqayiq“ yili dep élan qilinishining uyghurshunasliqqa, jümlidin uyghurlarni tonushturushqa qandaq paydisi bar?
Bu heqte köz qarishini igilesh üchün izmirdiki ege uniwérsitéti oqutquchisi, proféssor alimjan inayet ependi, we enqerediki hajettepe uniwérsitétining tarix oqutquchisi doktor erkin ekrem ependiler bilen söhbet élip barduq.
Alimjan inayet ependi b d t teripidin 2018-yilining „etebetul heqayiq“ yili dep élan qilinishining bashqa türkiy milletler üchün bolghinidek, uyghurlar üchünmu zor ehmiyetke ige ikenlikini, chünki xaqaniye tilini qedimki uyghur tilining dawami déyishke bolidighanliqini tekitlidi.
Doktor erkin ekrem ependi tarixiy jehettin élip éytqanda u mezgilde yézilghan „etebetul heqayiq“ we uninggha oxshash eserlerning türkiy milletlerning ortaq esiri ikenlikini bayan qildi.
Proféssor alimjan inayet ependi bu yil türkiyede „etebetul heqayiq“ yili munasiwiti bilen köp sanda ilmiy muhakime yighini ötküzülidighanliqini, buningdin uyghur ilmiy xadimlarning yaxshi paydilinishi kéreklikini tekitlidi.
Doktor erkin ekrem ependi 2018-yilining b d t teripidin „etebetul heqayiq“ yili élan qilin’ghan bolghachqa dunyaning herqaysi jaylirida nurghun pa’aliyetler ötküzülidighanliqini, buningdin paydilinip uyghurlarning tili, tarixi we bügünki weziyitining otturigha qoyulidighanliqini bayan qildi.
Exmet yükneki yazghan „etebetul heqayiq“ namliq eserning nami „heqiqetler ishiki“ dégen menide bolup, mezkur eserning hazirqi zaman uyghur tilidiki yeshmisi 1980-yili uyghur tilshunaslardin xemit tömür we tursun ayuplar teripidin neshrge teyyarlinip, milletler neshriyati teripidin neshr qilindi.Erkin Trim

Novalis (German: [noˈvaːlɪs]) was the pseudonym and pen name of Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg (2 May 1772 – 25 March 1801), a poet, author, mystic, and philosopher of Early German Romanticism. Hardenberg’s professional work and university background, namely his study of mineralogy and management of salt mines in Saxony, was often ignored by his contemporary readers. The first studies showing important relations between his literary and professional works started in the 1960s.[2]
|
Novalis (1799), portrait by Franz Gareis
|
|
| Born | Georg Philipp Friedrich Freiherr von Hardenberg 2 May 1772 Oberwiederstedt, Electorate of Saxony |
|---|---|
| Died | 25 March 1801 (aged 28) Weißenfels, Electorate of Saxony |
| Pen name | Novalis |
| Occupation | Prose writer, poet, mystic, philosopher, civil engineer, mineralogist |
| Nationality | German |
| Alma mater | University of Jena Leipzig University University of Wittenberg |
| Literary movement | Jena Romanticism[1] |
Seslendiren: Akın ALTAN
Palto
Seslendiren: Akın ALTAN
„Delinin Defteri“
Seslendiren: Akın ALTAN
The idea of acceptance has found much, well… acceptance in our therapeutic culture, by way of Elisabeth Kübler-Ross’ five stages of grief, 12-step programs, the wave of secular mindfulness practices, the body-acceptance movement, etc. All of these interventions into depressed, bereaved, guilt-ridden, and/or anxious states of mind have their own aims and methods, which sometimes overlap, sometimes do not. But what they all share, perhaps, for all the struggle involved, is a general sense of optimism about acceptance.
One cannot say this definitively about the Stoic idea of amor fati—the instruction to “love one’s fate”—though you might be persuaded to think otherwise if you google the term and come up with a couple dozen popularizations. Yes, there’s love in the name, but the fate we’re asked to embrace may just as well be painful and debilitating as pleasurable and uplifting. We cannot change what has happened to us, or much control what’s going to happen, so we might as well just get used to it, so to speak.
If this isn’t exactly optimism in the sense of “it gets better,” it isn’t entirely pessimism either. But it can become a grim and joyless fatalistic exercise. Yet, as Friedrich Nietzsche used the term—and he used it with much relish—amor fati means not only accepting loss, suffering, mistakes, addictions, appearances, or mental and emotional turbulence; it means accepting all of it—everything and everyone that causes both pain and pleasure, as Alain de Botton says above, “with strength and an all-embracing attitude that borders on a kind of enthusiastic affection.”
“I do not want to wage war against what is ugly,” he wrote in The Gay Science, “I do not want to accuse; I do not even want to accuse those who accuse.” Readers of Nietzsche may find themselves picking up any one of his books, including The Gay Science, to see him doing all of the above, constantly, on any random page. But his is never a systematic philosophy, but an expression of passion and attitude, inconsistent in its parts but, as a whole, surprisingly holistic. “My formula for greatness in a human being,” he writes in Ecce Homo, “is amor fati”
That one wants nothing to be different, not forward, not backward, not in all eternity. Not merely bear what is necessary, still less conceal it… but love it.
Although the concept may remind us of Stoic philosophy, and is very often discussed in those terms, Nietzsche saw such thought—as he understood it—as gloomy, ascetic, and life-denying. His use of amor fati goes beyond mere resignation to something more radical, and very difficult for the human mind to stomach, to use a somewhat Nietzschean figure of speech. “It encompasses the whole of world history (including the most horrific episodes),” notes aLeiden University summary, “and Nietzsche’s own role in this history.” Above all, he desired, he wrote, to be a “Yes-sayer.”
Is amor fati a remedy for regret, dissatisfaction, the endlessly restless desire for social and self-improvement? Can it banish our agony over history’s nightmares and our personal records of failure? De Botton thinks so, but one never really knows with Nietzsche—his often satirical exaggerations can turn themselves inside out, becoming exactly the opposite of what we expect. Yet above all, what he always turns away from are absolute ideals; we should never take his amor fati as some kind of divine commandment. It works in dialectical relation to his more vigorous critical spirit, and should be applied with a situational and pragmatic eye. In this sense, amor fati can be seen as instrumental—a tool to bring us out of the paralysis of despair and condemnation and into an active realm, guided by a radically loving embrace of it all.
Related Content:
The Philosophy of “Optimistic Nihilism,” Or How to Find Purpose in a Meaningless Universe
The Digital Nietzsche: Download Nietzsche’s Major Works as Free eBooks
Josh Jones is a writer and musician based in Durham, NC. Follow him at @jdmagness

Uygur ülkesinde, Togla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Bu tepenin adına Hulin dağı denirdi. Hulin dağında birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. Bu ağaçlardan biri kayın ağacı idi. Bir gece, kayın ağacının üzerine gökten bir mavi ışık düştü. İki ırmak arasında yaşayan kişiler bu ışığı gördüler, ürpererek izlediler. Kutsal bir ışıktı bu; kayın ağacının üzerinde aylar boyu kaldı. Kutsal ışığın kayın ağacının üzerinde kaldığı süre içinde ağacın gövdesi büyüdükçe büyüdü, kabardı. Ağaçtan, çok güzel türküler gelmeye başladı. Gece oldu mu, ağacın otuz adım ötesine değin bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu.
Bir gün, ağacın gövdesi birdenbire yarılıverdi. İçinden beş küçük odacık görünümünde beş küçük çadır çıktı. Her odacığın içinde bir çocuk vardı. Çocukların ağızlarının üzerinde asılı birer emzik vardı; onlar bu emziklerden süt emiyorlardı. Işıktan doğmuş olan bu kutsal çocuklara halk ve halkın ileri gelenleri çok büyük saygı gösterdiler.
Çocukların en büyüğünün adı Sungur Tigin, ondan sonrakinin Kotur Tigin, üçüncüsünün Tükel Tigin, dördüncüsünün Or Tigin, beşinci ve en küçüğünün adı da Bögü Tigin idi. İnsanlar, bu beş çocuğu Tanrı’nın gönderdiğine inandılar. İçlerinden birini kagan yapmak istediler. Bögü Tigin ötekilerden daha güzel, daha yiğit, daha akıllı idi. Halk, Bögü Tigin’in hepsinden üstün olduğunu anladı, onu kagan seçti. Bögü Han, büyük bir törenle tahta çıktı. Kendisinden sonra gelen otuzdan fazla soyu da Uygurlar’ın başında kaldı.

Yıllar yılları kovaladı. Bir gün geldi, Yolun Tigin Uygurlar’a kagan oldu. Yolun Kağan’ın Kalı Tigin adında bir oğlu vardı. Yolun Kağan, oğlu Kalı Tigin’e çin konçuylarından (=prenseslerinden) Kiu-Lien’i eş olarak almayı uygun gördü. Kalı Tigin ile Kiu-Lien evlendiler.
Evlilikten sonra Kiu-Lien, sarayını Kara-Kurum’daki Hatun Dağı’nda kurdu. Hatun Dağı’na “Gök Ruhlarının Dağı” adı da verilirdi. Hatun Dağı’nın çevresinde daha bir çok dağ vardı. Bu dağlardan biri Tanrı Dağı idi. Tanrı Dağı’nın güneyinde de Kutlu Dağ bulunmaktaydı. Kutlu Dağ, koca bir kaya parçası idi.
Günlerden bir gün Çin elçileri, yanlarında falcılarla birlikte Kiu-Lien’in sarayına geldiler. Çin elçileri ile falcılar aralarında konuşup şöyle dediler.
“Türk ülkesinin tüm varlığı, bütün mutluluğu Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkler’i yıkmak istiyorsak bu kayayı ellerinden almalıyız.”
Elçiler aralarında böyle konuşup anlaştıktan sonra Kalı Kağan’a gittiler. Ona dediler ki:
“Siz bizim bir konçuyumuzla evlendiniz. Bizim de sizden bir dileğimiz olacak. Kutlu Dağ’ın taşları sizin saygıdeğer ülkenizce kullanılmamaktadır. Sizin yerinize biz bu taşları değerlendirelim.”

Yeni kagan, bu isteği yerine getirdiğinde sonucun nereye varacağını düşünemedi; Çinliler’in isteğini kabul etti. Böylece yurdun bir parçası olan kayayı onlara verdi. Oysa Kutlu Dağ kutsal bir kaya idi. Türk ülkesinin mutluluğu bu kayaya bağlıydı; kutsal taş Türk yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu. Tılsımlı kaya düşmana verilirse bu bütünlük parçalanacak, Türkler’in tüm mutluluğu yok olacaktı. Kağan bu kutsal kayayı Çinliler’e verdi. Ama kaya, kolay kolay sökülüp götürülecek gibi değildi. Bunu gören Çinliler kayanın çevresine odun kömür yığdılar, kayayı ateşe vurdular. Kaya iyice kızınca üstüne sirke döküp paramparça ettiler. Her bir parçayı aldılar, ülkelerine götürdüler.
İşte, ne olduysa o zaman oldu. Türkeli’nin bütün kurdu kuşu, bütün hayvanı dile geldi; kendi dillerince kayanın düşmana verilmesine duydukları acıyı anlattılar, ağladılar. Yedi gün sonra günahı bağışlanmaz düşüncesiz kagan öldü. Ne var ki, kaganın ölümüyle de ülke felaketten kurtulamadı. Bir Çin konçuyu (=prensesi) uğruna çekinilmeden bağışlanan yurdun kayası, Türkeli’nin felaketine neden oldu. Halk rahat yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buğulaştı, uçup gitti. Topraklar kurudu, ürün vermez oldu. Yolun Kağan’dan sonra başa geçen kaganlar da arka arkaya öldüler.

Günlerden sonra Türk tahtına Bögü Kağan’ın torunlarından biri oturdu. O zaman yurtta canlı-cansız, evcil-yaban, çoluk-çocuk, soluk alan-almayan her ne varsa bir ağızdan “Göç!… Göç!…” diye çığrışmağa başladılar. Derinden, iniltili, hüzün dolu, eli böğründe kalmış bir çığrışmaydı bu. İnlemelere yürek dayanmıyordu.
Uygurlar bu çığrışmaları bir ilahî buyruk bildiler. Toparlandılar, yola koyuldular. Yurtlarını, yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere göç ettiler.
Sonunda adına Turfan denilen bir yere geldiler. Burada sesler kesildi. Uygurlar bu yere kondular, beş kent kurup yerleştiler. Adını da Beş-Balıg koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.
http://blog.milliyet.com.tr/goc-destani-hulin-dagi-nin-isigi/Blog/?BlogNo=520397

KUTADGOBİLİK VE ATABETULHEKAYIK BM.- UNESCO’NUN 2018 KUTLAMA LİSTESİNE ALINDI
Türkiye açısından diğer önemli bir gelişme Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacip’in eseri Kutadgu Bilig’i (Mutluluk Veren Bilgi) yazışının 950. yıl dönümü Kazakistan ve Azerbaycan’ın desteğiyle 2019 UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri programına alındı. Ayrıca, Edip Ahmet Yükneki’nin 12. yüzyılda kaleme aldığı Atabetül Hakayık’ın basılışının da 100. yıl dönümü Kazakistan ve Kırgızistan’ın desteğiyle gelecek yılki Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri Programı’na girdi.
Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Türkiye, kültürel ve tarihi zenginlikleriyle bu yıl, Birleşmiş Milletler Bilim, Eğitim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) kültür ve yaratıcı şehirler ağı gibi birçok listesinde yerini aldı. Türkiye için bu yılın en önemli gelişmesi, örgütün 2017-2021 yılları dönemindeki Yürütme Kurulunda yer almaya hak kazanması oldu.
Fransa’nın başkenti Paris’te 30 Ekim- 14 Kasım tarihleri arasında düzenlenen UNESCO’nun 39. Genel Konferansı’nda yapılan seçimde Türkiye örgüte üye 134 ülkenin oyunu alarak kurula girmeye hak kazandı. Türkiye, kurulda 4 yıl görev yapacak.
Türkiye açısından diğer önemli bir gelişme Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacip’in eseri Kutadgu Bilig’i (Mutluluk Veren Bilgi) yazışının 950. yıl dönümü Kazakistan ve Azerbaycan’ın desteğiyle 2019 UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri programına alındı. Ayrıca, Edip Ahmet Yükneki’nin 12. yüzyılda kaleme aldığı Atabetül Hakayık’ın basılışının da 100. yıl dönümü Kazakistan ve Kırgızistan’ın desteğiyle gelecek yılki Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri Programı’na girdi.
UNESCO’nun Paris’teki Genel Merkezi’nde 24-27 Ekim’de düzenlenen Uluslararası Danışma Komitesi Toplantısı’nın ardından 78 yeni miras Dünya Belleği Kütüğü’ne alındı.
Türk Lehçeleri Divanı anlamını taşıyan ve 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut tarafından kaleme alınan Divanü Lugati’t-Türk ve Piri Reis’in haritası da “Dünya Belleği Kütüğü”ne kaydedilen eserler arasında yer alarak Türk toplumunu gururlandırdı.
Birleshken Milletler Teshkilati Pen-Maarip Kommétiti (UNESCO)ning 2018-Yilini Buyuk Alimimiz, Peylasof we Edip Ahemt Binni Mehmut Yükneki yazghan „Atebetul Hayqayiq“ (Heqiqetler Bosurghisi) Yili Qilip Békitlenlikini Qizghin Tebrikleymiz!
Aptori: Edib Axmet Binni Mexmut Yükneki

«etebetulheqayiq» hazirghiche melum bolghan qedimqi uyghur tilidiki muhim yazma yadikarliqlarning biri bolup , mezkur zor hejimlik shé’iriy eser «etebetulheqayiq» (heqiqet ishiki) edib exmet yukneki teripidin yézilghan. Eserning yézilghan waqti éniq emes, biraq uning mezmuni we til xususiyitige asasen , uni 12 – esirning axiri, 13 – esirning bashlirida , yeni qaraxaniylar dewrining axirqi mezgilide yézilghan dep perez qilishqa bolidu .
Eser 14 bap, 484 misradin terkip tapqan . Uninggha kiyin bashqilar teripidin ilawe qilin’ghan 3 parche shé’irni qoshqanda, hemmisi bolup 512 misra bolidu . Eser aruz wezinning muteqarip behride yüksek maharet bilen yézilghan .
Eserning aptori eserning axirida özini «edib exmet» dégen nam bilen ataydu . Eserge ilawe qilin’ghan parchilarda aptor «edib» nami bilen atalghandin bashqa, bir parchida edipning yurti «yüknek» ikenliki, atisining ismi «mexmut yükneki» ikenliki étilidu . Shuning üchün aptorning toluq naméni «edib exmet binni mexmut yükneki » dep atashqa bolidu .
«etebetulheqayiq» didaktik dastan bolup, aptor özining exlaqi, pelsepiwi qarashlirini obrazliq shé’iriy til bilen bayan qilidu . Aptor ilim – meripetke, bilim ilish üchün tirishqan kishilerge, mertlik, adilliq, kemterlik qatarliq insaniy xisletlerge qizghin medhiye oquydu; Bilimsizlik, jahilliq, xesislik, achközlük, tekebburluq qatarliq illetlerni qattiq eyibleydu we mesxire qilidu . Aptorning bu xil qarashliri öz dewri üchün éytqanda zor ilgharliqqa ige . Lékin dewr cheklimisi tüpeylidin, aptor bir munche passip qarashlarnimu otturigha qoyghan . Biz bu eserning mundaq passip tereplirige tenqidiy mu’amilide bolushimiz kérek, elwette .
Bu eser uyghur edebiyati tarixida muhim orunni égerlesh bilen birwaqitta, uyghur tili tarixini tetqiq qilishtimu nahayiti muhim ehmiyetke ige . Büyük emir arslan xoja tarqan teripidin yézilip eserning axirigha ilawe qilin’ghan bir shé’irida eser «qeshqer tili» bilen yézilghan dep éniq eskertilgen . Bu yerde tilgha ilin’ghan qeshqer tili bilen mehmud qeshqiri «diwani lughetit türk»te tilgha alghan «xaqani türk tili» emeliyette bir til bolup, her ikkisi qedimqi uyghur tilini körsitidu . Eserde qedimqi uyghur tili amilliri bilen chaghatay tili (14 – esirdin 20 – esirning bashlirighiche qollinilghan uyghur yéziq tili) amillirining arilash qollinilghan liqini, eser tilining qedimqi uyghur tilidin chaghatay tiligha köchiwatqan ötkünchi tilni eks ettürgenlikini körimiz . Bu hal uyghur yéziq tilining tarixini aydinglashturushta, uyghur tilining türki tillar ichidiki tarixiy ornini aydinglashturushta biz ni intayin qimmetlik matériyal bilen teminleydu .
Hazir bu eserning 3 xil qolyazma nusxisi bar: biri qedimqi uyghur yiziqida köchürülgen nusxisi ( a nusxa) bolup 1444 – yili zeynul abiddin, sultan bext, höseyin qatarliqlar teripidin semerqentte köchürülgen . Hazir bu nusxa istanbul diki aya sofiya (ayasofya) kutupxanisida saqlanmaqta; Ikkinchisi qedimqi uyghur yéziqi bilen ereb yiziqida qurmu – qur parallil qilip köchürülgen nusxisi (b nusxa) bolup, 1480 – yili abdulrazzaq qatarliqlar teripidin istambolda köchürülgen, bu nusximu istamboldiki aya sofiya kutupxanisida saqlanmaqta; Üchinchisi, yalghuz ereb yiziqida köchürülgen nusxisi (k nusxa) bolup bumu istambolda köchürülgen, bu nusxining köchürülgen waqti we köchürgüchisi éniq emes, bu nusxa hazir istamboldiki topkapi – sariyi (topkapi-sariyi) kutupxanisida saqlanmaqta .
Bu eser bezide «hetebetulheqayiq» (heqiqetler sowghisi) dégen nam bilenmu tilgha ilinidu . Bu nam eserning b,k nusxilirigha bérilgen namidin kélip chiqqan . Eserning a nusxisi nusxilirining hemmisidin kona hem toluq bolup, shunusxida eserning nami «etebetulheqayiq» déyilgenliki hem bunam eserning mezmunigha téximu uyghun kélidighanliqi üchün, hazir eser omumen shu nam bilen atalmaqta .
Biz keng ijtima’iy pen xadimlirining bolupmu til – edebiyat we tarix tetqiqatchilirining tetqiq qilishi we paydilinishi üchün, bu eserni türkiye türkologi rishit rexmeti aratning teyyarlishi bilen türkiye atesh neshriyati teripidin 1951 – yili istambolda neshir qilin’ghan neshirdiki qolyazma nusxilirigha asasen we rishit rexmeti aratning 3 xil nusxini sélishturup toghrilash asasida békitken tékisti we türkche terjimisidin paydilinip kona uyghur yiziqida tiranskiripisiyileshtürüp hazirqi zaman uyghur tiligha terjime qilip chiqtuq . Sewiyimiz cheklik bolghanliqtin kemchilik xataliqlarning bolishi tebi’iy . Bu jehette bérilgen tenqidlerni semimiy qarshi alimiz .
Töwendikisi tékist hazirqi zaman uyghur tilidiki yeshmisi

Bismillahir rehmanir rehim
1 ******ning medhiyisi heqqide
1 . ****** sanga köplep medhiye oquymen,
(da’im) sining rehmitingdin yaxshiliq kütimen .
2 . (sini) layighingda medhiyileshke méning bu tilim yararmu,
Iqtidarimning bariche sözley, manga yari ber .
3 . Janliq, jansiz, uchqan, yügürgen(hemme)nersiler,
Sining barlighinggha guwahliq béridu .
4 . Sining bir likingge delil izdigenler,
Bir ishtin minglarche delilge ige bolidu .
5 . Yoq idim, yaratting, yene yoq qilip,
Ikkinchilep bar qilisen, men buninggha .iqrar men .
6 . Ey, shek yolida yürgenler, oyghininglar,
Kélinglar, ölüshtin burun özünglarni ottin qutquzunglar .
7 . Qadir(******)tünni we kündüzni yaratti,
(ular)bir birige masliship aldin – kiyin mangidu .
8 . (u)künni ketküzüp tünni keltüridu .
Tünni hem ketküzüp qaytidin tangni yaritidu .
9 . (u)ölükni tirildüridu hem tirikni öltüridu ,
Körisen ,buni yaxshi bil .
10 . Bu qudretning igisi bir tengridur,
Ölüklerni tirildürüsh – uninggha asandur .
2 peyghember medhiyisi heqqide
11. Emdi peyghember pezlidin bir az söz ishtinglar,
Sözümni eqil – hushunglar bilen anglanglar .
12 . U xelq serdari, insanlarning qutlughidur,
(shuni)bilingki, yaritilghanlarning(ichide) uning teng – tushi yoqtur,
13 . Resullar aq yüz(kélidu). U bolsa bu yüzning közidur,
Yaki ular qizil mengizliktur, u bolsa shu mengiz diki mengdur .
14 . (men) uni medhiyilisem tilim tatliq bolidu ,
(chünki)uning medhiyisi men üchün shehdu – shikerdur .
15 . Ete nurgha chömülsem, qolumdin tutquchi bolidighan,
U(resulgha)bügün mendin salat we salam tegsun .
3 töt sahabe medhiyisi heqqide
16 . Yene chariyarlargha salam yollaymen,
Men ulardin héchqachan tanmaymen .
17 . Biri etiq, (biri)faruq, üchinchisi zinnureyindur,
Tötinchisi eli – qehriman yigittur .
18 . Kimki bu töt yaren’ge bed étiqadliq qilsa,
Men uninggha ming lenet oquymen .
19 . Ilahi, kechürgüchi rebbimsen; Men sining aldingda
Qanchilik gunahkar qul bolsammu méni kechürgin .
20 . Himmitingge irishsem qutulimen,
Eger adalitingni qollansang, bu men üchün palaket bolidu .
4 büyük emir muhemmed dat ispehsalar beg medhiyisi
21 . Ey, til, medhiyiler yaratqin we sun’ghin, qini,
Men uni shahimgha sogha qilay .
22 . (men)shahim medhiyisi bilen kitabni bizey,
Oqughan kishining jini söyünsun .
23 . Uning yaxshiliqliri, merdliki we mislisiz ihsani,
Medhiyileshni bilmigen kishige medhiye ögitidu .
24 . U eqil – hush we pem – paraset makani,
Bilim ochiqi we pezilet kanidur .
25 . U (öz) himmitini simak(yultuzi) din yüksek tutidu ,
Merdlik bilen keng qorsaqliq(uning)ikki dermanidur .
26 . U re’iyege qarita shepqetchan, lilla we yumshaq tildur,
Lékin ghezeplen’gende shera arislanidur .
27 . (u)gheyret – shija’ette xuddi ömerge oxshaydu,
Merdlik we aliyjanapliqta (bolsa) osman’gha jör bolidu .
28 . U zireklikte ayasni bésip chüshidu,
Adalet we heqqaniyliqta anoshirwanning özidur .
29 . Uning ihsani aldida bulut xijil bolidu ,
Bu sözning toghriliqini uning düshmenlirimu étirap qilidu .
30 . Ey shahimning yaxshiliqlirini sanighan (kishi),
Chöldiki qum we shighilning sani (uninggha)teng kilelmeydiken .
31 . Siyaset, riyaset, qiyaset we keng qorsaqliq,
(bulargha) adaletni qosh: bularni angla we chüshen .
32 . Yene sherep, insaniyetchilik we merdlik – hemmisini
Qadir (******) shahimgha ata qildi .
33 . Bulut ushshaq qetrini hediye qilsa,
Déngiz(uni) az – köp démey qubul qilidu .
34 . Shahimning köksi – qarni déngizdin ming hesse kengdur,
Bu erzimes hediyini qubul qilsa, ejep emestur .
5
Kitabning yézilishi heqqide
35 . Bu kitabni dad ispehsalar beg üchün yazdim,
Uning nami dunyada qalsun dep .
36 . Kitabimni körgen we anglighan kishi,
Shahimni du’a bilen yad etsun dep .
37 . Köngüller uning muhebbiti bilen tolup,
Jahan uning yadi bilen tolsun dep .
38 . Kiyin dunyagha kelgen kishiler arisida,
Uning xatirisi mislisiz yüksek bolsun dep .
39 . Bu kitabni eng ésil sözler bilen bizidim,
(uni)körgen, oqughanlar behir alsun dep .
40 . Men bukitabni shahimgha sogha qilip ewettim,
Hawadar lighimni tügel bilsun dep .
6-bilimning paydisi we bilimsizlikning ziyini heqqide
41 . Sözümge bilimdin asas salimen,
Ey dostum, bilimlikke özüngni baghla .
Sa’adet yoli bilim bilen échilidu,
Bilim al, sa’adet yolini ach .
42 . Bilimlik kishi qimmetlik dinardur,
Bilimsiz nadanlar qimmetsiz yamaqtur .
Bilimlik bilen bilimsiz héchqachan teng bolalmaydu .
Bilimlik ayal goya er, nadan er goya ayaldur .
43 . Ademde bilim bolushi söngekte ilik bolghan’gha oxshaydu,
Ademning zinniti eqil bolsa, söngekning iliktur .
Bilimsiz(kishi) iliksiz söngektek kawak bolidu,
(halbuki) iliksiz söngekke héchkim qol uzatmaydu .
44 . Adem bilimi bilen tonulidu,
Bilimsizler tirik turup közge körünmeydu .
Bilimlikler ölsimu, nami tirik qalidu,
Bilimsizler tirik bolsimu nami ölük bolidu .
45 . Bir bilimlik ming bilimsizge teng kélidu,
Tengleshtürgende bilimning salmiqi ayan bolidu .
Emdi eqling bilen bayqap körgin,
Bilimdin paydiliq yene qandaq nerse bar .
46 . Alimlar bilim bilen yuqiri kötürlidu,
Bilimsizlik erni yerge chökürdi .
Bilimni zérikmey izde, shuni bilginki,
Heq resul: «bilim junggoda bolsimu izdenglar» dégen .
47 . Bilimni da’im bilimlikler izdeydu,
Bilim teméni ey dost, bilimlik bilidu .
Bilingki, bilim qedrini bilim bildüridu ,
Bilimsiz exmeq bilimni néme qilidu?
48 . Bilimsizge heq söz temsiz bilinidu,
Uninggha pend – nesihet paydisiz tuyulidu .
Herqandaq kirni yuyup tazilighili bolidu,
(lékin)nadanliq yuyup tazilighili bolmaydighan kirdur .
49 . Qara, bilimlik kishi ishning peytini bilidu,
U ishni bilip qilidu, kiyin ökünmeydu .
Bilimsiz hemme ishqa ökünidu .
Uninggha buningdin bashqa qismet yoq .
50 . Bilimlikler kéreklik sözni qilidu,
Kéreksiz sözlerni kömüp tashlaydu .
Bilimsizler da’im bilmestin sözle wiridu .
Uning öz tili öz béshini yeydu .
51 . Yaratquchi ige bilim bilen tonulidu,
Bilimsizliktin yaxshiliq körgen(kishi)barmu?.
Bilimsizliktin birmunche xelq,
Öz qoli bilen but yasap, shuni igem dédi .
52 . Bilimlikning sözi pend – nesihet we edebtur,
Bilimlikni ejemmu, erebmu maxtidi .
Mülüksizge bilim tügimes mülük,
Nesepsizge bilim üzülmes neseb .
7 -tilni tizginlesh heqqide
53. Bilimliklerning sözige qulaq salghin,
(ular)eng birinchi pezilet tilni tizginlesh deydu .
Tilingni qamaqta tutqin, chishing sunmisun,
Eger(u) qamaqtin chiqip ketse, chishingni chaqidu .
54 . Oylap sözligen kishining sözi söz jewhiridur,
Köp memedanliq qilghan til qarshi turghili bolmaydighan düshmendur .
Aghzinggha kelginini sözle sözlewerme, tilingni yighip tut ,
Éghiz boshluqi axir béshinggha chiqidu .
55 . Aghzi bosh kishini eqilliq dégili bolmaydu ,
Éghiz boshluqi nurghun bashni yédi .
Kishini til bilen azablima, shuni bilginki,
Oq yarisi saqiyidu, (lékin) til yarisi saqaymaydu .
56 . Tentekning tili öz béshigha düshmendur,
Öz tili sewebidin nurghun kishilerning qini töküldi .
Köp sözligenlerdin ökün’genler köp,
Tilni tizginligenlerdin ökün’gini qini? .
57 . Kishige her ish kelse, tilidin kélidu,
Kimning yaxshi, kimning eskiliki tilidin melum bolidu .
Bu sözni anglighin we uninggha ishen’ginki,
Ten hertangda turup tilgha yükünüp yalwuridu .
58 . Eger bir kishide (munu)ikki nerse birikse,
U kishige ademgerchilik yoli étilidu:
(uning)biri quruq gepni köp qilish bolsa,
Ikkinchi yalghan sözleshtur .
59 . Yalghanchidin yiraq turghin we tezgin,
Ömrüngni rastchilliq bilen ötküzgin .
Rast gen éghiz we tilning bizikidur,
Rast gep qilip tilingni bize .
60 . Tilingni tizginle, az sözligin,
Tilingni tizginliseng, özeng qoghdilisen .
Resulilla :«kishining yüzini otqa atquchi tildur»dédi,
Tilingni yigh, ottin özüngni qutqaz .
61 . Rast gep heseldek, yalghini piyaz,
Hesel yigin, piyaz yep aghzingni achchiq qilmighin.
Yalghan söz goya késel, rast söz shipadur,
Bu burundin tartip déyilip kelgen meseldur .
62 . Rastchil bol, rastchilliq qil, rastchil atal,
Kishiler sini rastchil adem dep bilsun .
Egrilikni qoyup, rastchil tonini kiygin,
Kiyimlerning yaxshisi rastchilliq tonidur .
63 . Ching saqla siringni kishiler bilmisun,
Sözüngdin özengge tügünch kelmisun .
Barliq yushurun ishliring ashkara bolup,
(buni)körgen we anglighanlar sanga külmisun .
64 . Dostum dep ishinip siringni éytma, hezerqil,
Herqanche ishenchlik yéqin dostung bolsimu .
Siringni özeng saqliyalmisang ,
Dostung saqliyalarmu, buni yaxshi oylan .
8-dunyaning özgirishi heqqide
65 . Budunya(yoluchilar)chüshüp ötidighan saraydur,
Saraygha chüshküchiler méngish üchün chüshidu .
Karwanning aldi qozghilip uzap ketti,
Aldi bilen qozghalghan karwan qandaqmu kéchikip qalsun ?!
66 . Némishqa bu dunyaning keynidin yürgülük?
Xesisliktin saqlinishqa özeng küche .
Némishqa mal – dunyagha munchila köngül bérisen?
Bu mal – dunya ettigende kelse kechte yene kétidu .
67 . Mülük pereslikni köngüldin chiqarghin,
Engliq pütün, qosughung toq bolsa shuninggha qana’et qilghin .
Etige ozuqung bolmisa, bu yoqsulluqtur,
Mülük yoqluqini yoqsulluq déme.
68 . Bu dunya nersiliridin yeydighan bilen kéyidighannila al,
Artuq tilime, gunah yüklinidu .
Resul bu dunyani étizliq dep atighan ,
Bu étizliqta ishle, yaxshiliq tiri .
69 . Bu dunyaning lezziti baqiy emes,
Mezze mudditi xuddi ötkünchi shamal.
Yigit qiriydu, yingi koniraydu ,
Qawullar küchidin qilip ajizlishidu .
70 . Bu dunyaning nersiliri bügün bar, ete yoq,
Méning dégen nerseng bashqilarning qismiti .
Hemme köp(nerse) aziyidu,tel (nerse)kimiyidu,
Barliq awatliqning axiri xarabliq bolidu .
71 . (ademliri)sighishmaydighan birmunche yerler bar idi,
(hazir)ademliri kétip, yéri bosh dégüdek qaldi .
Qanchilik alim we peylasoplar bar idi,
Qini bügün ularning mingdin biri?
72 . Dunya külümsireydu we qapiqini türidu,
Bir qolida hesel tutup, birqolida zeher saqlar .
Awal hesel bérip, aghzingni tatliq qilip qoyup,
Kiyin zeher qitilghan qedehni sunar .
73 . Tatliqni tétighan bolsang, achchiqni tétishqa teyyarlan,
Rahet birlep kelse, zexmet onlap kélidu .
Ah, ghem ümidke qoshulmay iqiwiridu,
Budunya qachan ümid orni bolghan?
74 . Bu dunya goya yilandur, yilanni urush kérek,
(u)qol bilen yoqatmaqqa yumshaq,(lékin uning) ichi zeher bilen tolghan .
Yilan yumshaq bolghini bilen yawuzluq qilidu,
(shunga uningdin)yiraq turghuluq, yumshaq dep azmighuluq.
75 . Bu dunyamu sirttin qarimaqqa güzeldur,
Lékin(uning)ichide tümenligen naxushluqlar bar.
Sen uning tashqi bizikini körüpla,
(uninggha)köngül berseng, bu eng chong xataliq bolidu.
76 . Dunya bezide niqabini qayrip yüzini achidu,
(u)quchaqlimaqchi bolghandek qolini yayidu , (lékin)yene tiz qachidu .
Bext goya yaz buluti yaki bir chüshtur,
Turmastin kiter yaki qushtek uchar.
9 -mertlik we béxilliq heqqide
77 . Ey dost, bilimlikning izidin mangghin,
Eger sözlimekchi bolsang bilip sözligin .
Maxtisang mertni maxtighin,
Bixilgha ching ya oqini betligin .
78 . Hemme til mertlerge medhiye oquydu,
Mertlik barliq eyiplerning kirini yuyidu .
Mert bol, sanga til – ahanet kelmisun,
(chünki)u til – ahanet yolini étidu .
79 . Égilmes köngülni mertler igidu,
Yetkili bolmaydighan muratqa mertler yétidu .
Bixilliqni maxtighan til qini, qeyerde,
Merdlikni addiy we xas – pütün xelq maxtaydu .
80 . Qara, mertler chongqur bilimge ige bolidu,
Mal – dunyani shuninggha satti we medhiye aldi .
(ular)miskinlerge tilekdash bolup yashidi,
(bu)dunyada yaxshi nam qaldurup ketti .
81 . Béxil haramdin köplep altun – kümüsh yighdi,
(özige) gunah we qarghish yüklep ketti .
(uning) mal – dunyasi kishiler arisida teqsim qilindi ,
Buningdin bixilgha tekkini pushaymandin ibaret boldi .
82 . Ey, mal igisi – mert, yaxshi adem,
Tengri sanga bergendikin, senmu bergin .
Eyiblen’gen we qarghishqa qalghanlar yighishni bilip, bérishni bilmigenlerdur,
(eger) bérishnimu bilseng, qanchilik yighsang yigh .
83 . Insan tebi’itining we adetlerning eyipsizi merdliktur,
Bilginki , béxilliq (ularning eng) chirkinidur.
Qollarning ichidiki eng qutluq qol – bergüchi qoldur,
Ilip bérishni bilmeydighini qollarning qutsizidur .
84 . Béxilliq dawalap saqaytqili bolmaydighan kiseldur,
Bérishke kelgende bixilning qoli intayin chingdur .
Yighish bilen achköz bixilning köngli toymaydu .
U mal – dunyagha quldur, mal – dunya uninggha hakimdur .
85 . Xelq ichide eng yaxshi adem – mert ademdur,
Mertlik sherep, iqbal we jamalni ashuridu .
Kishiler arisida izzetke érishmekchi bolsang,
Mert bol, mertlik sini izzetke irishtüridu .
86 . Béxil – nakes, exmeq, mülük saqchisidur,
Yémey – ichmey yighidu we uni ching tutidu .
Hayat waqtida dostqa tuzinimu tititmaydu,
U ölidu, (mili) qalidu,(axirda)milini düshméni yeydu.
Neshirge teyyarlighuchilar: Xemit Tömür, Tursun Ayup

In the years after World War II, Albert Einstein took up the mantle of confronting racism in America. He became a good friend and comrade of the prominent opera singer Paul Robeson, co-chaired an anti-lynching campaign, and was an outspoken supporter of W.E.B. Du Bois. But, it was in January 1946, that he penned one of his most articulate and eloquent essays advocating for the civil rights of black people in America. And, as described in Einstein on Race and Racism, the iconic physicist equated the ghettoization of Jews in Germany and segregation in America, calling racism America’s “worst disease.”
Originally published in the January 1946 issue of Pageant magazine, Albert Einstein’s essay was intended to address a primarily white readership:
The Negro Question
by Albert EinsteinI am writing as one who has lived among you in America only a little more than ten years, and I am writing seriously and warningly. Many readers may ask: “What right has he to speak about things which concern us alone, and which no newcomer should touch?”
I do not think such a standpoint is justified. One who has grown up in an environment takes much for granted. On the other hand, one who has come to this country as a mature person may have a keen eye for everything peculiar and characteristic. I believe he should speak out freely on what he sees and feels, for by so doing he may perhaps prove himself useful.
What soon makes the new arrival devoted to this country is the democratic trait among the people. I am not thinking here so much of the democratic political constitution of this country, however highly it must be praised. I am thinking of the relationship between individual people and of the attitude they maintain toward one another.
In the United States everyone feels assured of his worth as an individual. No one humbles himself before another person or class. Even the great difference in wealth, the superior power of a few, cannot undermine this healthy self-confidence and natural respect for the dignity of one’s fellow-man.
There is, however, a somber point in the social outlook of Americans. Their sense of equality and human dignity is mainly limited to men of white skins. Even among these there are prejudices of which I as a Jew am clearly conscious; but they are unimportant in comparison with the attitude of the “Whites” toward their fellow-citizens of darker complexion, particularly toward Negroes. The more I feel an American, the more this situation pains me. I can escape the feeling of complicity in it only by speaking out.
Many a sincere person will answer: “Our attitude towards Negroes is the result of unfavorable experiences which we have had by living side by side with Negroes in this country. They are not our equals in intelligence, sense of responsibility, reliability.”
I am firmly convinced that whoever believes this suffers from a fatal misconception. Your ancestors dragged these black people from their homes by force; and in the white man’s quest for wealth and an easy life they have been ruthlessly suppressed and exploited, degraded into slavery. The modern prejudice against Negroes is the result of the desire to maintain this unworthy condition.
The ancient Greeks also had slaves. They were not Negroes but white men who had been taken captive in war. There could be no talk of racial differences. And yet Aristotle, one of the great Greek philosophers, declared slaves inferior beings who were justly subdued and deprived of their liberty. It is clear that he was enmeshed in a traditional prejudice from which, despite his extraordinary intellect, he could not free himself.
A large part of our attitude toward things is conditioned by opinions and emotions which we unconsciously absorb as children from our environment. In other words, it is tradition — besides inherited aptitudes and qualities — which makes us what we are. We but rarely reflect how relatively small as compared with the powerful influence of tradition is the influence of our conscious thought upon our conduct and convictions.
It would be foolish to despise tradition. But with our growing self-consciousness and increasing intelligence we must begin to control tradition and assume a critical attitude toward it, if human relations are ever to change for the better. We must try to recognize what in our accepted tradition is damaging to our fate and dignity — and shape our lives accordingly.
I believe that whoever tries to think things through honestly will soon recognize how unworthy and even fatal is the traditional bias against Negroes.
What, however, can the man of good will do to combat this deeply rooted prejudice? He must have the courage to set an example by word and deed, and must watch lest his children become influenced by this racial bias.
I do not believe there is a way in which this deeply entrenched evil can be quickly healed. But until this goal is reached there is no greater satisfaction for a just and well-meaning person than the knowledge that he has devoted his best energies to the service of the good cause.
https://onbeing.org/blog/albert-einsteins-essay-on-racial-bias-in-1946/
Milliy Herkitimiz Milliy musteqilliqimizni Qolgha Keltürüshtin bashqa Insanperwerlik, Démokratiye We Dunya Tinchliqining Tereqqiyatini Ilgiri Sürüshnimu Özining Aliy Meqsetlirining Biri Qilidu!
-Milliy Oyghunush Örgütli

Uyghurlar étnik yiltizi jehettin tarixta Somér, Sak, Toxar, Masagit, Hun, Yawchi, Türük, Soghdi qatarliq xeliqlerge baghlanghandin bashqa Munghul we Tibet xeliqliri bilenmu qewimdash kélidu!
Uyghur millitining étnik alahiydiliki biologiylik we arxiologiylik tekshüreshlerdin kéyin 67% hindi-awropa, 10% orta asiya, 3% etrapida sherqiy jenubiy asiya xaraktérigha ige dep xulasilendi. Bu ilmiy izlinish Uyghurlarning tarixini téximu yarqin ipadileshte muhim rol oynimaqta.
Uyghurlar Oghuzlarning qebilisi emes, oghuzlarning 24 qebilisini asas qilip shekillengen bir milletur. Uyghurlar merkizi asiya xeliqliri ichide eng baldur shehrleshken, pelesepe, tibabet, astironomiye, matimatika, edebiyat we muzika qatarliq tereplerde ajayip netijilerni yaratqan bir xeliqtur.Dewletchilik shehrlishishtin tughulghan medeniyet bolup, El-Farabiy, Mahmut Qeshqiriy, Yüsüp Xas Hajip, Broniy, Ibinsina, Ahmet Yesiwiy, Axmet Yükneki, jalalidin Rumi we El Harazemiy qatarliq jahanshomul alimlar Uyghurlarning qanche ming yilliq shanliq sheherlishish hayatining semerisidur!
Oghuzlarning 24 qebilisi Uyghurlarning tengriquti Oghuzhannning 6 oghlining pushtidin kelgen! Uyghurlar Oghuzlarning 24 Qebilisidin terkip tapqan bir siyasiy birlik bolup, Uyghur dégen söz hergizmu bir qebilining ismi emes, belki qebililer itipaqining ismidur!
Tarixi kitaplarda xatirlinishiche bugünki Uyghur xelqi toquz oghuz we on uyghur dep atalghan xeliqlerning bugünki tereqiyati bolup, millet bolup shekillinish jeryanida nurghun xeliqlerni özige hem yughurup ketken. Tarixi xatirilerde toqquz oghuz, on Uyghur dep atalghanlarning büyük ejdadimiz Tengriqut Oghuzhan bilen munasiwetlik ikenliki hichqandaq munazire telep qilmaydighan heqiqettur. Tengriqut oghuzhanning 6 Oghli bolup, alte ogholning kéyinki ewlatliridin Toqquz Oghuz we On Uyghurlarning 24 qebilisi barliqqa kelgeniken. 24 On Uyghur/ Toqquz Oghuz qebilisi seltenet ünwani Oghzhan bolghan hökümdarlarning teserupidiki qewim bolup, bugünki özini Oghuz dep ataydighan barliq türkiy xeliqlerning ortaq ejdadidur!
Uyghur, Oghuz degen sözler bilen Türük digen sözning menisi asasiy jehettin öz-ara oxshash bolup, bular oxshimighan tarixiy dewirlerning netijisidur. Bashta Uyghur, Oghuz we Türük digen isimlar oxshashla birleshken, ittipaqlashqan, küchlengen, qudretlik dégen menalarni bildüridu .
Oghuzlarning 24 qebilisi we barliq Qipchaq qebilillrini bir bayraq astigha birleshtürgen Uyghur xelqining hakimiyiti nahayiti uzun dawam qilghan.
Türükler(Elbette Uyghurlar uning ichide) qurghan 16 émparatorluqning temeli Uyghurlarning dewletchilik iddiysini hul téshi qilghan.
Uyghurlar dunyadiki tereqqiy tapqan, yüksek kultur we medeniyet yaratqan xeliqlerning qatarida terkiwidiki aniliq, atiliq we uruqdashliq alametlirini miladidin ilgirila özlirining milliy étnik, kultural, medeniyet we hakimiyet ishliridin siqip chiqiriwetkechke, özlirini Türük we Qazaqlardek u yaki bu qebile dep ayrimastin bir pütün milliy nam Uyghur dégen mubarek nam bilen atap kelgen.
Uyghurlar qanche ming yilliq tereqqiyat jeryanida qérindash millletlerning we xoshnilirimizning etnik terkiwini shekillendürüshte aktip rol oynapla qalmay, özide dunyadiki köp sanliq milletlerning jümlidin Iraniy we turaniy xeliqlerining alahiyidiliklirini rushen tereqqiy qildurup, ilghar bir dunyawiy millet bolup shekillengen!
Uyghurlar insaniyet tarixida shanliq medeniyet yaratqan xeliq bolush süpiti bilen xoshna we qérindash milletlerning hakimeyet ishliridimu hel qilghuch rol oynighan. Meselen: Hun emparaturliqi, Kidan Emparaturliqi, Mongghul Emparaturliqi we Manju Emparatorliqi qatarliqlar Uyghurlarning dewletchilik eddiysige tayinip yurt sorighan!
Uyghurlarning qan terkiwining köp xilliqi tarixta Uyghurlar qurghan dewletler we idare qilghan jughrapiylik alahiydiliklerdin kélip chiqqan.Uyghurlar özining étnik tipida turaniy we iraniy xususiyet hazirlighan birdin-bir xeliq bolupla qalmay, Uyghur tilidamu xelqara alahiydilik shekilendürgen, türkiy tillar bilen Iraniy tillarni baghlap öz medeniyitini kélishtürgen dunyada az uchraydighan ilghar bir xeliqqe wekilik qilidu! Uyghurlarning étnik, til-yéziq, örpi-adet, edebiyat, pelesepe, tibabetchilik we folklor jehettin turaniy we iraniy xeliqlerge yéqin bolishi tarixiy tereqiyat qanuniyitige uyghun bolup, bu millitimizning kemchiliki emes tam eksiche kem tépilidighan artuqchiliqidur!
Mutleq köp sandiki turaniy we iraniy tiptiki Oghuz qebililliri we az bir qisim qipchaqlarning siyasiy ittipaqini ejdatlirimiz we xoshnilirimiz Uyghur, dep ataghan…Oghuzlar bilen Qipchaqlar Uyghur hökümdarlarning bayriqi etrapida birleshish jeryanida isimlar üzlüksiz özgirep barghan.
Oghuz we Qipchaqlar ittipaqi shekillengendin keyin Uyghur digen isimning ornigha Türük kelimisi ishlitilishke bashlighan.Türük digen isim Oghuz Qipchaq qebililirining ortaq nami süpitide qollunilip kelgen!
Mungghul istilasi dewride Türük dégen isimmu xuddi Uyghur dégen isimdek istimaldin qélip, awal türükler bilen Mungghullargha ortaq bolghan Tatar dégen isim, mungghullar we qipchaqlar tamamen islamlashqandin keyin Oghuz, Uyghur, Türük, Tatar degen isimlarmu istimaldin qélip musulman degen isim omumlashqan.
Qedimqi Uyghur tili 16-yüz yilghiche pütkül Türük-Munghul teseruplirida hakimiyet tili süpitide qollunilghan.Tarixiy we siyasiy menisini nezerdin saqit qilghanda,étmologiylik jehettin Uyghur we Türüktin ibaret bu ikki isimning menisi asasen oxshashtur!
Bezi ailmlar Uyghur digen isim bilen Oghuz degen isim bir söz, biri türükchening sheriq diyalikti yene biri gherbi diyalikti, deydu…
Bu gepning bezi yerliri toghra bezi yerliri xata.Toghra u ikkisi hetta Türük bilen qoshulup üchi bir gep, emma ularning arisida etnik, tarixiy, girammatikiliq we siyasiy periqler bar.
Uyghurlar- oghuz qebilillirining ittipaqini, Türükler- Oghuz we Qipchaq ittipaqini bildüridu! Millitimiz az-köp bolup yüzdin artuq millet yashighan kengri jughrapiyede hakimiyet yürgüzgen xeliq bolghachqa, dewletning bekasini nezerde tutup, öz teserupidiki xeliqlerning ismini, dewirning ihtiyajigha qarap özgertip manghan.
Meselen: Tarixta Tatarlar degen isim Oghuz, Qipchaq, Mungghul xeliqilirining ortaq namini, Musulmanlar dégen nam Chingghizhan ewlatliri teseruppidiki chöl mungghulliri we xitaylardin bashqa hemme milletlerning ortaq nami süpitide qollunilghan. Munghul aq söngekliri yer sharidiki milletlerni renglik we rengsiz dep ikkige ayrip, mungghul yasaqlirida haywanlarni üchünchi gorupigha xitaylarni bolsa törtinchi gorupigha tizghan. Munghullarning memuriy, eskiriy we maliye hoquqini yürgüzgen ejdatlirimiz mungghullarning jessur qebilillirini öz ichide éritiwetken.Tipimizdiki asiyache alahiydilik mana bu hadise bilen munasiwetlik bolup biwaste xitaylargha bérip chétilmaydu.Manzhu istilasi dewride bolsa türkiy xeliqler tarixta qollanghan isimlarning hemmisi qesten yasaqlanghan we kemsitish telepuzidiki isimlar bilen xelqimiz haqaretlengen.
Hazir Türük degen söz Türkiye jumhuriyiti wetendishi degenlik bolup tarixtiki Uyghur, Türük we Oghuz digen menasini bildürmeydu! Tarix, medeniyet we jemiyet tereqqiyatigha egiship 19-esirning bashlirigha kelgende tarixtiki Uyghur, Oghuz we Türük dep atalghan xeliqlerdin yéngi Uyghur, yéngi Türük, Özbek, Qazaq, yengi Qirghiz, yéngi Türükmen, Azeri we yengi Tatar digen milletler otturgha chiqti.
Dunyada milliy terkiwi özgermigen birmu xeliq yoq! Shunisi éniqki hazirqi Türükler tarixtiki türüklerning del özi bolmighinidek, Uyghurlarmu qedimqi uyghurlarning del özi emes. Hazirqi Türüklerning, Üzbeklerning, Türükmenlerning, Azeriylerning, Qazaqlarning we Tatarlarning miliy terkiwide qedimqi Uyghur qebililliri, hazirqi Uyghurlarning milliy terkiwide munghul we tibetlerningmu qismen derijide yer alghanliqini unutmasliqimiz lazim!
Xelqimizning teqdiri meseliliri yengi milliy kimlik bilen téximu yéqin baghlinishqa ige. Biz siyasiy, iqtisadiy we ijtimayi meselilerde xelqara weziyetni dayim eslirimizdin chiqirip qoymighanimiz lazim.
Xelqimizning teqdiri meseliliri yengi milliy kimlik bilen téximu yéqin we zich baghlinishqa ige. Bizning siyasiy, iqtisadiy we ijtimayi meselilirimiz nazuk bir rayon xaraktérliq we xelqarawiy munasiwetler ichide turiwatidu. Bizdek hemme ishta yat milletning qoligha qaraydighan xelqlerning weziyetni dayim özi üchün paydiliq shekilde kontrul qilip turishi asangha chüshmeydu. Shunga étnik arqa körünishimiz, diniy étiqadimiz we medeniyitmizge alaqidar tarixiy meselilernining méghizni qobul qilip, shakilini chiqirip tashlishimiz lazim.
Xelqimizning teqdiri meseliliri yéngi milliy kimlik bilen téximu yéqin baghlinishqa ige iken uhalda meheliwiy xaraktérliq, rayon xaraktérliq we dunya xaraktérliq munasiwetlerni öz emeliyitimizge uyghun shekilde ilmiy pilanlishimiz hich bolmighanda toghra mölcherlishimiz lazim.
Dunyada herqandaq ishning ilmiy pilanlanghan normisi bolidu. Er-xotun, ata-bala we qerindashlar ara ortaq we periqliq sheyi we hadisiler bar.Shuningha oxshashla Uyghurlar bilen xoshna milletlerning, qérindash xeliqlerning, islamiy xeliqlerning we gheyri islamiy xeliqlerning oturisida periq we ortaqliqlar bar bolup, uningdiki normilar tariximiz, étnik alahiydilikimiz we medeniyitimiz teripidin nazuk shekilde alla burun békitilip bolunghan. Shundaq turuqluq hazir beziler sewiyesizlikidin Uyghuristan xelqining siyasiy, iqtisadiy we kultural meselilirini musulman milletliri, Türkiy xeliqler we biz bilen jiddiy meselilerde hichqandaq ortaqliqi bolmighan xitaylar bilen ilimiy bolmighan shekilde arlashturup oylighachqa, bu hadise milliy menpetlirimizge her tereptin toluq selbiy tesir körsetmekte.
Tarixta düshmen küchler militimizdin her türlük yaman meqsette paydilinip ketti. Bizge hichqandaq paydisi bolmidi.Éngilizlar Uyghuristanliqlarni xelqara koménizimgha qarshi lagirgha sörep kirip ikkinchi jumhuriyitimizning yiqilishigha, Ruslar bizni 3-Internatsiyonal lagirigha sörep kirip birinchi jumhuriyitimizning yiqilishigha sewep bolghan bolsa, radikal islamchilar bizni xelqara térorizimning ichige bashlap kirip, milliy herkitimizning üchünchi qétimqi yoquri dolqungha kötürilishige tosqunluq qilmaqta.
Tarixta düshmen küchler türkiy qan sistimigha ige bolghanliqimizdin, islamgha étiqat qidighan bir xeliq bolghanliqimizdin we xitay tajawuzigha qarshi bir xeliq bolghanliqimizdin ustiliq bilen paydilinip, inqilap méwisini qolimizdin tartiwaldi.Shuninggha oxshashla yene beziler chiqip chong türükchilik ichige bizni yaman meqsette ittirip kirip qandash xeliqlerge, xoshnilargha we insaniyetke düshmen qilish üchün heriket qiliwatidu.
Uyghur xelqining étnik alahiydilikige qarap, millitimizni turanchiliq lagirigha, türükchilik lagirigha, diniy étiqadigha qarap xelqara téror lagirigha, xitaygha qarshi milliy musteqiliq üchün küresh qiliwatqan bir xeliq bolghinimizgha qarap, xitay bilen bolghan siyasiy, iqtisadiy we eskeriy oyunlargha tartiwatidu.
Uyghuristanliqlarning milliy herkiti insanperwerlik we démokratiyeni ölchem qilghan, dunya tinchliqigha töhpe qoshidighan, millitimizning izzet-abroyini, inawitini we shan-sheripini qoghdash üchün qiliniwatqan heqqaniy, insaniy we qanuniy küreshtur!
Uyghuristanliqlarning milliy herkiti hergiz turanchiliq, türükchilik, radikal islamchiliq we xelqara menpetwazliqning terkiwiy qismi emes, öz aldigha musteqil halda meheliwiy siyasiy, iqtisadiy we qanuniy mesele bolup, Uyghuristan xelqining xitay mustemlikisidin qurtulup, kölimi 1,828, 418 kuwadirat kélometir bolghan jughrapiyede awropadiki germanyege, ottura sheriqtiki israiliyege, asiyadiki yaponiyege oxhshaydighan erkin, azat, toluq demukratik bir qanun dewliti qurushtur!
Biz tarixta kim bolghan bolayli, dinimiz nime bolsa bolsun, hazirqi ehwalimizning qandaq bolishidin qettiynezer toghra meydanda turishimiz, biz bilen teng mawjut bolup turiwatqan milletlerge, dinlargha, medeniyetlerge we siyasiy hakimiyetlerge hürmet qilghandin bashqa dunyawiy tertipke boysunishimiz, xelqara qanunlargha we ehdinamilerge emel qilghan halda milliy herkitimizni tereqqiy qildurishimiz lazim!
Tarixtiki étinik, diniy we siyasiy hadisilerni heqiqetni emeliyetin izligen halda bugünimiz üchün ijabiy xizmet qildurishimiz, siyasiy, iqtisadiy we ijtimayi hadisilerni bashqa dewlet xeliqlirining riyal problemleri bilen arlashturiwélishtin herwaqit hezer eylishimiz lazim. Türkiy xeliqler, islamiy xeliqler we bashqa milletler bilen dostluq, hemkarliq we diyalog ichide birlikte yashashqa xelqara nizamlarni ölchem qilishimiz we meniwiy dunyasimizda uning üchün yéterlik zémin hazirlishimiz lazim.
Biz milliy mawjutliqimizni saqlap qélishta xelqara siyasiy, iqtisadiy we ijtimayi meselilerning bir izda toxtap qalmaydighanliqini, shertlerning, qurallarning we ölchemlerning dayim özgürep turidighanliqini, xelqaria weziyetni dayim toghra mölcherleshni millitimizge herwaqit xatirlitip turishimiz lazim. Bu heqte hazirqi qandash xeliqler jumhuriyetlirining, islam memliketlirining we tereqqiy qilghan gherip dunyasining rayon we xelqara munasiwetliri we bizge tutqan pozitsilyesi biz üchün yaxshi bir derislik bolalaydu.
Milletning tarixini bilish özini özi tonushtur! Tarixini bilgen milletlerning kélichikini tessewwur qilghili bolidu!Shuni unutmasliq kérekki tarix pul emes, nan emes we yasituqmu emes!Tarixni ar-nomus, shan-sherep we erkinlik üchün oquymiz!
Tarixiy hadisilerni bugünning riyalliqi bilen qalaymiqan arlashturiwetmeslik sherti astida diniy, qandashliq we tildashliq munasiwetlirimizni tereqqiy qildurush üchün tirishchanliq körsetkinimiz téximu aqilaniliktur!!!

Bawudun Niyaz(1939 – 2008)
Tepilmas dunyada bizdek natiwan,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Yat eldin kelgenler bizge hökümran,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Ezeldin bir emes tilimiz bizning,
Qoshulmas zadila qenimiz bizning.
Qandaqmu bir bolsun dilimiz bizning,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Cheylendi gül weten, iplas ayaqta,
Bu hayat shatliqtin bekmu uzaqta.
Muqeddes arzular qaldi qayaqta,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Altunning üstide dessep turimiz,
Emma bek qisqidur bizning qolimiz.
Nimishqa shunche tar bizning yolimiz ?
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Yer – zimin bizningki, bayliq bizningki,
Tangritagh perzenti oghul – qizningki.
We lekin dert – elem hesret bizningki,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Tar keldi özimiz törelgen weten,
Dozaqqa aylandi jennettek gülshen.
Quzghunlar makani boldi gül – chimen,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Talay ret at salduq, kélip gheyretke,
Qehrimiz yalqunjap tolup nepretke.
Yenila yar bolduq qayghu – hesretke,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Eslisek bizdimu köp iken illet,
Shunglashqa ghepletke qaptu bu millet.
Qeni shu ejdatlar yaratqan xislet ?
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Yuwashliq qilip biz qalduq balagha,
Yetmidi ahimiz kengri samagha.
Duch kelduq talay ret sulhi salagha,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Ingraydu elemdin miskin xelqimiz,
Titreydu ghezeptin dertlik qelbimiz.
Hich bundaq emesti bizning tektimiz,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Ketkechke köp qétim qoldiki purset,
Biz ajiz, reqipler boldi bequwwet.
Igiler we lékin sunmas heqiqet,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Gherpni acharken sherqtin kélip,
Bularken talarken gejgige minip.
Biz bolsaq wetende musapir gherip,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Tizilghan heywetlik ret – ret imaret,
Qilidu uningda kimler tapawet ?
Uyghurgha bu jayda barmu ijazet ?
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Ittipaq inaqliq sözliner shunde,
Barawer tengliktin esir yoq qilche.
Herqachan hemradur bizge ghem – ghusse,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Qarisang közüngni oyumen deydu,
Sözliseng tilingni késimen deydu.
Könmiseng qéningni ichimen deydu,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Ziminni qaplidi ahimiz bizning,
Pelektin halqidi zarimiz bizning.
Daima perishan halimiz bizning,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Tangritagh baghrida huwlaydu boran,
Neshterdek sanjilar mudhish shiwirghan.
Bahardin Dérek yoq bunda hich – qachan,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Ot yürek Sadirning ewladi qéni,
Alemni titretken ejdadi qéni ?
Géstonni gum qilghan Perhadi qeni ?
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Zulmette Ay – Yultuz sirdashtur bizge,
Höriyet – Erkinlik dildashtur bizge.
El – weten her waqit mungdashtur bizge,
Jahanda hemmidin Uyghur bolmaq tes.
Türülüp ghezeptin bilek bir küni,
Ot bolup yanidu yürek bir küni.
Ashidu emelge tilek bir küni,
Dimeymiz shu chaghda Uyghur bolmaq tes.
2006 – yili, Ürümchi



| Erster Lehrstuhl: Emanuel Linder (1819–1843) | Wilhelm Vischer-Bilfinger (1832–1861) | Otto Ribbeck (1861–1862) |Adolph Kießling (1862–1869) | Friedrich Nietzsche (1869–1879) | Jacob Wackernagel (1879–1902) | Ferdinand Sommer(1902–1909) | Rudolf Herzog (1909–1914) | Werner Jaeger (1914–1915) | Peter von der Mühll (1917–1952) | Bernhard Wyss (1952–1976) | Joachim Latacz (1981–2002) | Anton Bierl (seit 2002)
Zweiter Lehrstuhl: Franz Dorotheus Gerlach (1819–1875) | Jacob Achilles Mähly (1875–1890) | Georg Ferdinand Dümmler (1890–1896) | Erich Bethe (1897–1903) | Alfred Körte (1903–1906) | Hermann Schöne (1906–1909) | Friedrich Münzer (1909–1912) | Ernst Lommatzsch (1912–1913) | Walter F. Otto (1913–1914) | Johannes Stroux (1914–1922) |Günther Jachmann (1922–1925) | Kurt Latte (1925–1931) | Harald Fuchs (1932–1970) | Josef Delz (1970–1987) | Fritz Graf (1987–1999) | Jerzy Styka (2000–2001) | Henriette Harich-Schwarzbauer (seit 2002) Dritter Lehrstuhl: Franz Misteli (1879–1898) | Max Niedermann (1911–1925) | Jacob Wackernagel (1915–1936) | Albert Debrunner (1940–1949) | Karl Meuli (1942–1961) | Felix Heinimann (1966–1980) |
Mattia Preti (1613–1699), Queen Tomyris Receiving the Head of Korash , King of Persia (1670-72), oil on canvas, 181 x 129 cm, Private collection. Wikimedia Commons.Korash the Great may have been King of Kings, but he has appeared in remarkably few Western paintings. Apart from some showing a rather gruesome legend about his infancy, and Rembrandt’s magnificent depiction of himwith Daniel, he has mostly been shown dead and dismembered.
These images have been drawn from another legend, this time surrounding the circumstances of his death, which was generally agreed to have been in about 530 BCE near the Syr Darya river (also known as the Jaxartes), roughly where modern south Kazakhstan and Uzbekistan are, between the Aral Sea and Tashkent.
Korash ’s rise to great power had been the result of a succession of bloody military campaigns. In around 553-550 BCE he fought his grandfather’s armies to make himself king of the Median Empire, and swallowed Sogdia after a campaign between 546-539. In around 546, he also conquered the Lydian Empire, then Lycia, Cilicia and Phoenicia by 542, after which it was Elam’s turn by 540, and he then took the Neo-Babylonian Empire in 539.
Around 530 BCE, Korash the Great was trying to extend his empire to the north-east, in the steppe around the Syr Darya, which was then the territory of the Massagetae; their queen, Tomyris, challenged him in battle. According to the account given by Herodotus, Tomyris’ son and general Spargapises was tricked into defeat by Korash and taken prisoner. Spargapises committed suicide in captivity, which caused his mother’s determination for vengeance.
Queen Tomyris personally led her forces into battle, and inflicted massive casualties on Korash ’s army. Korash himself was killed, but Tomyris was not content with mere death. She had the body of Korash decapitated, and dipped the head into blood, as a symbol of revenge for Korash ’s lust for blood, and her son’s death in his captivity. Those who live by the sword, die by the sword.
Even Herodotus admitted that there were other versions of events, and the histories left by Ctesias, Xenophon, and Berossus differ again. However, it is the revenge of Queen Tomyris which has most inspired Western artists.

Peter Paul Rubens’ The Legend of Tomyris or The Head of Korash Brought to Queen Tomyris from about 1622-23 is by far the best known of the paintings of the fate of Korash the Great.
Queen Tomyris, at the left with her court, is watching as Korash’s head is lowered into a bowl of blood. Behind her, at the far left, are two pages, who were modelled from Rubens’ own sons, although much of the painting was probably made by his studio assistants.
It is thought that this unusual painting was the result of a commission by Isabella Clara Eugenia (1566-1633), the Infanta of Spain and ruler of the Southern Netherlands at the time. Apparently she had already linked herself with the legend of Queen Tomyris, and pageants in her honour had strengthened this association.
By 1662, Rubens’ painting had come into the possession of another powerful woman, Christina, Queen of Sweden (1626-1689), who was another colourful character, and in 1941 it finally made its way into the Museum of Fine Arts in Boston, MA.
Rubens and his patron the Infanta of Spain must have seen Tomyris as an epitome of the triumph of virtue over the evil of Korash , the success of a strong and brave woman over a barbarous man.

Mattia Preti’s Queen Tomyris Receiving the Head of Korash , King of Persia (1670-72) shows the queen herself immersing Korashs’ head in the bowl of blood, in a closely-cropped view.

This painting is one of very few works known of Luciano Salvador Gómez, for whom we do not have dates of birth of death. His The Vengeance of Tomyris was probably painted sometime around 1670, and is a derivative of Rubens’ painting with the image reversed left to right.

Giovanni Antonio Pellegrini may have painted two different versions of Queen Tomyris. This, from 1719-20, shows her, bare-chested, pointing down with her left hand. In front of her, a page holds a warrior’s helmet. In the background a maidservant appears to be assisting with her dress, and behind her is a man dressed for battle in his helmet.
The other (for which I have been unable to locate any image) shows Tomyris overseeing the immersion in blood of the head of Korash , in a manner similar to the earlier paintings above.
I think it most likely that this version is either part of a larger painting showing Tomyris being undressed after her success in battle and the death of Korash , pointing down at his severed head to direct its immersion, or a more close-cropped allusion to the bigger picture.
Was Korash as evil as this story makes out, and was Tomyris really a virtuous queen? With only the legends handed down to us, it is impossible to make such a judgement today. However, Korash’s empire proved more stable and successful than even that of Alexander the Great, and in the fullness of the history of the region, he looks to have earned his epithet of Korash the Great.