UYGUR TÜRKÇESİ VE ÖZELLİKLERİ


Republic Of Uyghuristan
Uygur Türkçesi, Türk boylarının ve bu boylardan biri olan Uygurların 7.,8. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar kullandıkları, Güney-
Doğu Türkçesinin doğu sahası içinde yer alan ağızlar topluluğu ve bu alanda gelişmiş yazı dilidir. Genel olarak dil tarihi ve dil
araştırmalarında bu dönem Eski Türkçe içerisinde değerlendirilir.
Eski Türkçenin gramerini yazmış olan A. von Gabain Uygur metinlerini y ve n ağzı olmak üzere iki ana ağız grubuna ayırır.
Köktürkçedeki ny sesini n’ ye çeviren metinler n ağzını, y’e çeviren metinler y ağzını oluştururlar. Mani metinleriyle Köktürk
harfli yazmalar çoğunlukla n ağzını, Burkan metinleri ise y ağzını temsil ederler. Ancak aynı metinde bazen hem n’li hem y’li
örnekler birlikte bulunabilmektedir. Örneğin “Edgü Ögli Tigin ile Ayıg Ögli Tigin” hikâyesinin Tun-huang yazmasında
küçültme ekinin hem +kıya, hem +kına biçimi mevcuttur.
Hristiyan yazmalarının dilini de ayrı bir ağız olarak değerlendiren Gabain, bu ağzın en önemli özelliğinin yüklemin sonda
bulunmayışı olduğunu belirtir. Hristiyan metinleri ağzının ikinci bir özelliği de er- ve bol- yanında tur- yardımcı fiilinin de
kullanılmış olmasıdır.
Köktürkçe ile Uygurcanın ses ve biçim özellikleri büyük ölçüde benzemektedir. Eski Uygur Türkçesi metinleri çoğunlukla y
ağzıyla yazılmıştır, n ağzı Köktürkçeye daha yakın olmakla birlikte y ağzı da Köktürkçeden çok uzak değildir. Eski Uygur
Türkçesi dönemi, yazı dili olarak Köktürkçeye dayanan, onun devamı niteliğinde olan bir dönemdir. Sonuç olarak Köktürkçe
ile Uygurca aynı yazı dilinin iki koludur. Eski Uygurcada görülen az sayıdaki ses ve biçim farklılıklarından bir kısmı ağız, bir
kısmı da zaman farkından kaynaklanmaktadır. Köktürkçe ile Uygurca arasındaki en önemli farklar söz varlığında ortaya çıkar.
Köktürkçenin söz varlığında Türkçe kökenli kelimeler hâkimdir; Çince veya Soğdakçadan girmiş olan alıntı kelimeler çok
azdır. Ayrıca Köktürk Türkçesinde bozkır yaşayışı, savaşçılık ve devlet düzeniyle ilgili kelimeler ağırlıktadır. Uygur
metinlerinde ise Maniheizm ve Burkancılıkla ilgili kelimeler hâkimdir. Bunlar da Sanskritçe, Çince, Soğdakça, Toharca,
Pehlevice, Süryanice, Tibetçe gibi dillerden alınmıştır. Bu dillerden alınan kelimelere genellikle Türkçe karşılıklar bulunmakla
birlikte söz varlığı bu alıntı kelimelerden etkilenmiştir. Temel söz varlığı ise her iki dönem metinlerinde aynıdır.
Köktürkçe ile Uygurca arasında sesler ve bu seslerin konumu; yani kelimenin başında, içinde ve sonunda bulunuş durumları,
iki ses dışında tamamen aynıdır. Farklı sesler n ve b ile ilgilidir. Bunlar dışında bir de eklerde bulunan veya yardımcı ses olarak
kullanılan I ünlüsünün genişlemesi olayı vardır. Bunu da Uygurcaya özgü ses özellikleri arasında sayabiliriz. Böylece
Uygurcanın Köktürkçeden farklı olan ses özelliklerini aşağıdaki şekilde tespit etmek mümkündür.
Köktürkçe ile Uygurca arasındaki ses ve biçim farklılıklarının bir kısmı iki bölgede de görülen, ancak kullanım alanlarında
farklılıklar bulunan unsurlardan kaynaklanmaktadır. Örneğin yükleme hâli eki iki bölgede üç türlüdür; fakat Uygurcada
kullanım düzeninde bir farklılık oluşmuştur. Bazı farklılıklar da Uygurcanın bütün yazılı metinlerini kapsamayıp; belirli bir
kısmını içine almaktadır. Uygurcayı Köktürkçeden ayıracak belli başlı ses özellikleri şunlardır:
1) /n/ sesinin /n/ veya /y/ olması,
2) /b/ sesinin /w/ olması,
3) -lAr çokluk ekinin yaygınlaşması,
4) Ünsüzle biten kelimelerde de ilgi hâli ekinin -nlŋ biçiminde olması,
5) Çıkma hâli eki olarak -Dın’ın görülmesi,
6) Gelecek zamanda -DAçI yerine -gAy kullanılması,
7) -sAr ekinin şahıslara bağlanmasıyla şart kipinin oluşması.
Bu özellikler Uygurcadan sonraki dönemlerde de büyük ölçüde görülecektir.
Daha Şehirli Bir Dil
Uygurlar devirlerinin komşu devletlerini imrendirecek kadar gelişmiş yapılı hukuki bir devlet yaratmışlardır. Bu aynı zamanda
yerleşik hayat için Türkün bir uygarlık hamlesi olarak görülmelidir.
Köktürkler döneminde göçebe bir hayat tarzı içerisinde yaşayan, Gök Tanrıya inanan ve Köktürk harfli Köktürk Türkçesini
konuşan Türkler, Uygur dönemine gelindiğinde pek çok bakımdan değişikliklerle karşılaşmışlardır. Özellikle ticaret ve din bu
değişikliklerin temelini oluşturmuştur. 762 yılında Bögü Kağan’ın Maniheizm dinine mensup olmasının ardından halk da bu
dini benimsemiş, bu dinin benimsenmesi için Mani dinine ait bir takım edebi eserler Uygur Türkçesi’ne çevrilmiştir. Ardından
Uygurlar arasında Budizm yaygınlaşmaya başlamış, bu defa Budist dini anlayabilmek, kavrayabilmek ve halk arasında da
taraftarlarını artırabilmek amacıyla geniş kapsamlı bir Budist eser çevirisi başlamıştır. Bütün bu çeviri edebiyat esnasında da
hem dil hem kültür belli derecede bu yeni kavram ve unsurlardan etkilenmiştir.
İşte Uygurların yeni dinî çevreleri üzerine dinî inanç sistemi ve dil böyle etki altında kalırken, göçebe olarak yaşayan Türkler
bir yandan da yavaş yavaş şehir hayatına geçiş sürecine girmişlerdir. Sogdlu tüccarların Çin’de ve Çin’e giden ticaret yolu
üzerinde ticaret kolonileri kurmaları Uygur Türkleri için farklı tecrübelere kapı açmıştır. Köktürk İmparatorluğu boyunca
Uygurlar hayvan besleme ve hayvansal üretimle ilgilenmişlerdi. Ancak Uygurların hayvancılık ve kürk ticaretiyle
ilgilenmelerinin yanısıra, Çin kaynalarında da bahsedilen bir başka geçim kaynakları pamuk yetiştiriciliğidir. Dolayısıyla göçebe
hayatın öncelikli olduğu zamanlarda bile Uygurlar yerleşik hayatın içindeydiler. Uygurların başkenti Ordubalık/Karabalgasun
kaynaklarda büyük şehir, tarımda zengin olan şehir olarak geçmektedir. Uygur devleti içerisinde kağanlar kendileri göçebe veya
yarı göçebe hayatlarını devam ettirirken bir yandan da kentsel kültür ve üretimden yararlanmak istemişlerdir. Dolayısıyla
şehirlere ve şehirlerdeki hayata önem verip teşvik etmişlerdir.
İşte bütün bu şartlar altında Türk dili, Uygur döneminde artık bozkırdan kentlere inmiş burada yerleşik kültür dilleri ile boy
ölçüşmeye başlamıştır. Göçebe kültür içerisinde belirli eserler dışında, ki bunlar da genellikle tarihî eserler niteliğinde ele
alınabilir, gelişimini gerçekleştiremeyen Türk dili, Uygurlar döneminde yerleşik kültürün dolayısıyla şehirleşmenin artmasıyla
birlikte daha düzenli ve tertipli bir edebiyata sahip olmaya başlamışlardır. Şehirleşme ve tarım toplumu, milletleri göçebe
kültürün hareketliliğinden uzaklaştıracağı için biraz daha edebiyata ve edebî faaliyetlere yaklaştıracaktır. Uygurlarda da durum
böyle olmuştur. Her ne kadar ilk edebî eserlere çeviri edebiyatı çerçevesinde verilmiş olsa da Uygurlar döneminde edebiyat
canlanmış, edebî ürünler artmıştır.
Medenî hayat karşısında kendilerini yenileyip geliştiren Uygurların bu şehirleşme süreci ile bilirlikte dilleri de daha şehirli bir
dil haline gelmiştir. Dil, din, kültür ve iktisadi durumdan ilk etkilenecek ögelerden biridir. Nitekim Uygurlarda da böyle olmuş
dil, yeni girilen dinî çevrelerin etkisiyle yeni kelime ve kavramları hemen kazanmış, ayrıca iktisadî ve kültürel bakımdan da
etkilenen dil kendisini yenilemiş ve gelişmiştir.
Dilin Gelişmesi
745 yılında Göktürk devletinin çöküşü ile kurulan Uygur Kağanlığı 840 tarihine kadar devam etmiştir. Orta Asya Türk dil ve
kültürünün gelişip yayılmasında Uygurların etkileri büyük olmuştur.
Uygurların 7.- 8. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar kullanmış oldukları yazı dili, dil tarihi içerisinde dil araştırmacıları tarafından Eski
Türkçe içinde ele alınıp incelenir. Bu dönemde vokal uyumu Türkçenin diğer dönemlerine göre tamdır denilebilir. Kelime
hazinesi bakımından ise kullanılan söz varlığı bütün Türk boylarının ortak söz varlığıdır. Ancak bununla birlikte yeni dinler
çerçevesinde yeni kelimeler ödünçlenmiştir.
Özellikle 8. yüzyıldan itibaren yeni kurulan Uygur devleti ve yeni girilen dinî çevreler nedeniyle Uygur Türkçesinde bazı
gelişme ve değişmeler olmaya başlamıştır. Maniheizm, Budizm gibi yeni kabul edilen dinlerin etkisiyle hem edebiyat hem de
dil farklı çizgiler arzetmiş, farklı bir yönde ilerlemiştir. Bu dönemde Maniheizm ve Budizm dairesi içerisine giren Uygurların
edebiyat ve dillerinde yoğun çeviri faaliyetleri başlar. Çeviri faaliyetleri temelde dinî metinlerden yapılmıştır. Yeni girilen
dinleri tanımak ve tanıtmak adına çeviri faaliyetleri elbette normaldir. Ancak bu çevirileri yapan edipler çevirdikleri eserlerle
sınırlı kalmayıp çevirilerine kendilerinden de birşeyler katmışlardır. Yani Uygur dönemi çevirileri daha çok bir adaptasyon
niteliğindedir.
Hem çeviri eserler hem de yeni kabul edilen dinin dairesine girişle birlikte Uygurcanın söz varlığı genişlemeye başlar. Uygurlar
Sanskritçe, Çince, Soğdakça, Toharca, Pehlevice, Süryanice, Tibetçe gibi dillerden fazlaca kelime almışlardır. Diğer yandan
Türkçe eklerle yeni kelime ve terimler türetme yoluna gidildiği için Türk dilinin morfolojik yapısı işleklik kazanır. Uygurların
girdiği Manihist ve Budist çevreler tercüme faaliyetleri ile dili bu şekilde etkilerken bir yandan da şehirleşme sürecinin verdiği
bir takım sonuçlar da dili etkilemiş, dile hukuk ve resmi dilde kullanılan birçok yeni kelime girmiştir. Dil, göçebe hayat
tarzından çıkıp, yeni yeni tanıdığı bu çevre ve dilde, yerleşik kültür dillerinin ulaştığı semantik kavramlar dünyasını kendi
kalıpları içinde karşılama isteği ve gayretine girmeye başlamıştır. Böylece bozkırdaki durgun mağrur Köktürkçe yerini hareketli,
canlı, büyüyen ve gelişen Eski Uygurcaya bırakmıştır.
Dini Duyarlılığı İfade İmkanı
Türkistan için karakteristik olan bir şey varsa o da muhtelif dinlerin birbirlerine karşı gösterdikleri büyük hoşgörü sayesinde
yanyana yaşamış olmalarıdır. Arap istilasından önce Maveraünnehir’de Türkler için yabancı sayılan üç muhtelif dinin bir arada
yaşaması bu gerçeğin açık bir delilidir. İran’da Samaniler devletinin takibine uğrayıp sonraları Maveraünnehir’e geçen
Mazdeizm, milattan önce I. yüzyılda buralara girip hızla gelişen Budizmle beraber III. yüzyılın ortasında Mezopotamya’da eski
Maniheizm tam bir ahenk içinde yanyana yaşamakta idiler.
Sasaniler zamanında resmen kabul edilen Maniheizm büyük bir hızla yayılmıştır. Ancak 8.-10. yüzyılda Türkler arasında
tamamen yayılma gösterememiştir. Eski Şamanizm daima kendisini hissettirmiştir. Yine de Uygurlar Bögü Kağan’ın 762’de bu
dine mensup olmasından sonra Manihezim’e daha da yaklaşmışlardır.
Bu dinler dışında Hristiyanlık da Uygurlar arasında az da olsa bir gelişme sahası bulmuştur. Ancak bu dinle ilgili metinler son
derece azdır. Hristiyanlığın Nesturi koluna ait bazı Uygurca metin örneklerine Turfan bölgesinin kuzeyindeki Bulayık’da
rastlanmaktadır.
Uygurlar bu şekilde birkaç din dairesine mensup olarak yaşamışlar, bu da onların hem hayat tarzlarına hem de kültür ve
dillerine etkilerde bulunmuştur. Mensup oldukları dine göre hayat tarzlarını düzenleyen Uygurlar bu dinleri anlayabilmek ve
anlatabilmek için geniş kapsamlı bir çeviri edebiyatına girişmişlerdir. Maniheizm ve Budizm ile ilgili belli başlı kaynaklar bu
dillerden çevrilmeye başlanmıştır. Bu çeviriler yapılırken sadece metne bağlı kalınmamış, Uygur yazar ve şairleri çevirdikleri
eserlerin kimi unsurlarını çıkarırken, kimi kısımlarda da eklemeler yapmışlardır. Böylece çeviriden çok adaptasyon
diyebileceğimiz eserler ortaya çıkmıştır.
Dinî içerik taşıyan bütün bu eserlerde hem yazanın hem de okuyanın dinî duyguları en yüksek derecede ifadesini bulmuştur. O
dönemden kalma pek çok Uygur elyazmasında ve duvar resimlerinde de göründüğü gibi tapınakların etrafında bulunan
toplanma yerlerinde yapılan Budist festivallerde, vaazlarda, Budist içerikli dramalar ve hikâyeler anlatılmaktadır. Budist
edebiyatta bu şekildeki drama metinleri dikkati çekmektedir. Bunun yanı sıra, Uygur soyluları ve sıradan insanlar Budist
inanışlarına göre hayırseverik ve dindarlığın gereklerini yerine getirmek üzere Budist tapınaklar, heykeller, freskler, sutra
kopyaları yapmak, yaptırmak için oldukça fazla emek ve güç harcamışlardır. Bütün bu eserler, hem Uygurların kültür ve
sanatta ne kadar ileriye gittiklerini hem de dinî duygularını edebiyat kültür ve sanatta ne şekilde aksettirdiklerini
göstermektedir.

 
diledebiyat.net

Büyük Mücadele ve Devlet Adamı Ali Han Töre


10013343_162310234125926_1271628936374986625_n

Ali Han Töre Saguni 1944’te Doğu Türkistan’da Çinlilere karşı savaşarak bir devlet kurmayı başaran mücadeleci, teşkilatçı,
idareci din alimidir.
Türkistan Milli Azadlık Hareketleri’nin liderlerinden biri olan Saguni, hayatını Rus Emperyalizmi’ne karşı mücadeleyle
geçirmiş ve davasında kısa bir müddet de olsa, büyük başarı göstermiş, yakın tarihimizin en az bilinen mümtaz
şahsiyetlerindendir.
Yılmaz Öztuna’nın İslam Devletleri kitabında bu mevzuda ilgi çeken ve çok eksik olan şu malumatı yer almaktadır:
“1944 Temmuz’unda Ali Han Töre (Hocalar Hanedanı’ndan bir prens) Gulca’da Çinlilere karşı ayaklarak İli Bölgesi’ni ele
geçirdi ki, Kazakistan’ın sınırı idi. 7. 8. 1944’te Ali Han Töre, Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı oldu, başkent Gulca idi. Osman
Batur, Ali Han’ı devlet başkanı olarak kabul etti. 1945 Mart’ında Ali Bey Rahim de Manas Sancağı’nı elde etti. 1946 yazında Ali
Han kayboldu. Bir daha izine rastlanmadı ki, komünistlerce öldürüldüğü muhakkaktır. Fakat bu suikastin milliyetçi Çin
Umumi Valisi U Cung Şin tarafından da düzenlendiği de iddia edilmiştir.”
Sayın Öztuna’nın eserinin, Kültür Bakanlığı Yayınları arasında 1989’da yayınlandığına bakarsak, bu bilginin yetersiz olduğunu
aşikardır ve Türkiye’de bu mevzunun gündeme gelmesi önemlidir. Çünkü Ali Han Töre 1946’da komünistlerce öldürülmemiş,
Sovyetler Birliği’nin Gulca Konsolosu Dabaşın (Konsolos yardımcısı Aleksandır Vasiloviç’tir.) tarafından Haziran 1946’da
Korgaz Şehri’nde (Kazakistan Çin sınırı) anlaşma vaadi yalanı ile tuzağa düşürülerek, askeri bir uçakla Taşkent’e kaçırılmış, iki
yıl halktan uzak bir şekilde şehir dışında tutulmuştur. Daha sonralar göz altında hayatını 1976 yılına kadar devam ettirmiştir.
Ìlginçtir ki, komünist iki devlete karşı hayatını mücadeleyle geçiren Ali Han Töre, Doğu Türkistan’da Cumhurbaşkanı
olmasına rağmen Osman Batur, Yusuf Alptekin kadar meşhur değildir. Tarih kitaplarımızda da kendisine az yer verilmiştir.
Acaba neden?..
Doğu Türkistanlı bağımsızlık hareketinin önde gelenlerinin hatıralarında Ali Han Töre’den çok çok az bahsetmeleri veya hiç
bahsetmemeleri O’nun tanınmamasında veya az tanınmasında önemli rol oynamıştır. Belki de Ali Han Töre’nin
meşhurlaştırılmamasının en önemli sebebi bana göre herhalde İslami yönünün olmasıdır…
Sovyetler Birliği’nin Ağustos 1991’de dağılmasıyla bilindiği gibi Özbekistan da bağımsızlığını ilan etti. Bağımsız olan devletler
öz milli kahramanlarını arayıp bularak, onların şahsiyetlerinde bağımsızlıklarını göstermeye çalışıyorlar.
Ali Han Töre de komünizm devrinde hain görülmüş ama, günümüzde bağımsızlığın sembolü milli kahramanlarından
olmuştur. Başkent Taşkent’te bir çok okul ve caddelere onun adı verilmeye başlanmış ve eşyaları müzelerde sergiye konmuştur.
Öte yandan Ali Han Töre’yi yanlış tanıyan ve tanıtan şahıs ve kitaplar da mevcuttur. Mesela, Vincent Monteil, Sovyet
Müslümanları kitabında. Kitabın diğer mevzularında olduğu gibi bizim mevzumuzda da kaynak gösterilmeden tutarsızca Şarki
Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni Sovyetlerin kurdurduğu belirtilmiş ve kuranlara “komünist ve Türk yanlısı” denilmiştir. Yani
kitap baştan sona laubali şekilde ele alınmış, tenakuzlara düşülmüştür. Mesela, Ali Han Töre’ye hem komünist denilmiş, hem
de Türk yanlısı. Evet o bir Türk’tü ve Türk yanlısı idi. Ama asla komünist değil, iyi bir din alimiydi, makalemiz okunduğunda
Ali Han Töre daha iyi anlaşılacak ve Türkiye’de sevilen şahsiyetler arasında yer alacaktır.
Doğumu ve Tahsil Hayatı:
Ali Han Töre bugünkü Kırgızistan Cumhuriyeti’nin Tokmak şehrinde, eski ismi Balasagun (Issık Göl’e yakın bir yer) 1885
yılında doğdu. Babası Şakir Hoca Eşan diye nam yapan Şakir Han Töre olup, din alimlerindendir. Aynı zamanda Nakşibendi
tarikatının şeyhlerindendir.
İlk derslerini dedesi Muhammed Hoca’dan okudu. 13 yaşında ağabeyi Alim Han Töre ile Mekke’ye amcasının yanına okumaya
gönderildi ve oraya gitti. 17 yaşına kadar Mekke’de Arapça, Farsça, Türkçe, tefsir, hadis, fıkıh, mantık, siyaset ve askeri dersleri
okudu. Kendi isteği ile hususen Mekke’deki Türk zabitlerinden askeri dersler aldı.
Medresede okuduğu süre içerisinde bir gün bile tatil yapmadı. 1902’de ailesinin yanına geri döndü. Tahsiline Buhara Emir Alim
Han Medresesi’nde ağabeyi ile birlikte devam etti. Ali Han Töre, Buhara’ya okumaya gittiği yıllarda Buhara Emirliği,
Dışişlerinde Rusya’ya bağımlı idi. Bu medresede musiki, edebiyat, coğrafya, hendese, felekiyat (astronomi), tarih, tababet (tıp),
gibi ilmi dersler aldı.
Ayrıca hatıralarında o zamanlar medresede eğitim keyfiyetli olmadığından para ile müderrislerin evinde gizli özel dersler
aldığını ve bu dönemde Türkiye’den gelen gazeteleri yasak olduğu halde okuduğunu belirtmektedir. Bir taraftan da Buhara’da
başlayan mezhep kavgalarına karşı talebe lideri olarak mücadele etmiştir. I. Dünya Savaşı’ndan bir yıl önce ailesinin yanına
Balasagun’a ağabeyi ile geri dönmüştür.
Batı Türkistan’daki Mücadelesi:
Rus Çarlığı Türkistan’da I. Dünya Savaşı için asker toplamaya teşebbüs ettiğinde karşı çıkarak: “Halife askerlerine silah çeken
mürtettir” diye fetva yayınlamış ve Rusların bu bölgeden asker toplamasına engel olmuştur. Bu mücadele sırasında hakkında
tutuklama emri çıkarıldı, lakin yakalanamadı. O zamanlar Rus İdaresi halkın ayaklanmasından endişe ettikleri için din
alimlerine fazla baskı yapamıyordu. Bu sebepten dolayı ölüm cezası verilmedi, lakin kara listeye alındı.
Batı Türkistan’da 1916’da Çarlık Rusya’sına karşı umumi olarak çıkan ayaklanmalarda Ali Han Töre yaşadığı Kırgızistan’da,
silahlı isyanda faal bir rol oynadı. Çarlık Rusyası’nın zayıf olduğu ve ahalide umumi hoşnutsuzluğundan yaygın olduğu bu
dönemde ülkesinin bağımsızlığını kazanmasını istiyordu. Bu ayaklanma hareketi Ruslar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı.
Ali Han Töre Kaşgar’a kaçtı.
1917 yılında Bolşeviklerin “Azadlık mücadelesi yapan kaçaklar yurtlarına dönebilir” ilanına inanarak memleketine döndü.
Bolşeviklerin zulmüne uğramış olan insanlara yardım ettiğinden dolayı 1919’da tekrar kaçmak zorunda kaldı. İdareye hakim
olan komünistlerin niyetini anlamış ve mücadeleye başlamıştı ki, tekrar kara listeye alındı ve çareyi kaçmakta buldu. Bir yıl
Kaşgar’da ikamet etti.
“Beni Kaşgar’da anlayacak bir tek insan bulamadım ve vatanımı düşmana bırakıp kaçmak çok ağır geldi. Ne olursa olsun
vatanıma dönmeliyim.” demiş ve tekrar dönmüştür. Sovyetler Birliği’nin kuvvetlenmesi üzerine halkın durumunun
kötüleştiğini görünce tekrar başladığı mücadele hayatında:
1- Devlet siyaseti olan ateizme karşı vicdan hürriyetinden istifade ederek, İslam Dini ve medeniyetini yaşatmaya çalışmak
düşüncesiyle ve halkın isteği üzerine, Balasagun şehir camiinde imamlık vazifesine başladı. Vaaz ve nasihatleri halk üzerinde
müsbet tesir yaptı.
2- Türkistan’da ortaya çıkan Kasımovcular Harekatı’nın (vatanperverlerin kadrolaşma harekatı) temsilciliğini yaptı.
Ali Han Töre bu tarihten 1930’a kadar onbir yılda altı defa tutuklandı. En son tutuklanmasında on yıllığına Sibirya’ya sürgün
cezasına mahkum oldu.
Şarki Türkistan’a Kaçışı ve Mücadelesi:
Ali Han Töre, Bişkek Şehir Hapishanesi’nden Sibirya’ya gönderileceği günden iki- üç gün önce; “Mahkumlar etrafı dikenli
tellerle çevrili inşaatlarda çalıştırılırken nöbetçi askerin: -Yemek vaktim geçiyor, siz durun, ben yemek yiyip geleyim- diyerek
gitmesinden istifade ederek, Şarki Türkistan’ın Gulca şehrine kaçtı.
Gulca’da bir yıl çalışarak kazandığı paraları kaçakçılara vererek, iki hanımını ve çocuklarını gizlice yanına getirtir. Niyeti ailesi
ile birlikte akrabalarının da bulunduğu Arabistan’a gitmekti. Ancak Rusya’nın Şarki Türkistan sınırlarını iyi kontrol etmesi
sebebiyle yurt dışına çıkamadı.
Sovyetler Birliği’nin o tarihlerde Şarki Türkistan’daki komünizm propagandasını Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han
Şakirov: “Uygur ve Çin yönetimine gelen, SSCB’de eğitim görmüş kömünizmle beyinleri yıkanmış insanlar, -Sovyetlerin
ürettikleri mallar ucuz ve kaliteli ve bütün her şey komünizmin ürünü, Sovyetler Birliği güllük gülistanlık,… vs.- demekte ve
Müslüman Çinlilerle Müslüman Uygurları ve komünizmden kaçan Rusların aralarına fitne salarak birbirine vurdurup,
komünizme meydan açmaya çalışıyorlardı.” şeklinde anlattı.
Uygur Halkı, Ali Han Töre’yi ilmi ve dini yönlerinden dolayı öz alimleri gibi kabul ederek hürmet gösterdi. Bu ilgi üzerine Ali
Han Töre, Şarki Türkistan’da ailesi ile beraber yaşamaya başladı ve komünizm propagandalarına karşı birlik düşüncesini halka
aşılamaya çalıştı. Bu davasında muvaffak da oldu.
Düşüncelerine halkın büyük rağbet göstermesi üzerine, hürriyet için de mücadele edilmesi gerektiğini açıktan yaymaya başladı.
Böylece Sovyet Emperyalizmi’ne ve komünizme karşı açıktan açığa mücadeleye girişti.
Bunun üzerine Moskova, komünizme karşı olan ve Sovyetlerden kaçan insanların bir listesini kukla durumuna getirdikleri
Şarki Türkistan Valisi General Şen Şi Sey’e (Şin Du Ben) KGB aracılığıyla vererek, onları tutuklattı. Şarki Türkistan’da o
zamanlar Sovyetlerden kaçan iki yüz insan bulunuyordu ve bunların yüz doksan dokuz tanesi bir gecede tutuklandı. Fakat Ali
Han Töre, oğlu Asil Han Töre’nin haber vermesiyle gece yatak kıyafetiyle kaçtı. On ay saklandıktan sonra 1937 yılında Şarki
Türkistan’ın sınır şehirlerinden Asuk’un pazarında yakalandı ve ömür boyu hapse mahkum edildi. Malları müsadere edilerek
ailesi sokağa atıldı.
Merkezi Çin Hükümeti 1941 yılında biraz güçlenince Çin’de hapishaneleri teftiş ettirdi. Teftişlerde Şarki Türkistan
Hapishaneleri’nde sadece suçları “Sovyetler Birliği’nden kaçmak” olan insanların bulunduğu ortaya çıktı. Çin kanunları
gereğince Sovyetler’den kaçmanın suç teşkil etmemesi üzerine serbest bırakılma kararı alındı. Bu karar bir çok insanla beraber
Ali Han Töre Saguni’nin de serbest bırakılmasını sağladı.
Bununla birlikte Sovyetler Birliği’nin Şarki Türkistan Konsolosluğu buna karşı çıktı ve “Ali Han Töre sizin başınıza bela olur.”
dedi. Ama Merkezi Çin Hükümeti, -burası SSCB değil, Çin’dir-” diye talebi reddetti.
Çok az insanın sağlam çıktığı hapishaneden sağlam ve sıhhatli çıkan Ali Han Töre, halk tarafından büyük bir sevgiyle
karşılandı, evi günlerce ziyaretçiler tarafından dolup taştı.
İkinci Dünya Savaşı’nın çıktığı o günlerde Sovyetler Birliği kendi derdindeydi. Ali Han Töre hapishaneden çıkarılacağı sıralarda
Şarki Türkistan Valisi’nin gücü zayıftı ve halk yer yer ayaklanmaktaydı. Hapisten çıkan Saguni, bu fırsattan istifade ederek,
ayaklanmaları bir birlik altında toplamak ve halkı teşkilatlandırmak için gizli “Azadlık Cemiyeti”ni kurdu.
Cemiyetin ilk üyeleri, Ali Han Töre Saguni, Abdülkerim Abbas (sonra Şarki Türkistan’ın İçişleri Bakan yardımcısı oldu.),
Kasımcan Kamberi (Askeri Adliye Başkanı), …vb. oldu.
1944 yılına kadar teşkilatlanmaya ve güçlenmeye çalışıldı ve hürriyet için uygun şerait fırsatı kollandı.
Bolşeviklerin ayaklanarak ortaya çıktığı 7 Kasım’da (1917), “Biz İslam ve hürriyet bayrağını dalgalandıralım, aynı gün ortaya
çıkalım” diye Ali Han Töre, 7 Kasım 1944’te silahlı mücadeleyi başlattı.
Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin Kurulması ve İlanı:
İstiklal mücadelesi ve cumhuriyetin ilanı konusunda Kutluk Han Şakirov, “Babam, ilçe ve köylerdeki silahlı mücahitlere haber
gönderdi ve – aynı gün aynı saatte siz dıştan Gulca’ya hücum edin, biz de içte mücadeleye başlayacağız.- dedi. Bu plan
tamamen uygulandı. Üç gün içerisinde Gulca Şehri tamamen ele geçirildi. Aynı zaman da Şarki Türkistan İslam
Cumhuriyeti’ni ilan ettiler” dedi.
Ali Han Töre Vilayet Konağı’ndaki Çin bayrağını indirerek yırtmış ve ayağının altında çiğneyerek, “İşte İslam Bayrağımız”
demiş, daha önce hazırlanan ay yıldızlı ak bayrak dalgalandırılmış ve on iki bakandan oluşturulan hükümet ilan edilmiştir.
Ayrıca dokuz maddelik bir beyanat yayınlanmıştır.
Ali Han Töre bu Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı kabul edildi. O da kadrosunu şöyle tespit etmiştir:
Hekimbey Hoca ve Ebul Hayri Töre (Kazak) Cumhurbaşkanı yardımcıları,
Rahimcan Sabiri: İçişleri Bakanı, Askeri Bakan Muavini
Enver Musabeyov: Maliye Bakanı
Habib Yunisi (Tatar): Maarif Bakanı
Muhammedcan Mahsun : Ali Adliye (Yargıtay) Bakanı
Abdurrauf Mahzum : Hükümet Başkatibi
Salihcan Bay : Toprak, Yer ve Su Bakanı
Cani Yoldaş: Devlet Müfettiş Bakanı
Zünun Tabib : Askeri Muavin
Palinov ( Rus ) : Askeri Bakan
Ömercan : Levazımat Bakanı
Kerim Hacı : Milli Banka Bakanı
Seyfuddin Aziz : Propaganda Bakanı ( Daha sonra Maarif Bakanı oldu)
Abdürkerim Abbas : Matbuat Başkanı
Kasımcan Kamberi : Askeri Adliye Bakanı
Ahmed Efendi Kasımi : Ali Han Töre’nin Tercümanı
Gulca Şehrinde hakimiyet sağlandığında 4 savaş uçağı, 618 tüfek, 56 makinalı tüfek, 12 havan topu, bir kaç ton cephane ve
bomba ele geçirildi. Bu sırada SSCB Japon ve Merkezi Çin Hükümeti’ne karşı tampon devlet olarak Şarki Türkistan İslam
Cumhuriyeti’ni gizli olarak desteklemek zorunda kaldı. Şöyle ki, mesela 30 koyuna bir tüfek verdi ve tüfekler de Birinci Dünya
Savaşı’ndan kalma tüfeklerdi.
Müslüman Türki halktan (Özbek, Kazak ve diğerleri) askeri uzmanlar gönderdi. Kısa zamanda şu işler yapıldı: Vergi %50
azaltıldı, demokratik hürriyetler verildi; oy verme, çalışma saati,… vs. Din ve dilde serbestlik. Çinlilerin ellerindeki mallar
müsadere edildi.
Mücadelenin Genişlemesi:
Milli Ordu 8 Nisan 1945 yılında kurudu. Seferberlik ilan edildiğinde 100 bin müracaat olduğu halde 30 bin silah olduğu için 30
bin insan silah altına alındı. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında 85 bin kişilik Çin Ordusu’na karşı savaşarak başarı kazanıldı.
İli, Terbegatay ve Altay vilayetleri azad edildi. Manas Deryası’na ulaşıldı. Şarki Türkistan Çin Ordusu ile savaşıldı. Sonra da
Milliyetçi Çin’den gelen ordu ile de savaşılarak, ona da galebe çalındı. ( 1945 )
1945-1946 yılları arası daima Çin askerleriyle vuruşmayla geçti. Çin askerlerinin elinden kışlayı, havaalanını Budistlerin
tapınağını ele geçirdiler. Gulca etrafındaki düşman yok edilinceye kadar 3 binden fazla mücahit şehit edildi. 6 bin mücahit
yaralandı. Şehit ailelerine yardım amacıyla “Şehit Meçruhlar Cemiyeti” kuruldu, ailelere yardım edildi.
Ordu içinde Gani Batur (Uygur), Fatih Batur (Tatar), Osman Batur (Kazak), Ekber Batur (Kazak), General Palinov (Rus) gibi
cesur komutanlar yetişip çıktı. Şarki Türkistan Hükümeti Ali Han Töre’ye önceki faaliyetlerinden ve bu savaştaki
başarılarından dolayı Maraşal ünvanını verdi. Şarki Türkistan Halkı Ali Han Töre’ye Maraşal Ata, (baba) diye hitap ederlerdi.
Şarki Türkistan Ordusu Urumçi’ye kadar yaklaşmıştı. Eğer Ali Han Töre iki üç gün daha Ruslar tarafından kaçırılmasıydı,
Urumçi’de azad edilecekti.
Ali Han Töre’nin Kaçırılarak Taşkent’e Getirilmesi:
SSCB’nin Gulca Başkonsolosu Dabaşin, Şarki Türkistan Cumhuraşkanı Ali Han Töre’ye gelerek: “SSCB’nin Hükümet Başkanı
Stalin sizinle antlaşma götürmek istediler. Ama Ali Han Töre konsolosların bu sözlerine inanmadı. “Eğer antlaşma yapmak
istiyorsa sınıra gelsin” dedi.
Konsolosluk daha sonra, “Kazakistan-Çin sınırı olan Korgaz Şehri’nde Stalin sizinle görüşecek, sizi orada şu gün, şu saatte
bekleyecek” diye daha önce kurulmuş tuzağa Ali Han Töre’yi davet etti. Ali Han Töre buluşma yerine geldiğinde askeri bir
uçakla karşılaştı. Yanında yeterli koruması olmadığı için her hangi bir çatışmaya giremeden silahlı Rus askerleri tarafından bu
askeri uçakla Taşkent’e getirildi. Ortada ne Stalin vardı, ne de antlaşma. Yeni bağımsızlık savaşını kazanmaya çalışan Şarki
Türkistan Halkı’nın Devlet Başkanı Ali Han Töre böylece kaçırılmış oldu.
Ali Han Töre Taşkent’te iki yıl halktan uzak bir şekilde şehir dışında Bozbazar’daki hükümet misafirhanesinde tutuldu. Bu
yıllar arasında Ali Han Töre’nin Taşkent’e getirilip tutulduğundan halkın haberi olmadı. Ailesi de daha sonra 1947 yılının
Haziran ayında gizlice Taşkent’e çeşitli yollarla bir bir getirildi. En son 1960 yılında Ekrem Han geldi.
Bu müddet zarfında dış dünya ile alakası kesik şekilde gözaltında tutuldu. Daha hiç bir iş yaptırılmadı. Daha sonra siyasetten
uzak durması şartıyla Taşkent Şehri’nin Oktyabır, Şeytan Tahar ilçesi, Kahata mahallesi, Kalhoznu 25 adresinde 1976 yılına
kadar yaşadı.
Eserleri:

Ömrünün sonuna kadar yalnız ilmi ve içtimai işlerle meşgul olan Ali Han Töre, Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilirdi. Birçok dini,
siyasi ve tıbbi kitaplar yazmıştır: Tarih-i Muhammedi (2 cilt, 1991 yılında 100.000 adet basıldı.), Emir Timur Tüzükleri
(Kutlukhan Şakirov tarafından şuan İstanbul’da Türkçe baskısına hazırlanıyor), Türkistan Gaykusu”(2 cilt), “Şifayi İlan”
(Hastalıklar Devası), “Şiirler Toplusu”, “Ahmed Daniş”, “Nevadir ül Vekai” (Farsça’dan Tercüme) ve Herman Vamberi,
“Buhara veya Maveraünnehir Tarihi” (Tercüme).
“Türküstan Gaygusu”: “1960 sonlarında gizli yazılmış ve vakti geldiğinde neşrini varislerine vasiyet etmiştir. Hazırda oğulları
onu neşre çalışmaktadırlar. “Esasul İman” kitabı da gizli yazılmış, elden-ele gezerek muhtelif meclis ve toplantılarda
okunmuştur.
Ayrıca Ali Han Töre Taşkent’e getirdikten sonra Stalin tarafından Şarki Türkistan’da neler yaptıklarını her şeyi ile yazmasını
istedi. Netice de 60 sayfalık iki nüsha yazılan eser, müsvetteleri ile beraber elinden alınmış ve Moskova’ya gönderilmişti
. 1-Yılmaz Öztuna, İslam Devletleri, 1.Cilt, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1989, s.685
2-Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
3- Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
4-Vincent Monteil, Sovyet Müslümanları, Pınar Yayınları, Tercüme Mete Çamdereli, Yıldızlar Matbaacılık, A.Ş. istanbul 1992,
s.188)
5- Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
6- Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
7- Abdulhakim Baki İltebir, “Marşal Ali Han Töre kalbimizde, Mübarize içinde olan bir hayat”, Doğu Türkistan Sesi Gazeti,
Doğu Türkistan Dayanışma Derneği Yayını, Özel sayı:1-1993, s. 14.
8- Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
9-Ali Ali Han Töre’nin oğlu Prof. Dr. Asil Han Şakirov’la Haziran 1993’te Taşkent’te yapılan görüşme
10– Ali Han Töre’nin oğlu Prof. Dr. Asil Han Şakirov’la Haziran 1993’te Taşkent’te yapılan görüşme
11- Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
Tanrı Dağı Akademisi

MAGNYETİK HİPNOZ


0
Manyetik enerji herkeste vardır. Ancak herkes bu manyetik enerjilerini konsantre ederek belli bir noktaya yönlendirmeyi bilemediği için bu enerjisini çoğunluklu bilinçli olarak kullanamaz. Nasıl ki ışık bir büyüteç aracılığıyla belli bir noktaya toplanabilirse, manyetik enerji de belirli metotlarla belli bir noktaya toplanabilir ya da yönlendirilebilir. Bunun için ilk temel şart istek ve konsantrasyondur…
İnsan manyetizmayı ısı, ışık, elektrik gibi enerjilere çok benzer. Özellikle de mıknatısa… Elektrik yasaları ile, manyetizma yasaları arasında hemen hemen aynılık vardır, insan bedeninin mıknatısa benzer özellikleri kapsadığı bilinmektedir. Örneğin insan bedeni mıknatıstaki gibi (+) ve (-) kutupsallaşmalar gösterir. Şimdi bedenimizdeki bu kutupsallaşmaları görelim. Bunlar bilinmeden sağlıklı bir manyetik çalışma yapılamaz.
İnsan vücudunun hangi bölgeleri pozitif hangi bölgeleri negatif kutupsallaşma içindedir?
Vücudunuzun sağ tarafı pozitif, sol tarafı negatiftir. Alın, boyun, göğüs mide ve karın pozitif; bunların tam arkası yani başınızın arkası, enseniz, sırtınız, beliniz ve kuyruk sokumunuza kadar olan bölgeniz negatiftir Başınızın tepe kısmı ile bacaklarınızın arası nötrdür. Solaklarda ise bu kutupsallaşma tam tersidir. Her iki elini kullananlarda ise kutupsallaşma sabit değildir. Manyetik enerjiler farklı kutupsallık özellikleriyle, organizma içinde dengeye getirici bir güç olarak çalışırlar
– İnsan Bedeninin Manyetik Kutuplan –
Aynı isimli kutuplar birbirlerini iter… Zıt isimli kutuplar birbirlerini çekerler…
Elektrik ve mıknatısta olan bu durum insan bedenindeki manyetik enerjilerde de aynıdır. Hassasiyeti gelişmiş bir kişinin alnına (+) sağ elinizi (+) koyarsanız derhal bir itme hissi duyacaktır. Buna karşılık ensesine (-) yine sağ elinizi (+) koyduğunuzda çekilme hissiyle karşılaşır.
Bu metotla, organik aktivitede hızlanma ya da yavaşlamanın meydana getirilmesi yani uyartmak ya da sakinleştirmek mümkün olabilmektedir. İşte bu manyetizmanın temel çalışma kurallarının temelidir.
Yani aynı isimli (+ +), (- -) kutuplar uyartıcı; zıt isimliler (+ -) sakinleştirici bir etki yaparlar.
Sakinleştirme Etkisi (+ -)
Ağrıların giderilmesinde kullanılır. Ağrısı ve ıstırabı olan bir hastanın ayak ucuna geçilir. Bakışlar göğüs ve mide boşluğu üzerine yönlendirilirken; sağ el hastanın sol bacağına, sol el de hastanın sağ bacağına gelecek şekilde eller bacaklar üzerine yavaşça dokundurulur.
Siz de bunu deneyebilirsiniz. Bunu yaparken tüm manyetik enerjinizin gözleriniz ve ellerinizden hastaya gitmesini isteyin. Buna konsantre olun. İstemekten başka yapmanız gereken hiç bir şey yoktur. Bu şekilde yapılan manyetizmanın çok büyük bir sakinleştirici etkisi vardır.
10 ila 30 dakika arasında değişen bir zaman süresince, hastanın ateşi hissedilir derecede düşer, ıstıraplı hal geçer. Ağrılar diner… Hasta derin bir rahatlığa gömülür…
Eğer ağrı vücudun sadece belirli bir bölgesindeyse, hastanın yanına geçilir. Ağrıyan bölgenin hangi kutupsallıkta olduğuna bakılır. Ona göre sol ya da sağ el ağrıyan bölgeye konulur. Baş ağrısı için sol elin hastanın alnına, sağ elin ise ensesine konulması çok sakinleştirici ve ağrıyı kısa sürede geçirici bir etkisi vardır.
Uyartma Etkisi (+ +) (- -).
Canlılık kazandırır, hareket getirir, uyuşukluk ve yorgunluk hissini ortadan kaldırır, tansiyonu yükseltir, zihni aktiviteyi arttırır, organizmanın kendisini yenilemesine imkan sağlar.
Bunların olabilmesi için aynı isimli kutupların bir araya getirilmesi gerekir. Örneğin sağ elinizi karşınızdakinin göğsüne ya da midesine, sol elinizi de sırtına koyup bu etkileşimi sağlayabiliriniz..
Sempatizasyonun sağlanması ve ilginin kurulması ;
Bu sempati sizin manyetik etkilerinizle, karşınızdaki insanın manyetik alanı arasında bir ahenk kurmak demektir. Daha bilimsel bir açıklama ile, sizin manyetik enerjinizin atomik titreşimsel düzeyiyle, karşınızda kişinin manyetik enerjisinin atomik titreşimsel düzeyi arasında bir etkileşim sağlamaktır. Söz konusu sempati halinin kurulabilmesi için sizin pozitif duygu ve düşüncelerle çalışmaya yönelmeniz birinci şarttır.
Özellikle aralarında sevgi ve sempati bağı bulunan kişilerin, birbirlerine çok daha kolay manyetik etkiler göndere-bilmesinin asıl nedeni budur.
Manyetizma uygulamasına başlamadan önce enerjiler arasında rezonansın kurulabilmesi ve ilk manyetik enerjinin aktarılabilmesi için el tutma denilen bir yöntem vardır.
Bu yöntem iki farklı şekilde uygulanabilir:
* Bunlardan birincisi, sizin baş parmağınızla, karşınızdaki kişinin baş parmaklarının temas ettirilme yöntemidir.
Baş Parmakların teması ile rezonansın sağlanması..
* İkincisi ise bütün parmakların teması ile etkileşimin sağlanmasıdır.
Karşınızdakinin avuç içi yere, sizinki havaya bakacak şekilde, birinci parmak boğumlarını üst üste koyunuz. Bu durumda sizin avucunuz havaya doğrudur ve karşınızdakinin, birinci parmak boğumlan, sizin parmak boğumlarınızın üzerindedir. Baş parmağınızı da karşınızdakinin,ortanca parmağının üzerine koyunuz. Bu el tutma yöntemlerinden kendinize en uygununu seçerek karşınızdaki kişiyle ilk manyetik rezonansı sağlayabilirsiniz.
Bütün parmakların teması ile Etkileşimin sağlanması –
Karşınızdaki kişinin tam karşısına oturunuz. Onu vereceğiniz telkinlerle gevşetin. İyice gevşesin. İlk önce iki kaşınızın arasına bakmasını isteyin. Siz de onun iki kaşının arasına bakın. Ya da göğüs bölgesine konsantre de olabilirsiniz. Bacakları sizin bacaklarınızın arasında olmalı ancak bacaklarınız birbirine değmemelidir. Sadece eller temas halinde bulunmalıdır. 8-9 dakika boyunca uygulayacağınız bu işleminiz, karşınızdaki kişiye ilk manyetik enerjiyi aktarma imkanı da sağlayacaktır. Daha sonra karşınızdaki kişinin özel bir bölgesinde bir ağrı varsa, o bölge üzerinde manyetik pas uygulamalarına girişmeniz gerekir
(
Pas uygulamaları aşağıda anlatılmıştır )
El tutma yöntemleri, sadece ilk sempatinin kurulmasında değil, aynı zamanda karşınızdaki kişiye genel manyetik enerji aktarımında ve onu manyetik alanınıza alarak uyutma işlemlerinde de kullanılır. Manyetik İpnoz çalışmalarında kullanılan bir yöntemdir. Ancak bu tür çalışmalar yapabilmek için manyetik enerjinizi arttırmak ve onu belli bir yere toplaya-bilme becerinizi çok iyi geliştirmiş olmanız gerekir.
El tutma yöntemiyle manyetik enerjilerinizi karşınızdaki kişiye aktarmaya başladığınızda, en fazla 1-2 dakika içinde karşınızdaki sizden elleriniz vasıtasıyla yayılan manyetik enerjileri bir sıcaklık duygusuyla hisseder. Karıncalanmalar ve seyirmeler de görülebilir. Başında ve tüm bedeninde ağırlık hisseder. Daha ileri aşamalarında tamamen hipnotik bir uykuya dalabilir. Ama siz ilk başlarda bunu yapmayın.
Eğer karşınızdaki kişi çalışmanız sırasında manyetik ipnoza girer ve uyursa, hemen manyetik enerji aktarımını kesin ve ayağa kalkarak yatay paslar yapmaya başlayın ( aşağıda anlatılmştır )… Böylelikle ona yüklediğiniz manyetik enerjileri dağıtın… Derhal uyanacaktır…
Manyetizma Yöntemleri
İnsan bedeninin bütün yüzeyinden manyetik bir enerjinin çıktığı bugün bilimsel olarak kanıtlanmış durumdadır. Fakat bedenin bazı bölgelerinden daha kolay ve daha yoğun olarak çıktığı saptanmıştır. Bunları başlıca dört kısımda toplayabiliriz:
1- Eller, avuç içi ve parmaklar.
2- Gözler, iki kaşın arası ve beynin üst kısmı.
3- Göğüs bölgesinin tam ortası.
4- Dizler ve ayaklar.
Manyetik enerjilerin gönderilmesinde en uygun araçlar ellerdir. Bu nedenle tüm manyatizörler ellerini kullanırlar..
Burada duralım..Bundan sonrasını okumak,tamamen konuya ilgi duymuş olmanıza bağlıdır..
İlgi duymadıysanız burada bırakın..
Manyetik Enerjilerin Gönderilmesi..Başlıca 4 farklı uygulama tekniği vardır. Bu tekniklerden hangisinin kullanılacağı yapılmak istenen çalışma türüne göre seçilir.
l- PASLAR
“Dikey” ve “Yatay” olmak üzere iki farklı şekli vardır.
a) Dikey Paslar:
Karşınızda ki oturmalı, siz ise onun 50 -60 cm uzağında ayakta durmalısınız. Ayaklarınızı biraz açarak ağırlığınızı iki eşit parçaya bölün. Üst kısmınızı serbest hareket edebilecek şekilde serbest tutun. Ellerinizi fazla sıkmadan yumruk yapıp aşağıya sarkıtın. Konsantre olun ve tüm manyetik güçlerinizi ellerinizde toplayın. Bunu yapabilmek için yavaş yavaş derin bir nefes alın ve nefes alırken tüm manyetik güçlerinizin ciğerlerinizin bulunduğu göğüs bölgenize dolmasını isteyin. Biraz nefesinizi tutun ve manyetik güçlerinizin göğüs bölgenizde toplandığını hissedin. Sonra nefesinizi yavaşça verirken manyetik güçlerinizin kollarınızdan yumruğunuza akmasını isteyin ve bunu hissedin. Bunu yedi kez tekrarlayın…
Artık hazırsınız… Parmaklarınız hala kapalı… Kollarınızı ve yumruğunuzu vücudunuzun gerisine doğru kaydırın ve 10 saniye bekleyin… Sonra her iki kolunuzu gövdenize dik gelmeyecek şekilde, yanlardan süjenizin baş kısmının en tepe noktasına kadar kaldırın. Yumruklarınız hala kapalı. Yumruğunuzu süjenizin başına iyice yaklaştırın. Ellerinizi süjenizin başına değdirmeden, sanki avucunuzda buğday taneleri varmış da onları boşaltıyormuş gibi bir hareket yaparak ellerinizi açın. Parmaklarınız yarı aralık, hafif içe doğru kıvrık çok az gergin bir durumda elleriniz süjenizin başında duruyor. Kollarınızı gergin tutun fakat kesinlikle kaslarınızı sıkmayın. Bileğiniz çok az aşağıya doğru bükük olmalıdır.
Şimdi ellerinizi karşınızdakinin başından alın hizasına doğru yavaş yavaş kaydırmaya başlayın… Parmaklarınızla onun bedeni arasında en fazla 7-8 cm mesafe olmalıdır. Elleriniz önce alın hizasına oradan kaşlar, gözler, yanaklar, boyun, göğüs, mide, karın bölgelirini de bitirdikten sonra en son dizlerine kadar gelecek ve orada pas tamamlanacaktır. Pas yaparken gözlerinizle ellerinizin geçtiği bölgeleri izleyin. Gayet sakin olun. Ve tüm konsantrasyonunuzu bu işe verin. Sizden yayılmakta olan manyetik etkilerin karşı tarafa geçmesi için içinizden istekte ve telkinde bulunun… Yapacağınız tek şey: İstemektir…
Pas tamamlanıncaya kadar mümkün olduğunca gözlerinizi kırpmayın. Çünkü tesirler gözlerinizden de çıkmaktadır. Dikey paslarda ellerin baş hizasından dizlere kadar gelişi ortalama 1.5 dakika içinde bitirilmelidir. Pas bittiğinde ellerinizi yavaşça yanlardan aşağıya sarkıtıp l parmaklarınızı fazla sıkmadan yumruk yapıp 10-15 saniye’ bekleyiniz. Kendinizi gevşetin.
Tesirlerin kolaylıkla aktarılabilmesi için az önce el tutma yönteminde aktarmış olduğumuz nefes alma yöntemini kullanınız. Her bir yeni pasa başlarken derin bir nefes alın. Nefesinizi ciğerlerinizde çekerken, manyetik enerjilerinizi göğüsünüze toplayın. Bunu yaparken yavaş yavaş kollarınızı yumruklarınız kapalı olarak karşınızdakinin,başının üzerine doğru kaldırmaya başlayın. Sonra nefesinizi tam vermeye başlayacağınız an ellerinizi açın. Nefesinizi verirken sağladığınız konsantrasyonla, bu enerjileri elleriniz ve gözleriniz vasıtasıyla karşınızdakine aktarın. Yavaş yavaş yine aynı şekilde dizlere kadar gelin.
Paslar aşağı noktalara doğru inerken gövdenizi biraz öne doğru eğebilirsiniz..Burada dikkat etmeniz gereken en önemli noktalardan biri her bir yeni pasa başlarken ellerinizi karşınızdakinin yanlarından kaldırmaktır. Göğüs hizasından kaldırdığınız takdirde yüklediğiniz manyetik enerjileri kendiniz bozmuş olursunuz. Çünkü tersine hareket yüklenen enerjinin dağılmasına neden olur…
b) Yatay Paslar:
Dikey pasların etkisini ortadan kaldırmak için kullanıldığı gibi aynı zamanda baş ağrılarına karşı çok etkilidir. Ağrıları hafifletir, sakinlik verir, dinlendirici bir etkisi vardır. Günlük yaşantımız içinde üstümüze biriken negatif tesirlerin ve ağırlıkların temizlenmesinde kullanılır…
Dikey pas yapacakmış gibi karşınızdakinin yanında pozisyonunuzu alın. Elleriniz yumulu ve kollarınız yanlarınızda aşağıya doğru sarkık duruyor… İçinizde tesirleri dağıtacak güç ve istek var… Bunu kuvvetle istiyorsunuz… Yine dikey paslarda olduğu gibi ellerinizi bir müddet geriye doğru kaydırıp 10 saniye bekleyin. Derin bir nefes alın ve elleriniz yumulu olarak kollarınızı yandan karşınızdakinin, baş kısmına kaldırınız. Nefesinizi verirken ellerinizi açınız. Tam o anda sağ elinizi sola, sol elinizi de sağa doğru kaydırarak havada büyük bir çarpı işareti çizerek ellerinizi karşınızdakinin, dizlerine kadar getirerek pasınızı bitiriniz. Bu pasın süresi 2-3 saniyedir. Yatay paslarda elleriniz karşınızdakinin, bedenine 6-7 cm kadar yakın olmalı ve sanki bir şeyleri kenara itiyormuş gibi bir hareket yapmalıdır.
2- EL UYGULAMASI
Günümüzde tüm manyetizörlerin en fazla kullandıkları çok etkili bir tekniktir. Aynı anda tek ya da iki elle birlikte uygulanabilir. Vücudun belirli bir bölgesine 3 ila 10 cm uzaklıktan elin açık bir halde sabit tutmaktır. Manyetik enerji parmaklar ve el ayasından aktarılır. Bedenin polarizasyonu dikkate alınarak ve yapılmak istenen etkinin durumuna göre sağ ve sol eller uygun noktalara tutulur.
El uygulamasında el hafif içe dönük ve parmaklar hafif aralık halde tutulmalıdır. Manyetizmanın etkisini arttırmak için karşınızdakinin, bedenine dokunmak gerekli değildir. Ancak dokunmakta herhangi bir sakınca da yoktur. Hatta manyetik enerjilerin daha kolay aktarılmasını sağlar… El uygulamasında özellikle ağrıların dindirilmesinde ovmak ya da sıvazlamak da çok etkili sonuçlar vermektedir. Bir yerimizi sert bir yere çarptığımızda iç güdüsel olarak o bölgemizi ovuşturmamız aslında bilmeden yaptığınız bir el tutma yöntemidir.
Bir başka el uygulama şekli de,parmakların bir araya getirilerek istenen bölgeye dik şekilde tutulmasıdır. Bu yöntem de de parmaklarınız vücuda temas edebilir ya da ettirmeden de manyetik enerjinizi aktarabilirsiniz. Örneğin başı ağrıyan bir tanıdığınızın alnına,ellerinizin parmaklarını birleştirerek tam iki kaşının arasına koyun ve biraz bastırarak sağa doğru çevirin. Bunu 15-20 kez tekrarlayın baş ağrısı anında kesilecektir. Aynı şeyi kendi kendinize de uygulayabilirsiniz.
3- ÜFLEMELER
Manyetik enerjilerin aktarılmasında kullanılan en etkin yöntemlerden biri de üflemelerdir. Nefes manyetik etkileri en iyi aktaran ve en iyi taşıyan araçların başında gelir. Anadolu halk inançlarında özellikle büyüklerimizin çocukları okuyup üflemelerinin ardında yatan gerçek budur.
Ancak günümüzde asıl köken tamamen unutulmuş durumdadır. Okuyup üfleyen bile yaptığı şeyin asıl sebebini bilmeden bunu yapmaktadır. Manyetizma’da de üflemeler çoğunlukla şifa vermek için kullanılır. Çok pozitif bir etkisi vardır. Özellikle organik aktiviteyi hızla arttırır. Organizmayı dengeye sokar.
Manyetik enerjinizi aktarmak istediğiniz bölgeye dudaklarınızı yaklaştırarak, sanki bir cama “hoh” yapar gibi üfleme yapabileceğiniz gibi küçük bir boru aracılığıyla da aynı sonucu elde edebilirsiniz. Hatta küçük bir boru kullanmak daha iyidir. Nefesinizin ve buna bağlı olarak da manyetik enerjilerinizin sağa sola dağılmadan istenen bölgeye yoğun olarak aktarılmasını sağlar.Manyetizma da bir de, sanki bir mum alevine üflermişçesine yapılan ve adına da soğuk üfleme denilen bir başka uygulama daha vardır. Bu üfleme karşınızdakinin, alın kısmına uygulanır. Manyetik etkileri dağıtmak ve manyetik uykudan uyandırmak için kullanılır.
4- EL TUTMA
Manyetik enerjinin aktarılma metotları arasında başta sempatizasyonun sağlanması ve rezonansın kurulması tekniği olarak sizlere aktarılan el tutma yöntemi aynı zamanda manyetik enerjilerin aktarılma yöntemlerinden de biridir. Bu yöntemle de manyetik enerjiler çok kolaylıkla aktarılır.

Female ‘Amazon’ warrior buried 2,500 years ago in Altai Mountains was… male


 

Female ‘Amazon’ warrior buried 2,500 years ago in Altai Mountains was… male

By The Siberian Times reporter
01 December 2015

New DNA findings alter the sex of one of most famous recent Siberian archeological finds of human remains.

Archeologists and anthropologists believed she was not only female – and a pig-tailed teenager – but a member of an elite corps of warriors within the Pazyryk culture. Picture: Marcel Nyffenegger, Natalia Polosmak

A Swiss taxidermy expert brought ‘her’ to life, recreating the ‘virgin’ warrior’s looks from facial bones, and some observers commented on her distinctly masculine appearance.

Yet archeologists and anthropologists believed she was not only female – and a pig-tailed teenager – but a member of an elite corps of warriors within the Pazyryk culture which suggested likenesses to the fabled Amazon warriors of known to the Greeks.

Entombed next to a much older man – perhaps father and daughter? – the remains lay beside shields, battle axes, bows and arrowheads, while the warrior’s physique indicated a skilled horse rider and archer.

Restored face


Grave adornments and face reconstruction

Some observers commented on her distinctly masculine appearance. Pictures: Marcel Nyffenegger, Natalia Polosmak and Elena Shumakova for Science First Hand 

Cowrie shells, amulets for female fertility but exceptionally rare in Pazyryk burials, were a tell-tale sign that this was a young woman, but so were various adornments to the grave –  for example, the ‘coffin’, the wooden pillow, the quiver, all smaller in comparison to usual male burials. In a singular honour, nine horses – four of them bridled – were buried with the skeleton, an escort to the afterlife.

But a major revamping is now underway. New DNA analysis indicates unequivocally that the remains were male and not female.

The pioneering research was conducted by the Institute of Archaeology and Ethnography, the Siberian Branch of the Russian Academy of Sciences, and Novosibirsk State University.

Is this the face of an ancient Amazon female warrior?


Is this the face of an ancient Amazon female warrior?


Is this the face of an ancient Amazon female warrior?


Is this the face of an ancient Amazon female warrior?


Is this the face of an ancient Amazon female warrior?

Entombed next to a much older man – perhaps father and daughter? – the remains lay beside shields, battle axes, bows and arrowheads, while the warrior’s physique indicated a skilled horse rider and archer. Pictures: Natalia Polosmak

This obtained ‘reliable molecular genetic data’ indicating that the supposed female warrior ‘was male’, according to a report released by Science First Hand co-authored by Dr Alexander Pilipenko, of the Institute of Cytology and Genetics, and Dr Natalia Polosmak, of the Institute of Archaeology and Ethnography,  at the Siberian Branch of the Russian Academy of Sciences, in Novosibirsk.

The research also found that the relationship between the two people buried in the tomb at the Ak-Alakha 1Mound 1 was not father and son but perhaps uncle and nephew. The cause of death of the pig-tailed ancient youth was not established.

Is this the face of an ancient Amazon female warrior?


Is this the face of an ancient Amazon female warrior?


Is this the face of an ancient Amazon female warrior?


Is this the face of an ancient Amazon female warrior?

Swiss expert Marcel Nyffenegger was asked to recreate a likeness of the supposed female warrior for the Historical Museum of the Palatinate in Speyer, Germany. Pictures: Marcel Nyffenegger

The discovery of the remains was described in a 1994 book by Dr Polosmak as ‘unique’ because of the way the female skeleton was dressed in male clothing and buried with weapons.

Swiss expert Marcel Nyffenegger was asked to recreate a likeness of the supposed female warrior for the Historical Museum of the Palatinate in Speyer, Germany.

Working with a 3D model of the skull, he spent a month painstakingly piecing together her facial muscles and tissue layers as well as reconstructing her skin structure, eyes and expression.

The resulting Plasticine model was then covered with silicone and a rubber-resin mixture before finer details such as eyebrows and eyelashes were added.

Please see our previous article about this remarkable burial.

 

 

http://siberiantimes.com/science/casestudy/news/n0506-female-amazon-warrior-buried-2500-years-ago-in-altai-mountains-was-male/

Exmetjan Osmanning Shéirlari Terjime Eserler Mukapatigha Érishti


Exmetjan Osmanning Shéirlari Amérika Qelemkeshler Merkizining Terjime Eserler Mukapatigha Érishti

12316628_386110714922212_607790896360659043_n

Amérika qelemkeshler merkizi özining 2015-Yilliq edebiyat mukapatigha érishken maqale, hékaye, roman, fantaziyelik eserler, biografiye, terjime shéirlarning tizimlikini élan qildi.

Mezkur organ kanadada olturushluq shair exmetjan osmanning «uyghur diyar: yiraq sürgüngah» namliq shéirlar toplimini bu yilliq terjime eserler mukapatigha layiq körgen.

Uning amérikiliq shair jéfréy yang teripidin inglizchigha terjime qilinghan «uyghur diyari: yiraq sürgüngah» namliq shéir toplimi bu yil amérikidiki «fonim médiya» namliq edebiyat orni teripidin neshr qilinghan idi.

Mezkur shéirlar toplimigha uning ereb, uyghur tillirida yazghan 40 nechche parche shéiri kirgüzülgen. «Uyghur diyari: yiraq sürgüngah» uning mezkur shéirlar toplimigha kirgüzülgen shu serlewhilik bir shéirining mawzusi. Shéirlar toplimigha yene uning «shehrizatning éghzidin ötken kéchiler», «baliliqtiki ay» qatarliq shéirliri kirgüzülgen.

1964-Yili ürümchide tughulghan exmetjan osman, 1980-Yillarda qozghalghan uyghur modérnizm edebiyat zhaniri-Gungga shéiriyitining asaschisi, dep étirap qilinghan shair. U uzun yil süriyede yashap kelgen. Lékin süriye baas hökümiti 2002-Yili uni chégradin qoghlap chiqarghandin béri, kanadada yashap kéliwatidu.

 

 

http://lithub.com/announcing-the-pen-longlists-pt-4/

 

Milletchilik We Wetenperwerlik Heqqide Chüshenche


 

Uyghur Oghlanlar
-12 Dékabir yashlar bayrimigha béghishlaymen
-Aptordin

Beziler Milletchilikni wetenperwerliktin ayrip qarap, küchlük milletlerning kéngeymichilikini, téximu toghrisi tajawuzchiliq herkitini milletchilik dep xata chüshendürüshke orunghandek, mustemlike astidiki xeliqlerning milliy qarshiliq körsütüsh herkitinimu milletchilik katégoriyesige kirgüzüdu.Emeliyette küchlük milletlerning kéngeymichiliki milletchilk hésaplanmighandek, milliy zulum astidiki xeliqlerning meyli qaysi shekilde bolmisun élip barghan azatliq herketliri heqqaniy küresh bolup eriqchiliq yaki téror hésaplanmaydu.
Milletchilik insanliqning dunyada ortaq étirap qilinghan xususiyetliridin biri bolghachqa, dunyada milliy dewletler barliqqa kelgen.Milletchilik/Dewletchilik herqandaq bir milletning özige tewe bolghan jughrapiyiwiy rayonda, özi adetlengen til-yéziqtin paydilinip, etnik, siyasiy, iqtisadiy, diniy, medeniy we kultural alahiyidiliklirini saqlap qélish hemde tereqqiy qildurush zörüriyitidin bar bolghan bolidu.
Arimizdiki bezi kishiler bezide dinni bezide eksiyetchi peylasoplarning éyitqanlirini bazargha sélip, milletchilikni qandaqtur binormal nezeriyeler bilen xunukleshtürüp chüshendürüp,bizge tuydurmay milliy éngimizdiki milletchilik/dewletchilik iddiysini zeherlewatidu.Ular xitayning kengeymichilik herkitini milletchilik dep burmilap, xelqimizge milletchilikni xuddi wabadek qorqunchluq shekilde körsütüshke orunmaqta. Bizningche Xitay tajawuzchiliqi miletchilik emes, kengeymichilik, uyghurlarning weten qutquzush herkiti téror emes milletchiliktur.
Milletchilik shekillenmey turup wetenperwerliktin söz achqili bolmaydu…ikkisi bir-biri bilen sewep netijilik munaswetke ige…Biri yene birini teqezza qilidu…Tarixta herqandaq bir siyasiy millet qanche ming yillardin béri belgülük jughrapiylik rayonda yashap, oxshimighan dewletlerini qurup, xeliqarada muhim rollarni oynap kelgen.Siyasiy Millet ming yillap yashighan bir rayon dewlet yaki ishghal astidiki dewlet-weten- bolup, millet bu jughrapiyede apiride bolghan maddiy we meniwiy jewherlerning organik birikmisidin ayrilip bir tereplime halda özini qoghdiyalmaydu.Bu jehettin alghanda dewlet yaki milletni rayon, erq, itiqat, kultur, medeniyet qatarliqlardin ayrip qarighili bolmaydu.
Milletchilik sobiyektipliqqa mayil wetenperwerlik, wetenperwerlik obyektipliqqa mayil milletchiliktur…Xitayning S.turkistan/Uyghuristan tajawuzi milletchilikmu emes, wetenperwerlikmu emes eksinche sépi özidin pashizimdur…Fashizimning etnik, kultural we siysiy hedipide milletchilik we wetenperwerlik degen uqum inkar qilinghan bolidu.Eger tajawuzchilar din, eriq we medeniyet heqqide biljirlighan bolsa, otturgha chiqqini süyistimaldin bashqa nerse emes…
Xitaylarning Uyghur we ishghal astidiki bashqa xeliqlerge qaratqan assimilatsiye siyasitini xitay milletchiliki dep chüshünidighanlar bar…emeliyette bu Xitay milliy kimlikinining geligha sürtülgen ötkür pichaq bolup, esli tragediye bu yerdin kélip chiqidu.Uyghurlardek Obyekit qilinghuchimu,Xitaylardek obyekit qilghuchimu halak bolidu…Dunyada hazirqi zaman Fashizimi we Impériyalizimining birqanche örniki bar…biri Imperiyal sistemgha ayit bolghan Yaponiye modeli, ikkinchisi fashizim sistemisigha ayit bolghan eski sowitler ittipaqi modeli undin bashqa Xitay ultra kapitalizimi …Biri milliy kimlikni itirap qilghachqa küchlinidu…ikkinchisi we üchünchisi milliy kimlikni inkar qilighachqa yoqilidu…
Pelsepe nuqtisidin qarisaq xitayning mustemlike rayonlargha qaratqan siyasiti uning dunyagha xoja bolush shirin chüshini buzup tashlaydighan birinchi amil…Mustemlike arqiliq hökmaranliq qilish alla burun ebjiqi chiqip ketken aqmas mata, zorlap satadur…Xitaymu bizdin küchlük hésaplanghini bilen dunyada arqida qalghan qalaq bir millet bolghachqa Yaponiye, Germaniye we Fransiyening yolini tutalmaywatidu…Xitaylar eger Xitay dewliti Sherqiy Türkistan mustemlikisidin waz kechse, téximu küchiyidighanliqini oylap xiyalighimu keltürmeywatidu…Tarixta Asiyada qurulghan küchlük dewletlerning qaysisi uyghurlar bilen ittipaq tüzmigen?!Xitaylar buni chüshinemdu?!Chüshense nimishqa millitimiz bilen düshmenlishidu…Bu düshmenlik xitaylar teripidin körüklendikche, xitay dewliti ajizlap Uyghur milletchiliki küchlinidu…! Bu halette yeni igilik hoquqimizni qayturup almay turup, xitayning bizni dost sanighinidin düshmen sanighini téximu ewzel…
Xitayning Uyghuristanliqlargha qarita düshmenliki bizning milliy inqilap qoshunimizni berpa qilishimizning pütmes buliqi we milletchilik iddiymizge asas salidighan tunji mektep…wetinimiz Sherqitürkistan/Uyghuristanda tajawuzchilar bilen millitimiz ottursidiki ziddiyet alla burun xitay hökümiti hel qilalmaydighan basquchqa kirip boldi. Düshmen bolsa millitimiizning istixiyilik shekilde élip bériwatqan qarshiliq körsütüsh herketlirini, hür dunyadiki siyasiy herkitimizni melum derijide konturul qilghandek özi sizghan siziqqa chüshürelmey qattiq sarasimge chüshüp qaldi… Bu hadisini chüshenmigenler xitaygha aq bayraq kötürüp chiqishiwatidu, milletchi qiyapitige kiriwélip xitay bilen muresseleshmekchi boliwatidu…Ular alla-towa kötürüp, “xitaylar küchüyüp ketti, tuxumni tashqa urghanning paydisi yoq”, “xitaylar yashlirimizni bek qiriwetti, siyasiy qilmay medeniyet bilen meshghul bolayli”, “Tilimizni qoghdap qalsaq kéyin bir gep bolidu”, “Hazir weten bek yaxshi bolup ketti, bu yerde néme ish qilisiler”, “Bizning dewlitimiz we bayriqimiz bolup baqmighan”, “Biz xitay, xitaydin kelduq”, Uyghuristan yaki Sherqiy Türkistan emes Xinjiang, xitay emes xenzu, xitay dewliti emes zhunggo”, “Bir millet qet kötürimen deydiken awal ilim-pende qeddini tiklishi kerek”, “Siyasiy nishanimiz milliy musteqilliq dések xelqaradin bizge yardem qilmaydiken, öz teqdirini özi belgülesh desek bolghidek”…déyiship,milliy iradimizni közge ilmay, düshmenning nénigha qaymaq sürtiwatidu.Ular saqal-burutni qoyushup, doppa bilen etlesni kiyiwelip, hür dunyada yashap turupmu, nomus qilmay siyasiy teshkilatlirimizni yétim qaldurushqa orunmaqta.
Ular dewletning mustemlike astida ikenlikini tilgha almisa, siysiy herket qilmisa xitay itnik we kultural qirghinni toxtutidighandek, milliy kimlikimizni qoghdap qalidighandek tetenpete xiyallarda bolmaqta.Ular wetini we dewliti yoq milletning milliy kimlikini qoghdap qalalmaydighanliqini, ilim-pende hem qed kötürelmey üzil-késil halak bolidighanliqini bilmemdikine?!Ular siyasiy teqdirimizge köngül bölmestin herqanche milletchi we wetenperwer qiyapetke kiriwélip men uyghur dep warqirisimu, bizning nezirimde xitaydin better we xeterliktur!
Dunyada melum menidin éyitqanda üch türlük millet bar: biri itnik millet/Dewlet, ikkinchisi siyasiy millet/Dewlet, üchünchisi iqtisadiy millet/Dewlet…Uyghur bilen Xitaylar bu üchning ichide siyasiy milletke, Amerika, Japon we Germanlar iqtisadiy milletke, Tibet we mungghullar itnik milletke kiridu…Itnik milletler bilen siyasiy milletlerning arisidiki munasiwet bilen siyasiy milletler bilen siyasiy milletlerning arisidiki munasiwet, siysiy milettler bilen iqtisadiy milletlerning arisidiki her türlük munasiwetler oxshimighan rayon we milletlerde wetenperwerlik we milletchilik uqumida roshen perqlerni keltürüp chiqarghan…Gheripning milletchilik uqumini Uyghuristangha, Xitaylarning wetenperwerlik uqumini Uyghuristan xelqige qarisigha tedbiqlashqa bolmaydu…itnik, siysiy, iqtisadiy milletlerning milliy inqilawimizgha bolghan wastiliq we biwaste munasiwetlirini chongqurlap tetqiq qilmay turup, herqandaq import qilinghan idiologiye bilen weten/milletning azatliqi üchün élip bériliwatqan siyasiy küreshlerimiz ghelbe qilalmaydu…!

Milletsiz weten, wetensiz millet bolmighinidek, wetensiz dewletmu bolmaydu…Milletchilik/Dewletchilik bilen wetenperwerlik biri yene birini aldinqi shert qilghan sobyektip barliq bolup, hergizmu biri-birini chetke qaqmaydu hem ayrilalmaydu. Uyghurlarning milliy herkiti-wetenperwerlik-heqqaniy herket bolup, u ishghal astidiki dewletni yeni tehdit astidiki milletni qutuldurushni yüksek ghaye qilghan milletchiliktur!(K.A)

2013.Yil 6.Dikabér Gérmaniye

Tengri Bilen Ananing Diyalogi


 

Auotori:Mukerrem Qurban

 

12373427_10208446222697004_98891076837218389_n

 

Tengri ‍anidin soraptu : sen hardingmu?
‍ana : yaq , harmidim
Tengri : sen aghirdingmu?
Ana : yaq ,aghirmidim
Tengri : sen qiynaldingmu ?
Ana : yaq , qiynalmidim
Tengri : nimishqa?
Ana : chünki men bir ana , hardim , aghirdim , qiynaldim ,charchidim deydighan salahiytim yoq .
Tengri : emse nimishqa yighlaysen?
Ana : chünki menmu adem , tesellige,küyünishke muhtaj , shundila barliq charchash , harghinliq hemmisi bir tamche yashqa aylinip chiqip kétidu xalas.

13.12.2015