DOĞU TÜRKİSTANLI EĞİTİMCİ VE BÜYÜK ALİM ABDULKADIR DAMOLLAM VE HİKMETLİ SÖZLERİ


A.Kadir DamollamHamit Göktürk / Uygur Haber ve Araştırma Merkezi(UYHAM)

Bir Milletin unutulmazı simaları vardır ki, onlar ülkesine ve halkına yaptığı hizmetleri ile ülkesinde ve mensubu olduğu toplumda kalıcı ve derin etkiler bırakmıştır, Halkı ise onun bütün bu hizmetlerinden nasiplenerek yararlanmışlardır. Ancak, bu unutulmaz dediğimiz simalar her nedense unutulurlar. İsimleri hiç gündeme gelmez. Gelse de bir parça bahsedilir , ancak bir süre sonra unutulup giderler. Ancak, bu unutulmaz simalar Çolpan yıldızı gibi yıllarca ülkesini ve Milletine doğru yolu gösterme ve aydınlatma görevini devam ettirirler.
Bugün sosyal medya’da dolaşırken, Habibullah Abdulhamit isimli bir Doğu Türkistanlı Kardeşimiz Abdulkadir Abdulvaris Damollam’ın 7 hikmetli sözünü Uygur Türkçesi ile paylaşmıştır. Bu Kardeşimize merhum eğitimci,alim ve büyüğümüzü bizlere bir kez daha hatırlattığı için teşekkür ediyoruz. Bu veciz ve hikmetli sözlerin verdiği ilham ile kendisine olan minnet ve vefa borcumuzu kısıtlı bilgilerle de olsa kısa bir yazı kaleme alarak yerine getirmek istedik. Kendisi hakkındaki duyduklarım , bildiklerim ve düşüncelerimi ve duygularımı yazıya dökerek sizlerle paylaşmak istedim.

A.aziz Mahd.

Şehit Abdulkadir Damollam’in tek oğlu Abdulaziz Mahdum. Babasının yolunu takip etmiştir.53 yıllık ömrünü Çin zindanlarında geçirerek 1983’de bir suikast sonucu şehit edilmiştir.

Ben merhum Abdulkadir Damollam’ı ilk kez 1983 yılında bir trafik kazasında vefat eden merhum Amcam Hacı Abbas Göktürk’ten Çocukken Afganistan’da duydum. Onun biz çocuklara anlattıkları hala aklımın bir köşesinde taptaze saklıdır. Kendisi çocukken, Memleketim Yarkent şehrinde Mahalle Mektebine gititiğini anlatır ve okuduğu derslerden ve ezberlediği şiirlerden ve marşlardan biz Yeğenlerine anlatmaktan ve bizlere zorla dinletmekten çok zevk alırdı. Çünkü,o hayatında çok isteyip de bir türlü gerçekleştiremediği Öğretmenlik mesleğini bize dersler vererek şarkılar ve marşlar söyleyerek telafi etmeye çalışırdı. Çok güzel ve tam olarak ezbere bildiği ve Mahalle mektebinde öğrendiği “Akaid-i Cevheriye (Akidenin Cevherleri) ve İbadat-i İslamiye(İslam’da İbadet) ” risalesinden ” İnsan Nime Bilen Bahtlik ve Saadetlik Bolur ? diye başlayan bir hayli satırları ezbere bizlere okurdu.

Amcam Altay Marşını çok tekrar eder ve söylerken de duygulanarak ağlardı. İzmir marşıni aynen Türkiye’deki İzmir marşı ahenginde okurdu. Örneğin ; Altay tağlarında çiçekler açar.Altun kümüşler Sümbüller saçar…. Mısraları ile devam ederdi.
Daha sonraki yıllarda bu risalelerin merhum Şehit Abdulkadir Domollam tarafından yazıldığını ve o dönemdeki okullarda ders olarak okutulduğunu öğreniyoruz tabii.

Uygur Çoc.Mekt.
Merhum Abdulkadir Damollam hakkındaki bir çok tarihi bilgi ve söylemleri ilk kez Büyüğümüz aynı zamanda hemşehrim olan Alim ve Mücahit Muhammed Emin İslamı ‘den 1980’lı yıllarda Kayseri’ye ziyaretimize geldiklerinde bizzat kendisinden dinlemiştim. Merhum İslami, İlk Mederese eğitimini memleketi Yarkent’ın İlişku ilçesindeki tarihi Medrese’de yapmış ve daha sonra Kaşgar’a giderek Hanlık Medrese’de öğrenim görmüştü. 1933 yılında Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin kuruluş mücadelesinde yer almış ve daha sonra Genel Kurmay Başkanı General Mahmut Muhiti’nin Dini İşler Danışmanı olarak kendisi ile birlikte 12 Nisan 1937’de Hindistan’a hicret etmişti.General Muhiti ile birlikte Japonya’ya gitmiş ve 1950 yılına kadar burada Tokyo Cami’inde imam olarak görev yapmıştı. Bir az sonra okuyacağınız bu tarihi ve ibret verici olayı bu Büyük alim ve mücahit merhum Muhammed Emin İslamı (Vefatı 1988- Cidde)’ye aittir.

Abdulkadir Damollam 1927 yılında Çin’in işbirlikçisi Hainler ve Doğu Türkistan’da Hristiyanlığı yaymak için Okullar,Hastaneler ve Matbaalar kurarak Müslüman Uygur Türklerini hristiyan yapmaya çalışan İsveçli Misyonerlerin işbirliği ile Halim Müezzin adında bir Hain tarafından sabah namazına giderken bıçaklanarak şehit edilir. Damollam’in şahadet haberi aylar sonra Hindistan’da Diyoben Medreselerinde birlikte öğrenim gördüğü Hint Müslümanlarının büyük alimlerinden Mevlana Azat Kalan’a ulaşır. Pakistan İslam Cumuhuriyeti’nin manevi kurucularından da olan bu büyük Bilgin, Damollam’ın şahadet haberini duyunca teessüründen ağlar ve duduklarını ısırarak infialını ve üzüntüsünü dışa vurur. Daha sonra çevresindekilere şunları anlattığıni nakledilir ,” Abdulkadir Abdulvaris Kaşgarı ilim ve irfanda bir derya idi. Kendisi yalnız Kaşgariya(Doğu Türkistan) için değil,bizler ve bütün dünya Müslümanları için paha biçilemez bir hazine ve bir GEVHER değerinde çok iyi yetişmiş bir allame idi. Kendi bağrından yetişen böyle bir değeri ve gevheri koruyamayan bir toplumun akıbetinden ciddi olarak endişe ediyorum. Allah onları affetsin ve acısın. ”

DTİC.Kabine

Merhum Abdulkadir Damollam için Mevlana Azat Kalan’ın söylediklerinin bir diğer varyantını   de geçtiğimiz yılın Aralık ayında yaşadığı Suudi Arabistan’dan İstanbul’a gelen Merhum Damollam’in Hemşehrisi ve ileri gelen Aksakallarımızdan, Haci Gulam Muhammed İlyas Büyüğümüzden duydum.Kendisine hoş geldiniz ziyareti için gittiğimde,sohbet arasında,ben merhum İslamı Efendim’den duyduklarımı anlattım.Beni dinledikten sonra olayın şu diğer varyantını şöyle anlattı, ” Mevlana Azat Kalan,Damollam’in şahadet haberini veren kişi’ye sorar, ” Damollam’ı kendi Milletinden biri mi yoksa yabancı birisi mi şehit etmiş ? ” Haberi getiren kişi “Damollamı şehit eden kendi Milletinden birisi imiş.” diye cevaplar.Bu cevap üzerine Mevlana Kalan kısa bir düşünceye daldıktan sonra şunu söyler,” Böyle bir Cihanşumul Bilgini eğer kendi Milleti katletti ise,korkarım o milletin akibetinden endişe ederim.  ”
Abdulkadir Abdulvaris Damollam, Kaşgar’ın Artuş İlçesinde dünya’ya gelir. Kaşgar,Buhara,Kazan’da öğrenim görmüş ve daha sonra Hindistan’a giderek burada ilim tahsil etmişti. Türkiye başta islam diyarlarını gezmiş ve incelemeler yapmıştı.Ülkesinin esaretten kurtarılmasının ve geleceğinin cehalet ve karanlıktan kurtulması ile ancak, mümkün olacağını kanaatine varmıştı. Bu nedenle işe ilk olarak eğitimden başladı. Kendisinin Müderris olduğu Medrese’de ve bağlı diğer Medrese ve mekteplerdeki eğitim şekli ve ders müfredatında yenilikler ve reformlar yapmaya çalıştı. Medrese ve mektepleri Cedit usuller ve müsbet bilgilerin öğretildiği modern ve çağa uygun hale getirimeye gayret etti. Yukarıda Amcamın de okuduğu pratik dini bilgiler başta, ahlak,fazilet ve davranış bilgilerinin yer aldığı ders kitapları bizzat kendisi yazarak bastırdı. Dini bilimler ile birlikte tarih,coğrafya matematik ve Uygur Edebiyatına dair derslere müfredatında yer verdi.

DTİC.Arma

Abdulkadir Damollam eğitimin yanında toplumu bir kara örümcek gibi saran yanlış sözde dini adet ve uygulamalar, müberek islam dini adına yapılan bid’at,hürafe ve hatalı anlamalarıın düzeltilmesi için çok çalışmıştır.

Merhum Abdulkadir Damolla,Uzun yıllar devam eden siyasi karşıklıklar ve Çinli istilacıların sinsi müdahaleleri ve bozgunculukları sonucu bozulan sosyal hayatın ve toplumsal dayanışma ve dengelerin düzeltilmesi ve tekrar eski durumuna dönüştürülmesi için çalışmalarda bulunur.Kendisinin toplum nezdindeki nüfuz ve saygınlığından bu konuda sonuna kadar yararlanır.Bu konuda da epeyce yol aldığı görülür.

Diğer yandan ise, merekezi Kaşgar’da bulunan İsveçli Hiristiyan Misyonerler ile açık bir mücadeleye girişmiştir. Hatta bir keresinde Eyitgah Cami’inde Cuma namazı çıkışı camaatı toplayarak İsveç Misyoner Merkezi’ne giderek protesto gösterisinde dahi bulunduğu söylenir.

Damollam’ın bütün bu çalışmalarını kendi çıkarları için zararlı ve tehlikeli gören Çin yanlısı Sözde din adamları ve eşraftan işbirlikçi bazı kişiler kendisini o zaman Kaşgar’daki Çinli Müslüman Vali Ma Titey’e şikayet ederler. Bundan bir sonuç çıkmayınca bu Hainler Misyonerler ile işbirliği yaparak kendisini öldürerek yok etmeye karar verirler. Suikast için Halim Mezin( Müezzin) adlı bir meczuba para vererek anlaşırlar. Lanetli katil Halim Müezzin kendisine Kaşgar’da sabah namazı çıkışında saldırır ve bıçaklayarak şehit eder.

Kaşgar E.gah

Doğu Türkistan Türkleri Allah’ın kendilerine bahşettiği bu paha biçilmez “GEVHER” ’i ve aynı zamanda büyük bir alimi ve Doğu Türkistan modern eğitim tarihinde derin iziler bırakan bu büyük İslahatçı İnkilapçı Allame’yi maalesef koruyamamış ve kendisine sahiplenme noktasında başarılı olamamıştır. Müslüman Uygur Türkleri olarak bu toplumsal hata ve eksikliği, telafisi imkansız bu acı ve üzüntüyü hala yüreklerimizin derinliklerinde hissetmekteyiz. Mevlana Azat Kalan’in dedikleri maalesef doğru çıkmıştır ve Doğu Türkistan Türkleri günümüzde tarihin hiç bir devresinde olmadığı kadar büyük bir tehlike yanı TOPTAN İMHA ile karşı karşıya bulunmaktadır.Bütün bunlar bizler için tarihi bir ders ve ibrettir. Tarihten ibret alınması demek , aynı hataların tekerrür etmemesi için gerekli tedbirler alınması demektir elbette.

İşgalçı Çin’in günümüzdeki nihai hedefi,binlerce yıllık Türk toprağı,ilk Müslüman Türk Devleti Karahanlıların ana mekanı ve merkezi Doğu Türkistan’ı ve bu ülkede yaşayan Müslüman Uygur Türklerini toptan soykırım yaparak bir an önce imha etmek istemektedir.Bu plan Komünist Çin’in Planıdır.Yaradanımız ve mutlak koruyucumuz Allah Taala Hazretelerinin de mutlaka bir planı vardır.İslamın ve müslümanaların yegane ve tek koruyucusu Allah Taala’dır. Yaradanımız biz Müslüman Uygur Kullarını mutlaka koruyacaktır,Bize düşen ise,Allah Taala’nın emirlerine itaat etmek,onun lutfu keremine layık olabilmek ve bu uğurda   çalışmak çaba ve gayret etmektir. Çalışmak bizden,Tevfik ise Allah’tandır.

Doğu Türkistan Milli Mücadelesinin ülke içi ve dışında bir haylı yol aldığı, gayret ve azimle vede en yüksek seviyede yürütülmeye çalışıldığı günümüzde tarihte eneder yetişen bir değer, mücadele yolumuzu aydınlatan bir çolpan.büyşük islahatçı ve İnkilapçımız  ve Büyük Allamemiz Şehit Abdulkadir Abdulvarıs Kaşgarı’yının yolunun ısrarlı takipçıleri olarak ebediyen minnet ve şükranla bir kez daha anıyoruz. Aziz ve mübarek ruhuna dualarımızı yolluyoruz.
Mevlam,gani gani rahmet ve magfiret eylesin.Amin

ŞEHİT ABDULKADIR DAMOLLAM’DAN 7 HİKMETLİ SÖZ ;
1. Kişinin kötü bir akıbet ile karşılaşması, başta o kişinin kendi tutum ve davranışlarına bağlıdır ve bu kötü akibetin sorumlusu o kişinin bizzat kendisidir.
2. Bir Kişinin toplum nazarındaki değeri, o insanın az veya çok iyilikler ve hayırlar yapmasında değil, güzel davranışlar ve güzel niyetler taşımasına bağlıdır. Ameller Niyetlere göredir,diye buyurulmuştur.
3. Zamanımızın Hatemleri(Cömertleri) olarak kabul edilebilecek Yiğit kişilerin sıfatları şunlardır ;
• Muhtaçların ihtiyacını giderir.
• Dertlilerin derdine derman olurlar.
• Dertlilerin gönüllerini alır üzüntüsünü giderir.
• Hak ve doğru yolda olan ve doğru ve hakikatı konuşanları kollayan ve himaye eden ER kişiler
4. Sen eğer iyi bir akıl sahibi isen, boş laflara bakmadan şu sözlere kulak ver ;

• Gayret ehli kişiler her zaman kanaatkardırlar
• Kişi’den boş yere tema etmek; Öküzden süt sağmak,Buzdan ısınmak ile aynıdır.
• Ulu Teng’rim, Biz kullarını kanaatlı kıl !
5. Bir insan kendi sırrını önce kendisi saklamalıdır,Bir başkasına sırrını açıklayıp,daha sonra onu “Sırrını Açıklamak”la itham etmesi hiç de doğru bir tutum değildir. Sırrını başkası ile paylaştıktan sonra onu itham etmek, sadece ahmaklıktır. Cünkü kendi sırrını kendi kalbinde koruyamayan bir kimse,sırrını bir başkasının kalbinde nasıl saklayabilir ki?
6. İlim tahsil etmek ve onu talep etmek her Müslüman kadın ve erkek’e farzdır.İlim ise. Her iki dünya’da saadet ve mutluluğun anahtarıdır.
7. Toprak ne kadar çorak olursa olsun,mutlaka oraya tohum atıp ürün vermesi beklenir. Aynı şekilde bir bir kişi ne kadar kötü ve vefasız ise onun bu yönüne bakmadan ona yardım ve iylik yapmak de çorak araziye tohum atmaya benzer. Tohum nereye atıırsa atılsın,iyilik kime yapılsa yapılsın,boşa gitmez ve yapılan iyilikler hiçbir zaman zayi olmaz. İyilik yapan kişiye onun karşılığı mutlaka bir gün geri dönecektir.

http://www.uyghurnet.org/29322-2/

Uyghurlarda Tuqqandarchiliq Namliri


yusuf-hashacib

Autori:   Imin tursun
(merhum uyghur alimimizning yatqan jayi ujmaghda bolsun)
Burunqi ata-bowilrimiz nahayiti uzaq ötmüshte ,aniliq urughdashliq jemiyitidila,uya-qayash,türkün,boy-soy bolup teshkillen’gendila,urugh-jemetlirini ayrim-ayrim namlar bilen atap perqlendürgen.qandash-tegdash,boy-aymaqlar qoshulush-arilishish netijiside,ularning sö z-namliri bir-birige singishken. Til tughqanchiliqi bolghan el-iletler tillirida,urugh-tughqanlanlarning atliri omumiy jehettin ortaqlashqan.
Uyghurlarning étnik terkibige kirgen el-eletler murekkep we ularning yashighan,köchüp yürgen makanliri kengri bolghachqa,uya qayashlarning atilishida bezi perqler wujudqa kelgen。mesilen,qeshqer-xoten rayonlirida yashaydighan uyghurlar özining tughqan ata-anilirinimdadada –ana dése ,aqsu,turpan,qumul,ili rayunlirida omumen ata-apa deydu。lékin hemme rayunlarda jüplük söz qilip qollan’ghanda dada-apa yaki ata-apa démey ata-ana deydu。özidin chong qiz qérindishini hemme rayunlarda dégudek acha deydu。peqet turpan rayunidila 《ayla》,kériyede《apa》,ilida《hede》deydu.《apa》sözi oghuz-qarluqlardin qalghan söz。《türkiy tillar diwani》da yüzilishiche 《eche(acha) 》—bu söz 《ege》mu déyilidu. Gahida《ege》bilen《eche》qosh
Söz qilinip《ege-eche》—égiche déyilidu. Yaghmilar buni 《eze》deydu. Ili rayunidiki uyghurlar qollinidighan 《hede》sözi éhtimal 《eze》din özgergen bolushi mumkin.
Qedimqi wesiqe, kitab we abidilerdiki urugh-tughqan atliri we xelq arisida kengrek istimal qilindighan tughqanchiliq atlirini toplash we xelq arisida kengrek istimal qilindighan tughqanchiliq namlirini qéliplashturush zöröryiti tughuldi. Adette, uyghurlarning sinxronik jehettin yette 《yette pushti》, di’axonik jehettin《yetmish pushti》deydu. 《pusht》—ewlad dégen menini bildüridu. Qazaqlarda 《yette ata》ni bilish zörür shert hésablinidu.
Adette 《jemet》sözini 《boy》ornida ishlitip, 《ata jemet》, 《ana jemet》dep ataymiz. Eslide bu 《ata boyan》, 《ana boyan》déyilse uning tarixiy yiltizini éniqlash we bir-birige baghlashqa uyghun kélidu. 《jemet》jama’ettin ixchamlan’ghan bolup, 《top》menisini bildüridu. 《boyan》bir boydin taralghanlar dégen menisini bildüridu
Urugh-tughqanlarni 《ata boyan》, 《ana boyan》dégen tarmaqlar boyiche qéliplashturushni tewsiye qilimiz.
Ata boyan
7-ata—aghun(ulugh ejdad)
6-ata—qang baba
5-ejüm baba
4-baba
3-dada(bowa)
2-ata—ata(menning atisi)
1-ata-men yeni bala(ür-perzent) ning atisi
2-bala
3-newre
4-ewre
5-chewre
6-peynewre
7-kükünewre
Ata terep tughqanlar
Babagha-babaning aghisi—chong bowa
Babaghi-babaning inisi—kichik dada
Dada—atining atisi, chong dada(ata-oghuz qipchaq tilida dada déyilidu)
Dadagha—dadining aghisi—chong dada
Dadghana-dadining agha-inilirining xotunliri
Ata—özining tapqan atisi
Atagha—atining aghisi—chong ata
Ataghi-atining inisi—kichik ata
Apagha/apaghi—atining acha singilliri—hamma(hamma erebche söz emme din özgergen)
Ür-perzent(oghul ür, qiz ür)
Agha-aka/ini-uka—bir tughqan qérindashlar.
Acha-égiche(ayla-hede)/singil-qiz uka—bir tughqan qiz qérindashlar.
Yengge—inigha nisbeten aghining xotuni.
Newre(eslide oghul newre turun, qiz newre <<يېگەن>>dep atalghan. Newre erebchidiki‹‹nebire ›› din özgergen.
Newridash—turundash—ikki tughqan
Ewre—newrining balisi
Ewridash—üch tughqan.
Chewre—ewrining balisi.
Chewridash—töt tughqan.
Peynewre—chewrining balisi
Peynewridash-besh tughqan
Kükünewre-peynewrining balisi
Kükünewridash—alte tughqan
Ata boyandin taralghanlar ata qayash, agha qayash, ini qayash. Acha qayash, singil qayash dep omumlashturup éytilidu
Ana boyan
7-ana–öge moma.
6-ana—ejüm moma
5-ana—boy moma
4-ana—ulugh moma
3-ana-moma
2-ana-ana(menning anisi)
1-ana-men yeni bala(ür-perzent) ning anisi
2-bala
3-newre
4-chewre
5-ewre
6-peynewre
7-kükünewre
Ana terep tughqanlar
Momagha–momaning aghisi
Momaghi–momaning inisi
Ége moma—momaning achisi
Iji moma—momaning singlisi
Ana–özini tughqan anisi
Anagha—anining aghisi—chong ata
Anaghi–anining inisi—kichik tagha
Taghana(tagha-ana)—taghining xotunliri
Köküy—anining acha-singilliri(chong köküy, kichik köküy ).
Köküyata-anining axcha-singilliriningerliri
Chiqan—köküyning oghli
Soyan—köküyning qizi
Qiz:
Newridin kükünewrigiche.
Ana boy newre, ana boy ewre, ana boy chewre, ana boy peynewre, ana boy kükünewre.
Kélin-oghulning xotuni
Qéyin boyan
Quda—oghul-qizliri toylashqan ata-anilar.
Qaychiquda-qosh quda—bir kim qizini ikkinchi birkimning oghligha berse, ikkinchi birkimmu qizini shu kishining oghligha berse yaki quda üstige quda bolsa qaychiquda bolidu.
Qéynaghun—qéynata-qéynanining ata-aniliri.
Qéynata—er-xotunning bir-birige nisbeten atiliri.
Qéynana—erxotunning bir-birige nisbeten aniliri.
Qéynagha– er-xotunning bir-birige nisbeten aghiliri
Yurch-qéynini—er xotunning bir-birige nisbeten iniliri
Baltir—qéynacha– er xotunning bir-birige nisbeten achiliri.
Baldiz-qéynisingil– er xotunning bir-birige nisbeten singilliri.
Küyoghul—qizning éri.
Tongur-erge nisbeten xotun tereptin bolghan tughqanlar, yeni xotunning qérindashliri.
Baja-acha-singillarning erliri.
Yezne—achining éri
Bulardin bashqa yéqin-yoruqlarning we herxil munasiwetliklerning mexsus atliri bar:
Qaydash—ata bir, ana bashqa bir tughqan.
Igidash—ana bir, ata bashqa bir tughqan.
Ikkizek-qoshkézek—bir qosaqdin tughulghan ikki bala.
Qayliq-boyigha yetken qiz, buniyinchik qizdepmu ataydu.
Etege-etke—baqquchi ata.
Inege-baqquchi ana.
Ögey-qangsiq-ata-anidin bir terep bille élip kelgen bala. Bu baligha nisbeten ögey ata-anidin bir terepmu ögey déyilidu.
Tu tunchu—tutun’ghan, ata yaki ana ana tutqan, shuningdek baligha nisbetenmu shundaq déyilidu.
Tu tunchu ata, tu tunchu ana, tutunchughul, tu tunchu qiz.
Tul-ersiz xotun.
Boytaq—xotunsiz er.
Qoduz-chokan, juwan,sékilek,erge tekken yash ayal.
Chokan–yéngi potla chiqarghan tal-söget.
Juwan–parsche yigit menisidiki söz,bu söz köchme menide yash ayalghimu ishlitilgen.
Yofgha—yuwgha—asrandi,asrap qélin’ghan
Yétim—ata-anisidin biri ölüp ketken bala.
Qara yétim—ata-anisi ölüp ketken bala.
Obushqa—qéri er.
Oraghun—qéri xotun.
Kishi-erge nisbeten öz ayali we ayalgha nisbeten öz éri
Émildash—bir anini emgen urugh-tughqan balilar.
Kukuldash—urugh-tughqanchiliqi yoq balilardin bir anini emgenler.
Türkün—aile,uya-qayashtin ayrilip chiqip.ayrimöy-otaqqurghanlar.shuningdek bir familini teshkil qilghanlar.shunga bu sözni (a’ile meniside emes )famile ornida ishletsimu bolidu.
Qangdash—ejdadi bir bolghanlar.
Boydash—bir boy(qebile)din bolghanlar.
Aghun—yiltizi iptidaiy jemiyettin bashlan’ghan ejdadlar.
Oghush—ewlad,ejdadning izbasarliri,kelgüsi oghush—kelgüsi ewlad(qumul tereplirideboghundepmu atilidu)
El-kün—xelqi alem,ahale,insaniyet.
El-yurt—yurt jamaet.
Öz- öz adem, öz xelq.
Özge—bashqa,bigane.
Enech– özining eqilliqliqi we zérekliki bilen kishilerge öz singlisidek tuyulidighan
Qizchaq.bu söz qizchaqlarni amraq körüsh we erkilitishke ishlitilidu (diwan1jild)
Enech—kichik bolushigha qarimay özining zérekliki bilen hemmige öz anisidek tuyulidighan qizchaq,aniqiz.bu söz qizlarni erkiltish üchün ishlitilidu.(diwan 1 jild)
Imrem—jama’et,yurttin birer ishqa toplan’ghan xelq topi.
Küden—baligha at qoyush ziyapiti(diwan 1 jild)
Gül qoyush—bir kimning qizini deslepki qerdemde maqulliship azraq ademgerchilik qilmaq.mundaq qiabéshi baghlaqliqdéyilidu.maqulluq alghan tereppalanchining qizigha gül qoyup kelduq>>deydu.
Esletme:
1) bu namlargha erebche-parschidiki emme,aba,xale,burader,peder-meder,walid-walide,ayim dégendek sözlerni qollanmiduq.
2) adette anining agha-iniliri tagha déyiletti.lékin bezi jaylarda ,atining agha-inilirimu tagha d éyilmekte.shunga tagha sözini özidin chong we tonumaydighan bir kimni qichqirishqa qollansa;shuningdek ,özidin chong we tonumaydighan ayallarni hamma dep chaqirsa,urugh-tughqanlar atlirigha ariliship ketmes dégen pikirdimen.
3) qi/ghi qoshumchisi heqqide türkiy tillar diwanida mundaq déyilgen:tughqanchiliqni bildüridighan isimlarning axirigha ulinip kélip, söyümchanliqni bildüridighan qoshumche,ataqi(3.293).bashqa qérindash tillardimu ‹‹ghi›› qoshumchisi ishlitilidu.mesilen,quda-qudaghi-(er-ayal qudilar).mushuni nezerde tutup baba,dada,ata,analarning inilirini :babaghi,dadaghi,ataghi,anaghi dep atisa,erkek quda,chishi quda démey quda,qudaghi déyilse ,diwan da erkek,chishi dégen sözler haywanlargha ishlitilidu déyilgen.
Matiriyal menbesi:
Noruzname, imin tursun shinjang yashlar-ösmürler neshriyati. 2001-yil 1-ay 1-neshri, 2009-yil 4-ay-3 basma kitabining 70-77 betleridin aldim arslan axun
Oghuz tigin.
Urumchi baluq 2014-9-12

http://www.akademiye.org/ug/?p=5517

 

Odd Emotions


By coming to grips with unnamed feelings—from the need to connect deeply with someone we’ve just met to the desire to know how things will turn out—we can master our interior life.

By Rebecca Webber, published on January 5, 2016 – last reviewed on January 7, 2016

Photo by Guzman

The feeling first came over Carrie Aulenbacher after her grandmother died in 2008. “I was old enough then to have an introspective moment about my own death,” says Aulenbacher, 37, of Erie, Pennsylvania. “I thought about no longer having a body and no longer feeling. Not being here at all.” Trying to imagine her own nonexistence caused cold, heart-pounding fear: “It was an emotion I could not label.”

Occasionally, that eerie feeling comes back, spooking her, even making her cry. “I recently got upset about a work situation,” she says. A coworker had misunderstood her instructions and botched a project. “I was really frustrated, so I tried to calm down on the drive home,” she says. Seeing the blue sky with clouds stretching out before her, it occurred to her that her stress was infinitesimally small in the context of all the time that had passed before she was born, and all that would go on long after her death. She dabbed away tears as she wondered “what eternity would be like. Not being here to lovemy son, and make coffee, and deal with any work projects at all.”

The Latin phrase memento mori means “remember (that you have) to die.” It’s a concept that appears in Plato’s recounting of the death of Socrates and later found a foothold in Christianity. But there is no simple word for it in English.

Or there wasn’t, until artist and writer John Koenig, 32, decided he needed to create one. “For years I would get these sudden, stabbing chills when falling asleep, as I remembered that I was going to die one day: This is not a game or rehearsal. This is it. Life is slipping away second by second,” he says. After some linguistic research, he christened the feeling moriturism. “Once I gave a name to it, it felt somehow OK,” he explains. “Recognizable. Less an abyss than a well-marked pothole. Now it doesn’t bother me as much, because I feel like I can control it.”

Unusual emotions routinely swirl within us, and they aren’t easily named. But it may be useful to stop, examine them, and try to put them into words. “When we label an emotion, it might make it more manageable,” says Seth J. Gillihan, a clinical assistant professor of psychology at the University of Pennsylvania. “It might not change the emotion, but it does allow us the possibility of choosing our response.”

Photo by Guzman

Our Deep, Confounding Feelings

You would assume that there’s an agreed-upon definition of emotion, at least among those who study and write about it professionally. You’d be wrong. “There are several different definitions, each aligned with a particular theoretical view,” says Lisa Feldman Barrett, a psychology professor at Northeastern University and the author of the forthcoming book How Emotions Are Made. “I think that an emotion is your brain categorizing sensations, making them meaningful so you know what they are and what you should do about them.”

Attempts to pinpoint emotion centers within the brain have been largely unsuccessful. “Empirically, there’s no biological imprint or even neural circuit for a category of emotion like ‘anger,'” Barrett says. Instead, our inner feelings appear to arise from complex systems of chemical and electrical interactions within and between cells.

Labeling emotions isn’t necessary for their primary—and immediate—purpose. “The conscious understanding of emotions is superfluous from a survival standpoint,” Gillihan says. “If I’m running away from a tiger in caveman days, I never say to myself, ‘I am afraid.’ I just think, Tiger! I’ve got to get out of here! I handle the threat and survive.” In modern times, however, our feelings often arise from our relationships, careers, and travel, and we benefit from a more considered response, he says. “It helps to be able to put a frame around more complex emotions.”

Aristotle categorized many familiar emotions—anger, fear, shame, pity, love. But our feelings often seem far more nuanced than these common terms can capture. At a given moment, they might incorporate varying shades of multiple emotions or be heavily influenced by context. Consider pride: We feel it when we’ve accomplished something difficult or impressive at work. But that’s different from the pride we feel when our adult child achieves a milestone. Or the pride that surges through us when our national soccerteam wins the World Cup. The variation in just one significant variable—cause—changes our experience of pride and our resulting actions: We might bask quietly in success at work, brag to friends about our child, or high-five strangers in soccer jerseys on the street.

“I think about our descriptions of emotions like our descriptions of the weather,” says Mark R. Leary, a professor of psychology and neuroscience at Duke University. “There are all different kinds of cloudy days. There are really dark, cloudy days; there are bright, cloudy days; and then there are cloudy days where the sun just breaks through. Sometimes it’s raining and sometimes it’s not. But we use a single word to describe it: ‘It was cloudytoday.’

“Emotions don’t come in neat little boxes,” he says. “They’re often blends of a lot of different things you’re experiencing.” For example, we can feel happiness tinged with sadness, and happiness accompanied by fear. “I’m happy to get this job, but I’m also afraid because I’m going to have to prove myself,” Leary says. “You have these mixed feelings that don’t feel exactly like any of the standard emotion words because they’re a mixture of things. A lot of dimensions are being activated.”

And while emotions sometimes do combine smoothly into an easily comprehensible new experience, the way a tiny dab of white paint can turn a dollop of red paint a vibrant pink, at other times they clash and confuse, leaving us unsure how to respond.

Dale Koppel, 72, of Boston recounts a recent vacation in Italy with her husband and four other couples, including a man—let’s call him Hank—whom she had never much liked: “He thinks nothing of making racist and homophobic comments.” On the trip, Hank almost immediately made a vile remark that felt personally insulting to Koppel, while another man in their party stood by silently. “It wasn’t just what I felt about what he said. It was about the other man not even speaking out,” she says. Koppel was insulted, angered, saddened, and hurt, all at the same time: “Sometimes it’s the depth of an emotion that cannot be described, especially when you’re around people who seem unable to identify with it.”

Koppel tried to challenge Hank, but got nowhere. And while the other members of the group supported her when she talked to them about it, no one mediated the issue. “It was extremely awkward,” she says. “I held my tongue to keep the peace, and the situation wasn’t resolved.” Weeks later, it still rankled her. Koppel’s experience happens to correspond with what Koenig has named exulansis—a sense of frustration when you realize that you are trying to talk about an important experience, but other people are unable to understand or relate to it, so you give up.

“Emotions have motivational consequences,” Leary says. “They tell us what to do.” Fear tells you to get away from danger. Anger tells you to strike out or defend yourself. “If you can’t tell what you’re feeling, then it’s a lot more puzzling to know how you should react: I don’t know whether to laugh or cry. I don’t know whether to approach you or avoid you.”

Photo by Guzman

Emotions that Evade Labels

Our ineffable feelings come from all manner of inputs, from external circumstance to internal musings. Many, though, tend to fall into some broad categories of experience.

Encounters With Nature

As we spend more of our time staring at screens, many of us spend less of it stargazing or walking in the woods. But throughout human history, our encounters with the natural world, whether looking at calving glaciers, leaping schools of dolphins, or soaring sequoia trees, have inspired novel feelings.

“At night, if you look out at the big, rough ocean, you probably feel scared because it could engulf and kill you,” says Eric Wilson, an English professor at Wake Forest University. “But you might also feel elevated. You feel reduced to an insignificant speck in a vast universe, but also feel as if you’re as big as that universe.”

Both in spite of and in pursuit of these confounding feelings, everyone from poets to joggers seeks time alone in nature. “Everything’s quiet but the birds, and there’s this really relaxing calm,” Leary says. “It’s more than normal calmness: There’s a sense of connection to the woods and other things wrapped up in there, feelings we don’t have really precise words for.”

Clinicians routinely encourage people to spend more time in nature as a way to create the mental space we need to better understand our emotional state, even as we’re creating new ones. “When we have time to reflect and be alone, to daydream, take a walk, and have spontaneous thought—this is how we know ourselves,” says Carrie Barron, an assistant clinical professor of psychiatry at Columbia University. “This is how we understand what affects us, what we feel deeply about, what moves us, and what doesn’t really move us. I think it’s very important for our mental health to have that thread to our deeper self.”

Even interactions with depictions of nature can push our emotions to extremes. “Powerful art, be it painting or music or poetry, de-familiarizes our sense of the world,” Wilson says. Stare at Van Gogh’s The Starry Night, and you can get lost in the colors, the brush strokes, and the vibrancy. Afterward, your own vision of the nighttime sky may look different. “It’s the same sky, but it’s a little strange now,” he says. “Art can weird the world, if you will, but in a way that’s enlivening to us.”

Encounters With Time

We typically measure time by the ticking of a clock—knowing the rough duration of a second, an hour, a day—but certain experiences challenge that understanding. Life experience tells us that the old adage, “Time flies when you’re having fun,” is true, but we feel a similar effect at our office on Monday morning, when it’s lunchtime before we even feel settled, and perhaps the opposite effect, time dragging, as we await 5:00 on Friday.

Other experiences, rooted in fear, can also make us feel as if the seconds have slowed to an unbearable crawl—such as when you’re in the dentist’s chair. At moments of peak stress, an increase in the stress hormone cortisol intensifies our encoding of memories of scary experiences. Studies have shown that people who are afraid of spiders, for example, overestimated how long they had to look at them, while new skydivers thought their falls lasted longer than they did.

Lisa Finkelstein, 50, of Tallahassee, Florida, remembers a moment when time slowed down for her: Carrying too many books as she exited a library, she tripped and tumbled down the concrete stairs. The fall could have taken only a few seconds, but to her, it felt far longer. She remembers her toes grazing the edges of the steps, the open-mouthed look of surprise on the face of a child in the parking lot, and the soft thud as she crumpled at the bottom—fortunately, mostly unhurt.

For Cynthia Larson, 54, of Berkeley, California, time occasionally gets ahead of itself. Once, while expecting her daughter’s arrival home, Larson could have sworn she heard her, even though her daughter wasn’t yet there. Norwegian actually has a word for this—vardogr—meaning a premonitory sound or sight of a person before he or she arrives. So does Finnish. But not English.

Encounters With Other People

Our social lives regularly inspire emotions from the loving to the murderous. Many have no English name, but you’re probably familiar with the German term schadenfreude, which describes the pleasure we may derive from someone else’s pain. The word made rare appearances in English publications before 1985, according to Google’s ngram tool, after which usage of the term shot up tenfold.

But even a term which so many of us have added to our repertoire of experiences can come up short. Joanne Cleaver, 57, of Manistee, Michigan, for example, has felt a “deflated” variation of schadenfreude, which she describes as when someone “finally comes around to your point of view or is served a very cold helping of karma, but sadly, you’ve matured past the point of really caring anymore.” It happened to her when an old frenemy who had disdained her in the past for being a working mom responded to Cleaver’s Facebook post about a career achievement by writing, “I always envied you, even when our kids were little.”

The frenemy was probably experiencing an ineffable emotion herself, Gillihan says, “the sort of envy that you feel seeing someone’s carefully produced life on her Facebook page. It’s helpful to tell yourself: ‘OK, that’s a thing. People feel crappy when they see other people’s fabulous posts on Facebook.’ It normalizes the emotion.”

Social media in general have given rise to a wave of new, nameless feelings, many based on how disconnected we often feel even while being only a text or tweet away from just about everyone we’ve ever met. “We are animals, and connection is really important,” Barron says. “The subtleties of facial expression, body language—even on Skype, you don’t see them and feel them in the same way.” She suspects that disconnection is a key factor in the widely reported increase in depression and anxiety among American college students.

And yet overwhelming feelings of connection have their own uncanny power. Finkelstein remembers one random drive home from the grocery store when she was overcome by an encompassing love and acceptance of everyone she saw: A couple standing outside a pay phone struggling with the classified ads. A large woman with an unusual hairdo walking on the side of the road. A middle-aged man with a gun rack in his truck window. “None of these people were the types I hang out with, but I felt a great and equal love for all,” she says.

Photo by Guzman

Encounters With Ourselves

When we’re faced with choices that can change the course of our lives, we inevitably have to confront feelings we can’t quite pin down, although if we could, it might make our decisions clearer. “When we use cognitive behavioral therapy, we usually focus on valued actions, choosing things that are consistent with our values, rather than making spur-of-the-moment decisions,” Gillihan says. “Then we end up living lives that are in line with things we actually care about.”

Charlie Houpert, a 28-year-old Philadelphian living in Medellin, Colombia, has felt the strange comfort that comes from resigning himself to a painful or difficult action because he knows it’s the right thing to do, like confessing a mistake to someone he’s hurt or volunteering to sing karaoke, which scares him. The feeling is “a mix of trepidation, because you know it will hurt, but also clarity, because you know you are taking the right path,” he says. “You feel yourself resist the action, but you also feel at peace with yourself.”

Leah Jones, 38, lives with an ongoing conflict about where she should reside, an emotion she describes as a sort of reverse-homesickness. She yearns to be in Israel, which she has visited nearly a dozen times since converting to Judaism. But family responsibilities, immigration complexities, and professional obligations keep her in Chicago. What she feels is “more than longing, but it’s not nostalgia,” she says. “It’s more like the homesickness of study abroad, but in reverse.” Students abroad wish they were home. Jones is home, but wishes she were somewhere else.

Mastering the Feelings You Can’t Pin Down

Psychoanalysis, Barron explains, distinguishes the experiencing ego from the observing ego: The former, she says, “experiences, feels, and is thrown by the emotion. The latter can step outside of the emotion and say, ‘OK, I was thrown, I am upset. I feel despair. Here, I can look at it and I can name it, and that is a step towards managing it.'”

Our states of inner feeling are a great source of information, and those that are hard to name have a special sort of power: “They are so intense, so overwhelming, that we lose our ability to step outside of them, put a circle around them, and call them something,” she says. If odd emotions disturb or distract you, a therapist could help you sort things out and, if possible, put them into words. “It might be fear for you. It might be anger. It might be tenderness,” Barron says. But it’s almost never just one thing: “Conflict and ambivalence are part of the human condition. You might feel two opposite things at the same time. But when you can name it, you are more in control. You feel better.”

Once you have wrapped your head around, or even named, an odd emotion, you can do something with it, and about it. You might make a change in your life, so that you don’t experience an unpleasant feeling as often—or so you’re more likely to feel a lovely, hard-to-capture one. With work, you can ideally become able to simply sit quietly with it. A crucial realization, Barron says, is that “running from emotions is much more exhausting than actually feeling them.”

You can apply the skills of emotional interpretation in your daily life, Gillihan says, where some of us are prone to bouncing off emotions in unconsidered directions. An extreme example: You’re driving on the highway, you get cut off, and you see red. Your knee-jerk reaction is to retaliate and punish the aggressor. You might flash your brights or tailgate. But at the same time, “there may be a tiny voice in the back of your mind saying, ‘You probably shouldn’t be doing this,'” he says. “If you can take a moment to recognize: This is how I feel. Now how do I want to react to that?” then you might end up making a better decision. And if you can call on that voice again in a moment of stress, by name or not, you may avoid a life-changing mistake.

Photo by Guzman

A Glossary of the Uncanny

Many languages have words for emotions for which there is no direct English translation,schadenfreude being perhaps the best-known example. “It wasn’t that people never felt pleasure at another’s misfortune before,” Barrett says, “but without a word, there were no normative rules for it. If I told my lab about a colleague who had treated me very badly once and, later, he didn’t win some important award, and I said I felt pleasure in his misfortune, they would think, ‘What a horrible person!’ But now that we have the word, I can say I felt a touch of schadenfreude, and they will understand. Once a concept has a name, all of a sudden there are cultural rules for when it’s OK to feel it. So now it’s OK to have schadenfreude at certain times. People will think of you as more human and be more likely to join you in that feeling for a brief moment.”

Jesse Till, 25, a native of Honduras living in Orlando, Florida, sometimes feels pena ajena, directly translated as “foreign embarrassment.” “It’s feeling embarrassed for someone, but not in an empathetic way. It’s more of an ‘it’s painful to watch’ kind of way, when you have to turn away or change the channel,” she explains.

“In English, anger is one concept,” Barrett says. “In German, there are three. And in Mandarin there are five concepts of anger. What differs among cultures is what you’re calling out as a significant shared experience.”

Examples of potentially useful expressions abound: The Dutch talk about feeling gezellig—that warm, delighted sense you get when spending time with dear friends. Russians have razliubit—the emotion of falling out of love. And the Japanese have age-otori—the regret one feels after getting a bad haircut. (“I need that concept, for sure,” Barrett says.)

But no language fully satisfies or could ever keep up with the complete array of human emotion. It may be a task beyond our capabilities, like naming every possible gradation of color (although marketers have made noble efforts).

“People like Samuel Taylor Coleridge and William Wordsworth had a real sense that there are certain experiences that language cannot describe,” Wilson says. “For them, those are the most important experiences.” These Romantic poets referred to such feelings with the bucket term “the sublime,” which, Wilson says, included “any experience that was overwhelming, that made us feel pain as well as pleasure, that struck us as boundless and infinite and weird and bizarre and outlandish. They believed that we’re most alive when we’re having these experiences that we can’t quite name.” And while the sublime could not be fully captured in words, literary language helped them grope toward an explanation.

John Koenig joined this effort 10 years ago, when, as a student at Macalaster College in Minnesota, sitting in the campus library trying to write poetry, he imagined a book—The Dictionary of Obscure Sorrows, “so old its pages shattered in your fingers when you turned them,” he says. “It had full Latin classifications, different conjugations of sadness, little daguerreotypes of various woeful faces. Very mysterious in tone, somehow both clinical and heartfelt.” The image stuck with him, he says, “this idea that all the built-in confusion and emptiness of being human had already been fully documented, that someone had waded into the psychological wilderness and mapped it all.” But no one actually had. Three years later, he decided to give it a shot—with a Tumblr page.

On his site, Koenig strives to grasp the often-fleeting emotions that strike us in rare moments, examine them at length, “like moths pinned in a little box,” and, finally, name them as elegantly as he can: The perverse pride we feel about a scar (scabulous), for example, or the sudden, shocking realization that every other person is the protagonist of his or her own life (sonder).

He often begins with a related word, then explores its etymology using virtual and printed resources, seeking ways to combine word roots.  Avenoir, a mashup of the French words for “future” and “memory,” is defined by Koenig as  the desire to see your memories in advance; opia is the ambiguous intensity of looking someone in the eye, which can feel simultaneously invasive and vulnerable; and chrysalism is the amniotic tranquility of being indoors during a thunderstorm.

Koenig’s goal, besides word creation for its own sake, is to reassure visitors to his site that, as he says, “Whatever you’re feeling right now has been felt by someone else out there.”

Trying to name our own odd emotions—or seeking out other cultures’ terms—can be fun and enlightening, but there’s a larger purpose. “It’s good to have a sensitivity to your inner state, not that there is a right or a wrong, or that you have to always be labeling yourself,” Barron says, “but to know how you are moving and shifting and what the dynamics are.”

She recommends making a regular habit, whether for a few minutes a day or an hour a week, of “going without structure into your mind and being there. Know what’s going on. Honor those powerful personal emotions. They are what make each of us unique.”

The Dictionary of Obscure Sorrows

Writer-artist John Koenig attempts to capture the ineffable on his website by coining names for complex feelings. the Following are just a few of his original terms for previously unnamed emotions:

Adronitis: The frustration with how long it takes to get to know someone, and the wish that you could start by exchanging your deepest secrets.

Ellipsism: The sadness that you’ll never be able to know how history will unfold.

Enouement: The bittersweetness of finally seeing how some aspect of your life turned out, while wishing you could share the news with your younger self.

Occhiolism: The awareness of the smallness of your perspective, from which you couldn’t possibly draw any meaningful conclusions because your life has a sample size of only one.

Pâro: The feeling that no matter what you do, it’s always somehow wrong, that there’s some obvious way forward that everybody else can see but you.

Vemödalen: The frustration of photographing something amazing when thousands of identical photos of it already exist.

Zielschmerz: The exhilarating dread of finally pursuing a lifelong dream, which requires you to put your true abilities out there to be tested on the open savannah, no longer protected inside the terrarium of hopes and delusions that you created in kindergarten and kept sealed as long as you could.

Submit your response to this story to letters@psychologytoday.com(link sends e-mail).  If you would like us to consider your letter for publication, please include your name, city, and state. Letters may be edited for length and clarity. For more stories like this one, subscribe toPsychology Today, where this piece originally appeared.

Facebook image: racorn/Shutterstock

https://www.psychologytoday.com/articles/201601/odd-emotions?utm_source=FacebookPost&utm_medium=FBPost&utm_campaign=FBPost

KARAHANLILAR DEVRİNDE İSLAMİYET VE İLK TÜRKÇE KUR’AN-İ KERİM MEALI


Karahanlılar Hrt.

Uygur Haber ve Araştırma Merkezi(UYHAM)

Çağrı ÇELİKÖZ

Büyük Türk Tarihi boyunca Türkler, her zaman insanüstü bir kuvvetin varlığına inanmış ve onun ancak tek olabileceğine kanaat getirmişlerdir. Milyon yıllık Qara-tau kültüründen ibrikle süzülürcesine gelen bu inanç Türklerin yaşamının her köşesinde kendini göstermiş ; en derin noktalara kadar belleğine , kültürüne işlemiştir.
Türklerin inandığı bu tek tanrılı dine Tengricilik yada Gök Tanrı dini adı verilir.
Türk’ün yaşama bakışıyla, hayattan aldığı ilhamlarla gelişmiş olan Tengricilik, Türk kültürüyle iç içe geçmiş ve ayrılmaz bir bütünlük arz etmiştir. Nitekim bu dönemden kalan çaput bağlama, ölünün ardından helva dağıtma, mevlit gibi inanışlar tamamen Türk kültürüne özgü uygulamalardır. Tepeden tırnağa Türklerin ulusal dini haline gelen Tengricilikte Tanrıya yakarışlar da doğal olarak Türkçe yapılır. İster beşeri ister ilahi ne olursa olsun Tengricilikte ibadet dili ana dil olan Türkçedir. Binlerce yıldır devam eden Türkçe ibadet din değiştirilmesiyle dahi terk edilmemiş her zaman olduğu gibi Türk, Tanrı’sına Türkçe yakarmış onu Türkçe olarak övmüştür.
İslamiyet bilindiği üzere Türkler tarafından büyük topluklar halinde 900’lerden sonra kabul edilmiştir.
İslamiyetin kabulünden sonra ortaya dinin incelikleri hakkında gereken bilgiye ihtiyaç duyulmuştur.
Bunun için Türklerin önünde sadece 2 seçenek vardır.Ya Arapça öğrenecekler yada Kuran’ı kendi dillerine çevireceklerdir. İlk seçenek imkansız olmakla beraber ikinci tercih için de bunu yapabilecek nitelikte din adamlarına ihtiyaç vardır üstelik İlk zamanlar Arapça’ya hakim Türk din adamları dahi azınlıktadır. Din işleri ancak Müslüman olmuş kam geleneğini sürdüren kişiler tarafından yürütülmeye çalışılmıştır. Bu koşullar altında Ahmet Topaloğlu’nun da belirttiği gibi,
“Türklerin,(…) ana kaynak Kur’an-ı Kerim’i anlamak için kendi dillerine çevirmek istedikleri şüphesizdir.”


Fakat bu istek gereken donanım ve bu işleri yönetecek otorite eksikliğinden dolayı 1 yüzyıllık bir gecikmeyle gerçekleşebilecektir.
İlk Türk-İslam devleti olarak bilinen ve halkı Türklerden oluşan Karahanlıların kurulması bu eksikliği giderecek otoriteyi sağlamış, İslamiyet resmi din ilan edilmiş ve yıllardır ihtiyaç duyulan Kuran mealinin çalışmalarına başlanmıştır. İlk Türkçe Kuran mealin ortaya çıkış tarihiyle ilgili bir çok görüş bulunmaktadır. Fakat bu tercümeler maalesef elimize ulaşamadığından ortak bir görüşte uzlaşılamamıştır. Ayrıca bu mealleri kimlerin hazırladığı da bilinememektedir. İlk meallerin satırarası çeviri yöntemiyle hazırlandığı da tahmin edilmektedir.
Günümüze kadar gelebilmiş mealler üzerinden yorum yapılırsa şu an için en eski Türkçe Kuran meali Muhammed bin el-Hâc Devletşah eş-Şîrazî tarafından 1333-34 yılında hazırlanan 902 sayfalık tercüme kabul edilmektedir. Bu nüsha Türk İslam Eserleri Müzesi (TİEM) No. 73’te kayıtlıdır.
Fakat bu nüshanın dışında Rylands Nüshası olarak bilinen mealin Eckmann tarafından, XII. yüzyılın sonu ile XIII. yüzyılın başına ait Karahanlı Türkçesi dil özelliklerini gösterdiği belirtilmiştir.
Bu açıdan bakınca bir çok kaynak ilk mealin Rylands nüsha olduğu düşüncesindedir. Bu nüsha, Rylands Kitaplığı Arapça Yazmalar Bölümü 25-38’de kayıtlıdır. Bu nüshanın kimin tarafından ne zaman yazıldığı tam tarih olarak belirlenememiştir fakat dil özellikleri bakımından Karahanlılara ait olduğu kesindir. Rylands nüshası Aysu ATA tarafından tüm detaylarıyla “Türkçe İlk Kur’an Tercümesi, Karahanlı Türkçesi” adıyla 2004 yılında yayınlanmıştır.
Yazımızın temelini ise Rylands nüshası olarak bilinen bu meal oluşturmaktadır.
İncelemiş olduğumuz Rylands nüshasında cennet, cehennem, peygamber, Allah gibi kavramlarının karşılığı olarak Tengrici dönemden kalmış olan uçmağ, tamug, yalavaç, Tengri gibi Türkçe kavramlar kullanılmıştır. Abdülkadir İnan Makâleler ve İncelemeler adlı kitabının ikinci cildinde Türkçe tercümelerin önemini şöyle ifade etmiştir: ‘’İslâmdan sonra Türk dilinin gelişmesinde aldığı yeni istikameti, İslam dini ile gelen yeni kavramları ifade için İslâmdan önceki Türk kültürü devrinin dil hazinesinden ( Budizm, Manihaizm, Şamanizm terimlerinden ) nasıl faydalanıldığını öğrenmek için bu Kur’an çevirmeleri değerli gereçler vermektedir.’’

DTİC-KABİNE

Sözcük sözcük hazırlanan bu mealde İslam dinindeki birçok kavramın Türkçe karşılığının bulunmadığı durumlarda ise yeni sözcük türetme yollarına gidilerek Türk dil varlığı açısından ilerlemeler kaydedilmiştir. Türkçe dini terim türetimi son derece başarılı olmakla beraber türetilen sözcüklerin çoğunda görülen –mak/mek eki de ilgi çekicidir.
Esma-ül Hüsna yani Allah’ın isimlerinin dahi çevrildiği görülürse yapılan çalışmanın önemi daha iyi anlaşılacaktır.
‘Bir Ök=Vâhit,
Eşitgen=Semi,
Bütün İşlig=Hâkim,
Küdezgen=Hâfız,
Küçlüg Ugan=Kadîr,
Munsuz=Ganiyy,
Rûzî Bergen=Rahman,
Üküş Bergen=Vahhab,
Yarlıkaglı=Rahîm,
Yüksek=Aliyy,
Ugan=Kadîr,
Ulug=Kebîr’


Bu sözcük türetme yöntemleri ve eski döneme ait dini terimlerin kullanılması Türk dilinin zenginleşmesi açısından çok önemlidir fakat Arapçanın söz dizimi Türkçenin söz dizimiyle farklı olduğundan sözcük arası çeviri yönteminin Türkçenin dil yapısına zarar verdiği de araştırmacılarca belirtilmiştir. Ancak bu satır arası çeviri yöntemiyle ilgili bir sorun olup Farsça tercümelerde de görülmektedir..
Atlanmaması gereken önemli bir nokta ise daha önceden halkın diline yerleşmiş Arapça dini terimlerin de kimi zaman çevirilerde kullanılmış olmasıdır. Bu çerçeveden bakınca günümüzdeki deyimle ‘tasfiyecilik’ yapılmamıştır. Lakin yabancı kökenli sözcüklerin sayısı ise günümüzle karşılaştırılmamalıdır. O yıllarda kullanılan yabancı kökenli kelimeler sınırlı sayıdadır.
Bu mealin günümüzdeki şekliyle ve Atatürk’ün yaptırdığı meal ve tefsir çalışmalarıyla aynı şekilde anlaşılması hata olacaktır. Çünkü Karahanlıların oluşturduğu meal -Rylands nüshası- sadece satır arası çeviriler şeklinde hazırlanmıştır. Cumhuriyet zamanı yapılan mealler ise açıklamalı ve cümle cümle çeviridir.
Bunla ilgili ise İnan şu görüşlere yer verir: “Şunu da kaydedelim ki biz Kur’an tercümesinden Kur’an’ın kelimesi kelimesine ( interlineare ) yapılan çevirmelerini anlıyoruz. Kur’an’ın tefsiri çevrileri Türk filolojisi bakımından başka türlü değeri haizdirler.’’
İlk Türkçe Kuran çalışmasında kullanılan bu Türkçe dini terimleri yine o dönemlerde yazılmış Kutadgu Bilig ve Divan-ı Lügat-it Türk gibi Türk edebiyatının başyapıtlarında da görülebilmektedir. Nitekim Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’inin açılışı ‘’Tengri Azze Ve Celle Ögsidin Ayur.’’ sözleriyle başlar. Eski dönemden kalan Tengri ve Çalab’ın dahi Müslüman Türk şair din adamları tarafından kullanıldığı da bilinmektedir. Karahanlılar döneminde yaşamış Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin 12 dörtlüğü bu gerçeği göstermektedir. Ve Kaşgarlı Mahmud Tengri ile Allah’ı sözlüğünde eş anlamlı olarak vermiştir.
Şunu da belirtmek gerekir ki Türk dünyasının ilk dil bilimcisi kabul edilen, Türkçenin Arapçadan aşağı bir dil olmadığını gösteren Divan-ı Lügat-it Türk’ün yazarı büyük dilci Kaşgarlı Mahmut bile dönemindeki Türkçe çeviriler karşısında duyduğu hayranlığı ve atalar sevgisini gizleyememiştir.
Ayrıca Aysu ATA, 2008 Kaşgarlı Mahmud yılı için düzenlenen bilgi şölenine(sempozyum) ‘’Divanü Lugati’t-Türk’ün Ortaya Çıkış Nedenlerinden Biri de Kur’an Tercümeleri mi?’’ adlı bir bildiriyle katılmıştır. Bu konu ise daha detaylı olarak incelenmelidir.

Karahanlı Türkçe mealinde ise asıl dikkati çeken öğe Osmanlı döneminin din dili anlayışının öz Türkçe sözcüklerden oluşturulmaya çalışılmasıdır. Türk dili ve Türkler için çok önemli olan bu çalışmalar günümüzdeki Türkçe İslam karşıtı kimselerin din dilinin sadece Arapça olabileceği ve Türkçenin Arapça karşısında çok kısır bir dil olduğu görüşünü çökertecek yöndedir. Çünkü namazdan ayete, günahtan ibadete kadar bir çok dini kavram Türkçeleştirilmiş ve halkın kullanımına sunulmuştur. En çok eleştirilen ‘Tanrı’ bile bu dönemde Hoca Ahmet Yesevi tarafından şiirlerde kullanılmıştır.
Bu görüşteki kimselerin bu gerçek konusunda verecekleri tepki bilinmez fakat şu bir gerçektir ki Türkçe üstün özellikli, her kavramı ifade edebilecek bir dildir ki bunu da atalarımız 1000 yıl öncesinden ispatlamıştır. Ne yazık ki torunlar onların açtığı yolu 14.yydan sonra bir takım kötü niyetli yöneticiler tarafından terk ettirilmek zorunda kalmış doğruyu bulmaya çalışanlar ise yine bu zihniyetin saldırısıyla karşılaşmış. Türkçe, İslam şehirlerden men edilmiş ancak taşrada yaşama olanağı bulabilmiştir. Zamanla bu da çok görülerek sadece Alevi yurttaşlar arasında yaşama olanağı bulabilmiştir.
Prof.Dr. Aysu ATA tarafından derlenen ilk Türkçe Kuran’dan bazı seçmeleri topladık. Bu güzel sözcüklerin en kısa zamanda tekrar dilimize kazandırılması dileğiyle…

Yararlanılan Kaynaklar:
ATA Aysu, Türkçe İlk Kuran Tercümesi (Ryland Nüshası): Karahanlı Türkçesi
Besim Atalay: Divânü Lügat-it-Türk Tercümesi, I.-IV
ÖNLER,Zafer,Karahanlılar Dönemi İnanç Terimleri
ÜŞENMEZ,Emek,Türkçe İlk Kuran Tercümesi ve Tercümedeki -mak/-mek Eki Hakkında
TARCAN,Haluk,Dünya Tarihini Değiştiren Ön-Türk Kültürü
Çetinkaya, Nihat, Kızılbaş Türkler
Ahmed Yesevi, Divan-ı Hikmet , Yayına Hazırlayan: Dr. Hayati Bice
http://turkbilimi.com
NOT: Yanlış bir yazılım olabilir endişesi ile, Türkçe karşılıkları kaynağından okumak daha uygun olur.
Kaynak Kitap: Karahanlı Türkçesi – Türkçe İlk Kur’an Tercümesi (Prof. Dr. Aysu ATA)
– See more at: http://www.yenidenergenekon.com/769-karahanlilarda-turkce-islam-ve-turkce-ilk-kuran/#sthash.lh85FIVq.dpuf

Kaynak : Yeniden Ergenekon.com

 

 

 

Uyghuristan(Qeshqeriye)Dewliti we Ghezinisining Talan-TarajQilinishi


Molla musa sayrami

Kashgar_road_scene-1870
Janabiy atiliq ghazi paniy döletni tashlap, baqiy dunyani xalap, jénini ezra’ilgha, mal-mülkini oghulliri bilen qipchaqlargha, belki xenzu qalmaqlargha tapshurdi.
Niyaz hékimbeg bilen ehrarxan törem atiliq ghazining jesitini ichkiri ekirip yatquzup qoyup qarasheherdiki heqqulibegke bolghan weqeni bayan qilip tézlikte xet mangdurdi. Heqqulibeg üchinchi küni qara sheherdin yétip keldi. Angghiche niyaz hékimbeg özidin éhtiyat qilip, erz-dad bolsa atiliq ghaziy hayat waqtidikide ekirgen bolup kirip – chiqip, yarliq permanlarni bérip turdi. «janabiy aliyning mijezliri sel xapa iken. Az waqittin kéyin chiqidu», dep kishilerni yéqin barghuzmay üch künni ötküzdi. Heqqulibegning arqisidin hékimxan törem bashliq emirleshker, pansatlarmu arqa-arqidin yétip keldi, ehwalmu ashkara boldi.
Niyaz hékimbeg, muhemmed kérim dadxah, tashbay dadxah we atabay pansatlar bashliq emirleshkerler meslihetliship, burunqi padishahlarning resim- qa’idiliri boyiche hékimxan töremni aq kigiz üstide olturghuzup «xan» qilip kötürdi. Xezinining ishiklirini échip emir, dadxah bashliq chong-kichiklerge, yigit- serwazlargha ton-serupay, pul we tilla, at we jabduqlarni bergili turdi. Mushu ehwalda yette kün ötti. Bir kéchide heqqulibeg atiliq ghazining jeset- tawutini élip aqsu terepke nahayiti téz yürüp ketti.
Dadxahlar bashliq chonglar: «heqqulibeg atiliq ghazining jesitini élip yürüp ketti. Ular aqsugha bérip xezinilerni qoligha élip seremjan qilip, qeshqerge bérip u yerdiki xezine- depnilerni qoligha kirgüzüp, andin kéyin bizlerge qarimay enjan, tashkentlerge chiqip kétidu, xezine bolmisa biz xenzular bilen qandq urushimiz? Ularning arqisidin qoghlap xezinilerni bermeslikimiz kérek», dep hékimxan töremni maqul qildi. Korlini daxu tunggan’gha tapshurdi. Uninggha aqsuluq kochir wangning oghli aqniyazbegni tungchi we yasawul béshi qilip, bay muhemmed jarchi béshini 500 serwazgha bashliq qilip korlida qoyup, hékimxan törem bashliq qoshunlar aqsugha rawan boldi we aldirap-holuqup aqsugha yétip keldi.
Heqqulibeg aldida yétip kélip, aqsuda ikki kün turup, bir munche xezinilerni yighishturup, yigit we qipchaqlar bilen atiliq ghazining jesitini élip qeshqerge yürüp ketkenidi. Heqqulibeg «dadamning jeset-tawutini qeshqerge apirip hezriti apaq xojam mazirigha depne qilip bolghandin kéyin akam bilen meslihetliship ya men kélermen, ya akam kéler. Andin xenzular bilen ghazat qilarmiz», dégen mustehkem niyet bilen yolgha chiqqanidi. Emma niyaz hékimbeg: «kichik bégim (heqqulibeg) qeshqerge yürüp ketti. Gherizi bashqichidek qilidu. Elwette éhtiyat qilghaysiler we xewerdar bolghaylar. Wessalam», dep bir nechche pitne-pasat geplerni yézip mexpiy halda chong beg (békqulibeg)ke xet mangdurghanidi. Chong beg xetni körüp mezmunidin waqip bolghandin kéyin: «heqqulibegni uchrighan yerde öltürüp kömüwétip nerse-kéreklirini ekilinglar», dep perman bérip muhemmed ziya pansatni bash qilip bir nechche mehrem, yigit- serwazlarni heqqulibegning aldigha chiqarghanidi. Bular lonku dégen yerde uchrashti. Attin chüshüp bir piyale chay ichishkendin kéyin atlirigha minip yolgha chüshti. Heqqulibeg bolghan weqelerni bir-birlep bayan qilip sözlep bérip, bularning yaman gherezliridin bixewer, xalis, toghra niyet bilen kétip barghan chaghda, qember mehrem dégen heqqulibegke qaritip oq chiqiridu. Oq bu tereptin u terepke ötüp kétidu. Heqqulibeg «bu néme poq yégining», dep qilichlirini tartip chiqirip chapmaqchi bolghanda yene bir yigit oq chiqiridu. Heqqulibeg attin yiqilip jan béridu. Uni shu jaydiki bir jilghigha depne qilidu. U jay «heqqulibeg jilghisi» dégen nam bilen meshhur boldi.

472_166132630410353_4825962681474522263_n
Tarixiy hijriyining 1294- yili jamadiyel ewwelning 2- küni hékimxan törem aqsugha kélip xanliq textige chiqip olturdi. Hemme yigit-serwaz, qirghiz-qipchaqlar atiliq ghazining aqsudiki xezine-depnilirini talan-taraj qilip bulap ketti. Bundaq bulang-talang «xan talingi» déyilidiken. Mushundaq parakende künlerde niyaz hékimbeg bir nechche mulazimlirini élip xoten’ge qarap qéchip ketti.
Hékimxan törem alahide yarliq-perman bilen abdurahman dadxahni aqsugha hakim qildi. Amilxan töremni kuchaning hakimliqidin éliwétip, kuchani muhemmed réhimxan töremge suyurghal qilip berdi. Uchturpanni hékim pansatqa, bay we sayramni musamis bégige tapshurdi. Muhemmed musa toqsabe, atabay pansatlarni hudeychi qilip yarliq chüshürdi. Beche batur pansatni hemme leshker üstide emir leshker qildi. Kérim qul dadxah, molla alim qulining oghli shirmuhemmed mirzini emirleshker qildi. Képek lawur we muhemmed ependini 2000 serwazgha emirleshker qildi.
Démek, sekkiz emirleshkerge yarliq we nishan bérip, tugh-bayraq, dap-dumbaq, qoral-yaraq, at- topchaqlarni bérip, padishahlarche merhemet, séxiylarche iltipat körsetti. Shu peytte qeshqerdin «békqulibeg, jamedar dadxah, ömerqul emirleshker we alash dadxahlar bashchiliqida nurghun qoshun bilen aqsugha qarap yolgha chiqti», dégen yaman xewer yétip keldi. Hékimxan törem bu xewerni anglap beche batur emirleshker bashliq hemme leshker béshi, pansat, yigit-serwaz bolup jem’iy 25 ming qoshun bilen atlinip, menzilmu menzil yol yürüp aqsudin töt menzil yiraqliqtiki yaydi dégen jaygha yétip kélip chüshüp orunlashti.
Békqulibeg qoshunining chighawuli alash dadxah chölquduq dégen yerge kélip orunlashqanidi. Hékimxan törem muhemmed siyit pansat, hapiz pansatlarni perman bilen chighawul qilip mangdurghanidi. Ikki chighawul uchriship alash dadxah we uning yigitlirini arqigha yandurup we bir nechche ademlirini tutup baghlap eketti. Qeshqerlik axun pansat hékimxan törem teripige qéchip ötti. Hékimxan töremning leshkerliri axun pansatni mubareklidi. Buning bilen zor xushalliq yüz keltürdi. Ular shu küni aram aldi. Sirtta qarawul we paylaqchilarni qoydi. Etisi bu ikki xunxor chong qoshun yüzmuyüz bolup seplirini raslap jengge kirishti. Her ikki tereptin eskerler ölüshke bashlidi. Ejelning baziri jush urup rasa qizidi. Hékimxan töremning baturliri békqulibegning yigitlirini arqigha chékindürüp meghlup qiliwatqan chaghda, atabay pansat hudeychi hékimxan töremdin yüz örüp yigitlirini élip békqulibeg terepke qéchip topni buzup kirip ketti. Buning bilen békqulibeg terepke küch qoshulup, hékimxan törem ajizlashti. Mushu ehwalda hüseyin mehremning béshigha oq tegdi. Hékimxan törem arqigha chékindi. Kérim qul emrleshker, kérim bay mirza we élibeg pansatlarmu arqisigha yandi. Muhemmed musa toqsabe, képek lawur, muhemmed réhim palwanlar kelpin qashqal, qarabulaq bilen ötüp enjan’gha qarap rawan boldi. Bulargha yigit-serwazlar qoshulup 1500ge yéqin adem bolup bille ketti. Ikki qoshun alte sa’et urushti. 1500che leshker chiqim boldi.
Atabay pansat békqulibegning aldigha bérip du’a qilghandin kéyin «yaydida nurghun xezine bar idi. Zaye bolup kétermikin», dep melum qildi. Békqulibeg atabay pansatqa ton-serupay merhemet qilip, «siz ilgirilep bérip xezinini muhapizet qiling!» dep perman qildi. Atabay pansat téz bérip xezinini öz teripige tartiwatqanda, hékimxan törem yétip keldi. Atabay pansat qachti. Hékimxan törem tutturup kélip: «mendin néme yamanliq kördüng?» séni hudeychi qilsam sen manga tuzkorluq qilding. Ata-bowa ejdadimning ulughluqini kördüngmu? Séni manga tutup berdi. Özüngning tartishqa tégishlik jazasi», dep yalingachlap, shash, tosun atning quyruqigha baghlap qoyup berdi. U atning keynide desht-bayawanlarda sörülüp parche-parche bolup yoqaldi. Hékimxan törem xezinilerni talan-taraj qilishqa höküm qildi. Axir bashqilar bulap tügetti.

 

9591_164267030596913_7446586138085228609_n
Nezm:
Nale qilma gheyridin özüng ishidin bol molul,
Kim zererni térip erding hem zerer tapting hosul.
Shem’i perwaneni köydürdi,
Köygüsi daghi öz ayaghi bilen.
Hékimxan törem aykölge keldi. Ayköldin aralni arilap ötüp üchturpan’gha bardi. U yerdimu turmay bedel dawinidin éship issiq kölge bérip, u yerdimu toxtimay perghane wilayiti, merghilan shehirige tewe aba we ejdadlirining qedimki mehellisi «eske» dégen jaygha bérip orunlashti. Hékimxan törem bilen muhemmed toqsabe bashliq 5000din artuq atarmen-chaparmen yigitlermu bille chiqip ketti. Beche batur bashliq bir nechche pansat we 10 mingdin oshuqraq yigitler héch terepke yötkelmey turup békqulibegke ita’et qildi. Békqulibegmu bulargha iltipatlar körsetti. Békulibegke ishench we ixlasi yoq yigitler her terepke qéchip, sergerdan bolup tarap ketti. Shuning bilen islamdin ronaq ketti.
Janabiy yaqupbeg atiliq ghazining leqimi «bedölet» idi. Bu leqem asmandin chüshken, tengri ata qilghan leqem idi. Bedölet ketti, islamningmu döliti ketti. Ulugh tengrim, musulmanlarning könglidin islamning muhebbitini yoq qilmighaysen. Qiyamet küni musulmanlar qatarida bash kötürgili nésip qilghaysen, amin! ikkila alemning peyghembiri ― muhemmed eleyhissalamning heqqi – hürmitidin du’ayimizni ijabet qilghaysen.
(molla musa sayramining «tarixy eminiye» namiliq kitabigha asasen, torgha yollighuchi: alim biz blogidin turan tékin)