Uygur Medeniyetinde Çift başlı Uygur Kartalı Sembolü

Autori: Tanay YüJel

10592793_10152442653979983_6969228038046991652_n
Uygur Türkleri büyük bir medeniyet kurmuş asil bir Türk boyudur.
James Churchward deyimiyle ‘Mu’nun en büyük kolonisi ve “Mu’dan sonraki, insanoğlunun en büyük uygarlığı”, Uygur İmparatorluğu’dur. Uygur İmparatorluğu hemen hemen tüm Asya’yı ve Avrupa’yı kaplıyordu. Doğuda Pasifik’ten, batıda Atlantik Okyanusu’na kadar uzanıyordu ve güneyde İran, Mezopotamya ve Hindistan’ı içeriyordu. Churchward, tüm Ari ırklarının köklerinin Uygurlara dayandığını iddia ederken, Fransız araştırmacı ve yazar Edouard Schure de, günümüzden 5 bin yıl önce, Avrupa Kıtası’nın kadim İskit ülkesi olduğunu yazıyor.
Bu kadar geniş bir alana yayılmış olmasına karşın,Uygur İmparatorluğu’nun merkezi, Uluğ Türkistan düzlükleriydi. Tüm doğu efsaneleri, büyük tufan felaketinden önce Uluğ Türkistanın bugün çöller ve bozkırlarla kaplı alanlarının, son derece bereketli topraklar ve ormanlar ile örtülü olduğunu iddia etmektedirler. O günlerde güçlü bir imparatorluğa merkez olabilecek nitelikte bulunan bu topraklar, büyük tufan ile denizden gelen dev dalgaların altında kalmış ve çölleşmiştir. Gobi Çölü’nün hemen altında bol miktarda tatlı su kaynağının varolması, bir zamanlar buraların ne denli bereketli topraklar olduğunun bir işaretidir. Churchward, Uygurların beyaz tenli, renkli gözlü ve sarı veya siyah saçlı olduklarını yazıyor.
Naacal arşivlerine göre Uygur kolonisi, 70 bin yıl önce Mu’luların kurdukları ilk kolonidir. Tabletler, Mu dininin, Uygurların tüm ülkesinde hakim olduğunu ve bağımsız bir imparatorluğa dönüşmesinden sonra da Naacal Kardeşlik Örgütü rahiplerinin, yönetici sınıf olarak varlıklarını sürdürdüklerini belirtmekte.

İngiliz araştırmacı, Mu ve Atlantis’i batıran tufan sırasında Uygur ülkesinin büyük bölümünün sular altında kaldığını ve imparatorluğun da son bulduğunu yazıyor. Churchvvard, tufandan ancak Tibet yaylalarında yaşayan Naacal Kardeşleri ile her iki okyanusa da oldukça uzakta bulunan ve bu nedenle su baskınını en az zararla atlatan Babil Kardeşlerinin kurtulabildiklerini belirtiyor. Ara Avedisyan, 1973 yılında kaleme aldığı “Evrende En Büyük Sır” adlı eserinde, Uygurların Mu ülkesinin varisleri olduğunu belirtmiştir. Tufandan geriye kalan bu örgütlerden Tibet’te bulunanında bilgilerin daha saf bir biçimde günümüze ulaşması, Tibet Naacallerinin, suların çekilmesinden sonra Uygur arşivlerini ele geçirmeleri ve saklamaları ile mümkün olmuştur. Rahip Rishi’nin, Churchward’a gösterdiği tabletler de bu arşivlerin bir bölümüdür. Öte yandan Babil Kardeşliği, her ne kadar orijinal öğretiyi bir ölçüde yozlaştırmışsa da, Mısır “Hermes” Kardeşliği ile birlikte, Ezoterik öğretinin tüm dünyaya yeniden yayılmasında ve günümüz uygarlığını etkilemesinde büyük rol oynamıştır.
Uygur İmparatorluğu, tufan sonrası kurulan uygarlıklarda gerek sembolleri, gerek dini yapısı ve inançları, gerek yaşam biçimi ile birçok iz bırakmıştır. Sadece Asya ve Avrupa’da değil, neredeyse tüm dünyada iz bırakan Uygur sembollerinin başında, imparatorluk arması olarak kullanıldığı sanılan, tek veya çift başlı kartal gelmektedir
Pek çok araştırmacı, çift başlı kartalın tarihte bilinen ilk kullanımına, Sümer’in Lagaş kentinde rastlandığını ve kalıtların M.Ö. 5 binli yıllara işaret ettiğini savunuyor. Ancak Orta Asya’da ve Kuzey Amerika’da kimi mezarlarda bu sembole rastlanıyor ve arkeologlar, bu mezarların tarihinin M.Ö. 8 binler olduğunu söylüyor. Yine Mısır’da, firavunların ülkeyi yönetmeye başlamalarından yüzyıllar öncesine ait insanların mezarlarından çıkarılan kimi taşlar üzerinde çift başlı kartal süslemeleri bulunuyor. Mısırologlar, bu mezarların da, en azından M.Ö. 7 binli yıllara ait olduklarını ifade ediyor.

29104000_10155635226979983_8267603227785035776_n

Merkezi Asya Kamları ve Avrupa Şamanları, bu sembolü kutsal olarak kabul ediyor. Tıpkı, Kuzey ve Güney Amerika Şamanları gibi. Japonya’dan başlayarak, tüm Asya, Avrupa ve Amerika halkları, bu sembolü kendi dünyaları içerisindeki en üst yönetimin sembolü olarak, kimi kabile totemi, kimi de imparatorluk arması şeklinde kullanıyor. Binlerce yıl önce kullanıldı, bugün hâlâ kullanıyor.
İncelememize, bugünkü bilimin bizlere, insanlığın en eski uygarlığı olarak tanıttığı Sümerlerden başlayalım. Sümer uygarlığının kuruluşu, arkeologlar tarafından M.Ö. 5-6 binler olarak veriliyor. Ancak unutmayalım ki, yüzyıl önce Sümer uygarlığı tanınmıyordu ve tarih, uygarlığın daha yeni bir döneminden, M.Ö. 3 bin 500’lerin Mısır’ından başlatılıyordu. Tarihin Sümer’de başladığı tezini, bizatihi Sümerlilerin kendileri yalanlıyor. Sümer çivi yazısı kil tabletlerinde, sıklıkla, büyük bir tufanın meydana geldiği ve çok az insanın bu felaketten kurtulduğundan bahsedilmektedir. Bu tabletlerin en önemlilerinden olan Sümer Kraliyet Listesi’nde, tufan öncesi en az on krallığın yaşadığı ve her birinin 10 bin yıl ile 60 bin yıl arasında varlığını sürdürdüğü ifade edilmektedir. Liste, şu sözlerle sona erer: “Tufandan sonra krallık, yücelerden aşağıya gönderilmiştir.” Bu sözlerden, tufandan önceki
uygarlık düzeyinin çok daha yüksek olduğu ve tufan sonrası, yeni bir başlangıç yapıldığı anlamı çıkarılmaktadır. Tufandan sonra, Uygurların bir kolu olan İskitler, merkezden koptular ve Mezopotamya’ya yerleşerek Sümer Devleti’ni kurdular.
Çift başlı kartalın tüm Asya’da, Avrupa’da ve hatta Amerika’da binlerce sene öncesinden bu yana görülüyor olmasının altında, bu sembolün Uygur İmparatorluğu’nun arması olmasının yatması kuvvetle muhtemeldir. Uygur çift başlı kartalının bir başının doğuya, Pasifik’teki Mu İmparatorluğu’na, diğer başınm batıya, Atlantik’teki Atlantis İmparatorluğu’na baktığı söylenebilir.

Uygur İmparatorluğu’nun merkezi, Merkezi Asyadır. Yani Türk boylarının ana yurdu. Mu dilinde “Hun” kelimesi, “Tek” ve “Bir” anlamlarını taşımaktadır.55 Kutsal bir kelimedir ve Tanrıya işaret eder. Türklerin tarihte kendilerini tanımladıkları ilk kelime de, bu Hun kelimesi olmuştur. Çift başlı kartal, Volga ve Tuna Hunlarının sembolüdür. Hunların yanı sıra, Adriyatik’ten Kamçatka’ya, Yakutlar, Kutluklar, Uygurlar, Moğollar, İskitler, Kumanlar, Uzlar, Peçenekler, Macarlar, Bulgarlar, kısacası çok sayıda Türk boyu, çift başlı kartalı, kabile ya da kraliyet ongunu olarak kullanmıştır. Daha yakın tarihlerde de Oğuzlar ve Selçuklular bu sembolü imparatorluk arması olarak kabul etmiştir.
Bir İskit boyu olarak genel kabul gören Sümerler ile yine Anadolu’ya kuzeyden gelen Hititlerde aynı sembol, tanrıların yeryüzündeki temsilcisi olarak kullanılmıştır. Türk Tanrısı Ülgen’in, Yunan Tanrısı Zeus’un ve Sümer Tanrısı Şamaş’ın özel ulağı hep kartaldır. Tıpkı Mısır’da Horus’un, yani ilahi kelamın özel ulağı olması gibi.

Amerikalı araştırmacı Arthur Parker, Türkistandaki Türklerin M.Ö. 4 binli yıllardan bu yana tek ya da çift başlı kartal sembolünü kullandığını, çift başlı kartal sembolünün Türkçe adının “Hamca” olduğunu ifade etmektedir. Büyük Hun İmparatoru Atilla’nın bayrağında, “Tuğrul” adı verilen bir kartal, kraliyet arması olarak yer almaktadır. Göktürkler de kuvveti simgelemek üzere arma olarak, boynuzlu ve uzun kulaklı kartalı kullanmışlardır. Kartalın keskin görme yeteneğine, puhu kuşunun kulakları eklenerek, gece duyma yeteneği de kazandırılmıştır. Ünlü Göktürk İmparatoru Gültekin’in, Ural Batur Müzesi’nde sergilenen büstündeki miğferin ortasında, tek başlı bir kartal arması yer almaktadır. Bulgarlar ve Peçeneklerin 7. yüzyılda kartalı bir arma olarak kullandıkları bilinmektedir. Macarların 2. hanedanı olarak bilinen Arpadların unvanı, kartal boyudur. Altay Türklerinden Merkit boyunun sembolü kara kartal, Yurtas boyununki beyaz kartal, Yakutlarınki ise “kartal baba”dır.

Fredoom for Uyghur
Türkistan Türklerinde tek başlı kartal yalnızca hakanın sembolüdür. Çift başlı kartal ise devletin yönetiminde kadının da erkek gibi söz sahibi olduğunu simgeler. Başlardan birisi erkek, diğeri kadın cinsiyetini temsil eder ve birlikte, kudretin ve neslin sürekliliğinin ifadesidir. Doğu Türkistan’daki bir Budist mabedinde, Uygur Türklerinden kalan bir çift başlı kartal figürü, M.S. 8. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Bir Türk boyunun, tufan öncesi imparatorlukla aynı ismi taşıyan bir devleti binlerce yıl sonra kurmuş olması çok dikkat çekicidir.

Türk devletlerinde ve boylarındaki bu uygulamalar, çift başlı kartalın diğer Avrasya uygarlıklarındaki yeri ile birlikte, bu sembolün bir tek kaynaktan kök aldığı, bunun da, tüm kıtayı kaplayan tufan öncesi Uygur İmparatorluğu olduğu görüşünü destekler mahiyettedir.
Kaynakça:
James Churchward : The Children of Mu, 107, 217, 20, 172, 106, 215, 193, 159, 140, 133, 55, 58, 70, 224, 61, 224, 227, 215, 122, 184, 207, 237, 245, 223 p. Brotherhood of Life, Albuquerque, New Mexico, USA 1987
Batık Kıta Mu ‘nun Çocukları 14, 15 s. Ege Meta Yayınları İzmir 2000
Satesson Hans Stephan : Batık Ülke Mu Uygarlığı, 87, 95, 99 s. RM yayınları, İstanbul 1989
The Lost Continent of Mu, Addendum 106, 251, 252, 53, 59, 106, 174, 177, 107, Addidum 66 p, 106p.
Emet Derviş, Münevver Abliz : Uyğur Kılassik Edebiyatida Dayim uçraydiğan Atalğularğa İzahat, 71 s. 86 s. Keşker Uyğur Neşiriyatı 1998
The Sacret Symbols of Mu, 204, 107, 109, 110, 161, 124, 125, 69, 147, 157, 202, 209 p.
Cihangir Gencer : İzoterik Batıni Doktrinler Tarihi, 89 s. Gece Yayınları Ankara 1995
Eşref Bengi Özbile : Uygurlar 1233 ‘ten beri Amerika ‘da, Türk Dünyası Tarih Dergisi Ekim 1996, 118 sayı14 s. Ethel G. Stewart : The Dene and Na-Dene İndian Migration – 1233 A.D. Escape dfrom Genghis Khan to America. 566 p.
Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi : Cihangir Gener

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s