İLHAM TOHTI’NİN ” YOLUM VE GAYEM ” KİTABI YAYINLANDI


Dr.Tohtı Mahkeme

Uygur Haber ve Araştırma Merkezi(UYHAM)
Uygur Türklerinin sesi ve Uygur Demokrasi ve Hukuk Hareketi’nin hapisteki Lideri  Pekin Merkezi Milletler Üniversitesi öğretim Üyesi Doç Dr.İlham Tohti’nin Uygur sorunu ile Çin gerçeğini ve kendisinin bu konudaki görüşlerini bütün ayrıntıları ile ortaya koyan kitabı yayınlandı,
Kendi topraklarında köle gibi yaşayan Uygur Türklerinin var olma mücadelesinin sembolü olan ve Uygurların 20,yüzyıldaki  “ Mandelası” ve  Mir Sultan Galiyev’i olarak tanımlanan  Dr. ilham tohti , halen  Urumçi’de hükümlü olarak çile doldurmaktadır. Dr.İlham Tohtı bütün bu olumsuz şartlara rağmen hak,hukuk ve özgürlük mücadelesini parmaklıklar ardında da büyük bir cesaret ve özveri ile sürdürmeye çalışmaktadır.

Doç.Dr.İlham Tohti, Pekin’de Merkezi Milletler Üniversitesi İktisat ve Hukuk profesörü olarak çalışırken, diğer yandan . Çin Anayasası ve Sözde “Bölgesel Milli Özerklik Yasası”nın Doğu Türkistan’da uygulanması için tutuklandığı tarihe kadar yaklaşık 20 yıl boyunca amansız bir mücadele vermiştir. Yaptığı çalışmalar ve savunduğu fikir ve görüşler dolayisiyle Uygur Türkleri tarafından “Uygurların Vicdanı” olarak anılmakatadır. Tohti, 5 Ocak 2014 tarihinde Pekin’deki evinde tutuklanmış, 19-23 Eylül 2014 tarihleri arasında Urumçi’deki Çin bölgesel Mahkemesince yargılanmış ve bölücülükle suçlanarak müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Şu anda Urumçi cezaevinde tek kişilik hücrede tutulmaktadır.

Mahkeme sırasında ABD Dış İşleri Bakanı Jonn Kerry, ABD Devlet Başkanı Barak Obama, Almanya Başbakanı Angela Merkel, İngiltere Başbakanı David Cameron, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon başta bir çok devlet ve hükümet adamları, ayrıca Türkiye Dış İşleri Bakanlığı da dahil tüm batılı ülkeler temsilcileri, Prof. Dr. İlham Tohti’nin serbest bırakılması için sürekli çağrılarda bulunmaktadır.

Şira yayınları tarafından basılan bu kitap 304 sayfadan oluşmakta olup,mühteviyatı itibariyle Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri meselesine yeni bir bakış açısı getirmektedir. . Uygur Türklerinin gasbedilen hak hukuk ve evrensel değerlerine 21.yüz yılda yeniden kavuşmaları konusunda izlenecek yeni yollar ve yeni yöntemlerı ortaya koymaktadır.
Çin yönetimi tarafından Uygur Türklerinin temel hak ve hukukunu ve kendi yasalarında verdiklerini iddia ettikleri insani hakalarını talep ettiği için “Devleti Parçalamak ve Bölücülük Yapmak” ile suçlanarak tutuklanan ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Dr. İlham Tohti’nin durumu Türkiye’de yankı bulmuş ve medya’da geniş şekilide olmasa da yer almıştır. Bir çok protesto eylemlerine  neden olan Uygur Türkleri gerçeğini tüm açıklığıyla gözler önüne seren bu kitap konusunda önemli ve hatta tek kaynaktır. Okuduğunuzda sadece Uygur Türkleri ve Çin meselesini değil, bölge’de,Çin’de ve tüm dünyada neler olup bittiği konusunda da yeni bilgiler verilmektedir.

İlham Tohtı T.kapak

Kitap, aşağıdaki Önsöz ile başlamaktadır ;
Dr.İlham Tohti,Pekin Milletler Üniversitesi öğretim görevlisidir.Uygurların en iyi yetişen aydınların başında gelmektedir. İlham Tohti 1991’den itibaren Doğu Türkistan ve Uygur Türkleri hakkında yaptığı akademik ve sosyal araştırmalarına ait yazılarını Çin medyasında yayınlamaya başlamıştır .İlham Tohti iktisat ve hukuk profesörü olarak ,Uygurların ekonomik ve hukuki durumu araştırmalarının odak noktasında yer almaktadır. Yazar,Çin’in hızlı kalkınma sürecinde Uygurların sanayi üretimi ve şehirleşme sürecinden uzak tutularak,kırsal kesimde sıkıştırılmasından ortaya çıkan sosyal ve ekonomik sorunları incelerken,Zengin kaynaklara sahip bölgede yoksul bırakılmış, kalkınma içinde marjinalleştirilmiş,dönüşüm isterken kültürü dondurulmuş Uygur toplumunun sosyal yapısını ve gelindiği noktanın nedenleriniin köküne ve kaynağına inmeye çalışmıtır.O,sorunun derinliklerine indikçe,Uygurların siyasi ve ekonomik olarak dışlanmasında Çin anayasası ve Bölgesel Milli Özerklik yasalarının uygulamalarda askıya alınmasından kaynaklanmış olduğunu görür.
D.r. İlham Tohti 1990’den başlayarak, Uygur aydınlar içinde “Uygur Hukuk Hareketi”’nı başlatır. İlk önce Uygurlara Çin anayasası ve Bölgesel Milli özerklik yasasını maddeler halinde anlatır, Sonrasında ise, Çin yönetiminden temel hak ve özgürlükler ile özerklik haklarını vaad eden yasaları raftan indirmeye davet eder ve zorlar. Çin devletinden her hangi bir olumlu yanıt alamayan Tohti,2005. Tarihinde “Uygurbiz = Uygurline ” adında Çince ve Uygurca internet sitesi kurarak bu internet portalı kanalı ile Çin ve Uygur toplumunu aydınlatmak için büyük çabalar harcar .Çin yönetiminden yanıt gelir. Ancak,bu yanıt Çin İstihbarat Örgütü’nün sert uyarı ve çoklu müdahaleleri olmuştur. Çin’in başkenti Pekin’de ikamet etmenin avantajını ve başkentin şartlarını iyi değerlendirip kullanan Dr.Tohtı bu kez Uygur Türklerinin maruz kaldıkları baskı ve zulmü dış basına anlatmaya başlar. Çin yönetimini ise, kendi yaptığı yasaları uygulamamasının anayasal suç olduğunu haykırır.
Dr. İlham Tohti 2008 Pekin Olimpiyatları öncesinde tutuklanır ve hapishaneye konulur. Yönettiği “Uygurbiz” internet portalı da kapatılır. “05 Temmuz 2009 Urumçi” olayından hemen sonra “Uygurbiz”internet portalı SON KEZ kez kapatılır ve bir daha açılmasına izin verilmez. Dr. İlham Tohti Urumçi olaylarından sorumlu tutularak uzun bir süre ev hapsinde tutulur. Dr.İlham Tohti artık Uygur Türkleri tarafından “Uygurların Sesi,Vicdanı ve Özgürlük Lideri” olarak anılmaya başlar.Bu tarihten sonra Dr.İlham Tohti,Çin istihbarat ajanlar ile uluslar arası medya mensupları arasında köşe kapmaca oynamaktan bir türlü kurtulamaz.
Bu arada Doğu Türkistan’ da Çin’in baskı, şiddet ve aşırı güç içeren baskısı dayanılmaz boyutlara ulaşır. Devlet şiddetine karşı, Uygur Türkleri de aynı şekilde karşılık vermeye başlarlar. Şiddet olayları gün geçtikçe alevlenir ve tüm bölgeyi sarar. Çin yönetimi telaşa kapılmıştır. Dr. İlham tohti,Doğu Türkistan’daki şiddet olaylarının yatışıp sona ermesi ve barışın sağlanması için tek bir şartı ileri sürer; “Çin yönetimi, 60 yıl önce Halk Kurultayı’ndan( Parlamento’dan) çıkardığı “Bölgesel Özerklik ve Milli Azınlıklar Yasası”nda belirlenen hakların Uygurlara iade edilmesini talep eder. Dr.Tohti’ye göre Yasa devletin namusudur. Kendi yasasını çiğneyen devlet,kendi evladına tecavüz eden bir Babadan farksızdır.” diye haykırır. Bunun üzerine Çin yönetimi çileden çıkar .
15 Ocak 2014’te Pekin’deki evinde eşi ve küçük çocuklarının gözü önünde kendisine tartaklayarak yere yatırır ve el ve ayaklarına kelepçe takarak göz altına alır. Bir süre sonra eşin’ne kendisini Urumçi’ye götürüldüğünü haberi verilir. 23 Eylül 2014’te başlayan ve 2 gün süren gizli yargılamada “Ülkenin Birliğini Bozmak ve Bölücülük Yapmak” suçlaması ile müebbet hapis cezasına çarptırırır.Onun destekleyen ve yanında bulunan biri Moğul 8’si Uygur Türkü toplam 7 öğrencisini de çeşitli ağır hapis cezalarına çarptırır. Halen bu öğrenciler de ceza evinde tutulmaktadır .
Dr. İlahm Tohti’nin 18-23 Eylül 2014 günlerinde Urumçi’de duruşması devam ederken, ABD. ve AB.Ülkeleri başta 10’dan fazla ülkenin Pekin’deki Büyükelçilik mensupları ile onlarca uluslar arası medya organlarının temsilcileri mahkemeyi izlemek için Urumçiye gelir.Ancak,Çin yönetimi bunların yargılama sürecini izlemelerine izin vermez. Gizli yapılan yargılama sonucunda Dr. Tohti müebbet hapis cezasına çarptırıldığı açıklanır.
23 Eylül 2014’te ABD. dış İşler Bakanı Jhon Kerry bir açıklama yaparak,Çin’in D.r.İlham tohti’yi derhal serbest bırakmasını talep eder. O açıklamasında şöyle dedi; “Ben bir süre önce Çin Liderleri ile görüştüğümde D.r.İlham Tohti meselesini ortaya koydum .Daha önce ABD-Çin stratejik ve ekonomik iş birliği formunda da bunu defalarca tekrarladım. Şu an Urumçide ziyarette bulunan ABD. Büyükelçisi de Dr. İlaham Tohti ve öğrencilerinin serbest bırakılması konusunu tekrar dile getirdi. Biz ABD.yönetimi olarak bir kez daha Çin hükümetine çağrıda bulunuyoruz; Dr. İlham Tohi ve öğrencileri derhal serbest bırakılmalı. Dialog ve barışçıl yolları kullanan insanları cezalandırmak, terörle savaşmak değildir.”
Aynı gün AB.Brüksel’de bir açıklama yaparak Çin yönetiminin Dr.İlham tohi’yi müebbet hapis cezasına çarptırmasını sert bir dille kınadı.
Amerika Devlet Başkanı Barak Obama,Almanya Başbakanı Agela Merkel,Birleşmiş milletler örgütü ve Batı ülkelerinin bir çok parlamentosu İlham Tohtini ateşli bir şekilde savundu.
Türkiye Cumhuriyeti dış İşler Bakanlığı sözcüsü Tanju Bilgiç bir açıklama yaptı ve Dr.Tohtı’nın mahkum edilmesi ile ilgili Türkiye’nin kaygı ve üzüntüsünü ifade ettii.
Dr.İlham Tohti 5 Mayıs 2014’te merkezi New York’ta bulunan PEN Uluslar arası Gazeteciler tarafından 2014 _ Barbara Goldsmith Özgürlük ödülü verilidi.
01 kasım 2014’TE Türkiye’nin Bartın şehrinde toplanan Türkçe konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği tarafından İsmail Gaspıralı Bey Türk Dünyası Gazetecilik ve Özgürlük ödülü ile teltif edildi.
21 şubat 2015’te Merkezi New York’ta bulunan Çin Demokrat Partisi tarafından düzenlenen bir törenele Dr.Tohti’ye “Liu Şaobo Vicdan ve Şiddete Karşı Direnme “ ödülüne layık görüldü.
Elinizdeki bu kitapta Dr. İlham Tohti’nin fikir ve düşüncelerini yansıtan bazı makaleleri ile seçilmiş bir kısım akademik yazıları ve dış basına vermiş olduğu bazı söyleyişleri yer almaktadır. Dr.İlham Tohti, “Benim Gayem ve Hayat Yolum” adlı bu kitabında, patlamaya hazır bir barut fıçısına dönüşmüş olan Doğu Türkistan’daki etnik sorunun ne denli tehlikeli boyutlara ulaştığını bunun nedenleri,sonuçları hakkında görüşlerini gerçek veriler ve kanıtlarla gözler önüne serilmiştir. Çin’in Milli (Azınlıklar) politikası ve Uygur toplumun bugünkü durumunu öğrenmek ve bu konuda akademik araştırmalar yapmak isteyenler için bu kitap ilk el kaynak olmakla beraber,sosyoloji alanında Uygurların toplumsal yapısı konusunda bir Uygur akademisyen tarafından yazılmış olan kapsamlı ve derinliklere sahip araştırmaları içermektedir.

Kitabın Adı  :  Yolum Ve Gayem –  Uygur Türkleri  Ve Çin Meselesi

Sayfa sayısı : 304 sayfa

Yayınlayan  : Şira Yayınları-  Tel. : 0212.256 21 08       E-mail : bilgi@sirayayinlari.com  –  İSTANBUL

HAPİS’TEKİ UYGUR LİDER DR.İLHAM TOHTI’NİN ” YOLUM VE GAYEM ” KİTABI YAYINLANDI

Franz Kafka Biography


Author (1883–1924)

Synopsis

Born on July 3, 1883, in Prague, capital of what is now the Czech Republic, writer Franz Kafka grew up in a middle-class Jewish family. After studying law at the University of Prague, he worked in insurance and wrote in the evenings. In 1923, he moved to Berlin to focus on writing, but died of tuberculosis shortly after. His friend Max Brod published most of his work posthumously, such as Amerika and The Castle.

Early Years

Writer Franz Kafka was the son of a well-to-do Jewish family who was born on July 3, 1883, in Prague, the capital of Bohemia, a kingdom that was a part of the Austro-Hungarian Empire.

Tragedy shaped the Kafka home. Franz’s two younger brothers, Georg and Heinrich, died in infancy by the time Kafka was 6, leaving the boy the only son in a family that included three daughters.

Kafka had a difficult relationship with both of his parents. His mother, Julie, was a devoted homemaker who lacked the intellectual depth to understand her son’s dreams to become a writer. Kafka’s father, Hermann, had a forceful personality that often overwhelmed the Kafka home. He was a success in business, making his living retailing men’s and women’s clothes.

Kafka’s father had a profound impact on both Kafka’s life and writing. He was a tyrant of sorts, with a wicked temper and little appreciation for his son’s creative side. Much of Kafka’s personal struggles, in romance and other relationships, came, he believed, in part from his complicated relationship with his father. In his literature, Kafka’s characters were often coming up against an overbearing power of some kind, one that could easily break the will of men and destroy their sense of self-worth.

Kafka seems to have derived much of his value directly from to his family, in particular his father. For much of his adult life, he lived within close proximity to his parents.

Education

German was his first language. In fact, despite his Czech background and Jewish roots, Kafka’s identity favored German culture.

Kafka was a smart child who did well in school even at the Altstädter Staatsgymnasium, an exacting high school for the academic elite. Still, even while Kafka earned the respect of his teachers, he chafed under their control and the school’s control of his life.

After high school Kafka enrolled at the Charles Ferdinand University of Prague, where intended to study chemistry but after just two weeks switched to law. The change pleased his father, and also gave Kafka the time to take classes in art and literature.

In 1906 Kafka completed his law degree and embarked on a year of unpaid work as a law clerk.

Work Life

After completing his apprenticeship, Kafka found work with an Italian insurance agency in late 1907. It was a terrible fit from the start, with Kafka forced to work a tiring schedule that left little time for his writing.

He lasted at the agency a little less than a year. After turning in his resignation he quickly found a new job with the Workers‘ Accident Insurance Institute for the Kingdom of Bohemia.

As much as any work could, the job and his employers suited Kafka, who worked hard and became his boss’s right-hand man. Kafka remained with the company until 1917, when a bout with tuberculosis forced him to take a sick leave and to eventually retire in 1922.

Love and Health

At work Kafka was a popular employee, easy to socialize with and seen as somebody with a good sense of humor. But his personal life still raged with complications. His inhibitions and insecurities plagued his relationships. Twice he was engaged to marry his girlfriend, Felice Bauer, before the two finally went their separate ways in 1917.

Later, Kafka later fell in love with Dora Dymant (Diamant), who shared his Jewish roots and a preference for socialism. Amidst Kafka’s increasingly dire health, the two fell in love and lived together in Berlin. Their relationship largely centered on Kafka’s illnesses. For many years, even before he contracted tuberculosis, Kafka had not been well. Constantly strained and stressed, he suffered from migraines, boils, depression, anxiety and insomnia.

Kafka and Dora eventually returned to Prague. In an attempt to overcome his tuberculosis, Kafka traveled to Vienna for treatment at a sanatorium. He died in Kierling, Austria, on June 3, 1924. He was buried beside his parents in Prague’s New Jewish Cemetery in Olsanske.

Body of Work

While Kafka strove to earn a living, he also poured himself into his writing work. An old friend named Max Brod would prove crucial in supporting Kafka’s literary work both during his life and long after it.

Kafka’s celebrity as a writer only came after his death. During his lifetime, he published just a sliver of his overall work.

His most popular and best-selling short story, „The Metamorphosis,“ was completed in 1912 and published in 1915. The story was written from Kafka’s third-floor room, which offered a direct view of the Vltava River and its toll bridge.

„I would stand at the window for long periods,“ he wrote in his diary in 1912, „and was frequently tempted to amaze the toll collector on the bridge below by my plunge.“

Kafka followed up „The Metamorphosis“ with Mediation, a collection of short stories, in 1913, and then „Before the Law,“ a short story, a year later.

Even with his worsening health, Kafka continued to write. In 1916 he completed „The Judgment,“ which spoke directly about the relationship he shared with his father. Later works included „In the Penal Colony“ and „A Country Doctor,“ both finished in 1919.

In 1924, an ill but still working Kafka finished A Hunger Artist, which features four stories that demonstrate the concise and lucid style that marked his writing at the end of his life.

But Kafka, still living with the demons that plagued with him self-doubt, was reluctant to unleash his work on the world. He requested that Brod, who doubled as his literary executor, destroy any unpublished manuscripts.

Fortunately, Brod did not adhere to his friend’s wishes and in 1925 publishedThe Trial, a dark, paranoid tale that proved to be the author’s most successful novel. The story centers on the life of Joseph K., who is forced to defend himself in a hopeless court system against a crime that is never revealed to him or to the reader.

The following year, Brod released The Castle, which again railed against a faceless and dominating bureaucracy. In the novel, the protagonist, whom the reader knows only as K., tries to meet with the mysterious authorities who rule his village.

In 1927, the novel Amerika was published. The story hinges on a boy, Karl Rossmann, who is sent by his family to America, where his innocence and simplicity are exploited everywhere he travels. Amerika struck at the same father issues that were prevalent in so much of Kafka’s other work. But the story also spoke to Kafka’s love of travel books and memoirs (he adored The Autobiography of Benjamin Franklin) and his longing to see the world.

In 1931, Brod published the short story „The Great Wall of China,“ which Kafka had originally crafted 14 years before.

Legacy

Incredibly, at the time of his death Kafka’s name was known only to small group of readers. It was only after he died and Max Brod went against the demands of his friend that Kafka and his work gained fame. His books garnered favor during World War II, especially, and greatly influenced German literature.

As the 1960s took shape and Eastern Europe was under the fist of bureaucratic Communist governments, Kafka’s writing resonated particularly strongly with readers. So alive and vibrant were the tales that Kafka spun about man and faceless organizations that a new term was introduced into the English lexicon: „Kafkaesque.“

The measure of Kafka’s appeal and value as a writer was quantified in 1988, when his handwritten manuscript of The Trial was sold at auction for $1.98 million, at that point the highest price ever paid for a modern manuscript.

The buyer, a West German book dealer, gushed after his purchase was finalized. „This is perhaps the most important work in 20th-century German literature,“ he said, „and Germany had to have it.“

You Wanted to Know About the Daunting German Philosopher


 An Animated Intro to G.W.F. Hegel, and Everything Else You Wanted to Know About the Daunting German Philosopher

There’s no way around it, German philosopher George Wilhelm Friedrich Hegel is incredibly difficult to understand. And yet, his work, like few others since Plato, has been reduced over and over again to one idea—the “Hegelian dialectic” of “thesis, antithesis, synthesis.” As a 1996 beginner’s guide to Hegel phrases it, this “triadic structure” is the “organic, fractal form” of the effusive thinker’s logic. The formula is what most lay people learn of Hegel, and often no more. So it may come as a surprise to learn that Hegel himself never used these terms in this way. As Gustav E. Mueller has written of this “most vexing and devastating legend,” Hegel “does not use this ‘triad’ once” in all twenty volumes of his complete works, nor “does it occur in the eight volumes of Hegel texts, published for the first time in the twentieth century.” So where does the idea come from?

From Hegel’s interpreters, who—baffled by his “obscurity” and “peculiar terminology and style”—have imposed all sorts of clarifying (or distorting) concepts on his work. In his animated School of Life video introduction above, Alain de Botton begins with the problem of Hegel’s famous difficulty. Hegel’s writing has generally been thought of as “horrible”—obscure, overstuffed, tangled, “confusing and complicated when it should be clear and direct.” I can’t speak to his German, but this certainly seems to be the case in English. Yet, whether anyone can say what a philosopher’s work “should be” seems like a matter of interpretive bias. How can we, after all, separate a thinker’s ideas from his or her prose, as though these things can exist independently of each other? De Botton continues with another should:

He tapped into a weakness of human nature: to be trustful of grave-sounding, incomprehensible prose. This has made philosophy much weaker in the world than it should be, and it’s made it much harder to hear the valuable things that Hegel has to say to us.

The video goes on to make a short list of “a small number of lessons” we can take from Hegel. I’ll leave it to you to find out what de Botton thinks those are. Some may find in his tidy summations a useful guide to Hegel’s thought, others a further oversimplification of a philosophy that deliberately resists easy reading. No doubt, whatever we make of Hegel, we need to disabuse ourselves of the notion that his thinking easily boils down to a “Hegelian dialectic.”

For those seeking to understand why his work has been so influential despite, or because of, its legendary difficulty, there are numerous resources online. One might start with “Hegel by Hypertext,” a huge compendium of introductory and biographical material, analysis, discussion, links, and Hegel’s own writing. Hegel.netcollects excerpts and full texts of the philosopher’s work in both German and English, as well as “works of Hegel’s 19th century followers” on both the right and left. Hegel’s most famous interpreter was of course Karl Marx, and you will find in every archive a number of commentaries and critiques from Marx himself and several Marxist thinkers.

The Hegel Society of America also gives us articles on Hegel from a range of thinkers across the political spectrum. Finally, we should attempt, as best we can, to grapple with Hegel’s own words, and we can do so with all of his major work on line in translation at the University of Adelaide’s eBooks library. For two very different ways of reading Hegel, see professor Rick Roderick’s lecture on “Hegel and Modern Life” and Slavoj Žižek’s lecture on “The Limits of Hegel,” above. And should you feel that any or all of these interpreters misrepresent the formidable German philosopher, have a listen to the lecture below by Dr. Justin Burke entitled, appropriately, “Everything You Know About Hegel is Wrong.”

Find courses on Hegel in our collection of 140 Free Online Philosophy Courses, and texts by the philosopher on our list of 135 Free Philosophy eBooks.

Related Content:

6 Political Theorists Introduced in Animated “School of Life” Videos: Marx, Smith, Rawls & More

Nietzsche, Wittgenstein & Sartre Explained with Monty Python-Style Animations by The School of Life

Download Walter Kaufmann’s Lectures on Nietzsche, Kierkegaard, Sartre & Modern Thought (1960)

Josh Jones is a writer and musician based in Durham, NC. Follow him at @jdmagness  

http://www.openculture.com/2015/07/an-animated-intro-to-g-w-f-hegel.html

Yashisun Tughma Tebiyet we Anti Kolliktiwizim!


11951910_1249467091745547_3920099198358275761_n

Dostum, gepning tochkisini dey sanga, insan oghli hemmini öz iradisige tayinip, pütünley musteqil qilishqa hergiz qadir emestur.

Heqiqet, ademlerning özila üchün inshah etken ibadetxaniliride ular oylighandek dayim emes belki gahida zayir bolup qalidu.

Biz, bizge yaxshi we yaman tewsiyede bolunghan metularning emes, hamaqetlik bilen qilghan tuturuqsiz qilmishlirimizning destidin jehennem azawigha muptala bolimiz. Hich bolmighandimu ichimizdin kelgen bir menpiy istek parlaqliqimizni xunukleshtürüshke yétip ashidu!

Warwarliqtin ibaret bizning tughma hoquqimiz qayturup bérilsun!

Insanlargha birnimu qaldurmay yaxshiliq iqlish dégen bir qanun yoq!
Hemme adem özining Loqmani, hemme adem özining hekimi bolup özining jerrahliqini özi qilsun!

Aperin eshundaq oyliyalighanliqimizdin, rastinla bugüngiche özimizning paydisini, barghanche küchlünishimzni we hemmini ulugh yer üstide yeksan qilip tashlashni A pilangha qoymighaniduq.

Biz bir millet bolush süpitimiz bilen rastinla egoyist bolalmay kelgenlikmiz üchünla inadigha bolsimu egoyistliq peshtiqi bilen barghanche yüksilishimiz kérek!

Hemmidin igiz kökni, hemmidin parlaq yultuzlarni we hemmidin büyük qara tupraqlarni shipi keltürüp ant ichimenki…bizning zeper yolimiz yimirip tashlash kérek bolup qalghan késelmen exlaqimizni yiqitishtin bashlinidu!

-Friedrich Nietzsche(Korash Atahan hazirlidi)
Gérmaniye/Naumburg, 6 Nisan 1867

EKER HASTALARINA MÜJDE !


EKER HASTALARINA MÜJDE ! [MUTLAKA DENEYİN]

11895984_711282752349863_3903639577173811810_n
İşte diyabetin doğal tedavisi…
Dilimler halinde doğradığınız bamyayı bir bardak suyun içine koyun.Bardağın ağzını kapatın ve oda sıcaklığında gece boyunca bekletin.
Kahvaltıdan önce dilimlenmiş bamyaları çıkararak suyunu için.
İki hafta boyunca tekrarlayacağınız bu işlem sonucu şeker seviyenizin düştüğünü göreceksiniz….“
BAMYANIN DİĞER FAYDALARI…!
Sofralarımızda sıkça yer almayan fakat çok farklı yararları olan bamyanın faydalarını sizin için araştırdık. İşte bamyanın bilinmeyen 8 yararı…
Bamyanın 8 faydası!
1.Çözünür ve çözünmez lifler içerir. Çözünebilir lif metabolik toksinleri yok eder. Böylece kalp hastalığı riskini azaltır ve sindirim sistemi ile vücuttan dışarı zararlı toksinlerin atılmasını sağlar.
2.Ülseri önlemede önemli bir etkisi olan bamya, sindirim sistemindeki asidi nötralize eder.
3. Retinayı korur ve kataraktını önlemede büyük destek olur.
4.Stres ve depresyonu azaltırken, sinir sistemini korumaya da yardımcı olur.
5. İçerisinde bulunan C vitamini, güçlü bir bağışıklık sistemi oluşturmak için önemlidir.
6. K vitamini güçlü kemikler inşa etmek ve kemik yapısını korumak için gereklidir. Kan pıhtılaşma proteinlerinin üretimi için önemli bir etkendir.
7. Demir, kalsiyum, manganez ve magnezyum gibi mineraller ihtiva eder.
8. Kilo vermek isteyenler bamyayı tercih edebilir. Bamya, içeriğindeki yüksek lif oranı sayesinde tokluk hissi yaratır.
———————————
https://www.facebook.com/saglikhaberleri.com.tr

Ötmüsh


Autori: T. Hamut

20122_877500238983588_3754902209401076872_n

Nahayiti burunqi ashu
Tögining quyruqidek kemtük yillarda
Chöldiki alwundek xire aylarda
Bir birige tutushup ketken perqsiz künlerde
Hemme adem bu dunyagha béshidin tartip kirgüziletti
Jigdining altun chéchiki bilen
Qumning mis danchiliri köngül aynighidek purayti
Jénigha ichi aghrimaydighan körümsiz ademler
Qishni bahargha soliwélip terep tereptin haqaretleyti
Ömilep mangidighan su shu chaghda bayqalghan
Erler ayallarning putigha, ayallar erlerning qoligha qarayti
Hemmila ademning sol qapiqi etigendila tartatti
Bir birige : sanga xudaning ichi aghrisun , déyishetti
Miwe oghrisi , kitab oghrisi we xotun oghrisi oghri hésablanmayti
Dunya héchkimge héchnémini wede qilmayti
Xuda qérilarning birinimu untup qalmayti
Er ayallar toy qilghachqila balilar tughulatti
Biz qachanliqqa chong bolimiz , dep sorisa balilar
Aptap chiqqan yekshenbe küni , deyti anilar
Biz qachanliqqa bextlik bolimiz , dep sorisa yashlar
Tögining quyruqi yerge yetkende , deyti chonglar
Yekshenbe küni aptap chiqmayti , tögining quyruqi yerge yetmeyti
Hemme ademning öyide birdin kona ochaq bar idi
Héchkimmu otini öchürüshke jür’et qilalmaydighan
Hemme ademning hoylisida birdin qarangghu quduq bar idi
Héchkimmu aghzini échishqa pétinalmaydighan
Hemme ademning qelbide birdin ghelite ümid bar idi
Héchkimmu aghzidin chiqirishni xalimaydighan …

U ashundaq bir chagh idi
Hazirmu pat pat dawamlishiwatqan

2015. yili 15. iyun

Bir Milletning Teqdiri we Dahilar Toghrisida


Autori: Hebibulla Ablimit

Sultan Selchuq Bughrahan

Qarahanlar Emperiysining dunyagha meshhur hökümdari Sultan Selchuq Bughrahan!

Dahilar Hunlargha yol körsitishi lazim,

Hunlarning umutsizlinip qilishigha hergiz yol qoymasliqi lazim.

-Hun tengriquti Atila han 

Dahi digen ikki yaki uningdin artuq shexsilerning bir yerge kélip, birlikte otturgha chiqishi we bir guruppa(Teshkilat, Partiye….) ezalirining tesiri netijiside belgilik bir paaliyet sheklige sewep bolush arqiliq otturgha chiqqan bir siyasiy uqumdur.

Dahi bolsa özi ait bolghan shu guruppa yaki shu Qewim(Amma, Xelq)ning bashqa ezaliridin roshen bir alahidilikke ige bolghan we bu guruppa paaliyetlirige özining idiyesini tesir qilduralaydighan alahide talantqa ige bir shexis.

Bu dahiliq alahidilikke ige bolghan shexis bashqa guruppa ezalirigha qarighanda téximu awan´gartliq rol oynaydighan, téximu alahide hörmetke sazawer bolghan, bu guruppa ezaliri we yaki özi ait bolghan Qewim ustidin özining hökumini ijra qilishqa mahir bolghan bir shexistur.

Dahilar bolsa guruppa yaki pütün ammigha tesir qilalaydu. Ular eqilliq, bilimlik, adaletlik, edep-exlaqliq, égghir-bésiq, jessur, mert,  mulayim mijezlik, wapadar, toghra sözluk, shepqetlik kélidu. Ular öz doslirining xataliqlirini (Munapiqliqtin bashqa) kechurup qilalaydu, shökret perezlik qilmasliqtek  bir qatar ésil alijanap xésletlerge ige bolidu.

Dunyada bir pütün mukemmel insan bolmaydu, xatasiz peqet Allagha xas süpettur. Emma Dahida yuqarda sanap ötken süpetler asasen toluq bolghandila keng xelq ammisini öz ettrapigha toplalaydu we öz Qewimmini közligen mexset üchün seperwer qilidu.

Dahi bolghan shexis öz Xelqini toluq chüshengen késhidur.

Jenubi Afriqa xelqining dahisi, Nobel téchliq mukapatigha érishkuchi Nelson Mandela özining „Erkinlik üchün uzun Seper“ namliq kitawida mundaq digen:“ Dahi digen  özi rexperlik qilghan xelqining pütün exwalini toluq chüshengen késhidur“

Dahi bolghan késhi öz xelqining tarixini, medeniyetini, külturini, qimmet qarishini, siyasi –pelsepesini we shu dewridiki siyasi, iqtisadi, ijdimaiy exwalinidin toluq xewerdar bolghan bolushi lazim. Mana mushundaq bolghandila andin öz xelqini toghra yolgha yéteklesh bilen birge öz xelqi ichidiki zidiyetlerni toghra hel qilip, özining parlaq idiyesi arqiliq qarangghuluqta qalghan öz Qewimining ichige nürluq chiraq yaqidu.

Dahi öz idiyesi yaki özi tewe bolghan gurupining idiyesi bilen élip baridighan paaliyet we yaki küresh arisidiki  munasiwetke chongqur exmiyet birishi lazim. Idiye bilen paaliyet (küresh) otturisidiki munasiwet tigi tektidin éytqanda insanning pütün ish-herketliri ustidiki oylighan oyliri bilen munasiwetlik bolghan bir tebiy hadisdur.

Dahi otturgha qoyghan idiyening mezmuni bilen élip barmaqchi bolghan paaliyet otturisiki munasiwet yaxshi bolghandila shu idiyening türkisidiki paaliyet  arqiliq yetmekchi bolghan axirqi nishangha toloq yetkini bolidu.

Eger Dahining asasi wezipisi  siyaset qilish bolsa u halda idiye bilen siyasi paaliyet arisidiki munasiwetning zörurligi hessilep ashidu. Idiye bilen siyasi paaliyet otturisiki munasiwetning mahiyiti axirda siyaset bilen shu milletning pelsepesi otturisidiki munasiwetke birip taqilidighanlighini otturgha qoymay turalmaymen. Chünki Dahi yurguziwatqan siyaset elwette shu xelq-ammisi bilen zich baghlanghan boludu,  élip biriwatqan siyasi paaliyetning keng dairlik bolushi we ortaq hayatliqni teshkil qilghan xelq-ammisining qabiliyet dairisi ichide boludu hemde shu xelq-ammisigha rexperlik qilish sewebi bilen élip birilghachqa shu xelqning yaki Milletning siyasi-pelsepesi bilen munasiwetlik bolidu.

Siyaset bolsa insanning aktip paaliyetlirining biri bolup, insanning pütün paaliyetliride aktip rol oynaydighanlighi üchün siyaset bilen shu milletning  pelsepesining otturisida zich munasiwet bolidu. Chünki siyaset shu milletning siyasi paaliyetliri üchün rol oynaydighan bir siyaset bolushi üchün shu milletning exlaq-pelsepesige uyghun bolushi lazim. Siyaset ikki insan otturisidiki exlaq munasiwitidin halqip pütün jemiyet derijisige köturulidighanlighi üchün siyaset yenila pelsepe derijisige köturilidu. Bu menidin  Dahi shu millet yaki xelqning  exlaqigha  ülge bolidighan bir shexistur.

Dahi yene bezide pütün bir milletning gunahlirini öz ustige alghan, özide tebiy bir alahidilikning barlighigha chongqur ichengen, xelqning  éghir böhran ichide  qalghan waqitlarda kökrek kérip otturgha chiqqan, öz xelqini maddi we meniwi böhrandin qutuldurush üchün özini atighan insanndur.

Dahilar bolsa özining qubandanliq qilish alhidiligi we shexsi obroyidin paydilinip xelqni bashquridu yaki bashqa mexsetlirige yétidu. Dahi mexsetni emelge ashurush üchün öz ara hemkarlishish, tézginlesh,  bashqurush, ammining küchini herketlendurush qatarliq wastilarni qollinidu. Dahi hergiz öz xelqige zorawanliq wastilarni qollanmaydu belki yene ijdimai munnasiwetke tayinidu we adaletlik bolidu. Bu toghrughuluq Hindi xelqining dahisi Mahatma Gandhi mundaq digen iken: “Heqsizlikke béqinip, pütün insanlarni arqamgha egeshturgendin, heq-adalet yolida méngip yalghuz qalghinip yaxshiraq!“

Yene u mundaq digen:“Adaletsiz réjimni adalet bilen öruwiteyli. alqishlighan xelqning aldigha qangha héch boyalmighan ikki qolimizni köturup chiqayli!“

Dahi özining ésil exlaqi, adaliti bilen, aldin-ala körush qabiliyiti bilen , özining keskinligi, jasaretligi, toghrulughi, eqil-parasiti bilen özining mehjutlughini, yuksek abroyini kapaletke ige qilidu. Mesilen: Peyghemberler,  Mahatma Gandhi,  Mustafa Kamal, Nelson Mandela, Exmetjan Qasim  …….

Bezide milletler öz nizamini yoqatqan waqitlarda Dahilargha muxtaj ikenligini tup mahiyettin hés qilidu. Para-para bolup chéxhilip ketken, ganggirap öz yolini tapalmighan bir Qewim öz dahilirining bashlighan yolida méngishqa razi bolidu. Bundaq chaghda dahi öz Qewimning ish-paaliyetlirini bashqurush meshulyitini we imtiyazgha ige toluq hoqoqluq shexis bolup hésaplinidu.  Bu bir  esirlerdin biri meydangha klegen Model yaki séstimdin otturgha chiqqan bir sotsial hadisdur. Héchbir Qewim yaki bir séstim öz Dahisining bashqilarning herketlirige , idiyelirige qarshi qollanghan tebbirlirini aldin ala perez qilip yételmeydu, buni Dahi bolghan shexis özi qarar qilip bikitidu. Shunga Dahilar bilen Rexperler(Saylam arqiliq otturgha chiqqan Reisler we bashqilar…) otturisida alahide perq bolidu.

Dahilar bolsa özining tughma qabiliyiti we ijdimaiy jemiyettin toplighan tejirbiliri arqiliq öz Qewimige alahide tesir qilip, öz idiyesini shu Qewim insanlirining qelbige chongqur tesir qildurghan alahide shexislerdur. Rexperlerde undaq bir qabiliyet bolmaydu, peqet qol astidikilerni wastiliq halda özige itaet qildurdu. Mundaqche qilip éytqanda huqoqning we ijra qiliwatqan qanunning  küchige tayinip, özige boy sunduridu.

Yene bir perq bolsa Dahi öz xelqining shu dewridiki siyasi we ijdimaiy weziyitini  nahayiti inchikilik bilen tetqit qilghan shexistur. Dahi yene öz xelqigini özige mayil qilisqa usta bolghan, ichki hésyatlirini chüshengen bir shexis. Mundaq tughma alahidilikke ige bolghan shexisler öz gurupisi(Partiye we Teshkilat..) ichide eng töwen qatlamda bolsimu yenila yuqarqidek alahidilikliring türkisi bilen öz eqlini ishqa silip shu tarixi sharaittin ustuqluq bilen paydilinip, eng yuquri derijige chiqalaydu we axirda rexperlik huqoqini qolgha alidu. Mesilen Adolf Hitler we bashqilar.

Adolf Hitler ene ashundaq tiptiki késhi bolup, umu öz waxtida xelqi bilen namaishqa chiqqan we oqta yarilanghan, öz etrapidikilerni we öz xelqige özini söydurgen emma  yuquri derijige chiqqandin kiyin qoligha tömur peley kéyip diktatturluq yolini tutup, tarixta kechurgusiz xataliq sadir qilghan we buning bedilini öz jini bilen ötigen. Tarixta mundaq tiptiki dahilar sanisaq xéle bar.

Insanda Dahilargha xas bir tughama qabiliyet bolmisa we etrapliq bir Pelsepewi bilimlerge ige bolmisa u shexis ming tiriship-térmiship siyaset qilsimu, huqoq perezlik qilip her-xil wastilarni qollansimu Dahi bolalmaydu.

Dahi yalghuz öz Qewimning nimini arzu qilidighanlighini bilishila kupaye qilmaydu belki bu arzuni emelge ashurush üchün öz idiyesini otturgha qoyushi we bu idiyeni shu Qewim qobul qilishi we axirda bu idiyening turkisi bilen Qewimning arzusini emelge ashurushi lazim. Bu arqiliq öz idiyesining toghrulughini emeliyette ispatlighan bolidu we öz jasaritini, eqil-parasitini öz Qewimi aldida namayen qilghan bolidu.  mana mushundaq shexisler tarixta  Dahi digen bu shereplik namgha muyesser bolghan.

Mana mushu küresh jeryanida Dahi bolghan shexis héchqandaq maddi bir mempetke ige bolushtek shexsi bir gherezde qet´i bolup baqmighan. özning pütün barlighini shu qewimning istiqpali üchün atighan. Shunga tarixta mundaq Dahilar öz Qewimi ichide nahyiti zor abroy qazanghan.

Mundaq yuksek abroygha ige Dahilar pütün pilanlirini özi yalghuz qilghan, gurupining siyasetlirini yalghuz özining eqil-parasitige taynip belgiligen, gurupidiki ezalarning huqoq dairisinimu özi yalghuzla belgiligen, öz-ara munasiwetlerni, paaliyetlerni peqetla özi belgiligen. Yalghuz özining buyruqi bilen pütün ammini seperwerlikke kelturgen.  Yuksek abroyning küchi bilen guruppa ezaliri   buyruqni shersiz ijra qilghan. Mundaq abroyluq Dahilar tarixta ulugh idiyelerni otturgha qoyghan we bu toghruluq nurghun ésil eserlerni kéyinki ewlatlargha yézip qaldurghan. Bundaq abroyluq Dahilar  yene nahayiti yuquri natixliq talentigimu ige bolup, öz nutuqliri arqiliq keng ammini öz etrapigha yéqqan.

Dahilar öz nutuqlirida Peyghemberlerning sözliri we bashqa Dahilarning tesirlik sözlirini neqil qilip sözlise nutuqi téximu jelip qilarliq bolidu. Mundaq natiqliqning roli öz nöwitide yéziqchiliqtinmu ustun bolup, xelqni oyghutushta zor rol oynaydu. Bu toghruluq dunya pelsepesining asaschiliridin Sokrates(Miladin burun 469- 399) mundaq digen: „ Natixliq yéziqchiliqtin téximu yaxshidur. yézilghan sözler insangha jawap qayturalmaydu. Eger u yézilghanlarni chüshunelmisingiz uni sizge derhal izahlap birelmeydu. Uning üchün yuzmu-yuz sözlesh uningdin artuqtur. Sözligen waxtighizda, anglawatqan késhilerning qandaq bir insanlar ikenligini oylushisiz.“

Yuksek shexsi Abroygha ige Dahilar öz Qewimi ichide özining dahiliq salahiyitini qoghdimisa yeni shexsiyetchi, men-menchi, mandi mempeetni ustun bilidighan, öz xelqining exwalini oylimaydighan bolup qalsa u dahi derhal öz salahitini yoqatqan bolidu. Bundaq exwal astida boghuluq yene shu xelqqe bolup, xelqning itipaqi buzulup, zor maddi we meniwi bohranning ichde qalidu. Chünki mundaq bir Qewim bashqa bir Dahini özige bash qilishni oylap baqmighanlighi üchün u Qewim charisiz qilip, igisi yoq padidek terep-terepke qachidu.

Meshhur siyasishunas we tarixchi Niccola Machiavelli mumdaq digen iken: „ Béshi yoq bir Qewimdin héch bir umud yoq !“

Dahi bolghan shexis özining abroyini saqlishi lazim. Öz abroyuni tökidighan zurur bolmighan ushshaq ishlargha arlashmaslighi lazim. Özining barlighini shu Qewim üchün atighan bolushi lazim chünki u shexis Tarixning  mejburyitini öz ustige alghan insandur. Bu tarixi mejburyetni ada qilish üchün öz xelqini küresh üchün bedel töwleshke yüzlendurishi shert. Buning üchün yenila shu Qewim ichide belgilik abroygha ige bolushi, Qewim ezaliri öz dahisigha hörmet körsitishi lazim.

Gérmaniyening Sotsilogiye alimi Max Weber mundaq deydu: „Pütün tarixi emeliyetler shuni ispatlidiki insanlar dawamliq mumkin bolmighan nersilerge érishishni oylimighan bolsa idi; mumkin bolghan nersilerge érishelmeyti. Biraq bularni qilish üchün insanlargha yenila bir dahi bolushi lazim yene u dahi hamde bir qeqriman bolushi lazim, eger qeqriman bolmisimu eng az digende qattiq umutsizlengen waqitlirida uni jasaretke kelturup tik tutidighan bir  yurekke ige bolushi lazim. Bugunki künde insanlargha kireklik bolghan nerse del mana mushu jasaretlik yurektur. Eger undaq bolmisa insanlar mumkin bolghan nersilergimu érishelmeydu.  Siyasetning chaqirighini  peqetla pilanlighan nersiler üchün bu dunyani nahayiti galwang we nahayiti addi dep qarighan halda qet´i ikilenmey ilgirligen késhiler orundiyalaydu. Peqet we peqetla pütün tosaqlarning aldida „Hemme nersige qarimay“ ilgirligen késhiler shu siyasetning chaqirighini emelleshturidu”

Dimek dahi hem jessur bolushi we her waqit öz helqige umud bexish etken shexis bolushi lazim. Tolostoy :“ Umud oyghaq insanning chüshidur“ digen . umutsiz insan yashashni bilmeydu. Shunga Dahi bolghan insan bashqilargha umud we ilham birishi lazim.

Dahi semimi bolushi lazim, hergiz öz xelqige yalghan sözlimesligi kirek. Öz alahidiliklirini bilginidek, öz kemchiliklirinimu bilishi lazim we bularni öz aldigha muwapiq hel qilishi lazim. Dahiliq peqet yol körsetkuchi, buyruq berguchila emes belki yene öz Dawasigha özini atighan we yéngi sheiylerni ügunup, uni öz helqige özleshturdighan alahidilikke ige bolghan bolushi lazim.

Dahilar tughma talantini jari qildurush bilen birge hayat emeliyitide öz xarektirini  we köz qarashlirini rawajlandurush Dahilarning öz-özini ijat qilish yollirining biridur.

Dahilar öz millitige cheksiz xizmet qilishni özining muqedes wezipisi qilghan bolup, bundaq insanlar öz millti üchün janlirini pida qilishtek QEQRIMAN bolushla yetmeydu, belki özige shermendilerche qilinghan töhmetlerge, özining sheripige we xasiyetlirini yerge urush üchün qilinghan herxil suyqeslerge qarshi jessur we aqil-parasetlik bolushi lazim.

Dahilar öz millitining özige xas tarixigha, sharaitigha, shu milletning siyasi-pelsepesige, exlaq-pelsepesige ,  milli ruhigha asasen siyaset belgilishi hergiz bashqa bir millet yaki memmliketlerning mempeeti üchün xizmet qilidighan idélogiyelerni köchurup ekilip, öz millitige tangidighan shexislerdin bolmasliqi lazim.

Dahilar öz millitining medeniyetining pul bilen emes belki ilim-irfan, iman, exlaq bilen rawajlinidighanlighini bilishi lazim. Medeniyet pulsizliqtin emes belki ilimsizliqtin, irfansizliqtin, imansizliqtin, exlaqsizliqtin xaraplishidighanlighini bilishi lazim. Shunga Dahilar aldi bilen öz qewimini meniwi bohrandin qutuldurushqa tirishishi lazim. Milletlerniing qutushlush herkiti wulining pelsepesi mana mushuningdin ibarettur.

Tarixta nahayiti köp impiraturluqlar qquruldi, nahayiti yukseldi peqet bularning héch biri pulning küchi bilen, özining köpligi bilen emes asaslighi özining könglidiki sap  menewiyet, iman  we  milletperwerligi bilen qurulghan. Tarixta zawalliqqa yoluqup yoqalghanliri bolsa pulsizliqtin, kembeghelliktin emes belki asaslighi meniwi jehettiki bulghunushtin yoqalghan.

Güzel exlaqqa, ilimge ige bolmighan, sap itiqat we milletperwer bolmighan, yuksek teshkilatchanliq, intizamgha ige emes Qewim  öz aldigha bir döwlet quralmaydu. Bolupmu bügünki dewride héch bir döwlet yalghuz qoral küchi tayinip, qan tökush bilen qurulmaydu we yashalmaydu. Shunga dahilar öz Qewmini aldi bilen menewi jehettin oyghutushqa, her xil meniwi késeller bilen  zeyileshken rohlarni dawalshqa exmiyet birishi lazim.

Döwlet bolsa insan Qewimliri meydangha kelturgen eng yuksek eserler, eng yuksek qurulmulardur. Bundaq bir ésil eserni meydangha kelturush üchün eng aldi bilen u Qewim yuksek itiqat exlaqigha ige bolushi, bir ghayige ige bolushi we yuksek teshkilatchan, itizamchan bolushi, sap kirleshmigen rohqa ige bolushi lazim.

Bugunki 21-esirde Tarixning téchliq bir dewige kérgenligini hergiz sözliyelmeymiz, belki eksiche heryer pitne-pasatchiliqqa, zorawanliqqa we adaletsizlikke tolghan bir zamanda yashawatimiz.

Mundaq bir tarixi sharaitta dunyadiki mehkum milletlerge bash bolghan Dahilar  özining ammiwi paaliyetliride simwolluq yéngi bir shekil yaritish mejburyitide. Buning üchün 20-esirdikidek bir yer shari xarektirlik paydisiz we „Axirqi urush“ qa béqinda bolup qalmay belki özlirining alahidilikige asasen bu „yéngi urushlargha „ arlashmighan halda ýengi bir „Quyash“ni keship qilishni oylishishi lazim. Yeni yéngi bir pikirni dunyasini meydangha kelturushi lazim.

Wallace Stevenning éytqinidek „Barghanla her yérde, uning dunyasi Quyashtur”  yeni yéngi bir umud. „Bu mumkindur, mumkin, mumkin bolushi lazim“ diyishimiz kérek. Yenila esla mesile yéngi bir térilish yolini tapmaq. Heqiqi bir yéngi qurulush imkani yaratmaq.

Birinji ademler quyashni söyer,

Ikkiji ademlar sayini söyer.

(Bernard Shaw)

29.08.2015 Germany-München

Bu Maqalini yézish üchün paydilanghan Matéryallar:

  1. Nelson Mandela: “Der lange Weg zur Freiheit” yeni “ Erkinlik üchün uzun Seper” namliq kitap.
  1. Alparslan TürkeSh:  „ Dava“ namliq kitap.
  1. Alain Badiou: „Yéngi bir Siyaset üchün Pelsepe“ namliq kitap.

EVLİLİĞİNİZDE DİKKAT ETMENİZ GEREKENLER..!


İşte uzun ve mutlu evliliğin 20 sırrı..

11143587_780008352096990_6809485159265296598_n

1- Aile içinde şakalaşmayı ihmal etmeyin
2- Eşiniz için bakımlı olun.
3- Ailenizin yanında eşinizi sevindiriniz. Övün, saygıyla anın.
4- Evliliğinize hiç kimseyi karıştırmayın. Etraftakilerin sözleriyle hareket etmeyin. Problemi evde çözün.
5- Aşırı kıskançlık duygusuyla bakmayın.
6- Sadece kendinizi haklı görmeyin. Bazen eşinizin de haklı olabileceğini düşünün. Ona fırsat verin. Sorun. Danışın.
7- Eşinizin akrabalarına saygı gösterin.
8- Eşinizin kusurunu örtün. Ortalıkta konuşmayın. Münasebetsizliği bile olsa kapatın. Eleştirmeyin ortalıkta.
9- Bazen eşinize beklemediği sürprizler yapın.
10- Sırlarını saklayın. Özeli hiç konuşmayın. Aile mahremiyeti, en önemli mahremiyettir. Kimseyi ortak etmeyin. Ortak olmak isteyen boşboğazlara müsaade etmeyin.
11- Eşinize bazen isabet ettiğinizi söyleyin.
12- Kibar ve nazik olun.
13- Eve girerken gülümseyin. Dışarıdakini dışarıda bırakın eve sıkıntı taşımayın.
14- Sinirlenince sükûneti koruyun.
15- Evde, çocuk bakımında eşinize yardımcı olun.
16- Onu sevdiğinizi söyleyin. Eşinize bazen bugün daha güzelsin deyin. Bunu demekle kıyamet kopmaz.
17- Ona güvenin.
18- Helal rızık yedirin.
19- Tatile eşinizle gidin. Lokantada yemek yerken bile ailenizle yiyiniz.
20- Ev işinde yardımcı olun.

Bunları deneyin. Çünkü yıldan yıla, hazımsızlığımız, umutsuzluğumuz ve boşanmalarımız çoğalıyor. Basit bir sebepten dolayı boşanmak, kâinatı yıkmak gibidir.

——————————————-
https://www.facebook.com/saglikhaberleri.com.tr
►► LÜTFEN 👍 BEĞEN PAYLAŞ

Perhat Tursunni Kochida Uchurtup Qilish


15960_10151259329397906_63451742_n

Autori: Rahmanjan Awut Öz’hal

Yersharigha sayahetke kelgen tashqi pilanit adimidek
Lekming lekming idiyelerning qorshawidin qéchiwatqan
Qatar qatar mashinilarning arliridin shungghup kiliwatqan
Belkim soqrattek yumilaq bash
Hiyugudek telepchan
Balzaktek qalaymiqan kafqadek qorqunchaq
Sheherning ghiriplighini mesxire qilghanche
Qoghunluqta ow owlap yürgen aghmighandek
Hitirqash we endikish ichide
Neshterdek bishigha sanchiliwatqan kün nurida
Qaynawatqandek tupraqtin ün’gendek piyade yolda sanga uchrap qalidighini perhat tursun
Uning chihridiki cheksiz sulghunluqni hichkimdin izdep tapalmaysen
Hemmila perhat tursun tursun mihmanning balisi bulalmaydu
Ottuz yilning aldida ichip tashliwetken haraq botulkisining renggi özgermigendek
Perhat tursunning mihmandositlighi özgirip baqmidi ,
U lükchek emes emma ayaligha xewer qilipmu qoymay her zaman qelib derwazisini
Reqipliri üchünmu ochuq achalaydu
Perhat tursun yighlighandin better échinishliq külüp turup
Sini üyige teklip qilip mihman qilalaydu
U aghinidarchiliq üchün bizge mushitliship birelmeydu
Bizge yardemliship bulangchiliq qilalmaydu
Adem öltürüp birelmeydu
Likin üliwilishni sen’et dep qoyup
Hiyiqmastin ochuq ashkare
Reswalarche hayatqa muhebbet baghlap yashaydu
Gheripning tutuq hawasidin chüshkünlükni ügen’gen
Derdini sanga sözlep sini deritmen qilip qoyup
Sözligenlirini untup qilip yene yashawatqini perhat tursun
Soqiratning ülümide chaqnaydu
Eplatunning gürjikide atushqa birip xaman alidu
Kichide yol mangsa tolistuyning hassini ariyetke ilip üyige qaytidu
Dostuywiskining ülümidin zoqlinidu
Nitizining sarang bulup qélishigha heset qilidu yaki qilmaydu
Sartirining aghmichilighini eyiplimeydu
Uyghurning tonuridek hararet ichide qalghan sheherde dawamliq piyadiler yolida yüridu
Uning wélispiti yoq
Mashinisi yoq
Jinsiyet tetqiqatlirini
Ishtansiz yalingach kocha tüwruklirige qarap
Ayalliqning jelipkarlighgha teqqaslap yizip chiqidu
Perhat tursun barliq zorawan küch we idiyelerning
Qaq chüshtila numusigha tigidu
Xudayim mexsetsiz orunlashturghan bir jume küni yaki shenbide
Sanga piyadiler yolida choqum uchrap qalidu
Bahar called you.

Xelq meydani

Tahir hamut

Öre turup uxlaydighan dulduldek xeterlik men
Özümni da’im xelq meydanida körimen
Meydanning otturisidiki bayraq xadisi
Her küni bir ghérichtin igizleydu

Ténimdiki mital terkipler
Shübhilik nezerde bizni uzaqtin buyan közitip turghan peyghemberlerdek
Éghirliq peyda qilidu

Shamal olishiwalghan bu rast meydanda
Éhtiyat bilen
Natonush kishiler bir birige qarashqa
Emma körmeslikke tirishidu
Tonush kishiler bir biri bilen salamlishishqa
Emma paranglashmasliqqa tirishidu

Tuyuqsizla birmunche adem warang churung bilen
Yerning tégidin ünüp chiqidu
Ularning arisidiki
Puqrache kiyin’gen bir doxtur qeghezni qatlap ayrupilan yasap uchurmaqchi bolup méni körüp yaltiyip qalidu

Ey ré’alizimchi yüzler
Ey romantzimchi közler
Ey naturalizimchi héliqi yerler

Méning shöhretpereslikimge yantayaq bolghan xijilliqim
Kömülüp qalghan qiziqishlirim
Kétish yaki turushqa baghlan’ghan teshwishlirim
Hemmisi mushu xelq meydanigha jem bolghanda
Bir tal chéchim qolumgha chüshidu

Xatire munaridiki ashu qapartma heykeller!
Somkisigha aq yaghliq séliwalghan ashu kichik qizlar !
Jan üzüsh aldidiki ayalning sanggilighan ashu éngiki !
Ejeba ajrap ketken éngekni men tangamdimen ?
Puqrache kiyin’gen doxturning ketkinini
Chawak chalghach yügrewatqan halitini körmidinglarmu ?
Men kördüm we charlighuchi eskerlermu kördi
Siler némishqa körmeysiler?
Siler uning béshigha qaranglar
Bundaq meydandin kétishke
Emeliyette bir adem üchün ayaq bilen bashning perqi yoq

Bir chaghlarda
Bu meydanning burjikidiki derexlikte
Ölüp kétidighan bir ayal bilen uzun söyüshkenidim

Mana emdi 

Meydanning chétidiki kona textte olturdum
We shundaq xiyal aghzimdin chiqti :

Bu xelq meydanida
Bu muqeddes jayda
Kün tikleshken bu peytte
Kölenggengge qayt ey ayali ölüp ketken
Bichare padishah !

Hemme yerde xelq meydani bar
Lékin hemmila yerde öre turup uxlaydighan duldul yoq!

2015 yil 25 Iyun

Eskertish: Perhat Tursun chigirisi, waqti we makani yoq bir derwish edip….Uning üchün zamanning, makanning we milletning….eriq we rengning anche perqiy yoq….Emma lekin edebiyat bolmisa yashiyalmaydu…chünki özimu bir mengip yürgen edebiyat! Uni düshmenmu, dostmu oxshashla Perhat Tursun dep ataydu…

-Tengritagh Akademiyesi Rédaksiyoni

Bu Alem Ötkünchi Alem!


Autori:Korash Atahan

Meine Iddie

(Millet Üchün zindanlarda riyazet chékiwatqan qartallirimizning eziz xatirisige )

Bir sözüm bar silerge,
Hey tengritagh qartalliri, hey arislan yürek ezimetlirim.
Bilinglar ademning nochilliri hepside…
Chaqnap turidu chiraqtek zulmetlik qara kéchide!
Ademning nochilliri ichide…
Tuzkorlarning destidin,
Wapasiz dunyaning tetürlikidin,
Namertler, xumsilar, satqunlar
Tazim qilip düshmenlerge,
Kochilargha patmay yüriydu maldek emma siler hepside.
Ademning nochilliri ichide…
Allahning rehmiti yaghsa,
Shübhisiz jennetke aylinidu dozaqmu.
Xudayim körüp turidu heq we naheqni,
REB silerning yéninglarda gherip emes siler bizlerdek!

Ademning nochilliri hepside…
Chaqnap turidu chiraqtek zulmetlik qara kéchide!
Ademning nochilliri ichide…
Bizge keng qepez berdi,
Xislitini bilidu bir tengrim,
Sizlerge külbe berdi emma jahandek kengri.
Yashanglar chümülüp söygüside xudaning,
Yashartinglar bir-biringlarni hayat süyidek!
Ademning nochilliri ichide…
Chaqnap turisiler qap-qarangghu kéchide!
Sözünglardin…
Közünglardin…
Yüzünglardin…
Qelbinglardin kördüm igemning nurini!
Ushbu bexitni,
Tétimaqni isteymiz bizmu xuddi silerdek!
Könglünglarni qilmanglar yérim,
Qismitinglar alladin sinaq weyaki bolsimu düshmendin tozaq.
Melunlar tozaq qurghan bolsa silerge…
Tozaqqa tozaq bilen jawap bergüchisi bar bu alemning.
Hoduqmanglar,
Hem sebir qilinglar, zinhar qilmanglar pushman!
Bezimiz mal bilen, bezimiz jan bilen sinalduq,
Sinaq sinaqtur, sinaqning sawabi tozaqtin köpraq!
Ademning nochilliri hepside…
Chaqnap turisiler qap-qarangghu kéchide!
Bu alem ötne alem, ötkünchi alem,
Bir tiniq yoq bolsa öchüp tügeydu shamdek,
U alem baqi alemdur,
Hésap kitap qilinidighan dergahida Allaning,
Nime térisang aldinggha mewisi chiqidu,
Qachalmaysen,
Tanalmaysen,
Aldighangha kételmeysen hem qurtulup,
Heq heqtur,
Heqning ikki alemlik qesri yiqilmas berheq!
Unutmanglar hey insanlarning insani,
Hey ademlerning xushpuraq chéchip turghan chéchekliri,
Hey wetini üchün,
Milliti üchün zulumning yürikige étilghan, qadalghan… oqlar,
Bilinglarki siler heq yolda-
Chaqnap turisiler qap-qarangghu kéchide!
Heq yolda siler chekken riyazetler,
Milletning qelbige melhem boldi hem yorutti yollarni hüriyet yultuzliridek!

*****
Bir sözüm bar silerge,
Hey tengritagh qartalliri, hey shir yürek ezimetlirim.
Bilinglar ademning nochilliri hepside…
Chaqnap turidu chiraqtek zulmetlik qara kéchide!
Unutmanglar hey insanlarning insani,
Hey ademlerning xushpuraq chéchip turghan chéchekliri,
Hey wetini üchün,
Milliti üchün zulumning yürikige étilghan, qadalghan… oqlar,
Bilinglarki siler heq yolda-
Chaqnap turisiler qap-qarangghu kéchide!
Heq yolda siler chekken riyazetler,
Milletning qelbige melhem boldi hem yorutti yollarni hüriyet yultuzliridek!

27.08.2015 Gérmaniye

 

Portrait of an artist: The Uyghur painter on Flight 370


Promising artist among those lost on MH370

Promising artist among those lost on MH370 02:10

Story highlights

  • 35-year-old Uyghur artist Memetjan Abdullah aboard MH370
  • Friends depict him as a thoughtful, passionate and „progressive“ person
  • Artist’s work is in the China National Art Museum collection
  • Close friend Kurbanjan Semet holds out hope that he will see Abdullah again

In many ways — more than just distance, at least — it is a long way from the remote city of Kashgar in the restive northwest Chinese province of Xinjiang to Kuala Lumpur, the bustling, teeming capital of Malaysia. But it was a journey that an Uyghur artist named Memetjan Abdullah made earlier this month. It was his first trip outside China.

Father to a young daughter, Abdullah — whose name is sometimes spelled Maimaitijiang Abula — was part of a delegation of some 24 artists who were returning to China from the „Chinese Dream: Red and Green Painting“ art exhibition, held March 4 to 6 in the Malaysian city. The exhibition also acted as a cultural exchange conference, while celebrating the 40th anniversary of diplomatic ties between China and Malaysia.

Abdullah, who won an award for his work during the exchange, and his colleagues were on board Malaysia Airlines Flight 370 when it disappeared somewhere over the Malacca Strait early in the morning of March 8.

A talented, popular painter, who uses oils as his medium, Abdullah teaches painting at a Kashgar middle school, a position that perhaps belies his talents. A painting of his, entitled „Outlook“ is part of National Art Museum of China collection, a testament to the 35-year old’s skill. A colleague from his school, Mehmet Emin Kahar, said „Memetjan has (a) good personality. He cares for students, his ideas are progressive and he’s dedicated to his job.“

A hard worker

Prior to taking the position in Kashgar, Abdullah studied in Beijing for a year at the Chinese Academy of Oil Painting. Lin Jianshou, who befriended the young Uyghur painter in 1999 on a trip to Kashgar, suggested he attend a one-year program at the academy.

„He tried really hard. He had to live on instant noodles every day because there was no Muslim food. But still he worked really hard and kept on painting. So from what I know of him, he’s very hardworking and has great pursuits in art.“

Father: My son was on the missing plane
Father: My son was on the missing plane 01:09
Tensions in western China
Tensions in western China02:17
China's ethnic tensions
China’s ethnic tensions02:35
Dozens stabbed to death in China attack
Dozens stabbed to death in China attack 02:07

Lin recalls the moment that he realized that his friend and student was on the flight.

„I stopped what I was doing. And all of a sudden I felt so weak. Because he was my good friend and he was always supporting me. Of course, my legs went weak and I had no strength. I thought, how was it that I was able to meet with him.“

Some extremists from a sizable Muslim population in Xinjiang have fostered unrest in the province and beyond, which boiled over at the beginning of March with amassacre at a Kunming train station. Li recalls that, following MH370’s disappearance, he was asked to clarify his friend’s „situation“ with the police.

When news of the flight’s disappearance broke over two weeks ago, Chinese media initially blurred Abdullah’s name from the passenger manifest, fearing that a Uyghur separatist attack was to blame for the flight’s disappearance.

The Chinese government has since ruled that none of its citizens that were aboard MH370 have any link to terrorism.

Lin adamantly believes his friend has no link to terrorist activities, and could not have been involved in the disappearance of MH370.

„No, absolutely not a possibility. I know him well, and there’s no way … He is someone who perseveres in art. He would not use lives to do this to art. No way … it’s not ‚probably he did not do it.‘ It’s ‚absolutely no way he could have done it.'“

Kurbanjan Semet, 32, a cameraman with CCTV’s documentary channel met the painter at a local gallery in Kashgar in 2005 while he was filming ethnic group cultural elements, and was drawn to his passion.

„I found his paintings interesting,“ says Kurbanjan, „He’s the kind of person that lives for his art. Painting is his life. His biggest wish is to express his feelings with painting, especially his feelings for his hometown.

Memetjan Abdullah's ainting "Outlook," part of the National Art Museum of China's collection.

„He’s been a really modest person when he was with me and my other friends. He always seeks advice for his painting from others, like advice on the use of color and other things.“

The Xinjiang passenger

It was on March 2 that Abdullah flew to Malaysia. Kurbanjan spoke briefly with his friend the day before, but news of the Kunming knife attack soured his mood and prevented him from accompanying him to the airport.

He heard again from his friend a couple of days later, with the news that he’d been interviewed by local media, and again the following day when he posted on WeChat that he’d won the award.

„I sent a message to him: ‚Congratulations brother. We should celebrate when you come back.'“

Kurbanjan learned the news right after it came out on March 8.

„It was when the news came out the Xinjiang passenger was with the 24 people artist group that I immediately realized it was him.

„Then I just… I just couldn’t believe it happened to him. I still believe, until today, that he’s coming back, and I will film his stories.“

He called Abdullah’s wife on the second day of the plane’s disappearance.

„They arrived on the third day because the weather conditions didn’t allow them to fly to Beijing on day two. I picked them up from the airport when his family arrived. His wife was (emotional) when she saw me.“

In the past few days, Kurbanjan has been telling Abdullah’s story to media. „At this very moment, many people need to know about what kind of man he is. That’s what I’ve been working on.“

„His daughter is too young to understand what happened. She believes her father went to Malaysia and is on his way back, but she doesn’t know when he’ll return.“

READ: Experts, relatives ask: Where’s the proof that MH370 fell into ocean?

READ: MH370: Angry families march on Malaysian Embassy in Beijing

READ: Search for Malaysia Airlines Flight 370: the technology

http://edition.cnn.com/2014/03/25/world/asia/uyghur-artist-mh370/index.html?iid=article_sidebar

Türklerde Askeri Eğitim


11866314_860633344028066_585086587315861289_n

Bizans İmparatoru Maurice, İskit halkının karakterinden söz ederken bunlardan “sadece Türkler ve Avarların askerî bir sisteme sahip” olduklarından bahsederek bunların içerisinde de yalnızca Türklerin kendilerini savaş için hazırladıklarını belirtir.

Bozkır ikliminde yaşayan bir millet olan Türkler için bu sert iklim şartları, coğrafî faktörler, Orta Asya’daki diğer boy ve milletler arasındaki mücadeleler zorlu bir hayat tarzını gerektiriyordu. Bu çetin şartlar Türklerin savaşcı olarak yetişmesine sebep olmuş ve tarihte de “ordu-millet” olarak tanınmaları sonucunu doğurmuştur. Soğuk ve sert iklim şartlarında yaşayan insanlar, zor şartlara kolaylıkla alışabilirler. Maurice’in açıklamalarına göre de, Türkler, “her türlü yokluk ve kıtlığa, sıcağa ve soğuğa dayanıklıydılar”.

Maurice’in bu ifadeleri, Ammianus’un Hunlar hakkında yazmış olduğu karakteristik özelliklerle benzerlik göstermektedir. Bizans tarih yazarlarında, özellikle Maurice’in diğer milletler hakkındaki izahlarında, ırkî özellikler bakımından birbirine benzeyen toplulukları veya milletleri aynı kategoride değerlendirmek adeta bir gelenek haline gelmiştir.

Mesalâ Maurice, bir yandan kuzeybatı ülkelerinin insanları olan Lombartlar, Franklar ve bunlara benzeyen diğer milletleri (ki Tacitus’un Almanlar hakkında yazdıkları da Maurice’in Lombartlar ve Franklarla ilgili olarak söylediklerine benzemektedir) aynı grupta tanımlarken; Türkler (Göktürkler), Avarlar ve Karadeniz’in kuzeyindeki diğer bazı toplulukları da İskit olarak ifade etmiş ve bunların benzeyen özelliklerini de genelleştirmiştir.

Türklerin savaşa yatkın bir millet olmasının tek sebebi, tabii şartlar değildi elbette. Onların millî tabiatlarından kaynaklanan “bağımsızlıklarına olan düşkünlükleri” ve ayrı ayrı boylar halinde yaşama istekleri, birbirinin üstünlüğünü kabul etmeyen, fakat birbirine komşu olarak yaşayan boylar arasındaki mücadeleleri arttırmıştı. Bütün bu boylar arasında her biri lider olma sevdasına düşmüş ve bu mücadeleler Çin entrikaları ile körüklenerek Türk toplulukları arasındaki iç savaşlar yıllarca sürdürülmüştür.

Kendi aralarında bir araya gelmelerini engelleyen bir durum olarak ortaya çıkan “baş olma sevdası”nın üstesinden gelinemediği halde Türkler bir de Çin’i hakimiyet altına almaya çalışmışlar ancak bu konuda uzun süreli bir başarı sağlayamamışlardı. İşte bütün bu karakteristik özellikler ve çevre şartları Türklerin her an savaşa hazır olmalarını gerektiriyordu.

Böyle sert bir iklimde Türklerin savaşlarda ve ulaşımda en büyük yardımcısı atlardı. Maurice’e göre, Türk “Çocukları 3-4 yaşlarından itibaren koyun sırtında ata binme talimi yapar, erkek ve kız çocuklar daha sonra at üzerinde alıştırmalarına devam ederek erken yaşta iyi at binicileri olurlardı. Böylece yetişkin olduklarında büyük bir ustalıkla ata binerler, atı üzerinde yer, içer, uyur ve bütün günlerini geçirirlerdi. Hunlarda olduğu gibi Göktürkler de adeta yürümekte güçlük çekerlerdi”.

Türklerde atın toplum hayatında oynadığı rol hakkında elbette söylenecek çok şey vardır. Öncelikle Türkler, tabiatla mücadele ederken ona hakim olmayı sağlayacak en uygun vasıtaları da kullanmışlardı. Bunların da en başında geleni at idi. Yaşadıkları çevreye uygun hayat standardını ve tarzını at sayesinde geliştiren Türkler “atlı-göçebe medeniyet”i oluşturmuşlardır. Ancak konumuz itibariyle burada özellikle Bizans yazarlarının görüşlerine yer vereceğimizden atın Türk toplumundaki yerini detaylı bir şekilde ele almayacağız.

Maurice, Türklerin, kişi başına birkaç at olmak üzere savaş meydanına çok sayıda atı getirerek hem yiyecek ihtiyaçlarını karşıladıklarını ve hem de düşmana kalabalık bir ordunun kendilerine doğru geldiği hissini vererek hasımları arasında korku oluşturmaya çalıştıklarını anlatmaktadır.10 Türkler, Romalılar ve İranlılar gibi siper kazmazlardı. Atlarını çadırlarının yanına birbirine yakın bir şekilde bağlayıp sıralayarak savaş başlayıncaya kadar bu şekilde korunurlardı. Savaş meydanına getirilen atlar, özel zırhlarla örtülü olduklarından bir Türk askeri için onlar, savaş anında bir kalkan vazifesi gören bir koruyucuydu.

Savaş aleti olarak Türkler, zırh, kılıç, ok ve yay kullanırlardı. Diğer alanlarda olduğu gibi savaş aletlerinin yapımında da Türkler arasında demir önemli bir madendi. Türkler, Bizans elçilik heyetine ticaret yapmak amacıyla demir sunduklarından, Menandros, karşılaşmış oldukları diğer milletler içerisinde Türkleri demir madenleri ile tanımıştı.

Medeniyet we Kültür Uqumliri Heqqide Qisqiche Mulahize


Insaniyet Medeniyet Ghezinisidiki Yultuz Uyghur  12 Muqami
Insaniyet Medeniyet Ghezinisidiki Yoruq Yultuz Uyghur 12 Muqami

‹‹kültür›› bilen ‹‹medeniyet›› tin ibaret bu ikki uqum 18- esirdin bashlap gherblik tarixshunaslar, mutepekkurlar, peylasoplar, jem’iyetshunaslar we medeniyetshunaslarning eserliride körülüshke bashlighan. Shuningdin kéyin bu ikki uqumning ipade qilidighan menisi, da’irisi we bir – biri bilen bolghan munasiwiti nurghun alimlarning tetqiqat témiliridin birige aylan’ghan. Bu heqtiki tetqiqatlarning chongqurlishishigha egiship, gherbte bu ikki uqumning menisi heqqidiki qarashlarda belgilik derijide ortaqliq shekillendi. Shuning bilen gherbning ilim saheside ‹‹culture››(kültür yaki kalchér), ‹‹sivilization›› (siwélayzeyshn) dégen ikki söz omumliship, jem’iyettiki nurghun ijtima’iy amillarni chüshinish we hel qilishta éniq bir uqum we métod meydan’gha keldi. 1915~1919- yillarda junggoda lushun we chén dushyu qatarliq ziyaliylar yétekchilik qilghan ‹‹yéngi medeniyet herikiti›› élip bérilip, xelq’aradiki nahayiti nurghun kilassik kitablar xenzu tiligha terjime qilindi. Ilghar ijtima’iy we pelsepiwiy qarashlar tonushturuldi. Shu qatarda in’gliz tilidiki ‹‹culture›› sözi xenzuche ‹‹文化›› dégen xet bilen, ‹‹sivilization›› sözi bolsa ‹‹文明›› dégen xet bilen ipade qilindi. Shuningdin bashlap hazirghiche xenzuche eserlerde bu ikki söz izchil qollinilip kelmekte.

‹‹kültür›› (文化) bilen ‹‹medeniyet›› (文明) tin ibaret bu ikki uqum bir milletning bir pütün hayatining maddi we meniwi tereplirini öz ichige alidu. Shunga, bu ikkisining hem ortaqliq hem perqliq teripi bar. Lékin, bularni oxshash bir uqum dep arilashturuwélishqa bolmaydu. Eger bu ikki uqum bir – birige arilashturiwétilse bir milletni chüshinishte we jem’iyettiki mesililerni hel qilishta éghir qiyinchiliq we ziddiyet peyda bolidu. Hetta milletler otturisidimu toqunush kélip chiqidu.

Hazir xenzu tilidiki bu ikki sözni uyghurchigha terjime qilghanda, til yéziq tarmaqliri ‹‹文化››ni ‹‹medeniyet››, ‹‹文明››ni ‹‹medeniylik›› dep atashni xéli omumlashturghan bolsimu, lékin bu yerde ‹‹medeniyet›› bilen ‹‹medeniylik›› dégen ikki söz emeliyette peqet bir xil uqumning ikki xil atilishigha aylinip qalghan, mezmun jehettin bolsa uninggha ‹‹文明›› dégen sözde ipade qiliniwatqan mena yüklinip qalghan. Shuning bilen eslide ‹‹kültür››(文化) sözi bilen ipade qilinishqa tégishlik bolghan uqumni ‹‹milliy medeniyet››(民族文化) dégen nam bilen ataydighan yene bir söz peyda bolghan.
Ilmiy muhitimizda omumlashqan bu ‹‹medeniyet›› sözi eslide uyghurlar islam dinigha étiqad qilghandin kéyin ereb tilidin uyghur tiligha kirgen. Uning esli shekli ‹‹medine›› bolup, menisi ‹‹güllen’gen››, ‹‹ronaq tapqan››, ‹‹sheher›› dégenliktur. Eslide bu sözde bir milletning melum bir dewrdiki omumiy tereqqiyat jeriyani we érishken netijisi nezerde tutulidu. Jem’iyetshunasliq pénide qobul qilin’ghan oqum boyiche éytqanda, uning menisi in’gliz tilida ‹‹sivilization›› (siwélayzeyshn), xenzu tilida ‹‹文明›› dégen xet bilen ipade qilin’ghan uqumgha tengdur. Lékin, bu uqum uyghur tiligha ‹‹medeniylik›› dégen söz bilen terjime qilinip, ‹‹medeniyet›› sözining süpet shekli ornida qollinilghachqa, uqum müjmelliki peyda boldi. Shuning bilen, eslide ikki söz bilen ipade qilin’ghan ikki uqum uyghur tilida ‹‹medeniyet››(文化), ‹‹medeniylik››(文明) we ‹‹milliy medeniyet››(民族文化) dégen namlarda atalghan üch uqum sheklide otturigha chiqti.
Elwette, bu jehettiki uqum müjmellikini hel qilish we bu ikki uqumni uyghur tilida qandaq söz bilen ipadilesh we ularning bir – biri bilen bolghan munasiwitini aydinglashturush heqqide yéqinqi yillardin béri nahayiti ehmiyetlik tetqiqatlarmu élip bérilip, in’gliz tilidiki ‹‹culture››, xenzu tilidiki ‹‹文化›› dégen sözlerni uyghur tilida ‹‹kültür›› dep atash, in’gliz tilida ‹‹sivilization››, xenzu tilida ‹‹文明›› dep atalghan sözni uyghur tilida ‹‹medeniyet›› dep atash tewsiye qilinmaqta. Emeliyettimu mushundaq atighanda, ilmiy sahediki uqum müjmellikini hel qilip, xelq’ara ilim sahesidiki uqum we chüshenchiler bilen ortaqlashqili hem ‹‹kültür›› (文化) bilen ‹‹medeniyet›› (文明) ning munasiwitini aydinglashturghili bolidu.

Aldi bilen, ‹‹kültür›› bilen ‹‹medeniyet››tin ibaret bu ikki uqumning da’irisi we xaraktérini éniq chüshen’gende, uningdin kéyin bu ikki uqumning munasiwiti we bir milletning hayatida totqan rolini aydinglashturghili bolidu. Yuqirida déyilginidek, bu mesile heqqide 18- esirning kéyinki yérimidin béri xelq’ara ilim saheside türlük qarashlar otturigha qoyulghan. Bu qarashlardiki diqqetni tartidighan ortaq nuqtilardin biri kültürning bir milletning özige xas bolghan turmush usuli we heriket shekli ikenlikidur. ‹‹kültür›› bilen ‹‹medeniyet›› otturisida hem ortaqliq hem perqliq terepler bar. Aldi bilen her ikkisi ijtima’iy hayatni öz ichige alidu. Ijtima’iy hayat bolsa din, exlaq, hoquq(siyasiy we qanun), eqil, éstétika, iqtisad, til we ilim-pen bilen munasiwetlik hayattur. Bu sekkiz türlük hayatning hemmisi ‹‹kültür›› dep atalghinidek, yene ‹‹medeniyet›› depmu atilidu. Medeniyet türlük milletlerning ortaq mehsulidur. Chünki, her qandaq medeniyet ashu medeniyetke érishken milletlerning ortaq bir hayatni bashtin kechürüsh jeriyanida yaritilidu. Shu seweblik, medeniyet xelq’araliq bolidu. Lékin, bir medeniyetning ashu medeniyetni meydan’gha keltürgen milletlerde alghan xas shekilliri bolsa ‹‹kültür›› dep atilidu. Shunga, kültür bilen medeniyet otturisida mundaq ortaqliq we perqliq terepler bar:

1-medeniyet xelq’araliq bolidu, kültür milliy bolidu.
2- medeniyet eqil we usul arqiliq yaritilidu. U sün’iy bolidu. Kültür bolsa tuyghu we ilhamgha tayinip meydan’gha kélidu. U tebi’iy shekillinidu.
3- medeniyet bir millettin bashqa bir milletke ötidu, lékin kültür ötüshmeydu.
4- bir millet medeniyitini özgerteleydu, lékin kültürini özgertelmeydu.
5- medeniyet iqtisadiy, qanuniy, diniy, exlaqiy pikirlerning toplimidur, kültür diniy, exlaqi, bedi’iy tuyghu qatarliqlarning toplimidur.
Démek, kültür bilen medeniyetni bir biridin ayrighan nerse, kültürning tuyghudin, medeniyetning chüshenchidin barliqqa kélishidur. Bashqiche éytqanda, kültür qelbke tayinidu, medeniyet méngige tayinidu. Mesilen, xelqning edebiy zoqidin meydan’gha kelgen mesel, chöchek, letipe, qoshaq, dastan qatarliqlar uyghur kültürige mensup, yüsüp xas hajipning chüshenchisi we iradisi boyiche belgilik bir edebiy shekilni asas qilip yézilghan ‹‹qutadghu bilig›› dastani uyghur medeniyitige mensuptur. Shuningdek, uyghurlarning sen’et tuyghusidin payda bolghan ‹‹ejem›› muzikisi uyghur kültürige mensup, qurban ibrahimning sen’et chüshenchisi boyiche ishlen’gen ‹‹méning rawabim›› dégen muzika uyghur medeniyitige mensup.

Kültür tuyghugha tayinip tebi’iy shekillen’gechke, uning tereqqiyatimu yene birer shexsning iradisige béqinmay tebi’iy halda meydan’gha kélidu, özgirishimu yene shexsning iradisige baghliq bolmaydu. Mesilen, bir tildiki sözlerni kishiler xalighanche bikar qilip, uning ornigha yéngi sözlerni yasap deslitelmeydu. Grammatikiliq xususiyetlirinimu kishiler xalighanche özgertip yéngi amillarni qoshalmaydu. Tildiki özgirish we tereqqiyat kishiler sezmigen halda tebi’iy otturigha chiqidu. Kültürning esli menbesi qelptur. Kültür qelptin chiqqan tuyghudin yaki hésyattin shekillen’gechke, uning milletning özige xas bolushtek alahidiliki bolidu, uningda milletning esli rohi namayan bolidu. Millet ezalirining xoshalliqi we meniwiy hozuri peqet kültür arqiliq qana’et tapidu. U kishilerni bir -birige baghlap turidu. Shunga, her qandaq millet kültürdin ayrilalmaydu, eger ayrilidiken özining mewjutluqini saqliyalmaydu. Jem’iyette meniwiy buzulush, tewrinish we muqimsizliq peyda bolidu. Tarixtiki meshhur rim impériyesi, ereb xelipiliki, iran shahinshahliqi, misir padishahliqi qatarliq nurghun qudretlik hakimiyetlerning gümran bolushi kültürge sel qarash we uningdin yiraqlashqanliqtin yüz bergen. Sabiq sowét ittipaqining tarqilip kétishidiki muhim seweblerning biri dölet ichidiki milletlerning kültürige ehmiyet bermey, rus medeniyitini dölet ichidiki milletlerning kültürige mejburi tangghanliqi idi. Netijide bu xil medeniyet siyasiti rus milliti bilen bashqa milletler otturisida naraziliq, ziddiyet we qarshilishishni peyda qilip, amérika bashchiliqidiki sowét ittipaqigha qarshi döletlerning arishilip, sowét ittipaqigha qarshi diplomatik urush qozghishigha sewep bolghan. Démek, kültür bilen milliy mewjutluq zich birikken bolidu. Her qandaq bir milletning hayati peqet kültürige tayinip normal dawamlishidu. Kültürning shekillinishide jughrapiyelik muhit we insan amili muhim rol oynaydu. Millet ezalirimu özi yashighan jughrapiyelik muhitning tesiri astidila öz kültürini yaratqachqa, her xil kültürler otturisida sélishturma qélishqa bolmaydu. Ularning birini ‹‹ilghar››, birini ‹‹qalaq›› dep ayrish ilmiy chüshenchige uyghun emes. Shunga, her qaysi milletlerning tereqqiyatini kültürni asas qilip bahalash toghra usul emes. Emma, kültürdimu özgirish bolidu. Biraq bu özgirish uning meniwiy asasliri we qimmet sistémiside emes, belki mu’essiseliride we dewriylik xususiyetke ige bezi maddiy belgiliride körülidu. Bu mu’essiseler we dewriylikke ige amillar ötmüshke mensup belgiler süpitide tarixqa aylinidu. Mesilen, nurghun ellerning kültüride ming yillap pen we din bilimliri bille oqutulghan skulastik oqush orunliri (medrise ma’aripi) dewrning ötüshi bilen emeldin qélip, uning ornini pen inistitutliri, uniwérsitétler we ilahiyet fakultétliri yaki diniy inistitutlar igellidi. Démek, bu oqutush mu’essisesining maddiy shekli tarixqa aylan’ghini bilen uning mahiyiti saqlandi. U yéngi bir zoq we yéngi bir chüshenche bilen zamaniwiy dewrge xas bir shekilde otturigha chiqti. Démek, ilmiy sahede yaki kishilerning aghzida ‹‹milliy medeniyet›› dep atilip kelgen nersiler eslide kültürdur. Kültürning alahidiliki milliylikni ipade qilishtur. Shunga, buni ‹‹milliy medeniyet›› démey, ‹‹kültür›› dep atishimiz kérek. Mesilen, ‹‹uyghur milliy medeniyiti›› démey, ‹‹uyghur kültüri›› dep atash toghridur.

Medeniyet bolsa eqil we usul arqiliq yaritilghachqa, mewjut shara’ittiki éhtiyajgha asasen uni xususiy iradige tayinip ijad qilishqa, mewjut halettikilirini téz yéngilashqa we hetta uningdin waz kéchishke bolidu, shuningdek yene uni bashqa milletlerdin qobul qilish zörüriyitimu bar. Medeniyetning esli menbesi méngidur. Shunga, medeniyet eqilge tayinip, shekil, métod, usul we charilerni asas qilip yaritilidu, xelq’ara qimmet ölchemlirige yétishni meqset qilidu. Elwette medeniyetning shekillinishi we yoqilishida bezi amillar bolidu. Jughrapiyelik muhit, insan amili, jem’iyet, iqtisadiy shara’it, köchüsh, sheherlishish qatarliqlar medeniyetning shekillinishide nahayiti muhim amil hésaplinidu, yene qimmet sistémisi, siyasiy we ijtima’iy tüzüm, til, qanun sistémisi, ma’arip, her xil éhtiyajlar, medeniyet miraslirigha warisliq qilish, qoghdinish we hujum, medeniyetning öz’ara tesiri qatarliqlarmu nahayiti aktip rol oynaydighan amillardur. Bu amillarni xulasilap éytqanda, medeniyet ötmüshtin qalghan miraslargha warisliq qilish, mewjut shara’itta ijadiy shekil bilen otturigha chiqirish we bashqa milletlerdin qobul qilishtek usullar arqiliq meydan’gha kélidu. Shunga, her xil medeniyetler otturisida sélishturma qélishqa, birini ‹‹ilghar››, birini ‹‹qalaq›› dep ayrishqa bolidu. Milletlerning tereqqiyat sewiyesimu peqet ular yaratqan medeniyetke asasen ölchinidu. Medeniyette algha bésishta milletler otturisida barawerlik, öz – ara chüshinish, bir – birining kültüri we xasliqigha hörmet qilishtek ijtima’iy halet mewjut bolushi kérek. Shu chaghda bir orunda yashawatqan milletler bir – birining medeniyitidiki ilghar amillarni, yéngiliqlarni tebi’iy halda qobul qilip, özining tereqqiyatini algha sürüshke paydiliq shara’it hazirlaydu. Buningdin melumki, kültür medeniyetning tereqqiyatigha hergizmu tosqun bolmaydu, eksiche kültürni ret qilidighan yaki uninggha zerbe biridighan her xil belgilime, qarar yaki siyasetler milletlerning medeniyette yüksilisige tosqun bolidu, milletlerning bir -birini chüshinishige, bir – birining medeniyitidiki ilghar tereplerni tebi’iy halda qobul qilishighimu paydisiz haletni peyda qilidu.

Démek, melum bir jem’iyetke a’it ijtima’iy pa’aliyetler we téxnikiliq qurulushlar ‹‹kültür››ni hasil qilidu. ‹‹medeniyet››bolsa bashqa bir menini ipade qilidu. Medeniyet milletler ara ortaq qimmet sewiyesige yükselgen chüshenche, heriket we turmush wasitilirining tamamidur. Bu ortaq qimmetlerning menbesi kültürdur. Mesilen, ‹‹gherb medeniyiti›› dégen chaghda, étiqad jehettin xristiyan dinigha ishinidighan milletlerning meniwiy – ijtima’iy qimmet ölchemliri bilen, tebi’iy pen’ge tayan’ghan téxnikisi nezerde tutulidu. Halbuki, gherb medeniyitidiki milletlerning her birining ayrim bir kültüri bar. Ular tebi’iy pen saheside oxshash bir xil chüshenchige ige, téxnikini yaritish we paydilinishta bir – birige yéqin usullarni qollinidu. Lékin bu milletler bashqa – bashqa tilda sözlishidu, örp-aditi, en’enisi, exlaq chüshenchiliri, edebiyati(shé’iriyiti, mejazi wasitilar, hetta letipiliri , chöchekliri, dastanliri), güzel sen’iti, folklori we kiyinish shekli bir xil emes. Hetta hemmisi xristiyan étiqatida bolsimu, bu din’ge bolghan mewqesi perqlinidu. Mana bu xil perqliq étiqad, xa’ish, chüshenche, tedbiqlash usuli we heriket shekilliri her bir milletning kültür terkiplirini teshkil qilidu. Shundaq bolghachqa, her bir millet bir xil kültürge ige bolidu. Bashqiche éytqanda, her bir kültür ayrim bir milletke wekillik qilidu. Uyghurlarmu özining tili, en’enisi, dini étiqadi, sen’iti, chüshenchisi, turmush usuli we weqelerge tutqan xususiy pozitsyesi bilen talay esirlerdin béri dawam qilip kelgen bir kültürge ige. Qisqisi, kültür xaraktér jehettin ‹‹xususiy››, medeniyet ‹‹omumiy›› bolidu. Medeniyet kültürdin meydan’gha kélidu. Bir kültürning mewjutluqi bir milletning mewjutluqini yaki bir milletning mewjutluqi bir kültürning mewjutluqini körsitidu.

Bu yerde medeniyetning ‹‹ilgiri sürüsh›› we ‹‹cheklesh›› rolinimu eskertish kérek. Medeniyetning eslide milletning tereqqiyatini ilgiri sürüsh we kültürini qoghdashtek alahidiliki bolidu. Elwette, eqilge tayan’ghan medeniyet choqum tuyghugha tayan’ghan kültürge uyghunlashqanda, yeni pikir(chüshenche) bilen hésyat bir – birige maslashqanda bu meqset emelge ashidu. Eger medeniyet kültürge mas kelmise, yeni pikir bilen hésyat bir birige zit kelse undaq medeniyet kültürni weyran qilish bilen birlikte shu xil kültürning igisi bolghan milletning meniwiy dunyasini, qimmet sistémisini we jem’iyet qurulmisini buzup, millet ezalirining rohiy we exlaqiy qiyapitini weyran bolush halitige, yeni millet ezalirini ishenchisiz, qararsiz, ümidsiz, iradisiz we boshang haletke chüshürüp qoyidu. Bashqiche éytqanda, kültür bilen medeniyet eslide bir – birige zit emes. Ular bir – birini shert qilidighan we bir – birini toluqlaydighan ikki uqumdur. Bir millet üchün éytqanda, kültür söyidighan, medeniyet hewes qilidighan nersilerdur. Kültür milletning mewjutluqini saqlaydu, medeniyet bolsa tereqqiy qilduridu, yeni kültür milletning ichki dunyasining mukemmellishishini, medeniyet bolsa tashqi tereqqiyatini, yeni tebi’et dunyasigha bolghan hökümranliqini körsitidu. Shunga, her qandaq millet medeniyet yaritishqa tirishidu. Yuqirida déyilginidek, medeniyet milletning kültürini asas qilsa hemde bashqa milletlerning medeniyitidin alghan terkiplermu ashu kültürge mas kelse, medeniyet kültürni qoghdighuchi bir qorghan’gha aylinidu, u chaghda milletmu yüksilidu, medeniyet jehette algha basidu. Eger milletning medeniyiti ajiz bolsa, bu medeniyet yat medeniyetning istilasi aldida tewrep kétidu, kültürning bahalash we tallash iqtidari yoqilidu, meniwiy küch we qimmet sistémisi boshap kétidu, kültür yat medeniyetning tamghisi bésilghan her qandaq bir terkipning hujumigha biwasite duch kélidu. Medeniyet éngi we terkipliri tewrep ketkenliki üchün yat medeniyet muhitidin yüksek tepekkurning netijiliri qobul qilinmaydu, emma paydisiz terkipler asanla éqip kiridu. Chünki, paydisiz nersilerning kirishi üchün yuksek tepekkurge we iradining küchige muraji’et qilishqa éhtiyaj tughulmaydu. Shuning bilen jem’iyette milletke, kültürge paydisiz, ötkünchi we ehmiyetsiz nersiler moda süpitide asasiy éqimni hasil qilidu. Milletmu tinch shekilde ze’iplishishke hetta gumran bolushqa yüzlinidu. Kültür bilen medeniyetning munasiwitini obrazliq teswirleydighan bolsaq, kültür chaqning ‹‹ich kamiri››, medeniyet bolsa ‹‹tash kamiri›› dur.

Démek, eger bir jem’iyette medeniyet kültürge mas kelmise yaki uninggha zerbe bérishtek mahiyetke ige bolsa, shu xil muhitta yashawatqan milletlerning ilmiy, penniy, pikriy(idiyiwiy) we iqtisadiy tereqqiyatida nahayiti roshen perq shekillinidu. Bu perq asta –asta milliy ziddiyetke qarap tereqqiy qilidu. Her xil xaraktérdiki weqeler yüz birishke bashlap, jem’iyette xatirijemlik bozulup, hemme yerni endishe qaplaydu. Bezide hetta düshmen döletler ariliship bu xil weziyettin ustiliq bilen paydilinishqa urinidu we siyasiy jehette parchilash oyunini oynaydu. Kültür uzun tarixiy tereqqiyatlar jeriyanida tebi’iy halda shekillen’genchke, ijtima’iy hayatta nahayiti chongqur yiltiz tartip, millet ezalirining hésyati we rohi bilen chemberches baghlan’ghan bolidu. Shunga, kültürge azraqla paydisiz bolghan her qandaq belgilime, qarar yaki siyasetler yürgüzülse keng xelqning könglige azar yétidu. Xelq hakimiyettin qattiq renjiydu. Hetta xelq hakimiyetke qet’iy ishenmeydighan halet shekillinidu. Hakimiyet bilen xelq otturisida hang shekillinidu. Uzun’gha barmay hakimiyet milletlerning himayisidin ayrilidu, her xil ziddiyet ewj alidu. Shunga, her qandaq bir dölet öz térritoriyesidiki türlük milletlerning kültürini qoghdap, hémaye qilip we uning tebi’iy halda tereqqiy qilishigha paydiliq bolghan siyasiy we ijtima’iy weziyetni yaratqandila ichki ziddiyettin we tashqi xewptin saqlinalaydu.
Elwette medeniyetmu yoqilish xewpige duch kélidu. Medeniyetning yoqulishida mundaq sewepler muhim rol oynaydu:

1- gé’ologiyelik yaki tebi’iy apetler(kelkün, yer tewresh, ot apiti qatarliqlar),
2- ékologiyelik tengpungluqning buzulushi, iqlimning jiddi özgirishi,
3- waba we shuninggha oxshash yuqumluq we bashqa saqaymas késelning tarqilishi,
4- énirgiye we xam eshya menbesining xorap tügishi
5- soda yolining özgirishi bilen bir memliket yaki bir rayonning iqtisadiy jehettiki ehmiyiti we küchini yoqitishi,
6- pikriy we exlaqiy hayatning buzulushi,
7- jem’iyet qurulmisining ajizlishishi(ishench tuyghusining tewrep kétishi, ümidsizlik, harghinliq, qorqunchaqliq, bizarliq, ézilen’gülük haletliri),
8-kirimning namuwapiq tarqilishi, yeni bayliqning adil bolmighan bir shekilde belgilik kishilerning qoligha merkezlishishi,
9- yat milletlerning istilasi,
10- yéngi ewladning öz medeniyitige ige bolmasliqi, uni béyitish, ilgiri sürüsh we qoghdashqa ehmiyet bermesliki.

Insaniyet hazirgha qeder töt chong medeniyet chembirikini bashtin ötküzüp keldi. Bular rim medeniyiti, islam medeniyiti, sherq asiya medeniyiti we gherb medeniyiti chembirikidin ibarettur. Dölitimizdiki 56 millet 56 xil kültürge ige bolush bilen birlikte, yene ularning medeniyiti sherqiy asiya medeniyiti bilen islam medeniyitidin ibaret ikki chong medeniyet chembirikige mensuptur. Shinjangda bu ikki xil medeniyet chembirikige mensup 13 millet yashimaqta. Démek, shinjangda 13 xil kültür we ikki chong medeniyet chembiriki mewjut. Bundaq köp xil kültür we medeniyetke mensup rayonda her xil milletler inaq, jem’iyet tertiwi muqim bolushtek weziyetni izchil saqlashta kültürning roli intayin zor.

Kültür bir milletning tili, étiqadi, örp-aditi, exlaqi, turmush usuli, sen’iti, jem’iyet teshkili qatarliq meniwiy hayatining omumiy toplimi bolghachqa, u bir yashash pirinsipi süpitide millet ezalirining herikitini közitip, nazaret qilip qilip turidu. U millet ezaliri üchün qet’iy emel qilishqa tégishlik hayatliq mizani hésaplinidu. Shunga, kültür ‹‹yéziqsiz qanun›› süpitide bir jem’iyetning tertiwini, muqimliqini, kishiler otturisidiki normal munasiwetni saqlashta nahayiti muhim bir wasite bolushtek rol oynaydu. Emma, bu jehette medeniyetning her waqit bundaq rol oynishi natayin. Mesilen, xelq ichidiki héchqandaq bir medeniyet terbiyesi almighan addiy bir adem kültürge mensup étiqad, exlaq yaki örp – adetning küchi bilen öz özini idare qilip, ijima’iy tertipke, jem’iyet amanliqigha ziyan salidighan ishni qilmaydu. Eksiche medeniyet terbiyesini alghan, qanunni chüshinidighan bezi rehbiriy kadirlardiki chiriklishish, paraxorluq qilmishlirining körülüshi bolsa ularda kültür éngining yeni, étiqad, exlaq yaki en’enining yoqalghanliqidur. Démek, insanda kültür bolmaydiken, undaq kishini medeniyetmu tizginliyelmeydu, özgertelmeydu, hetta bezide qanunmu tosup bolalmaydu. Kültürde ‹‹yaxshi›› we ‹‹yaman››, ‹‹toghra›› we ‹‹xata››, ‹‹dorust›› we ‹‹eyip››ning chek – chégrisi nahayiti éniq ayrilghan bolup, kishiler omumen ‹‹yaxshiliq››, ‹‹toghriliq››, ‹‹dorustluq››ni özige hayat pirinsipi qilishqa tirishidu. Shunga, kültür chongqur yiltiz tartqan jem’iyette kishiler meniwiy hozur ichide yashaydu, jem’iyet tertiwimu buzulmaydu. Yéqinqi yillardin béri dölitimizning ‹‹döletni exlaq bilen idare qilish››ni teshebbus qilishi del kültürning jem’iyet tertiwini saqlash we dölet idare qilishtiki rolining muhimliqini tekitleshtin ibarettur. Bu arqiliq téximu saghlam bir medeniy jem’iyet yaritishtur. Shunga, ilmizdiki her qaysi milletlerning kültürini qoghdash, asrash, qézish, retlesh, öginish we tetqiq qilishni dawamliq kücheytish, kültürni namayan qilidighan sorun we pa’aliyetlerni dawamliq köpeytish ilimizning tinchliq ichide yenimu qudret tépishidiki zörür wasitilardin biridur. Bolupmu her qaysi milletlerning kültürini qoghdash we kéyinki ewlatlargha yetküzüshte ma’arip tarmaqliri ‹‹kültür dersliki››ni tüzüp, uning her qaysi sahelirini pen süpitide shu milletning ottura we bashlan’ghuch mektep oqughuchilirigha sistémiliq bir shekilde ögetkende, kültürning roli we ehmiyiti téximu aydinglishidu. Kishilerning exlaqi we meniwiy süpiti téz ösidu. Jem’iyette her xil xurapiy eqidilerning yamrishining aldi élinidu, milletlerning bir -birini chüshinishi we bir birige bolghan hörmiti ashidu. Inaq jem’iyet berpa qilish qedimimu tézlishidu. Medeniyetke bolupmu kelgüsige, zamaniwiylishishqa, dunyagha yüzlinishte nahayiti paydiliq shara’it yaritilidu.(Yüsüpjan Yasin)
Menbe : kitap munbiri zhurnilining 2015-yili 1-sanidin élindi

Hayat Hakikati


Taranchi

Aotori: Cahit Sıtkı Tarancı

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider
Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
N’eylesin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.
Cahit Sıtkı Tarancı

Dunyace Bilim Ademi Yusuf Has Hacip we Unun Kutadgu Bilig


603957_435224199903129_1749820879_n

Kutadgu Bilig-Mutluluk Veren Bilgi ya da Devlet Olma Bilgisi. 11. yüzyıl Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacib’in Doğu Karahanlı hükümdarı Tabgaç Uluğ Buğra Kara Han (Ebû Ali Hasan bin Süleyman Arslan)’a atfen yazdığı ve takdim ettiği Türkçe eserdir.Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig devlet bölümünde devlet ile yöneticilerin görevleriyle ilgili anlatımlar haberimizde…

Kutadgu Bilig-Mutluluk Veren Bilgi ya da Devlet Olma Bilgisi- 11. yüzyıl Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacib’in Doğu Karahanlı hükümdarı Tabgaç Uluğ Buğra Kara Han (Ebû Ali Hasan bin Süleyman Arslan)’a atfen yazdığı ve takdim ettiği Türkçe eserdir.

Türk devlet geleneği için tipik olan bir durumla Kutadgu Bilig’de de karşılaşırız: Hâkimiyet beye Tanrı tarafından verilmiştir. Bu durum tek başına bir anlam ifade ettiği gibi, Türk devlet geleneğinin sürekliliğini göstermesi açısından da önemlidir. Aynı Tanrı’ya inanan toplumlarda, Tanrı’nın hâkimiyetin güvencesi olması (yapılması) siyasî otoritenin konumunu oldukça güçlendirmektedir. Zirâ, otoriteye karşı olabilecek bir başkaldırının, siyasî sonuçları olduğu kadar, dinî sonuçları da vardır ve böylesi bir durumda bunların da göze alınması gerekir. Hâkimiyetin Tanrı’dan alınmış olduğuna dair inanç, Kutadgu Bilig’de hiçbir yorumu gerektirmez bir açıklıkla izlenir:
“Tanrı fazlı ile sana ne kadar iyilik etmiştir… Kalabalık halk üzerine seni hâkim kıldı; dilek ve arzularını verdi ve fermanlarını yürüttü… Tanrı kullarını sana muhtaç etti”.
“Bu beylik gücüne sen kendi isteğinle erişmedin; onu Tanrı kendi fazlı ile sana ihsân etti. Lütuf ederek sana bu beyliği verdi”.
Yusuf, dini iyi bilen inanmış bir Müslüman ve bir aydın olarak “beyler hâkimiyetlerini Tanrı’dan alırlar” demektedir. Eğer daha sonra hâkimiyeti bir soyun tekeline vermemiş olsaydı, bunu; “başınıza burnu halkalı bir köle geçse de itaat edin” diyen bir din ile bağdaştırmak mümkün olabilecekti. Ancak bu haliyle devlet geleneğinin yeni bir dine en çok direnen kültür unsurlarından biri olduğunu gösterir ki, oldukça önemlidir.
Tanrı sadece beylik ve hâkimiyet değil, bunları elde tutmak için gerekli olan diğer şeyleri de verir: “Ey devletli hükümdâr, Tanrı sana kut verdi”; “Tanrı kime iyi tabiat ve … kısmet verirse … dünya … onun olur”; “Tanrı kime beylik verirse … akıl ve gönül de verir”; “Tanrı kimi bey olarak yaratmak isterse … uygun tavır ve hareket ile … kol kanat verir”.
Siyasî hâkimiyetin kaynağı da -böyle olunca- meşrûiyetin güvencesi de Tanrı’dır. Bu, İslâm öncesi Türk devletlerinde de böyleydi. Yalnız buna ek olarak eski Türk devletlerinde efsanevî soy ile atalar da siyasî hâkimiyetin meşrûiyetinin temellendirilmesinde önemli bir rol oynuyordu. Bunun Kutadgu Bilig’de tamamen ortadan kalktığını söylemek güçtür, ancak oldukça silikleşmiştir. Kutadgu Bilig’de de “bey doğarken, beylikle doğar”. Babası bey olanın kendisi de bey olur. “Beylik için insanın ilk önce asil soydan gelmesi gerekir” denir. Karahanlılar’ın kendilerini efsanevî Afrasyab soyundan saydıklarını ve hükümdâr sülâlesinin “Afrasyâb-oğulları” ünvanını taşıdığı bilinmektedir. Ne var ki, bu durum Kutadgu Bilig’de böylesine işlenmemiştir. Bununla beraber, ısrar edilirse izlenebilecek silik izler bulmak mümkündür: Kutadgu Bilig’de ‘adın ölümsüzlüğü’ ve ‘iyi ad bırakmak’ son derece önemsenmiştir. Bu; atalar ruhuna olan inancın bir uzantısı olsa gerektir. İyi töre de bilge ve alp atalardan miras kalmıştır. Alp Er Tunga Türk beylerinin en meşhûru olarak anılır ve öğütleri mûteber sayılır. Kaşgarlı’nın Lûgat’ı dışında XI. yüzyılda ve sonrasındaki kaynaklarda hiç rastlanmayan ‘Ötüken’ Kutadgu Bilig’de kendisine yer bulabilmiştir. En dikkat çekici olanı ise, hükümdâra ‘bozkurt’ diye hitap edilmiş olmasıdır.
Bütün bunların eski dönemlerin mirası olduğu açıktır. Ancak anlaşılan o ki, hâkimiyet hakkının temellendirilmesinde ‘Tanrı’ yeterli bir gerekçe görülmüş ve başka yola baş vurulmamıştır. Bunu Karahanlılar’ın, sadece yönetici sülâlesinin değil, halkının da Müslüman olduğu bir devlet olmasına bağlamak mümkündür. Eski Türk devletlerinde teb’a arasında çok farklı inançlara rastlamak mümkündü ve Bozkurt efsânesi kimi zaman dinin bağlayıcı işlevini de görüyordu.
Kutadgu Bilig’de hânedanlık kurumlaşmış bir yapıdır. Buna rağmen bey olacak kişinin bilgili, erdemli ve cesur olmasının istenmesi verâset usulünün tam belirlenmemiş olduğunu gösterir. Aileden şartları sağlayan herhangi biri tercih edilebilir. Bu durum da eski Türk devlet geleneğinin bir uzantısıdır. Bilindiği gibi, babadan oğula verâset Göktürk aile ve devlet geleneğinin de temeli idi. Buna rağmen Işbara Kağan kardeşinin, kendi oğlundan daha alp ve bilge olduğunu görerek, yerine kardeşinin geçmesini vasiyet etmişti. Işbara’nın kendisi de, yapılan müzakereler sonucunda, dört kağan oğlu içerisinde en bilge ve muktedir olanı kabul edilip seçimle işbaşına getirilmişti.
Kutadgu Bilig’de -geleneğe uygun olarak- bey, Tanrı’yı temsilen, dünyanın beyi kabul edilir ve beylik de kutsal sayılır. Önemli bir ayırımdır ki; beylik kutsal sayılmakla birlikte, bey –gelenekte olduğu gibi – kutsal değildir. Türk düşünce geleneğinde; kişiler kutlu olabilir, ancak yaratılışları ve vücutları –Çin imparatoru veya Buda’nın vücudu gibi- kutsal olamazdı. Kut, Tanrı’nın bir bağışı olması nedeniyle aslı ve yapısı bakımından kutsaldır. Kişiye de kutluluk verir; fakat kutsallık vermez. Çünkü geçicidir, kaybedilebilir. İşte, bu kaybedilme şartları beyliğin de sınırını belirler. Töre, beylikten üstündür ve sınırı belirleyen de odur:
“Beylik çok iyi bir şeydir, fakat daha iyi olan töredir ve onu doğru tatbik etmek lâzımdır”.
“Zâlim adam uzun süre beyliğe sahip olamaz; zâlimin zulmüne halk uzun süre dayanamaz”.
Bununla beraber, törenin kişisel meşrûiyeti sınırlaması soy meşrûiyetine bir halel getirmez. Tarih boyunca örnekleri görüldüğü gibi; bir kişi tahtından edilse bile, hânedan dışından bir hükümdar arayışı söz konusu edilmez. Bununla birlikte;yönetimde hânedan tekelinin, Türk devlet geleneğinde hükümdâr otoritesinin kanunla sınırlandırılması gibi ileri ve insanî bir uygulamanın yanında önemsiz kaldığı gerçeği de gözden uzak tutulmamalıdır. Büyük bir medeniyetin mümessili olan İran devlet geleneğinde, hükümdârın mutlak otoritesi kanunun da üzerindedir. Adâlet hükümdârın bir lütfudur ve onun mutlak otoritesini sınırlayan objektif kurallar şeklinde maddeleşmemiştir. Pendnâme yazarları, insaf ve hilm telkin etmekten başka yol bulamamışlardır.
Kutadgu Bilig’de devlet ile insan bedeni arasında bir benzerlik kurulur; “gönül beydir, vücut ise kul ve esirdir” denir. Bundan çıkarılması gereken, teb’anın kula benzetildiğine ilişkin bir yorum değildir. Onda, bizi siyaset felsefesinin en eski tartışmalarından birine götürecek bir yön vardır. Vücutta her organ ancak belli bir görevi yerine getirebilecek işlevselliğe sahiptir ve hiçbir organ, bir diğerinin görevini yapamaz. Bu doğaldır. Devlet ile bu tür bir yapı arasında benzerlik kurmanın sonuçları bizi, yönetme bilgisinin öğretilip öğretilemeyeceği tartışmasına götürür. “Bu beylik işini hep beyler bilir” denir. sadece bu ifadeden yola çıkılırsa, çok kolay ve doğruluğu tartışılır bir sonuca varılır. Bu ifadeyi takip eden cümlelerde “Tanrı kimi bey olarak yaratmak isterse, ona önce münasip tavır ve hareket ile akıl ve kol kanat verir” denilmektedir. Ne var ki, bu cümle yeni bir sorun getirmektedir: Verilen tavır ve hareket ile aklın niteliği nedir? Bu soruyu yeterli veri olmadan yanıtlamak zordur. Yukarıdaki sözlerin sahibi, hükümdârın hizmetinde olan Ögdülmiş’tir. İlginç olansa, hükümdârın bunlara karşılık aşağıdaki sözleri söylemesidir:
“Ben iş yapan insanım, sen ise onu gören insansın; yapan adam işinin nasıl olduğunu görenden öğrenir. Tanrı sana akıl ve gönül verdi; akıl ve bilgi sayesinde sen işleri sükûnetle ele alıyorsun. Küçüklüğünden beri hep benim hizmetimde bulundun; görüp öğrenerek, iyi kanunlar elde ettin. Bütün işleri artık sen anladın ve kavradın”.
Her iki tarafın sözleri birarada değerlendirildiğinde, Ögdülmiş’in sözlerinin saygıdan kaynaklandığına hükmedilebilir. Tanrı’nın verdiği ‘akıl’ hakkında varılan nihai hüküm şudur: “Bey halkı bilgi ile elinde tutar; bilgisi olmazsa, aklı işe yaramaz”. Bu sözün de Ögdülmiş’e ait olması, önceki sözlerin saygıdan kaynaklandığı iddiasını destekler. Sonuç olarak, cesaretle savunabiliriz ki; şartlarını tam olarak belirleyebilmenin güçlüğüne rağmen, ‘yönetme bilgisi’ öğretilebilir. Zâten elimizdeki kitap da bu amaçla yazılmıştır. Ancak bu bilgi öğrenilmekle bey olunmaz. Çünkü beyliğin aradığı başka özellikler de vardır: Hânedan soyundan olmak ve kendine özgü erdemlere sahip bulunmak. Bunlara değil de, sadece yönetme bilgisine sahip olanlar, ancak beylere yardımcı olmak için vardırlar.
Kişilerin toplumsal konumlarına göre erdemlere sahip olduklarına ilişkin inanç siyasal sistemin de önemli bir unsurudur ve toplum ile devlet yapısında sanılandan daha büyük bir rol oynamıştır. Herkesin önüne konan hedef, erdemli olmak, ancak kendi erdemini gerçekleştirmektir. İdeal düzenin amaçladığı; herkesin kendine ait olan alanda bulunması ve burada bilgi, yetenek ve erdemlerini en yetkin sınırına eriştirmesidir. Örneğin, bir askerin erdemi, gerektiğinde ölüme atılmaktır. Bu, onu alanında kahraman yapar; oysa, ticaret alanına girdiğinde bu erdemi ona hiçbir şey kazandırmaz. Beylik erdemi ise, sadece hanedan üyelerinin mayasına katılmıştır.
Kutadgu Bilig’de ‘il’ kavramı yer yer ‘saltanat’ anlamında da kullanılmıştır[35]. Siyasî iktidarı ifade etmek üzere ‘erk’ kavramı da kullanılmış olmakla birlikte, dikkat çeken hükümdârın eline teşbih edildiği düşünülebilecek olan ve içinde ‘el (il)’ sözünü de barındıran ‘eli uzun’ tâbiridir*. Bu adlandırma, devlet ile hükümdârın, belli bir oranda örtüşmüş olarak düşünüldüğünü gösterebilir. Ancak, böyle bir örtüşme varsa bile, bu yapıca değil, işlevcedir. Hükümdârın ünvanı olan ‘ilig’ kavramı da bunu gösterir.
Devlet ve Toplum Yapısı
Hükümdâr devletin başıdır. Pek çok ünvan taşımakla beraber ona genellikle ‘Bey’ diye hitap edilir. Devlet yapılanmasında artık şehir kültürü belirleyicidir. Eski geleneğin bir devamı olarak hükümdârın oturduğu şehre ‘ordu’ adı verilir. Hükümdâr devletle özdeşleşmiş gibidir. Bey, kişisel çağrısına olumsuz yanıt veren Odgurmış’ın tavrı karşısında kendini, siyasî irâdesi yaralanmış gibi hisseder. Hanedanlık kurumlaşmıştır. Bununla birlikte, en büyük oğulun (primogentius) veya hanedanın en yaşlı üyesinin (senioratus) hükümdâr olacağına dair bir kural yoktur. Kendisinden önceki Türk devlet geleneğinde olduğu gibi, hanedanın bütün üyeleri hükümdâr olabilme hak ve yetkisine sahiptir.
Kitabın (dört kavramı temsil eden) dört kahramanından ‘kut’u temsil eden Ay-Toldı ve ‘Akibet’i temsil eden Odgurmış’ın, kitap sonlanmadan ölerek konudan çıkmaları ve ‘Adâlet’i temsil eden Kün-Togdı ile ‘Akıl’ı temsil eden Ögdülmiş’in varlıklarının devamı, alışık olunmayan bir yorum için cesaret vermektedir: Bu üst-konu ile anlatılmak istenen, devletin dayandığı esas ilkelerin geçici olan ‘kut’ değil, kalıcı olan ‘Adâlet’ ile bireysel olan ‘Züht’ değil, türsel olan ‘Akıl’ olduğudur.
Eski Türk siyaset ve devlet anlayışı, içten bölünme ve dıştan işgal edilme tehditlerine karşı devletin ayakta kalabilmesi için alınması gereken önlemlere göre belirleniyordu. Bu anlayış, tarihinde her iki durumu da yaşayan, Karahanlılar’da da devam etmiştir. Bunun izleri Kutadgu Bilig’de de açıkça görülür. Devletin temel yönetim işlevleri, asker, hazine ve adâlet temellerine dayanan devlet anlayışına göre belirlenmiştir. Buna göre, beyin özellikle üç tür memura ihtiyacı vardır: kılıç kullanan asker, devlet işlerini düzenleyen bilgili vezir ve devletin gelir-gider hesabını iyi tutarak hazinenin dolmasını sağlayan zekî ve becerikli kâtip. Devlet işlerinin mutlaka zamanında yapılması gerekir ve bey kendi başına bunca işin altından kalkamaz. Bu gerekçeyle devlet işleri, sayılan memurlar arasında paylaştırılmıştır. Bu üçünü biraraya getirebilen bir bey, isteklerine kavuşmuş demektir. Aslında, devlet işlerini fiilen yürüten bunlardır. Bunların dışında kalan bir sürü insan, hal ve tavırlarını bu üçüne uydururlar. Bu durum devlet yapısının, hükümdârın iktidarını yayması, fakat mutlak otoritesini korumasıyla şekillendiğini gösterir. Herşeye rağmen hükümdârın mutlak otoritesine dayanan bu devlet sisteminde, yetki sahibinin halka, güçlünün zayıfa karşı zulmünü ve suistimâlini önleme anlamında anlaşılan adâlet, hükümdârın en önemli görevi sayılmıştır. Böyle bir anlayışın ürünü olarak, İslâm öncesi ve sonrası devirlerde, Türk hakanlarının devletin temsilcisi sıfatı ile ‘Yolak’ ve ‘Darü’l-adl (Dîvan-i mezâlim)’ adlı mahkemelerde halka bizzat adâlet dağıttıkları bilinmektedir. Yusuf’un yaşıtı olan Nizamü’l-Mülk meşhur Siyasetnâme’sinde, Sultan’ın haftada iki gün adâlet divanı kurmasını bir zorunluluk olarak görür ve gerekçesini de “Sultan’ın mazlumları bizzat dinlediği ve sorumluları takip edip cezalandırdığı memlekette duyulursa, zâlimler korkarak ellerini halktan çekerler” diyerek açıklamaktadır.
Kutadgu Bilig’de yüksek dereceli devlet memurlarının adları tek tek sayılmaktadır. Devlet memurlarının tasviri, devlet anlayışına ilişkin pek çok ipucu vermektedir: Birincisi, her ne kadar ‘Tayangu’ İslâm’ın kabulünden sonra ‘hacib’ olmuşsa da[51], İl-başı, inanç bey, çağrı bey, tigin bey, çavlı bey, yavgu, yugruş, er-öği örneklerinde görüldüğü gibi memuriyet ünvanları Türkçe’dir. Bu, İslâm’ın kabulünden sonra 150 yıl geçmesine rağmen, devletin İslâm öncesi gelenekle bağlarını koparmadığını gösterir. İkincisi, Kaşgarlı’ya göre yugruş, Türkler’ce halktan olup vezirlik derecesine çıkan kimsedir ve hakandan bir derece aşağıdır. “Bir Farslı’ya yahut başkasına –geniş varlıklı olsa bile- bu lâkap verilmez. Türkler, İslâm’ı Farslılar’dan öğrenmelerine ve Fars kültürünün etkisinde kalmalarına rağmen, kendi devlet kültürlerini onlarınkinden geri görmemektedirler. Daha önemlisi ise, halktan birisini en yüksek dereceli memuriyete götürecek yolları devletin açık tutmuş olmasıdır. Üçüncüsü, devlet görevlilerinde ‘Tanrı korkusu’ aranılır bir şarttırki; bu, Tanrı tarafından beylik verilmiş olan hükümdâra itaati de barındırmaktadır. Bununla, Tanrı’nın devlet düzeninin en büyük güvencesi olduğu bir kez daha görülmüş olur.
En yüksek dereceli devlet memuru olan vezirin, ahlâken tertemiz, takvâ ve hayâ sahibi ve hayatını dürüstlük içinde geçirmiş olması istenir. Kutadgu Bilig üzerinde etkisi olduğu iddia edilen Çin felsefesine göre de, devletin başında bir sembol olarak hareketsiz duran imparatorun bütün işlerini vezirler yürütür. Ancak bunların ahlâk bakımından temiz olmaları gerekmediği gibi, aksine, ahlâken kötü olmaları istenir. Çünkü, böylelikle diğer kötü insanların kurnazlıklarını daha kolay anlayabilirlermiş. Kutadgu Bilig’de hile bilmesi ve bunu kurnazlıkla uygulaması istenen tek devlet görevlisi, ordunun başında bulunan komutandır. Bu da köklerini, ancak savaşta hile uygulanabileceğine inanan hatta savaşı bir hile olarak gören Türk geleneğinde bulmaktadır. Eski Türk savaş taktiğinin hile üzerine kurulu olduğunu, Câhiz’de nakletmektedir. İslâm’da da ‘harp hiledir’ gibi bir hadîsin bulunması, bu anlayışın İslâm sonrasında da yaşamasını sağlamıştır. Komutanın durumu, devlet ve toplum yapılanmasının, kişilerin erdemlerine göre belirlenen bir işbölümüne dayalı olduğunu göstermesi bakımından da önemlidir. Komutanın erdemi cesâret ve tek amacı da nam salmak olmalıdır. Onun malı-mülkü bulunmamalı, ev-bark sorumluluğu olmamalıdır. O, bunların yerine, kahramanlıkla büyüyen şöhretini ve bunun kendisine kazandırdığı şerefi koymalıdır. Platon’un ‘Devlet’ini hatırlatan bu durum, amacı adâleti gerçekleştirmek olan devletin, bunun için altına ihtiyaç duymasından ve bunun da büyük ölçüde, savaş ganimetlerinden karşılanmasından ileri gelir. Odgurmış’dan sonra devlet, cihâd devleti olarak sunuluyorsa da, devletin yaşaması için gerekli olan ‘ganîmet’ gözönünde bulundurulmaya devam etmektedir.
Ordu çok önemlidir, çünkü, ülke kılıçla alınır. Bununla birlikte kalem (kânun) olmazsa elde tutulamaz. Ülkeyi almak ve elde tutmak için orduya; orduyu beslemek için paraya; parayı bulabilmek için de halkın zengin olmasına ihtiyaç vardır ki, bu da ancak doğru kanunlar ile mümkün olur. bu dördü birbirine öylesine bağlıdır ki, biri giderse bütün sistem çöker. Devletin temeli ve sağlamlığı töreye, paraya ve kılıca bağlıdır. Bu durumda devletin amacı olan adâlet, bu dengenin korunması biçiminde gerçekleşmektedir. Adâleti sırf kendi için istenilir bir şey olmaktan çıkaran pragmatik yaklaşım, kitabın bütününde, ahlâk ve bilgi anlayışlarına da sinmiş durumdadır. Beyin kurulmuş olan dengeyi korumakta gerekli olan özeni göstermemesi (ihmalkârlık) veya gösterememesi (zayıflık) ile halkın tamahkârlığı, adâletin karşıtı olan zulme yol açar. Devlet dengenin korunması için gerekli olan kanuni düzenlemeleri yapar, uygular ve denetler. Bütün bu işlemlerde araç olarak ‘bilgi’ ve ‘ceza’ kullanılır. Halk bilgi sahibi olmakla sorumlu olmasa da, taklîd etmekle sorumludur. Ceza, sadece suç işleyen için bir karşılık değil, işleyebilecek olanlar için de bir caydırıcılık unsurudur.
Halk içinde büyük-küçük, bilgili-bilgisiz, akıllı-akılsız, fakir-zengin, iyi-kötü her tür insan vardır. Bunların hepsinin, birbirleriyle çelişen çıkarlarını dengede tutabilmek için devlet işini sadece bilgi ile değil, ince bir siyasetle de yürütmek gerekir. Hükümdârın, halkla kendi arasında köprü olan üst düzey memurları, devlet tecrübesi olanlardan seçmesi, kastedilen siyasetin tecrübeye dayandığını gösterir.
Devletin amacının adâleti gerçekleştirmek olması ve bunu yapabilmek için de töreyi kullanması bizi, siyasî iktidar ile kanun arasındaki ilişkiyi anlamaya yöneltir. Görülen şudur ki; töre, siyasî iktidarın sınırlarını belirlemekle onun üstünde bir konumda yer almıştır. Ne var ki, töre de uygulama alanı bulabilmek için siyasî iktidara muhtaçtır.
Kutadgu Bilig’de, devletin görevleri hükümdâra izâfe edildiğinden, bunlar üzerinde hükümdârla ilgili bahiste durulacaktır. Şimdi, gözden geçirilme sırası toplum yapısındadır.
Anlaşıldığı kadarıyla devlet kadrolarını oluşturan askerî ve sivil bürokrasi bir beyler sınıfı oluşturmakta ve bu toplumsal yapının da en üst kesimini teşkil etmektedir. Bu yapının en tepesinde bulunan hükümdâr da, aslında beyler sınıfına mensup bir kimsedir. Bunların ve saray hizmetlilerinin dışında şehir ve kasabalarda yaşayan halk kendi içinde de bir sınıflamaya tâbi tutulur. Buna göre halk şu tabakalardan oluşur:
1. Peygamber soyundan geldiğine inanılan insanlar: Bunlara saygı gösterilmesi devlet ve saâdete kavuşmanın bir gereği olarak sunulur.
2. Âlimler: Saygı gösterilmesi, ilimlerinin öğrenilmesi ve hatta geçimlerinin sağlanması istenen bu kimseler din âlimleridir.
3. Otacılar (Hastalıkları sağaltanlar): Bunlar o dönemin hekimleridir. Bunların içinde de bilgileri birbirinden farklı birçok grubun bulunmasından, daha o dönemde bir uzmanlaşmaya gidildiğini anlıyoruz. Bunlar çok faydalı ve gerekli görülürler.
4. Efsuncular: Bunlar üfürükçü ve muskacılardır. Cin ve perilerden gelen hastalıkları bunlar iyileştirir. Hekimlerle bunların birbirini beğenmedikleri söylenir ki, Yusuf’un hekimleri bunlardan önce sayması, tercihini ortaya koyar.
5. Düş yorumcular: Bunların bağımsız bir sınıf oluşturabilmeleri, toplumda hepsini geçindirebilecek bir talebin olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
6. Yıldızcılar (Astroloji ile uğraşanlar): Bunlar gelecekten haber vermekle birlikte, uğraştıkları matematik bilimlerinin öğrenilmesi tavsiye edilir ki; bunlara bakarsak sıradan birer falcı olmanın ötesindedirler. Bu sınıfın varlığı da yine toplum inançları hakkında bir bilgi vermektedir.
7. Şairler: Bunlar, bize kadar gelmeyen zengin veya en azından yaygın bir edebiyat geleneğinin varlığının tanıklarıdır. Övgülerinin bütün ülkelere yayılmasına ve yergilerinin de insanın adının dâima kötü olarak anılmasını sağladığına bakıldığında, neden el üstünde tutuldukları anlaşılır. Böyle bir etkiye sahip insanlardan devlet ideolojisinin yararlanmaması düşünülemez.
8. Çiftçiler: Üretici sınıflardan biridir.
9. Satıcılar (Tüccarlar)]: Bunlar dünyayı dolaşır ve ülkede bulunmayan malları getirirler. Bu kervancılar her yandan mal getirdikleri gibi, haber ve bilgi de getirirler.
10. Hayvan yetiştiriciler: Yiyecek ve içeceğin çoğu bunlardan geldiğinden, faydalı insanlardır. İyi, dürüst fakat görgüsüz ve kabadırlar.
11. Zanaatkârlar: Bunlar yetenekleri ve el emekleri ile geçinen insanlardır. Demirci, ayakkabıcı, derici, boyacı, okçu gibi mesleklere ayrılırlar ki, bunların sayısı çok fazladır. Bunların emeklerinin karşılığını hemen ödemek gerekir.
Bunların dışında, toplumda bir de fâkirler ile avâm denen bir tabaka vardır. Fakirlerin çoğu dul ve yetimler ile kimsesizlerden oluşsa gerektir. Bunlara yardım edilmesi istenir. Sâdece hayvanî dürtüleriyle yaşayan, maddî ilişkiler düzeyinde bir dünyaları olan, kaba, cahil ve görgüsüz avâm ile dost olmamalı; sadece karınlarını doyurup onları itaat altına almalıdır. Zaten karınlarının doymasından başka kaygıları olmayan, avâmın kimlerden oluştuğu çok da açık değildir. Bunlar belirli bir mesleği olmayan, başıbozuk şehir halkı olmalıdırlar. Öte yandan, bunun tamamen ahlâkî bir sınıflama olması ihtimali de yok değildir.
Yeniden bir bölümleme ile halk; zengin, orta halli ve fakir olarak üçe ayrılır. Öncelikle fakir korunmalıdır. Zenginin yükünü orta hallilere, onlarınkini de fakirlere yüklememeli; tersine, fakiri orta halli, orta halliyi de zengin yapmaya çalışmalıdır. Böyle olursa ülke zenginleşmiş olur.
Toplumun meslek ve sosyo-ekonomik konumları açısından sınıflara ayrılmasının pek eski bir gelenek olduğu anlaşılıyor. Bununla birlikte, halkı oluşturan bütün sınıfların hukuk karşısında eşit olduğu da bilinmektedir. Kimi araştırmacıların bundan çekinmelerine rağmen, toplum yapılanmasının sınıf esasına dayandığı açıktır. Ancak, âlimler ve seyyidlerde olduğu gibi, bu sınıflandırma üretim araçlarının mülkiyetine sahip olup-olmamaya göre belirlenmez. Ayrıca bu sınıflar arasında çatışma unsuru olabilecek bir gerilim de görülmez. Halktan birinin vezir olabilmesinin gösterdiği gibi, geçişlere açık bir yapı vardır. Bugünkü anlamda sınıflı toplumlar kapitalizm döneminin bir ürünü olmakla beraber, toplumların geleneği de bunun zemini olmuştur. Tanrısal hukukun egemen olduğu eski toplumlarda, bunun ideolojisini yapan din adamları sınıfı ve halka karşı düzenin yanında konumlanan savaşçılar sınıfının varlığı, çoğu toplumlar için bu geleneği oluşturmuştur. Oysa, eski Türk devlet geleneğinin kendine özgü yapısında gördüğümüz üzere, hiçbir zaman bir din adamları sınıfının ortaya çıkmasına uygun bir zemin oluşmadığı gibi; ordu-millet anlayışına bağlı olarak, herkes savaşçı olduğundan, ayrı bir savaşçılar sınıfı da belirmemiştir. Şehirleşmeye ve İslâmiyet’in kabûlüne bağlı olarak bazı dönüşümler yaşanmışsa da, bunlar geleneğin etkisini gidermeye yetmemiştir.
Kutadgu Bilig’de toplumsal yaşayışa ilişkin bir başka önemli nokta da, Yusuf’un, zühd erbâbının etkinliğinin bilindiği bir devirde, inzivaya karşı toplum içinde, toplumla beraber yaşayışı savunmasıdır. Bu sadece, devletin toplumu denetim altında tutması için gerekli değildir; ‘iyi’nin gerçekleşeceği ahlâki ortam olarak da toplum hayatı görülmüştür. Onun etkin bir toplum hayatını savunması durumu da, ölüm ötesi bir gâye gütmekle beraber; genellikle kaderci görüşlerin hüküm sürdüğü İslâm kültür coğrafyasında, başka benzerleri arasında önemli bir yer tutmaktadır.
Halkın hükümdâr üzerindeki hakları ve ona karşı olan sorumlulukları, aynı zamanda hükümdârın halka karşı sorumlulukları ve üzerindeki hakları olduğundan, bunlar aşağıdaki başlık altında incelenecektir.
Hükümdârın Özellikleri ve Görevleri ile Hak ve sorumlulukları
a.Hükümdârın Sahip Olması Gereken Özellikler
Türk devlet geleneğine uygun olarak, hakimiyet hakkını Tanrı’dan alan ve böylelikle dünya devletinin başına geçen hükümdârın sahip olduğu ilk özellikte kendisinin bir payı yoktur: Bir hükümdârın oğlu olarak doğmuştur. Sahip olunması elzem olan bu özellikten başka, aşağıda bulunan özellikleri de taşıması gerekir. Bunlar, eski Türk kağanlarında da aranmış olan özelliklerin aynılarıdır.
1. Bilgelik
Eski Türk kağanlarının bir ünvan olarak taşıdıkları bilgelik, Kutadgu Bilig’de üzerinde en çok durulan unsurlardan biridir. Bey ile bilgi arasındaki bağı göstermek için (Arabî harflerle yazılmış) “Bey (beg) adı ‘bilig’ sözü ile ilgilidir; ‘bilig’in lâmı giderse, ‘beg’ adı kalır” denilmektedir. Beyler bilgi ile halka baş olmuşlar; devlet işlerini de bilgi ve akıl ile yürütmüşlerdir. Bu yüzden beyin bilgili ve akıllı olması, beylik için aranan bir şarttır. Beyin sadece bilgili değil, akıllı da olması gerektiğinin söylenmesi, bilgi ile akıl arasında temelli bir ayrım gözetildiğinin göstergesidir. Akıl, doğuştan geldiğine ve çalışmakla elde edilemeyeceğine inanılan bir yetidir. Aklın her hareketi doğrudur ve bu doğruluğu sağlayan aklın ilkeleri zaman dışıdır. Her türlü iyilik ve erdem akıldan gelir; bunlar öğrenilebilir, ancak aklın kendisi öğrenilemez. Bilgi ise doğuştan gelmez ve tecrübeden kaynaklanır; insan yaşadıkça öğrenir. Akıl olmadan bilgi edinilemeyeceği gibi, bilgi olmadan da akıl bir işe yaramaz. Bu yüzden her işte bilgi ve akıl yol gösterir. İnsanı hayvandan ayıran şey bilgidir ve insanoğlu bilgili olduğu için hayvanlar üzerine hakim olmuştur; bilgisiz insanın ise, hayvandan bir farkı yoktur. Bu yüzden bilgili insan, bilgisizler üzerine hakim olmalıdır. Çünkü, bu dünyada hakimiyetin en üst kurumu devlettir ve devlet işleri de bilgi ile düzenlenir. Bugüne kadar, halka hakim olan beylerin hepsi bu işi bilgi ile yapmışlardır. Zirâ, halkı itaat altına almanın yolu bilgili olmaktır. Bu, töre ile yapılır ve iyi töre de ancak bilgi ile konulur. Halk arasında çıkan fitne de, yine bilgi ile bastırılır.
Hükümdârın mutlaka sahip olması gereken bir özellik olarak ‘bilgi’ üzerinde o derece ısrarla durulmuştur ki; onun hükümdârın bir özelliği olmaktan öte, devletin temellerinden biri olduğu vurgulanmak istenmiştir. Bu durum, devletin temellerinin; Ögdülmiş’le kişileşmiş olan ‘akıl’ ve Kün-Togdı ile kişileşmiş olan ‘adâlet’ olduğuna ilişkin yorumu da desteklemektedir.
Anlaşılan o ki, Karahanlılar döneminde de, Büyük Hun İmparatorluğu’ndan beri Türk hükümdârının mutlaka sahip olması gereken bir özellik sayılagelen bilgeliğe çok önem verilmiş ve ‘bilge hükümdâr’ telâkkisi devam ettirilmiştir.
Kutadgu Bilig’de de, yine eski Türk geleneğine uygun olarak hükümdâra, çok yerde, akıllı ve hakim (filozof) anlamına gelen ‘bügü’ sıfatıyla hitap edilmiştir.
2. Alplık
Alplık da, bilgelik gibi, eski Türk kağanlarının ünvanlarında taşıdıkları sıfatlardan biriydi. Kutadgu Bilig, bu konuda da geleneği devam ettirir ve beyin alp, yürekli ve güçlü olmasını bir beylik şartı olarak sunar. Eski Türk beyleri arasında en seçkini ve en meşhuru olan Alp Er Tunga da, Alplık sıfatı ile temâyüz etmiştir. Bey, hem kendi konumu gereği, düşmana boyun eğdirmek ve devlet işlerini görebilmek için alp olmak zorundadır hem de, halk başındaki beyin alp olmasını istediği için, alp olmalıdır. Hükmedebilmek için, o dönemin şartları gereği, alp olmak bir zorunluluk olduğu gibi, beyin de, halkın da gelenekteki alp motifinden etkilendiği açıktır. Böylece, hem halka ve düşmana kendini kabul ettirmek, hem de geçmişle olan bağı sürdürmek amacıyla, alplık, bey için aranılan özelliklerden biri olmuştur.
3. Erdemlilik
En az bilgelik ve alplık kadar önem verilen ve beyde görülmesi istenen bir özellik de ‘erdemlilik’tir. Bey, Tanrı’dan aldığı ‘kut’ ile hakimiyet hakkına sahip oluyordu. Ancak, kut geçiciydi ve onu elde tutmak için emek sarfetmek; erdemli olmak gerekliydi. Bu çerçevede, en büyük erdem âdil olmaktır ve adâlet de beyliğin temeli ve esâsıdır. Adâlet erdemine sahip olmayan bey, zulme meyletmiş olur ve zâlim adam uzun süre bey kalamaz; halk buna rıza göstermez[121]. Buradan hareketle denilebilir ki; hükümdâr, eğer halkına zulmederse, halkın onu tahtından etmesi meşrû görülebilmektedir. Karahanlı tarihinde, Ahmet Han’ın tahttan indirilerek, bir mahkemede yargılanıp öldürülmesi, buna bir örnek teşkil etmektedir. Yusuf’un, halkın zâlim hükümdâra karşı olan tepkisini meşrû gösterebilmek için, “zâlim ülkesine uzun süre hükmedemez” biçimindeki bir Türk atasözünü referans göstermesi, zâlim hükümdârların tahtta uzun süre kalamayacaklarına dâir eski Türk anlayışını devam ettirdiğini gösterir.
Asil olmanın, hükümdârın en önemli özelliği ve en başta gelen erdemi olduğu, adâlet kavramının hükümdâr karakterinde canlandırılmasından da açıkça bellidir.
Hükümdâr, Tanrı’dan aldığı kut ile hakimiyet hakkını kazanıyordu. Ancak, kut geçicidir ve onu elde tutabilmek için erdemli olmak gerekir. Bu erdemler, ‘kut’u canlandıran Ay-Toldı’nın kendi ağzından, şunlardır: Alçakgönüllü ve tatlı dilli olmak; ifrâta gitmemek ve kötü işlerden uzak durmak; cömert olmak; büyüğe saygı ve küçüğe şefkat göstermek; kibir ve gurur ile başkalarını incitmemek, kendini başkalarının eğlence ve tahakkümüne bırakmamak; eli ve dilinden emin olunmak ve dürüstlükten ayrılmamak. “Dönek kut’un kösteği bunlardır: bu şekilde bağlanırsa, kaçamaz, kalır”.
Beyin sahip olması gereken erdemler içinde, cömertliğe özel bir önem verilir; hatta, çok yerde, beye “ey cömert (ay akı)” diye hitap edilir. Cömertliğin en muteber göstergesi, halkın karnını doyurmaktır. Bu amaçla toylar verilmiştir ki; Farsça’ya hân-ı yağma olarak geçen toy, Osmanlılar’a kadar bütün Türk devletlerinde dikkatle uygulanan, vazgeçilmez bir müessese olmuştur. Bunun önemini belirtmek üzere, “beylerin şöhretini iki şey büyütür: eşiğinde tuğu ve başköşesinde sofrası” denmiştir. Bu ifadeden de anlaşılabileceği gibi, ‘şöhret’ de, hükümdârlar için önemli bir göstergedir. Hatta, ‘külüg (şöhretli)’ sıfatını kullanmak, eski Türk hükümdâr ünvanlarında görüldüğü üzere, gelenekleşmişti. Cömertlik de şöhret bulmanın en geçerli yolarından biridir. Çünkü, insanların en itibarlısı cömert olandır ve bey de cömert olmak zorundadır. Cömert olana herkes hizmet etmek ister ve hizmetindekiler de bunun hakkını öder; ayrıca halk da cömert olanın çevresinde toplanır.
Hükümdârın sahip olduğu erdemler ve neden bunlara sahip olması gerektiği, gözden geçirildiğinde görülmüştür ki; Hükümdârın erdemleri dahî devlet ve toplum düzeninin korunmasına yöneliktir. Bey, tavır ve hareketlerini temiz ve doğru tutmalıdır, çünkü “halk yolunu ve gidişini beyin yoluna uydurur”. Başta adâlet olmak üzere, bütün erdemler kendileri için istenmemekte, devlet ve toplum için olsa da, ‘fayda’ sağlamanın aracı olarak görülmektedirler. Daha önce görüldüğü gibi, Tanrı korkusu dahî devlet görevlilerini görevlerinde güvenilir kılmanın aracıdır. Bu durum, kitabın bütününe sinmiş olan faydacı ahlâk anlayışının tutarlı bir sonucudur. “Hükümdarlığa lâyık bir bey nasıl olmalıdır” başlıklı bölümde; en az onbeş Türk atasözü, dört tane eski Türk şâirlerinden alıntı beyit ve Ötüken Beyi’nden de bir vecîze kaydedilmiş olması, bu anlayışın da büyük ölçüde eski geleneğe dayandığını göstermektedir. Devletin halk ile olan ilişkilerinin düzenlenmesinde faydacı ahlâka dayanmak, halk ile iş görmenin kaçınılmaz bir sonucu olsa gerektir. Zirâ, ‘karşılıklılık’ esasına dayanan faydacı ahlâkın pratik sonuçları çok açıktır ve anlaşılmak için entelektüel bir düzey gerektirmez.
b. Hükümdârın Görevleri
1. Halkı Tok ve Bayındır Kılmak
Orkun yazıtlarında, kağanın en önemli görevleri arasında sunulan ‘aç milleti doyurmak ve fakir milleti bayındır kılmak’, Kutadgu Bilig’de de üzerinde en fazla vurgu yapılan unsurlardandır. Halkı doyurmak âdeta bir Tanrı buyruğu olarak telâkki edilmiş ve hükümdar, “Memlekete bir kimse bir gece aç kalsa, onu Tanrı sana soracaktır” denilerek uyarılmıştır. Bey, halk için bir kut’tur ve halkın kutlu olabilmesi için karnının doyması lâzımdır. Bunun için bey, halkını bol yiyecek ve içeceğe kavuşturmalı, halkına ondan tokluk gelmelidir. Halkın açlığından, bey doğrudan sorumludur; çünkü, Tanrı, hesabını soracağı bir emanet olarak, halkı beyin boynuna yüklemiştir.
Hükümdarın sorumluluğu, halkını karın tokluğuna yaşatmakla bitmemektedir. Elbette, açı doyurmalı, çıplağı giydirmelidir; ancak, halktan ‘fakir’ adını kaldırmadıkça beyliğe lâyık olamaz. Bey, halkın çıkarını düşünmelidir, çünkü kendi çıkarı da onun içindedir. Bu durumda, halkın zenginliği, zaten beyin de zenginliği demek olacaktır. Hükümdar bunu başarabilmek için, önce devlet hizmetlerini yürütenleri maddî tatmine kavuşturmalı ve özellikle orduyu beslemelidir. Böylece, ordunun getireceği ganimetlerle hazine zenginleşirken, devletin doğru kanunlarla uygun ortam sağladığı halk da zenginleşecektir.
Halkın refah sınırının yükseltilmesine ilişkin tüm kaygı ve düzenlemeler ‘sosyal devlet’ kavramını öne çıkarmaktadır. Sadece buradan hareketle, devletin halk için olduğunu söylemek doğru olmasa da; halkı gözetmek zorunda olduğu bellidir.
2. Doğru Kanunlarla Düzeni Sağlamak ve Adâleti Gerçekleştirmek
Türk devlet geleneğinde töre; halk için, yemek-içmek, giyinmek ve barınmak gibi bir ihtiyaç olarak görülmüştür. Töre hem  devlet hâkimiyetinin bir göstergesi, hem de hükümdarın halka karşı bir görevidir. Orkun kitâbelerinde 11 yerde geçen ‘töre’, bunun altısında ‘devlet’ ile beraber kullanılmıştır. Amacı adâleti gerçekleştirmek olan devlet, bunu doğru kanunlar yapmak suretiyle başarmak çabasındadır. Eğer, bunu yapabilirse, bir hükümdar bütün dileklerine kavuşmuş demektir. Kanunlar bir devletin temelidirler; eğer, doğru ve doğrulukla düzenlenmişlerse, devletin geleceğinin en büyük teminatıdırlar. Bir bey halka kanun vermez ise; o, halkın içine ateş atmış olur; devlet bozulur ve beylik de yıkılır. Kanunun çıkmadığı yerde zulüm var demektir; zulüm ise ateş gibi bulunduğu ülkeyi yakar, yok eder. Oysa, kanun su gibidir. Kanunla ülke genişler ve beylik ayakta kalır. Kanunlar, hükümdarın amacı olan adaleti gerçekleştirmede kullandığı araçlardır. Esas olan bu araçların adalete vardırmalarıdır; kendi başlarına bir amaç değillerdir. Yani devlet, kanun devleti değil, hukuk devletidir.
Daha faydacı olan başka bir açıklama modeline göre ise: Devleti ayakta tutabilmek için çok asker ve ordu lâzımdır; bu orduyu besleyebilmek için de hazînenin dolu olması gerekir; hazînenin dolabilmesi, halkın zengin olmasına bağlıdır; bunun için de doğru kanunlar konulmalıdır. Eğer bunlardan biri bile ihmal edilirse, dördü de kalır ve beylik çözülmeye yüz tutar.
Görüldüğü gibi, kanunların devletin kaderini belirliyor olması, onları düzenlemeyi hükümdarın en önemli görevi haline getirmiştir. Devletle halk arasındaki en hissedilir bağ olan kanunların, halkın durumu gözetilerek belirlenmesi devletin halktan kopuk olmadığının bir göstergesidir.
3. Devlet Düzeninin Devamı İçin Fetihlerde Bulunmak
Nasıl ki, doğru kanunlar yapmak hükümdarın bilgelik vasfıyla ve halkı doyurup zenginleştirmek de erdemlilik vasfıyla bağdaşırsa; alplık vasfı da savaş düzeninin içinde yer almakla kendini gösterir. Bunu tersine çevirmek de mümkündür: devletin başındaki insan, sayılan bu tür işleri yapmak durumunda olduğu için; o özelliklere de sahip bulunmalıdır. Bu iki söyleyiş de, aynı duruma işaret etmekle birlikte, aynı tutuma işaret etmemektedirler. Birinde kişi şartları belirlerken, diğerinde şartlar kişiyi belirlemektedir. Bunlardan hangisinin geçerli sayılacağına büyük ölçüde tarih metafizikleri karar vermektedir.
Dönemin özelliği gereği, bir yandan fetihler, diğer yandan işgal ve bölünme tehditleri gözönünde bulundurulduğunda, devletin ve hükümdarın geleceğinin savaş gücüne bağlı olduğu görülür.
Fetihler çok amaçlıdır: hem elde edilen ganimet ile hazine zenginleşir, hem savaş gücü diri (ve meşgûl) tutulur ve hem de toplanan ganîmetten askere dağıtılarak, kendine bağlanır. Odgurmış’ın devreye girmesinden sonra bunlara yeni bir amaç daha eklenir:  Dini yaymak[155]. Kut’unu Tanrı’dan almış biri olarak, savaşları O’nun adını yaymak amacıyla yapması, artık, hükümdarın görevini daha anlamlı ve daha önemli kılmaktadır. Bununla birlikte, bu savaşlarda da ganimet gözardı edilmiş değildir[157]. Hangi amaçla olursa olsun, “kılıç kımıldadığı sürece düşman kımıldayamaz”. Savaşların tâli olsa da önemsiz olmayan bir işlevi de, hükümdara ‘şöhret’ kazandırmaktır. Nitekim, geçmişin savaşçılıkla şöhret bulmuş beyleri anılmakta, sözleri referans kabul edilmektedir.
Silâhlı güç sadece savaş amaçlı değil, düzenin korunması için de bulundurulmalıdır. Beyler ancak böylelikle memleketlerine sahip olabilirler; bunu gözetmeyen bey gafildir ve memleketine de sahip olamaz. “Kılıç ile balta memleketin bekçisidir”.
Halkın refah seviyesini yükseltmek ve kanun yapıp uygulatabilmek, böyle bir gücü elinde bulundurmaya bağlı olduğundan, savaş gücünü organize etmek, hükümdarın en önemli görevi olmalıdır.
c. Hükümdarın Hak ve Sorumlulukları
Burada söylenecek sözler de, aslında hükümdarın görevlerine ilişkindir. Ancak, Yusuf bunlar üzerinde özellikle durmuş ve bunları ‘hak’ olarak nitelemiştir. Bunların hak olarak nitelendirilmesi, hükümdar ile halk arasındaki karşılıklı ilişkide, herhangi bir tarafça lûtuf olarak görülmelerini engellemektedir. Yusuf, halkın hükümdar üzerindeki haklarına öncelik tanımış, ancak bunları yerine getirdikten sonra hükümdarın haklarını talep edebileceğini belirtmiştir. Bu durumda, hükümdarın haklarının varlığı, sorumluluklarının yerine getirilmesine bağlıdır. Demek ki; hükümdâr, halk üzerinde, sorumluluklarından bağımsız hiçbir hakka sahip değildir. Hatta, bunlar yerine getirilmedikçe, halk itaat etme sorumluluğunda bile değildir. Bu dönem ve öncesi için, gelenekte bunun örneklerinin olduğu görülmüştür.
Halkın hükümdar üzerindeki hakları şunlardır:
-Ülkede kullanılan gümüşün temiz kalması, yani kullanılan paranın ayarının korunması;
-Halkın âdil kanunlar ile yönetilmesi, bir sınıfın bir diğeri üzerinde tahakkümüne izin verilmemesi;
-Yol güvenliği ve asâyişin sağlanması, yol kesenlerin ve diğer suçluların ortadan kaldırılması.
Bunları yerine getirdikten sonra talep edilecek olan, hükümdarın halk üzerindeki hakları ise şunlardır:
-Halk, hükümdarın emirlerine itaat etmeli, saygı göstermeli ve bu emir ne olursa olsun, mutlaka yerine getirilmelidir;
-Hazinenin hakkı (vergi) gözetilmeli ve bu zamanında ödenmelidir;
-Halk, hükümdarın dostuna dost ve düşmanına da düşman olmalıdır.
Burada dikkat çekici olan, halkın hükümdar üzerindeki hakları, sınırları titizce belirlenmiş olgulara gönderimde bulunurken; vergi dışında, hükümdarın diğer iki hakkının böyle bir özelliğe sahip olmamasıdır. Bunun nedeni de, mutlak otoritenin, değişken içerikten ziyâde, kalıcı form ile kendini belirlemek istemesi olsa gerektir.
Kutadgu Bilig’de, kendinden önceki Arap ve Fars eserlerinden farklı olarak, siyasî unsurlar ile ahlâkî ve felsefî unsurlar içiçe geçmişlerdir. Kitapta, yüksek tabakaya has bir ahlâktan ve bunun yanısıra halk tabakaların ahlâkî kavrayışından söz edilir. Biri ‘bilmeye’, diğeri ‘taklide’ dayanan bu iki ahlâk anlayışından hareketle, devletin temeline yerleştirilmek üzere, bir ahlâk görüşünün oluşturulduğu görülecektir.
Devletin (hele ‘dünya devleti’nin) amacını, ‘adaleti gerçekleştirmek’ olarak belirleme, daha ilk adımda, devleti ahlâkî temellere oturtmak demektir. Adaletin ahlâkî bir ilke olması; devleti de ahlâkî argümanlar geliştirmek ve düzeni bunlara dayamak zorunda bırakmıştır. Daha doğru bir söyleyişle; adalet sistemi, bir toplumun ‘devlet’ biçiminde teşkilâtlanmasını mümkün kılmıştır. Bireyin, toplumun ve devletin ortaklaşa amaç edindiği adalet, bu haliyle ‘en yüksek iyi’dir. o halde, öncelikle ‘iyi’nin ne olduğunu anlamak gerekir.
İnsan, bütün yapıp etmelerini zamanda ve mekânda gerçekleştirir. Bu zemin akışkan bir özelliğe sahip olduğundan, insan eylemlerini ‘değerlendirebilmek’ için bu zemin dışından bir ‘sabite’ye ihtiyaç duyar. Aranan bu sabit değer ‘iyi’dir. ‘İyi’nin asla bozulmaz oluşu, onun, zamanın etkisinden bağışık olduğunu gösterir. Her yerde niteliğini değiştirmeden koruyabilmesi ve geçerli oluşu ise, mekâna bağlı olmadığının bir göstergesidir.
‘İyi’ en üst değer ve ahlâk felsefesinin en temel kavramıdır. Öylesine ki, onu, sırf tanımlamak dahi, bir ahlâk metafiziğinin ana çizgilerini belirlemek demektir.
Yusuf, yorumcuları zahmete sokmayacak çok açık bir tanım vermiştir: “İyi … faydalı olan ve bundan dolayı … haz veren şeydir”. Bu tanımdan anlaşılacağı üzere onun temel vasfı ‘faydalı olmak’tır. Bütün iyilikler akıldan gelir. Daha doğrusu, bütün iyiliklere ancak bilgi eriştirir. Akıl ve bilgi arasında bir ayrım yapıldığı; aklın doğuştan geldiği ve zaman dışı ilkelere sahip olmakla, Tanrı ile insan arasında bir bağ olduğu görülmüştü. Ancak, bilgi olmadan akıl bir işe yaramıyordu. Demek ki, iyiliğin ilkeleri akıldadır ya da akılda temellendirilmektedir; onlara ulaşmanın tek yolu da bilgidir. İyi ile kötünün ancak bilgi ile ayırdedilebileceği açıkça belirtilmiştir.
Bu anlayış, Kutadgu Bilig’den once, Orkun Kitâbeleri’nde de vurgulanmış ve iyi olmayan bir şeyi yapmanın (yanılmanın) nedeni olarak ‘bilgisizlik’ gösterilmiştir.
İyi ve kötünün ancak bilgi ile ayırdedilebileceği ve her türlü iyiliği yapmanın da yine bilgi ile mümkün olduğunun söylenmesi, bizi, düşünce tarihinin pek de yabancı olmadığı ‘bilgi erdemdir’ tezine götürmektedir.
Bu noktada, devlet ve toplum düzeni açısından önemli olan iki sorun belirtmekte ve çözüm beklemektedir: Sadece bilgili insanlar iyi olabiliyor ve iyiyi isteyebiliyorlarsa; bilgili olanlar doğru dürüst davranırken, olmayanlar iyi hareket edemiyorsa, bunların, devlet ve toplum düzeni karşısındaki sorumlulukları ne olacaktır? İkinci olarak, bu tabloda hükümdârın konumu ne olacaktır?
İyilik bilgi ile mümkündür. Ancak toplumda bilgi sahibi insanlar ancak bir azınlıktır ve halkın çoğu bilgisizdir. Bu durumda, bilgisiz halk, bilerek eyleyenleri taklit ile sorumlu tutulmuştur. Bu gerçek bir iyilik olmasa da, toplum düzeninin sağlanması bir iyiliktir. Bilgisiz insanlar maddî ilişkiler düzeyinde yaşarlar ve ancak elleriyle kavradıkları şeyler onlar için bir anlam ifade eder. Oysa ‘iyi’ fizik dünyaya ait değildir; ideal bir alanın nesnesidir ve el ile değil, zihin ile kavranılır. Bunun için de bu kavrayışı gerçekleştirebilecek bir zihnî yetkinliğe ihtiyaç vardır. Kamu düzenini sağlayabilmek için, bu yetkinliğe sahip olmayanlar devlet tarafından taklide ya özendirilirler ya da zorlanırlar. Özendirme, toplumun önüne model tipler koyma yoluyla yapılır. Kitapta, sitâyişle bahsedilip sözleri aktarılan beyler ve hükümdârın kendisi model tiplerdir. Geride iyi ad bırakan herkes model tiptir. Cezalandırma ise, ‘iyi’ kanunlarca düzenlenir. Kanunların işlevi sadece suç işleyeni cezalandırmak değil, işleyebilecek olanları da caydırmaktır. Bu yönüyle suçlular da ’olumsuz model tip’ olarak kullanılırlar. Halk mutlu olmak istiyorsa, bilgili kişileri taklit etmeli ve kendilerini iyiliğe götürecek olan kanunlara uymalıdır. Çünkü, iyilik insanı mutluluğa götürür.
Hükümdâr dahî bulunduğu konumu iyi olmaya, daha doğrusu, iyi olanı bilmeye ve yapmaya borçludur. Daha, Tanrı’dan kut aldığı anda, bunun kalıcı olmadığı, eğer elde tutulmak isteniyorsa ahlâkî bağlarla bağlanması gerektiği kendisine bildirilmişti. Beylik mukaddes olduğu için, ona sahip olmak ahlâkî temizliği gerektirir[184]. Bundan dolayı iyi ve erdemli olmak beyliğin şartlarından sayılmıştır. İyiliğe ancak bilgi ile ulaşılabileceği ilkesi hükümdâr için de geçerlidir. Bu yüzden, hükümdârın sahip olması gereken özelliklerden biri olan ‘bilgelik’ de gerçek anlamını burada bulur. Bunun da ötesinde, alplık ve diğer erdemleri de, artık, bilgeliğe indirgemek mümkündür.
Kitap boyunca, ‘iyi’nin sırf kendi için istenilir olduğu sonucuna ulaşmamızı sağlayacak bir veri bulmak oldukça zordur. Faydacı ahlâkın ‘karşılıklılık’ ilkesi o derece temele alınmıştır ki, Tanrı’nın bile beylik vermekle yaptığı iyiliğin bir karşılığı olduğu düşünülür: Hükümdâr, bunun bedelini, halka karşı iyi olmakla ödemelidir[186]. Bu ilke, en açık dile getirilişini, ‘iyilik yap iyilik bul’ veya ‘sana davranıldığı gibi davran’ gibi formülleştirilmiş ifadelerde bulmaktadır. Manevî karşılıklar, yerine getirilmesi gereken yükümlülükler olarak düzenlenebildiği gibi; ‘iyilik yapanın adının ebedîleşmesi’ örneğinde görüldüğü üzere kalanların vicdanına da bırakılabilir.
Karşılıklılık ilkesi, sadece bireysel ilişkilerde değil, bey ile halkın arasındaki ilişkide de belirleyicidir. Burada da -karşılıklı haklarda olduğu gibi- halka öncelik tanınmış; halktan iyilik bekleyen beyin önce kendisinin iyi olması istenmiştir. Bunda, ‘bilmeyen’ halka, ‘bilen’ beyin örnek olmasının da rolü vardır. Beyin, halk tarafından sevilmesi ve halkın beye inanması da, onu taklit etmelerine yardımcı olacağı için önemlidir. Bey, halkına karşı iyi olmalıdır, çünkü beyin yararı da halkın yararının içindedir. Diğer yandan, beyin iyi olması da halkın yararındadır. Çünkü, halk iyi olursa, bu sadece kendisi içindir; oysa, bey iyi olursa, bütün halk gün görür. Eğer, halk iyilikten ayrılır da kötülük yaparsa, bey de buna kötülükle karşılık verir; halk kendini düzeltirse, bey de düzeltir. Beyin kötülüğü, kötülere ancak kötülük yapmakla engel olunabileceğine inanılmasından kaynaklanır. Beyin kötülüğünden kasıt cezalandırıcılığıdır ve bunu, aslında halkın iyiliği için yapmaktadır. Maddî ilişkiler düzeyinde düşünen ve yaşayan insanlara, tuttukları yolun kötü olduğunu anlatabilmek için en iyi çare sopa ve zindandır.
Ahlâkî ilişkilerin ‘karşılıklılık’ esasına göre düzenlendiğinin göstergelerinden biri de, Tanrı’ya verilecek hesabın düşünülerek iyi olunmasının istenmesidir.
‘Hesap günü’nden hareketle, uygulanacak sorguda kullanılacak ölçütün ne olabileceği tartışılmıştır. Küyel’in “erken bir felsefî antropoloji” olarak nitelediği bu tartışma ‘iyilik’ ve ‘fayda’ kavramları açısından çok dikkat çekicidir. Bir dağda münzevî olarak yaşayan Odgurmış da, halka hizmet etmek çabasında olan Ögdülmiş de, bu dünyadaki hayatı, hesap gününe bir hazırlık olarak görmektedirler. İnsanın, halka kapısını kapatmazsa, hesap gününe hazırlanamayacağını düşünen ve “halktan vazgeçtim Tanrı’ya sığındım’ diyen Odgurmış’a, Ögdülmiş karşı çıkmaktadır. O’na göre: İbâdetine güvenen kul Tanrı’yı memnun edecek yolu bulamamış demektir. Tanrı ibâdete muhtaç değildir. O’nun rızasını kazanmanın yolu, topluma faydalı olmaktan geçer. Din insanlar içindir; insan ise, ancak başkasına faydalı olandır. Tanrı, iyilik ister, oysa ibâdet kişinin iyi olduğunu göstermez; iyilik, ancak, toplum içinde gerçekleşebilir. Bilgisiz ibâdetin faydasının olmadığı söylenir ki; buradaki ‘bilgi’den kasıt ibâdet bilgisi değildir. Bir şeyin ‘bilgi’ olabilmesi için fayda sağlaması gerektiğine inanılır. Bu da toplumsal faydadır. Hayvanın üzerinde, bilgi ve erdemleriyle yükselen insan ahlâk sahibi biricik varolandır. Ahlâkı oluşturan ise, toplum halinde var olabilen insanların birbirleriyle kurdukları her çeşit ilişkidir. Bu haliyle, tek kişinin olduğu yerde ahlâktan söz etmek güçtür. Ahlâkın olmadığı yerde ise, iyi ve kötü de olmaz. Toplumun en üst düzeydeki organizasyonu devlettir ve toplumun faydası için vardır. o halde en yüksek iyiyi devlet eliyle gerçekleştirmek mümkündür.
Yusuf’un, Ögdülmiş’in ağzından bütün anlatmak istedikleri bunlardır. O’na göre insan ancak toplum içerisinde bilebilir ve eyleyebilir, yani kişileşir. Toplum dışında dilini, düşüncesini, kişiliğini kaybeder, hayvanlaşır. Toplum içinde kalıp da yüce değerlerin ters yönünde gidenler de kişileşemezler. Bununla beraber, toplum içinde kaldıkları sürece, devletin düzenlemelerine uymak zorundadırlar. Devlet,  âdil düzenlemelerle, halkın bilenleri taklit etmesini sağlayabilirse, toplum için iyi olanı gerçekleştirmiş demektir. Böyle bir durumda “hükümdâr, iki dünyada da kut bulur, kişiler kişisi olur”.
Yusuf’un bu eseri yazmaktaki amacı, tarihinden devraldığı ahlâkî ve siyasî geleneği yaşatmak olduğu kadar, bozkır atlılarının devletler kuran enerjisini kaybettirmesinden korktuğu, dünya olaylarına sırtını dönen münzevîliği engellemektedir de. Nitekim, Türk tarihinde böyle bir tecrübe Budizm’e karşı yaşanmış, ancak Türk dünya görüşü, hayata ve onun sorumluluklarına yönelen fikirleriyle, Budizm’in köhne, tufeylî dünya görüşüne karşı mücâdele etmiştir. Alplığı bir hayat tarzı olarak yaşayan insana, Budizm’in teklif edebileceği en büyük başarı nedâmeten ibaret idi. Silâhlarına ve toplum hayatına vedâ edip bir manastırda yokluk murakabesine dalarsa, belki alp kurtuluşa erişebilirdi. Böyle bir ihtimal karşısında Türkler alp’ı, canını koruyan zâhidden üstün tutmuşlardır. İslâmiyet’ten sonra da, Türkler arasında, kendine özgü ‘Alp-Eren’ tipi temâyüz etmiştir.
SONUÇ OLARAK;
İslami döneme ait bir eser olan Kutadgu Bilig’deki devlet anlayışı, kendinden ve İslamdan önceki ‘Türk Devlet Geleneği’ ile tamamen uyum halindedir. Değişen maddî ve manevî şartlara rağmen, devlet geleneğinin kesintiye uğramadığı ve başkalaşmadığı açıktır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Türk toplumunda geleneğin her zaman ağırlığını korumuş olması; bir diğeri ise, siyasî iktidarın böylesi bir sonucu özellikle amaçlamış olmasıdır. Zira, gelenek güçtür.
Değişen şartlara ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesine yönelik yeni düzenlemeler yapılmakla beraber, hukuk büyük ölçüde geçmişteki uygulamalara dayandırılmıştır. Böyle bir eğilimin ortaya çıkmasında ‘atalar ruhu’na olan inanç oldukça etkin bir rol oynamıştır. Bunu destekleyen siyasî etken ise, hâkimiyetin soy tekeli üzerine kurulmuş olmasıdır. Bunun bir sonucu olarak, devlet ile hükümdar örtüştürülebilmiştir. Bu nedenledir ki, devlet yönetme bilgisi, devlet kurumlarının işleyişlerinin düzenlenmesinden çok, hükümdarın eylemlerinin düzenlenmesine yönelik olmuştur. Şu da var ki, bu düzenleme de geleneğe dayandırılmış ve buna uymayan hükümdar meşrûiyetini kaybetmiş sayılmıştır. Bu durum da, devlet ile hükümdarın tamamen ayrı telâkki edilmesinin örneğidir. Çelişik gibi görülebilen bu iki durum, Türkler’deki devlet düşüncesinin anahtar kavramı olan ‘kut’ ile açıklanır. Kişiye devleti kazandıran ‘kut’un kalıcı olmayan bir özelliğe sahip olması, devlet-halk ilişkisini böylesi bir dengeye oturtan Türk devlet felsefesinin özgün yanını oluşturur. Buna bağlı olarak, devlet kutsal sayılmış, fakat hükümdara kutsiyet asla izâfe edilmemiştir. ‘Kut’u elinde tutabilmenin yolu hükümdarın ahlâkî sorumluluklarını yerine getirmesine bağlıdır. Pragmatik temellere dayanan ahlâk, halk ve hükümdarın karşılıklı çıkarlarını dengede tutabilmeyi esas almıştır. Bunun bir sonucu olarak, halkın durumunu iyileştirmek, hükümdarın başta gelen görevi olduğu gibi, meşrûiyetini devam ettirebilmesinin de gereği olmuştur.
Türk geleneğinde, devlet teorisindeki en önemli unsurlardan biri de ‘Tanrı’ kavramı olmuştur. Siyasî hâkimiyetin Tanrı’dan alındığına inanılmış, buna bağlı olarak da hâkimiyetin gereğini yerine getirmek, hak değil, bir görev olarak telâkki edilmiştir. Açıktır ki, bu anlayışı ayakta tutan da ruhun ölümsüzlüğüne ilişkin inanç olmuştur. Bu inancın halkta yerleşik olması siyasî iktidarın meşrûiyet kaynaklarından biri olmuştur. Bunu desteklemek üzere, yaratılış ve türeyiş efsaneleri de iktidarın meşrûiyetini temellendirmek üzere biçimlendirilmiştir.
Tanrı tarafından hükümdara verilen görevin amacı yeryüzünde adâleti hâkim kılmaktır. Bununla ilişki içerisinde, devlet; ‘dünya devleti’ olarak düşünülmüştür. Bunun en önemli sonucu, siyasî otoriteye itaat edenlerin tümünün bu devletin ‘vatandaşı’ sayılması olmuştur. Böylece ayırımcılık engellenmiş ve bu durum Türk devletlerinin büyüme nedenlerinden biri olmuştur.

Milliy Iptixarliq Tuyghusi we Milletning Kélichigi!


Ügettim, Ügetkin Ügetsun!

Kashgar-UYGHUR
Uyghur medeniyiti 10 ming yilliq shanliq tarixqa ige bolup,bügünki künde perde arqisidiki qarangghuluq küchler teripidin ortaq yoqutiwitish obyékti bolup qaldi.Ular Uyghur millitini, bir étnik topluq süpitide tarix sehnisidin süpürüp tashlashni meqset qilghan bolup, weten ichi we sitritida öz-ara hemkarliship herket qilmaqta!Xelqimiz milliy kimligi jümlidin milliy medeniyitini qoghdap qélish üchün bar imkanlarning hemmini ishqa séliwatqan bolsimu, her türlük tehditlerdin toluq qutulup ketkini yoq!

Biz Uyghurlar bilen paralil yaki oxshash jemiyette yashawatqan bir qisim milletler, milliy kimliki we milliy medeniyitini qoghdashta ijabiy qedemlerni alghan bolsa, biz Uyghurlar xuddi milliy kimlikimiz we medeniyitimizdin özligimizdin uzaqlishiwatqandek halette sistimliq we programmiliq shekilde yatlashturulmaqtamiz! Tibet we Tungganlargha qaraydighan bolsaq, ulardiki milliy iptixarning barghanche küchlinip bériwatqanliqini körümiz! Biz Uyghurlarning milliy kimliki bir tereptin düshmen küchlerning mexpiy pilanliri sewebidin ajizlishishqa qarap yüzlengen bolsa, yene bir tereptin bizning meniwiy medeniyet, maddiy medeniyet hadisillirige bérip chétilidighan qurulushlarni milliy alahiyidilikimizge uyghun shekilde pilanliyalmighanliqimizdin boliwatidu.

Biz Xitay we xitayning mustemlike rayonlirigha nisbeten ayrim bir étnik xeliqqe oxshighinimiz bilen, bashqa rayonlardiki xeliqler bilen bolghan perqimizni rushen békitelmigenlikimiz üchün, dunyada ayrim bir millet dégen obrazni téxi tikliyelmiduq!Diniy, kultural we siyasiy meselilerde milliy alahiydilikimizge alahiyde yer bérishke sel qarawatimiz! Biz milletchilikimiz yéterlik dep qaraymiz, emma biznning milliy iptixarliq tuyghumiz intayin ajizliship ketken bir dewirde yashawatimiz. Bügünki künde Uyghurda Tibet yaki tungganlarchilik milliy iptixar yétilgen bolsaidi, weten nahayiti tiz azat bghan bolatti.

Xelqimiz qanche ming yildin béri bügünki kündimu zamaniwiyliqini hich yoqatmighan, kötürüp yürüshke eplik, herqandaq kéyim-kéchek bilen maslishidighan, mol we renggareng milliy medeniyitimizde yaquttek julalap turghan türi köp, lahelinishi addiy we körkem doppini etiwarliq ata mirasliri qatarida qoghdap kelmekte.Uyghur doppisi méditsina, pelesepe, din, sennet, algébra, astirnomiye we tarix qatarliq köp xil ilimlargha munasiwetlik mezmunlar gireleshken bir eser bolup, uningdiki motiflarning hazirgha qeder siri échilghini yoq!

Uyghur doppilliri, her xilliqi, tikish we keshtilesh jehettiki pirinsipchanliqi we oxshashliqi jehettin alahiyde özgichilikke ége bolup, dunya medeniyet ghezinisidiki tengdashsiz mirastur!

Dunya milletlirining medeniyitide Uyghur xelqide bar bolghan doppining peqet bir türi yaki shu doppidiki melum bir motif(Milliy Imag) we yaki adettiki bir belgidek nerse bar bolghan bolsa özlirini alahiyde medeniyetlik sanaydu. Uni bayraqliri, dewlet giribi, milliy bankillirining simiwoli, pul we imfort-ikisport pay-cheklirining belgüsi…qatarliq nurghun tereplerde etiwarlap ishlitidu!

Xelqimiz ming yillardin béri milliy kimlikimizning belgüsi süpitide qoghdap kéliwatqan doppa medeniyiti zamanisigha layiq tereqqiy qildurulmighan bolup, buning seweplirining biri xelqimizning bash kéyimi enenisige yéterlik ehmiyet bermigenlikidin bolmaqta. Hazir arimizda shu qeder güzel doppimizni kiyishtin nomus qilidighan mangqurtlarmu az emes! Uyghur kéyim-kéchekliri tarixning dehshetlik buran-chapqunlirida éghir sinaqlardin ötken bolup, uning insan oghlining yaritilishi yeni jismaniy we rohiy alahiydilikini téximu güzelleshtüridighanliqi heqqidiki heyranliq xelqara jemiyette barghanche kücheymekte!

Doppa dunyadiki bash kéyimlirining ichide Uyghurlargha eng yarishidighan kéyim-kéchekning biri bolup, doppa kiygen erler söletlik, doppa kiygen qizlar sülketlik tesir béridu.Tariximizda medeniyet jehette arqida qélish, iqtisadiy jehette namratlishish, siyasiy jehette qul qilinish sewebidin, xelqimiz rohiy we jismaniy jehettin chuwalchaqliship, tashqiy körünishimiz tarixtikige oxshimayla qalghan bügünki künde, uyghurlarni bir étnik topluq yeni musteqqil millet qilip körsütidighan bayliqlirimizning biri doppa bolsimu, bezilerning bashqa milletlerni dorap kiygen bash kiyimliri ademning könglini élishturidu.Bundaqlar özining jismaniy we rohiy tereplerdiki eyiplirini doppa qatarliq milliy kéyim-kécheklirimiz bilen bizey démeydu, manglur xitaylardek yürse yüriduki,pakistanliq we afghanlarning kültektek bash kéyimini, éghi yoq ishtanlirini, we ereplerning xalta köyneklirini kiyiship,diwanidek setliship yürse yüriyduki, doppa kiygenlerni kemsitidu, doppigha yéqin kelmeydu, kéyishni teshebbus qilghanlardin yirginidu.

Nöwette Uyghur kiyimlirige Uyghurlarning qiziqishining töwen bolishi, Uyghur yémeklirige Uyghurlarning xéridar bolmasliqi milyonlighan qiz-yigitlirimizning ishsiz qélip, yat ellerde sersan-sergerdan bolup yürishinila keltürüp chiqarmay, milliy rohtin yatlishish hadisinimu keltürüp chiqarmaqta! Milliy rohiy ajiz xeliqlerde milliy iptixarliq tuyghusi ölüp, hemme tereptin yat milletlerge qulchiliq qilidighan ang yétilidu.Bu xil ang milletning iqtisadiy, siyasiy, sotsiyal we kultural enenisini buzup, étnik topluqlarning kolliktip yoqulishini keltürüp chiqiridu.Shu seweptin tehdit astidiki milletler, tarixiy enenilliri arqiliq milliy kimlikini muhapizet qilip, öz xelqining milliy iptixarini oyghutup turidu.

Men tordin Tungganlarning bir qétimliq diniy bayramda, milliy kéyim-kécheklirini qandaq istimal qilghanliqini körüp, biz Uyghurlarning bu jehette bek ajizlap ketkenlikimizni, yaki milliy medeniyitimizdin barghanche uzaqliship, bashqa köp-xil medeniyetlerning buzghunchiliqigha uchrawatanliqimizni hés qilip, intayin ghezeplendim!

Sen Uyghur bolsang bashqa ishlarni qilishtin awal, eng deslepte tungganlarning bu jehettiki alahiydiliki heqqide yaxshi oylan.Ularning kiyim-kéchekliri özige xas xususiyetke ige bolsimu, bu jehette Uyghur kéyim-kécheklirining qoligha su quyup bérelmeydu! Shunche mol medeniyetni özige yughurup, güzellikte tengdashsiz ülge yaratqan, Uyghur kéyim-kécheklirini tereqqiy qildurush, markilashturush, bashlamchiliq bilen sétiwelip ishlitishni her bir uyghur wijdaniy buruchum, dep qarisa, shu arqiliq milliy iptixarliq tuyghumizni küchlendürüp, milletning kélichigini kapaletke ige qilishning daghdam yolini achqili we iqtisadiy jehettin arqida qéliwatqan, namratliq destidin ingirawatqan xelqimizge ünümlik yar-yülek bolghili bolidu!

Biz milliy kéyim kécheklirimizge, folklorimiz we her türlük örpi-adetlirimizge heqiqiy ige chiqalisaq, hich bolmisa xitay ölkilliride éghir milliy xorluqqa uchrawatqan hede-singillirimizni xizmet we turaqliq iqtisadiy kirimgha ige qilip, ularni ar-nomus we qulluq zenjiridin azat qilalaymiz! Bu heqiqiten büyük bir milliy inqilap bolidu!

Töwendiki resimde tungganlar özlirining bash kéyimi bilen sürlük, heywetlik, küchlük, jasaretlik körüngen.Uyghurlar namaz oqughan camening aldida tartilghan resimlerge qarisa, u yerde xuddi xitay dölitidiki 56 milletning hemmisi bardek körinidu.Bu échinishliq hadisini özimiz keltürüp chiqarduq!Tungganlarning bir yerim milyart düshmen ichide qandaq tik turghanliqining özimu biz uyghurlar üchün qattiq oylunishqa tégishlik bir möjize bolup, uning seweplirining biri, ulardiki buninggha oxshaydighan milliy xususiyetlerdur!Qarang bu tungganlargha, bundaq bir milletni körgen düshmen qorqunch ichide qalidu!

Tungganlar xitayning destidin aldirap, bir milliy dewlet quralmasliqi mumkin, bu tungganlarning biz Uyghurlargha oxshimaydighan yéri, lékin ular diniy itiqatta tallighan yolining toghriliqi, emeliyetchanliqi, milliy iptixarliq tuyghusining küchlükliki, ejdatliri shekillendürgen milliy enenillirige bolghan tewrenmes sadaqiti qatarliqlar seweblerdin étnik, kultural, iqtisadiy we siyasiy heq hoquqlirini baturluq bilen qoghdap kéliwatidu!

Hey eziz millitim, doppa we shuninggha oxshighan milliy kéyim-kécheklirimiz, biz üchün peqet bir bash kéyimi emes!Uninggha tariximiz, medeniyitimiz, diniy itiqadimiz, milliy örpi-adetlirimiz, siysiy ghayimiz qatarliq nurghun heqiqetler yoshurunghan!

Uyghur kéyim-kéchekliri jümlidin Doppa uyghurlarning milletchilik éngining möjizige tolghan xezinisi! Bizni biz qilip turghini tilimiz, qénimiz, kulturimiz, dinimiz we ata miras wetinimiz! Doppa qatarliq milliyche kéyim-kécheklirimizning chirayimizni, hesiyatimizni, tuyghumizni, herkitimizni, pikirimizni, hayatiy küchimizni, ghayimizni qeyitsiz, sheritsiz dunyagha jakarlap turghan engüshter ikenligini Unutmayli! (K.Atahan)

11.08.14 Gérmaniye

*****

New Theory Suggests that Humans with blood type Rh Negative Belong to an Extraterrestrial lineage


rh.negativo

Humans have possible four general blood types: A, B, AB and O; this classification is derived, according to scientists from proteins which are found on the surface of cells which are designed to fight off bacteria and viruses in the human body. The vast majority of humans beings on this planet have these proteins which means they are Rh positive. But a minor group, the Rh Negative lacks these proteins. So how is this crucial difference explained scientifically? And why does it even exist? Throughout the years, several scientific studies have searched for this answer.

Now, scientists believe they have found out a fascinating thing in regards of Rh Positive and negative. According to this „scientific“ theory, in the distant past, extraterrestrial beings visited the Earth and created, through „genetic manipulation,“ the Rh Negative with an intention of creating a race of „slaves“.

The Basque people of Spain and France have the highest percentage of Rh negative blood. About 30% have (rr) Rh negative and about 60% carry one (r) negative gene.

But Aliens… really? According to investigators, this would explain why Rh negative mothers do not tolerate fetuses with RH Positive blood; thus, this radical, hard-to-explain, by most natural laws intolerance could derive from an ancient genetic modification why Rh positive and Rh negative groups tend to „repel“ each other instead of merging.

This theory goes back to ancient sumerian times, when a highly advanced „alien“ race came from elsewhere in the cosmos; The Anunnaki, building and creating the first human societies.

It is believed that these ancient beings planed and genetically altered primitive human species, creating stronger and more „adequate“ beings that were used as slaves in the distant past.

The Rh negative would be the legacy that the Anunnaki left on Earth among other things. Interestingly, the negative RH strain is characteristic, for example, of the British royal family, which has generated controversial theories about a possible extraterrestrial lineage. although this hypothesis has not been confirmed, the disturbing questions it generates floats in the air: how civilized world would react to the fact that a small portion of the Earth’s population has a genetic code that has been altered in the distant past by highly advanced extraterrestrial beings.

What if it is possible, after all of our „skeptical“ views that in the end, the Negative Rh group of people have a connection to „beings“ not from earth. What if there still is, a mysterious bond that connects them? How would life on Earth change?

Genesis 6:2 “The sons of God saw the daughters of men that they were fair; and took them wives, all of which they chose.”

Genesis 6:4 “God came into the daughters of men, and they bare children to them, and the same became mighty of old.” From the King James Bible: “menchildren – men of Israel, male children of God, not children of man – Ex. 34:23. Ex. 34:7 states “The iniquity of the father will be unto the children unto the fourth generation.”