MAZLUM UYGUR TÜRKLERİNİN DOSTU TÜRK Prof.SANCAR,NOBEL KİMYA ÖDÜLÜNÜ KAZANDI


2015 Nobel Kimya Ödülü’ne aynı zamanda ABD vatandaşı  da olan mazlum Uygur Türklerinin dostu Türk bilim insanı  Prof.Dr. Aziz Sancar’ın kazandığı açıklandı. Türk bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser tedavisinde ‘ritmik saat’ buluşunu yaparak dünya çapında üne kavuşmuştu. Aziz Sancar

Türk-İslam Dünyasının gururu Prof.Sancar “DOĞU TÜRKİSTAN’A HÜRRİYET” yazılı tişörtü ile.

Ayrıca Kimya bilim ödülüne  yine  bilim adamları ABD’li Paul Modrich  ile  İsveçli Tomas Lindahl  da layık görüldü.  Sancar, Lindahl ve Modrich; 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü, hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde kazandığı belirtildi.  Söz konusu çalışmalardan, yeni kanser tedavilerinin geliştirilmesinde faydalanabileceği bildirildi.

Ödülün sahiplerinin açıklanmasının ardından Twitter’da Nobel Ödülü hesabından atılan tweet:

CQtKcTrU8AANrV8

PROF.DrAZİZ SANCAR ABD.’DE  MAZLUM UYGUR TÜRKLERİNİN EN YAKIN DOSTU VE DESTEKÇİSİ

2015  Kimya dalında Nobel  ödülünü kazanan Prof.Sancar, mazlum Uygur Türklerinini en büyük dostu ve yakın destekçisi olarak öne çıkıyor.ABD.’de yaşayan Uygur Türk toplumunun bütün sosyal ve kültürel faaliyetleri ile İşgalcı Çin yönetimine karşı yapılan tepki eylemleri ile protesto gösterilerine  “Free Estern Turkestan = Doğu Türkistan Hürriyet” yazısının basılı  meşhur tişörtünü giyerek en önde yer alıyor ve Uygur Türklerine büyük destek veriyor. Ayrıca,Uygur Türklerinin problemlerinin çözümüne yakından yardımcı oluyor.ABD.’ye tahsil amacı ile gelen Uygur Türkü öğrencilerin en büyük destekçilerindendir.Kurucular arasında yer aldığı “TÜRK EVİ”‘nde  aynı zamanda Eşi de  Müdür olarak görev yapıyor.Türk Cumhuriyetleri ile Türk dünyasının değişik yörelerinden gelen öğrenecilere de devamlı  surette destek veriyor.

HAKAN SANCAR : AMCAM,UYGUR  TÜRKLERİNİN DE HÜR VE DOĞU TÜRKİSTAN’IN DA BAĞIMSIZ OLMASINI  ÇOK ARZU EDER

Trt Avaz radyosu Uygurca servisi muhabiri Mirkamil Kaşgarli’ya konuşan  Nobel kimya ödülünü  kazanan  Prof.Sancar’ın Yeğeni Hakan Sancar şunları ifade etti,” Amcam,ABD.’dde yaşayan Uygur Türkü Kardeşlerimizin bütün faaliyetlerini canu gönülden  destekler ve  yürüyüş ve gösterilerde ünlü Doğu Türkistan’a Hürriyet tişörtünü giyerek en ön saflarda yer alır ve bundan da son derece mutlu olur.Doğu Türkistan’da yaşayan mazlum Uygur Kardeşlerimizin  dramatik ve insanı olmayan durumundan çok büyük üzüntü ve istirap duyduğunu her zaman bizlere ifade eder. Çin işgalindeki Doğu Türkistan’ın da diğer Türk Cumhuriyetleri  ve Kardeşlerimiz gibi bir an önce bağımsızlığa kavuşmasını  çok arzu ettiğini söyler.Bir çok Uygur Türkü Kardeşimiz Amcamın Nobel ödülü almasından  sevindiklerini ifade ederek tebriklerini sundular.” şeklinde konuştu.

 Prof.Dr.AZİZ SANCAR KİMDİR ?
Halen ABD.’nin Kuzey Carolina Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Sancar, Mardin’in Savur İlçesinde, okuma yazma bilmeyen ancak eğitime önem veren sekiz çocuklu bir anne-babanın 7. çocuğu olarak 1946 yılında dünya’ya geldi. İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitiren Sancar,ihtisas  ve bilimsel araştırmalar yapamak üzere ABD.’ye gitti. Yaptığı bilimsel çalışmalar sonucu  Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne kabul edilen üç Türk‘ten biri olmuştu.1997 yılından beri Kuzey Carolina Üniversitesi ile G.Hill Üniversitesi’nde Biyokimya ve Biyofizik bilim dallarında araştırma ve bilimsel çalışmalarda bulundu.Bu arada kendi bilim dalı ile ilgili 300 kadar bilimsel makale kaleme aldı.Bilimsel makaleleri  12.bin ilmi çalışma ve makale’de kaynak olarak gösterildi.

ÖDÜLÜNÜ 10 ARALIK’TA ALACAK
Bu yılın başarılı isimleri Nobel Ödülü’nü Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ta teslim alacak. Ödül, 3 milyon İsveç kronu (Yaklaşık 2.8 milyon TL) tutarında.

2014 yılı Nobel Kimya Ödülü ‘nano dünyaya kapı aralayan’, ‘süper çözünürlüklü floresan mikroskobu’ geliştiren çalışmaları nedeniyle ABD’li kimyagerler Eric Betzig ve William E Moerner ile Alman kimyager Stefan W. Hell’e verilmişti.

2006 yılında da  Türk yazar Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış olup,Türk bilim adamı Prof.Dr.Aziz Sancar  kazandığı Nobel kimya ödülü ile,Nobel ödüllü ikinci Türk olarak biliniyor.

Kaynaklar : Trt.radyo  Uygurca sitesi ve  hurriyet.com.tr/gundem  07.10.2015

MAZLUM UYGUR TÜRKLERİNİN DOSTU TÜRK Prof.SANCAR,NOBEL KİMYA ÖDÜLÜNÜ KAZANDI

Mana Uyghur Alimi Degen Mundaq Bolidu! Nobél Mukapatigha Érishken Türk Alimning Uyghur Söygüsi


Nobél mukapatigha érishken türk alimning uyghur söygüsi

75565615211

Mana Uyghur alimi degen mundaq bolidu!

Tarqitilish 07.10.2015 yéngilinish 07.10.2015 AA
Uyghur ashiqi, türkistan ashiqi; depmu nam alghan türkiyelik alim piroféssor doktor eziz sanjarning nobél mukapatigha érishkenliki uyghurlarnimu shadliqqa chömdürdi.

Nobél mukapatigha érishken türk alimning uyghur söygüsi

Türkiye awazi radiyosi xewiri: nobél mukapatigha érishken türk alimning uyghurlargha alahide muhebbiti barliqi bildürüldi.
«uyghur ashiqi», «türkistan ashiqi» depmu nam alghan türkiyelik alim piroféssor doktor eziz sanjarning nobél mukapatigha érishkenliki uyghurlarnimu shadliqqa chömdürdi.
«DNA» üstide élip barghan tetqiqatlarda zor utuqlarni qolgha keltürüp, ximiye penliri boyiche nobél mukapatigha érishken türkiyelik alim eziz sanjar amérikida her da’im uyghurlarning pa’aliyetlirige aktip qatnishatti.
Amérikida «türk öyi» achqan we ayali «türk öyi»ning mudirliq wezipisini ötewatqan piroféssor doktor eziz sanjar türkiy jumhuriyetlerdin kelgen oqughuchilargha bolupmu, uyghur oqughuchilargha yéqindin yardem qilatti.

12115890_1628892984044911_4360371121058318143_n (1)
Muxbirimizning ziyaritini qobul qilghan piroféssor doktor eziz sanjarning jiyeni haqan sanjar, taghisining uyghur söygüsi heqqide toxtilip: «u her da’im türkistanni éghizidin chüshürmeytti. Purset tapqan haman uyghurlarning pa’aliyetlirige aktip qatnishatti we amérikida hemmila yerge dégüdek resimdiki maykini kéyip baratti» dédi.
Piroféssor doktor eziz sanjar kim?
Piroféssor doktor eziz sanjar 1946 – yili mardinda dunyagha kelgen bolup, u a’ilide 8 balining 7 – si idi. U bir qétimliq nutiqida, ata – anisining oqush yézishni bilmeydighan sawatsizlardin ikenlikini, biraq ma’aripqa qattiq ehmiyet béridighanliqini éytqan idi.

CQtUYwkUYAAxA4W
Eziz sanjar 1971 – yili istanbul uniwérsitéti méditsina fakultétini pütküzüp bilim ashurush üchün amérikigha barghan. U méditsina fakultétini pütküzgendin kéyin élip barghan tetqiqatliri netijiside amérika döletlik bilimler akadémiyesige qobul qilin’ghan 3 türkning birsige aylan’ghan. U 1997 – yilidin tartip muqim halda amérika shimaliy karolina chapél hél uniwérsitéti hemde shimaliy karolina uniwérsitétida bi’oximiye we bi’ofizika bölümide xizmet qilghan. Bu jeryanda u 300 ge yéqin ilmiy maqalisi we bu maqaliliridin élin’ghan 12000 üzünde bilen ilmiy tetqiqatlarda mislisiz muweppeqiyetlerge érishken.
Türk alim piroféssor doktor eziz sanjar nobél mukapatni shiwétsiyelik tomas lindol, amérikiliq alim pawul moldrich qatarliq alimlar bilen ortaqlashti.

http://www.trt.net.tr/uyghur/

ÖZ TOPLUMUNDAN BAĞINI KOPARMAYI KURTULUŞ SAYAN UYGURLAR NASIL İNSANLAR VE NE YAPIYORLAR?


mehmet-emin-.-1

Mehmet Emin HAZRET/Uygur Haber ve Araştırma Merkezi(UYHAM)

Yabancıların tahakkümü  altında acı çekmiş, güçsüz,içsel yorgunluğa sürüklenerek yıldırılmış toplumların,toplu kurtuluş umudu tükendiğinde, toplum içinde bireysel kurtuluş çabaları öne çıkmaya başlıyor.Buradaki kurtuluş çabaları toplumdan,toplum statüsünden kurtuluş anlamını taşımaktadır.Uygur toplumunda bu durum incelenmesi gereken sosyal bir meseledir. Günümüzde Uygurlar, Çin yönetimi tarafından damgalanmış bir toplumdur. Doğu Türkistan’da yönetimi elinde bulunduran ve  bölgenin ekonomik ve siyasi dizginini kendinden başka hiçbir etnik gruba bırakmayan göçmen Çinliler, her Uygur ferdini birer potansiyel düşman olarak algılama reflekse sahiptir. Çinliler tarafından çeşitli siyasi ve teşkili testten geçirilerek (Uygur toplumuna karşı kullanmak için) devlet dairelerine işe alınan Uygurlar kendilerini “kurtulmuş” olarak görmektedir. “kurtuluş”a ermek için ait olduğu toplumu ile olan bağını kesin ve net olarak kopartması şattır. Onlar için kurtuluş, kendi toplumundan kaçıp kurtuluş demektir.

Ezilmiş, dışlanmış, aşağılanmış ve yoksul Uygur toplumu içinden sıyrılıp çıkıp, refah içindeki göçmen Çin toplumunun yaşam  standardı ve güvenlik çemberi içine girebilmek -bunu başaran Uygur fertleri için-“kurtuluş” sayılmaktadır. Çin’in amacı,Doğu Türkistan’da bir avuç göçmen elit Çinli’ye hizmet edecek köle toplum yaratmaktır. Köle adayları  ise, Uygurlar’dır. Köle,efendisinin izini olmadan her hangi bir karar verme yetenek ve cesaretinden arındırılmış korku psikolojisine sahip olmalıdır. Korku içinde doğup,korku içinde yaşayıp,korku içinde ölecek olan Uygur toplumundan kurtulmak aynı zamanda köle statüsünden kurtulmak olacaktır. Çünkü Uygur toplumundan kurtularak, her şeye hükmeden efendi göçmen Çinli toplumu konumuna yükselebilmek, ömür boyu refah içinde,korkusuz yaşamayı  (dışlanmak, aşağılanmak,hor görülmekten kurtulamazsa bile) garanti altına almak  demektir.

Liselerde ÇKP gençlik kollarına üye olabilmek, Üniversitelerde ÇKP üyeliğine geçebilmek, alt sınıf olan  Uygur toplumundan çıkıp, üst sınıf olan  Çin toplumuna doğru  yönelik atılmış “sağlam adımlar” olarak görülmektedir. Bunu kendine hedef olarak seçen insanlar, Çinlilere olan sarsılmaz sadakati   ispatlanmadan kendilerine yönetim kadrosu kapısı açılmayacağını  çok iyi bilirler. Bu yüzden öğrenciler okullarda, çalışanlar kendi çevresinde, köy,kasabalarda yoksulluk batağından kurtulmak isteyenler yaşadıkları yerlerde “bölücü”, “terörist”, “dini radikal” ve ya Çine karşı suç” işleme potansiyeli var olan  Uygur kardeşlerini ihbar etmenin,yükselmede en kısa yol olduğunu kendilerinden öncekilerin deneyimlerinden tecrübe edinmişlerdir. Bu hedefe ulaşmak için derslerde iyi not almak, hatta Üniversitelerde okumak bile gerekmiyor. Zaten Uygurlar içinden meslek sahibi olamayan, helal emeği ile çalışarak geçimini sağlama yeteneğinden yoksun ve kendi vicdanını katledebilme cesaretine sahip kişiler bu yolu seçmektedirler.

Bireyin korkaklığı, kahramanlığı,özgürlük tutkusu veya boyun eğme temayülünün şekillenmesi, emek harcayarak geçimini sağlamak, veya soydaşlarını harcayarak geçimini sağlamak arasında tercih yapmakta, ait olduğu toplumun siyasi konumu, ekonomik,sosyal yapısı ve psikolojik durumunun  etkisi büyüktür. Aynı sınıfta okuyan iki arkadaşın biri ceza evinde ellerinde kelepçe, ayaklarında pranga  olduğu halde karanlık koğuş içinde sürekli fiziki işkence görüyorken, diğer biri, altında makam arabası,özel şoförü,cam giydirilmiş güvenlikli lüks plazada sıcak çayını yudumlayıp,Çinli yöneticisinden aldığı emri kendi halkı üzerinde uygulamanın keyfini çıkartmakta. Her ikisi aynı şehirde, ama tamamen farklı konum ve farklı hayat standartlarında yaşıyorlar. Doğu Türkistan’da çizgiler net ayrılmıştır. Çin’in emrini uygularsan refah ve güven  içinde yaşayacaksın. Allahın emrini Uygularsan yolun ceza evine kadar açıktır.

Daha önceki yazılarımda altını çizdiğim gibi, yurdumuzun yakın zaman esaret tarihinde düşmana maşa olan vatan, millet hainleri (savaş zamanları hariç) hiçbir zaman milletten tehdit görmemiş, belki milleti ortadan kaldırılması gereken tehdit ve engel olarak görmüşlerdir. Bugün ise yurdumuzdaki hürriyet savaşçıları Çin maşaları olan hainlere darbe vurmaktadır. Ancak savaş yaygın hal almadığı ve “kurtulmuş”ların dayandığı güç çok güçlü olduğu için hala kudurmuş it gibi, Uygur toplumu üzerine atılabiliyorlar.

Çin daha önceki dönemlerde, ücra köylerden okuma yazması olmayan cahillerden seçip üst ve orta yönetimlerde sözde yetki sahibi olarak gösteriyor ve onlar Uygur milletinin başında sallanan kamçı olarak kullanıyorlardı. Son 30 yılda Çinin stratejisi değişti. Çinlilere ne kadar sadakatli olursan ol, sadakatini kanıtlamak için yüreğini çıkarıp masada koysan bile, Çince bilmiyorsan seni kullanmayacaklardır. Bu defa  “Kurtulmuş” kesimde çocuklarını,torunlarını Çince ilk ve ana okullara verme telaşı başladı.Bu kesim içinde yaygınlaşan Çince eğitim alma eğilimi,Çin yönetime ilham oldu. Bölge yönetimi tüm Uygurların ana okuldan başlayarak Çince eğitim görmesini yasal olarak zorunlu hale getirdi. Çin Bölgeye yüz binlerce Çinli öğretmen getirdi. Yüz binlerce Uygur öğretmen kadrosuzluk nedeni ile işten çıkarıldı.

Uygur aydınları tarihten beri Uygur toplumu için aydınlatıcı ışık, yol gösterici meşale, koruyucu zırh olarak görevini yapmıştır, bedelini ödemiştir. Bugün, para ve yetki tuzağına düşerek gönüllü olarak kökünden kopmuş bir grup “aydın” adı altındaki, refah, güvenliği Çinliler tarafından garantilenen kesim, Uygur halkının din,dil,kültüre karşı saldırıya geçen  organizasyonun ön saflarında yer almaktadır.

“Kurtulmuş” olanlarda  bir çelişki dikkatimi çekiyor; Onlar bayram namazlarına gitmezler. ama kurbanlık keser,masalarını et ve içki ile doldurur. Bayramda her kesten fazla yer-içer, eğlenir. Cuma günleri bile camiye gitmez. Anne-babaları ölürlerse cenazelerini camiye getirir, kendileri cami avlusu dışında beklerler. Onlar kendileri öldüklerinde, ailesi cenazeyi yine camiye getirirler. Onlar hayatta iken, onlar tarafından takıp ve tehdide maruz kalan cami imamı onların cenaze namazını kılar, onlar tarafından gericilik ile suçlanan,aşağılanan,baskı,tehdit,işkenceye maruz kalan saf Uygur cemaati,o imansız halde ölenin leşine saygı gösterip omuzlarında taşır, Müslüman mezarlığına defnederler. Çin’de ceset yakma fırınları ekmek fırını gibi yaygındır. Doğu Türkistan’ın Urumçi dahil tüm şehirlerinde ceset yakma fırınları vardır. Çinliler, bilhassa komünistlerin cesetleri yakılır, külleri bir kutuya konup ailesine teslim edilir. Bu durum Çin’de genel bir geleneğe dönüşmüştür. Şu an Doğu Türkistan’da 200 bine yakın Çin komünist parti üyesi bulunmaktadır. Bu rakamın yarısı kadarı Uygurlardan teşkil etmektedir. Ancak İslam dinine ve Uygur toplumunun değerlerine karşı ömür boyu savaşan, kendi halkına büyük zarar veren komünist Uygur yönetici ve ya kendini “aydın” diye niteleyen hainler arasından bir tek insan bile öldükten sonra cesetlerinin fırınlarda yakılmasına razı olmamış,Müslüman Uygur mezarlığında yatmak istemişlerdir.

Bu “kurtulmuş” kesim, Uygur annelerden doğmuştur. Büyüdüğünde Çin saflarına geçmiş, Uygur halkını yok etmek için oluşturulan cephede, kendi halkı,kendi soyu,kendi dini,kendi kültürüne karşı acımasızca savaşmışlardır. Öldüğünde ise yine geldiği Uygur, Müslüman topluma geri dönmüşlerdir. Hayattakiler ölenlerin yolunu takıp etmektedir. Bu çelişki, bu tuhaflık, sosyoloji ve psikoloji uzmanlarının araştırma konusudur.

Toplum kurtulmadan bireyin kurtuluşu gerçek kurtuluş değildir. Bireyin kurtuluşu onun ömrü kadardır. Düşündürücü olan, Uygur toplumu ile bağını kopararak, kendi soyunu ret ederek bireysel “kurtuluş”a yönelenlerin mutlak ezici çoğunluğu Üniversite mezunu,elinde diploması olan “aydın”lardır. Onlar, Uygurların çağdaşlaşma dönüşümünün gerçekleşmesini, İslam dini ve İslam kültüründen, Uygur dilinden arındırılmaktan geçtiğine inanmaktadırlar. Çin, onların beynine bu fikir’i programlamıştır.

Vatan içinde aslan yiğitler demir kafes içinde. İman, vicdan sahipleri susturulmuş durumda. halk çaresizlik içinde. Dert küpüne dönmüş, çaresiz Uygur toplumu sadece Allaha sığınmaktadır.  “Kurtulmuş” lar ise bu acılar denizinde boğulmadan sağ-salim kurtulup çıkmayı başardığı için çok mutlular ve doğduğunda ait olduğu o ortama bir daha dönmemek için her şey yapmaya hazırlar.  Kendi topluluğundan, kökünden,ruhundan uzaklaşan bu insanlar “sınıf” atlamış, refaha, güvene kavuşmuş olsalar bile aşağılanmaktan kurtulamamışlardır. Çinliler onlardan da nefret ediyorlar. Çünkü onlar etnik olarak Uygur sayılırlar. Kimliğine milleti; Uygur,Dini İslam,diye yazılmaktadır. “Ben Müslüman değilim, Uygurluktan da çıktım” demeleri de nafile. Çinliler “kimlik kanunu böyle. Yazmak zorundayız.” Diyorlar. Onlar ne kadar standart,aksansız Çince konuşabilmelerine rağmen,sokaklarda,alış veriş merkezlerinde,uçak,tren,otobüs, otel rezervasyonu yaptırırken… diğer Uygurlar gibi aşağılanıyor, hor görülüyorlar. Modern dünyada köleliği gönüllü olarak kabul etmenin kendisi  aşağılığı kabul etme eğilimidir. Onurunu çoktan kaybetmiş, kendini aşağılayan biri, başkalar tarafından aşağılanırsa ne fark eder ki?

Bu tür insanların bugünkü Doğu Türkistan şartlarında üremesi, türemesi yadırganacak bir durum değildir. Aynı tipteki Uygurların yurt dışında, bilhassa uygar, Demokratik batı dünyasında hatırı sayılır sayılarda olması düşündürücüdür. Dış ülkelerde okumakta veya çalışmakta olanların, memleketteki ailesinin güvenliği için Uygur sivil toplum kuruluşlarının siyasi ve sosyal faaliyetlerinden uzak durmak sureti ile kendi ders ve işlerine odaklananların hassasiyeti anlaşılabilir. Gerçekten Zulümden kurtulup özgür dünyaya yerleşen, ancak Çin korkusu ilklerine kadar işlemiş bir takım Uygur  Özgür dünyada özgürlükten kaçıp, yarasalar gibi karanlık köşe-bucaklara saklanarak yaşama mücadelesi içindedir. Onların durumu psikolojiktir. Onlar başkalara değil, kendilerine zarar vererek yaşamını sürdürmektedir. Vatandan 5-10 bin kilometre uzaklıklarda bile Çin korkusu sendromundan kurtulamayan bu kardeşlerimin durumuna baktıkça, onların insani onurunu, kendilerine olan saygınlık duygusunu ellerinde alan Çin işgalcilerine karşı öfkemi kontrol etmekte zorlanıyorum. Tabii ki, milli mücadele öfkeyle değil, akılla yapılır.

Daha beteri ise, Özgür dünyada  Çin elçilik, konsolosluklarından her ay aldığı para karşılığında, yurt dışında yaşayan Uygurlar hakkında bilgi toplamak, onların vatan içindeki bağlantılarını takıp etmek görevini üstlenenler bulunmaktadır. internet üzerinde sürekli olarak yurt dışındaki Uygur teşkilat, Aktivistleri kendi aralarında bir birine düşürecek,enerjilerini iç mücadeleye yönlendirecek yazıları yazmak, Milli lider,aktivistler hakkında iğrenç iftira,fesat yaymak karşılığında para ve iyi yaşam koşullarına kavuşmak eğilimi hiç ara vermeden devam etmektedir.

Çine gönüllü ajanlık yapanlar arasında Yurt dışında Üniversite bitiren, doktorasını yapan, iyi yerlerde çalışmakta olan, Çine hiçbir maddi ihtiyacı olmayanların bile olması çok üzücü bir durumdur. Yurt dışındaki Uygur topluluğunu en öfkelendirmekte olan ise, Doğu Türkistan vakıf, derneklerinden aldığı burslar ile Üniversite bitirip, bugünkü günde Çine ajanlık yaparak, Doğu Türkistan aleyhinde çalışarak, dış dünyadaki ve vatan içindeki Uygurlara büyük zarar vermekte olan insanların, Uygur toplumu arasında kibir içinde elini kolunu sallayıp dolaşmaktan çekinmemesidir.

Şunu bilmeliyiz ki, bilim ve vicdan tamamen farklı kavramlardır. Vicdanın eşlik etmediği bilim insanlığın yararına değildir. Aslında kendi milletinden ve onların trajedi dolu  hayatından kurtulmak, kurtulanlar için kendi halkına nefret etmesini, halkına karşı düşmanlık girişimine girmesini gerektirmez. Ancak, Uygurlar arasındaki bu “kurtulmuş” lar, kurtulmakla yetinmiyorlar. Neden? Dünyayı ve insanlığı yıkıma sürükleyen faktör insanin doyumsuzluğudur. Doyumsuzluk, daha fazlasına sahip olma tutkusu niteliksiz, beceriksiz,şark kurnazı ve kısa yoldan büyük kazanç peşinde olan kötü niyetli insanları her bataklığa sürükler. “Kurtulmuş” olanlar neden Çin’den bu denli korkuyor da, kendini kocağında büyüttüğü toplumu hiçe sayıyor. Çünkü onlar güce tapan,güçten anlayan insansı yaratıklardır. Çin bir güçtür. Çin istediği zaman onları zirvelere taşıyabilir, istediği zaman ayakları altında sürükleyebilir, yok edebilir. Uygur toplumu onların anasıdır. Ana yüreğinde sadece sevgi vardır. Ana, asi çocuğa bile sevgiden başka bir şey beslemez. Ancak, sevgi baskıcı güç değildir. Sevginin yolu yıkıma kapalıdır. Eğer Uygur toplumu “kurtulmuş”lara güç kullanmaya başladığında, hayatı tehdit gördüğünde, onların sayısı hızla azalır, zararı da minimuma iner. Kim hangi dilden anlıyorsa, o dilden konuşmak sonuç verir. Öz Toplumundan bağını Koparmayı kurtuluş sayan ve kendi toplumuna karşı suç işleyenler sizce hangi dilden anlar?

http://www.uyghurnet.org/oz-toplumundan-bagini-koparmayi-kurtulus-sayan-uygurlar-nasil-kisiler-ve-ne-yapiyorlar/

Nobel kazanan Aziz Sancar: Ülkem adına gurur duydum


Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülen Türk bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar, „Bu ödül özellikle Türkiye için çok önemli“ dedi.

ANKARA

İsveç Kraliyet Bilim Akademisi tarafından Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülen Türk bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar, „Ödülü kazanmaktan büyük onur duyduğunu“ söyledi.

Akademi’den gelen telefonu, eşinin açtığını ve kendisini uyandırdığını belirten 69 yaşındaki Sancar, „Hiç beklemiyordum, çok şaşırdım. Hala da çok şaşkınım“ dedi.

Nobel Medya Merkezi’nden Adam Smith’in sorularını yanıtlayan Sancar, ödülü kazanan ilk Türk bilim adamı olduğu hatırlatıldığında „Bilim adamı olarak evet. Ama Orhan Pamuk, 2006’da Nobel Edebiyat Ödülü’n kazanmıştı“ dedi.

Smith’in, Türkiye’de de büyük kutlamalar olacağını belirtmesi üzerine Sancar, „Evet sanırım olacak. ‚Nobel ödülünü ne zaman alacaksın‘ diye yıllardır sorup duruyorlardı. Ülkem adına da gurur duyuyorum“ ifadesini kullandı.

Hasar gören DNA’nın onarımıyla ilgili mekanizmaları ortaya çıkaran çalışmasıyla ödüle layık görülen Sancar, „Şimdi neler olacak?“ sorusuna „Derslerim ay sonunda başlıyor ve aralık sonuna kadar da devam edecek. Dersleri aksatmamak için elimden geleni yapacağım ama sanırım bazı aksaklıklar olacak“ diye konuştu.

Ailesine, ana vatanı Türkiye’ye ve çalışmalarını sürdürdüğü ABD’ye müteşekkir olduğunu kaydeden Sancar, „Bu ödül özellikle Türkiye için çok önemli“ dedi.

„5-10 yıl içinde Türkiye’de Nobel kalitesinde Türk bilim adamları olacak“

Sancar, AA muhabirine yaptığı açıklamada ise Türkiye’den ABD’ye 1974’de geldiğini belirterek, „Bu dönemde Türkiye’de yüksek derecede temel bilim yapma olanağı yoktu. O nedenle ABD’ye geldim. O dönemde temel bilimlerde imkanlar sınırlıydı. Ancak artık Türkiye’de imkanlar var, temel bilimlere büyük yatırımlar yapılıyor. Umarım Türkiye’de Avrupa ve Amerika seviyesinde temel araştırma yapılacak, 5-10 yıl içinde Türkiye’de Nobel kalitesinde Türk bilim adamları olacak ve o düzeyde temel bilim araştırması yapılacak“ diye konuştu.

İsveç’in başkenti Stocholm’de gerçekleştirilecek Nobel ödül töreninin ardından Türkiye’ye gelebileceğini söyleyen Sancar, Türk bilim insanlarına mesajının sorulması üzerine, „Çok çalışın. Bilim güzeldir ancak sabırlı ve dayanıklı olmak lazım“ dedi.

Muhabir: Umur Koçak Semiz-Selma Kasap

http://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/nobel-kazanan-aziz-sancar-ulkem-adina-gurur-duydum/436022

Nobel-2015 Xémiye Mukapati Türük Alimi Aziz Sanjer Ependige Bérildi!


Nobel 2015 Hémiye Mukapati Türük Alimi Aziz Sanjer Ependi qatarliq 3 kishige Bérildi! Uyghurlar  Aziz Sanjer ependidin menggü pexirlinidu we Iptixarlinidu!

12115890_1628892984044911_4360371121058318143_n (1)

Aziz Sanjer

Aziz Sanjer-4640

                                       Uyghur Academy of Arts and Science

                                                                         

                                          Tengritagh Akademiyesi 

07.10.15

The Nobel Prize in Chemistry 2015 For Tomas Lindahl, Paul Modrich and Aziz Sancar


The cells’ toolbox for DNA repair

Aziz Sanjer

The Nobel Prize in Chemistry 2015 is awarded to Tomas Lindahl, Paul Modrich and Aziz Sancar for having mapped, at a molecular level, how cells repair damaged DNA and safeguard the genetic information. Their work has provided fundamental knowledge of how a living cell functions and is, for instance, used for the development of new cancer treatments.

Each day our DNA is damaged by UV radiation, free radicals and other carcinogenic substances, but even without such external attacks, a DNA molecule is inherently unstable. Thousands of spontaneous changes to a cell’s genome occur on a daily basis. Furthermore, defects can also arise when DNA is copied during cell division, a process that occurs several million times every day in the human body.

The reason our genetic material does not disintegrate into complete chemical chaos is that a host of molecular systems continuously monitor and repair DNA. The Nobel Prize in Chemistry 2015 awards three pioneering scientists who have mapped how several of these repair systems function at a detailed molecular level.

In the early 1970s, scientists believed that DNA was an extremely stable molecule, but Tomas Lindahl demonstrated that DNA decays at a rate that ought to have made the development of life on Earth impossible. This insight led him to discover a molecular machinery, base excision repair, which constantly counteracts the collapse of our DNA.

Aziz Sanjer-4640

Aziz Sancar has mapped nucleotide excision repair, the mechanism that cells use to repair UV damage to DNA. People born with defects in this repair system will develop skin cancer if they are exposed to sunlight. The cell also utilises nucleotide excision repair to correct defects caused by mutagenic substances, among other things.

Paul Modrich has demonstrated how the cell corrects errors that occur when DNA is replicated during cell division. This mechanism, mismatch repair, reduces the error frequency during DNA replication by about a thousandfold. Congenital defects in mismatch repair are known, for example, to cause a hereditary variant of colon cancer.

The Nobel Laureates in Chemistry 2015 have provided fundamental insights into how cells function, knowledge that can be used, for instance, in the development of new cancer treatments.

Read more about this year’s prize
Popular Information
Pdf 482 kB
Scientific Background
Pdf 522 Kb
To read the text you need Acrobat Reader.

Illustration – DNA Structure (pdf 650 kB)
Illustration – Base excision repair (pdf 495 kB)
Illustration – Mismatch repair (pdf 1,5 Mb)
Illustration – Nucleotide exception repair (pdf 537 kB)


Tomas Lindahl, Swedish citizen. Born 1938 in Stockholm, Sweden. Ph.D. 1967 from Karolinska Institutet, Stockholm, Sweden. Professor of Medical and Physiological Chemistry at University of Gothenburg 1978–82. Emeritus group leader at Francis Crick Institute and Emeritus director of Cancer Research UK at Clare Hall Laboratory, Hertfordshire, UK.
http://crick.ac.uk/research/a-z-researchers/emeritus-scientists/tomas-lindahl/

Paul Modrich, U.S. citizen. Born 1946. Ph.D. 1973 from Stanford University, Stanford, CA, USA. Investigator at Howard Hughes Medical Institute and James B. Duke Professor of Biochemistry at Duke University School of Medicine, Durham, NC, USA.
http://www.biochem.duke.edu/paul-l-modrich-primary

Aziz Sancar, U.S. and Turkish citizen. Born 1946 in Savur, Turkey. Ph.D. 1977 from University of Texas, Dallas, TX, USA. Sarah Graham Kenan Professor of Biochemistry and Biophysics, University of North Carolina School of Medicine, Chapel Hill, NC, USA.
http://www.med.unc.edu/biochem/people/faculty/primary/asancar

Prize amount: 8 million Swedish krona, to be shared equally between the laureates.

Further information: http://kva.se and http://nobelprize.org

Contacts: Hans Reuterskiöld, Press Officer, Phone +46 8 673 95 44, +46 70 673 96 50, hans.reuterskiold@kva.se Claes Gustafsson, member of the Nobel Committee for Chemistry, +46 31 786 38 26, +46 70 858 95 21, claes.gustafsson@medkem.gu.se


The Royal Swedish Academy of Sciences, founded in 1739, is an independent organisation whose overall objective is to promote the sciences and strengthen their influence in society. The Academy takes special responsibility for the natural sciences and mathematics, but endeavours to promote the exchange of ideas between various disciplines.

Congratulations to Tomas Lindahl, Paul Modrich and Aziz Sancar for being awarded the in Chemistry 2015.

http://www.nobelprize.org/nobel_prizes/chemistry/laureates/2015/press.html

Yürekke Oqtek Urulidighan Ikki Shier


cn-china-polizei-DW-Politik-Urumqi

Autori: Weten Oghli

Jan Qerzining Xuni Bar

Natonush sheher sisiq bir kocha ,
Anglinar nale peryat awazi .
Rehim qil allah, chaqirildi isming,
Bu tamam sunuq dilning nidasi.

Achchiq yutidu soghuq kichide ,
Bishi ikkige bölün’gen jeset.
«Shahadet» iytip titrep lewliri,
Yumuldi nurluq közliri ebet.

Qabahet bilen tolghan kochigha ,
Sörep chiqildi bisewep bir qiz .
Rehimsiz yenchildi güldek chirayi ,
Ketti bu dunyadin namu- nishansiz.

Anglinar tömürning jaranglashliri ,
«Qalghach tilliq »ning towlashliri .
Anglanmas «yüriki bar»ning awazi .
Insanning yoqmidu hich etiwari.

Qan dingizda yatadur on ikki shihit ,
Tashlaptudek shihitlarni hem parchilap .
Tagh baghrigha yetmey turup ikkiyüz arislan,
Her ishiktin zerbe yidi qansirap.

Aymu bulutlar keynige ötken chaghda ,
Tökülgen derya bop shu qanlar iqwatqandu ? .
Hayat bolsa köridighini talayti tixi ,
Alte yuz kishi nede azap chékiwatqandu ?.

Qeshqerimning aniliri qan yighlidi ,
Hetta asman haza tutup yighliwetti .
Naheq ketken qiz-yigitler ezimetler,
Jan-jigeri yürek -pari emesmidi.

Way murebbim, jinim balam yuzung qini ?,
Manga ésilip yighlaydighan qolung qini ?.
Tigishemtim sini hesret nadametke ,
Men altundin eziz bilgen bishing qeni ?.

Yise, mangsa, sözlisila adem emes ,
Ey imansiz qara köngül insan siyaq .
Sini adem digenlerge deymen lenet ,
Sendin adem chishleydighan it yaxshiraq.

Ah! didi sansiz yürek qarghap sini ,
Hazidarning ahliri tutqay sini .
Küch birip allah igem her bendige,
Qanlar iqip dingiz bolup yutqay sini .

Xush bolup ketme hergiz hazimizgha ,
Körenglep turalmiding nalimizgha .
Bu qanlar eziz qanlar xuni bardur !,
Yolbash birer ulugh allah arimizgha!!!.

 

***************

 

 

Sen Üchün Hazidar Tümenming Yürek 

 

 

Dehshetlik shum xewer tildi yürekni,
Tengritagh eqinip kayghurdi shudem.
Sayram hursinip tökti yeshini,
Kalbide chayqilip tümenming elem.

Tolghandi hesrette yigane tarim,
Sighmighach ichige bunchilik xorluq.
Ne üchün muptila bolding azapqa,
U jayda kormeyle zerriche xorluq.

Ah turmush Borini uchurtup seni,
Tashlidi rehimsiz qara qollargha.
tekkendu bishinggha esheddi toqmak,
Telmurdi kozliring erkekzatigha.

Oylayting hemmini ozengdek sapdil,
Bu ishdin ganggirap kalding shu zaman.
Hey diding ichingge eghir tinipla,
chikmidi aghzingdin bir eghiz wayjan.

Echilmay turupla tozidi ghuncheng,
Yashlighing tömuri üzülgen chaghda.
Tiliding ananggha aman isenlik,
Qaldi-de dadangmu bir omur daghda.

Bolmayting chümile jenigha zamin,
Keng qorsaq idingghu shunqilik hetta.
shu naheq tökülgen qanliring dostum,
Qoydighu bizlerni cheksiz azapqa.

Bishinggha chüshkende ejel yamghuri,
Esebiy kanxorlar kildi tentene.
Soallar chaqmaqtek cheqildi bu dem,
Bu qandaq medeniyet qandaq enene.

Sen üchün hazidar tumenming yürek,
Tilleydu giyahmu hettaki jennet,
„Dua“dep juplendi uyghur alkini.
Ketmiding, qelpte yashnaysen ebet.

2009-Yili 7- ayning 1-küni

Uyghurlargha Da’ir Bezi Sanliq Melumatlar


573c5-2_sht_hokumet_ezaliri-35
Uyghuristandiki uyghurlarning nopusi:
2010-yilidiki 6-qétimliq nopus tekshürüsh sanliq uchurlirigha qarighanda, Uyghuristandiki uyghurlarning shu chaghdiki nopusi 10 milyon 71 ming 394 kishi bolup, 2000-yilidiki 8 milyon 405 ming 416 ademdin 10 yilda 1 milyon 665 ming 978 adem ashqan. Nopusning normal éshish nsbiti %19.82.
Uyghurlarning ma’ariplinish derijisi:
2010-yilidiki istatistikiliq matériyallargha köre, junggodiki uyghur ahalisi ichide doktor-magistir aspirantlar %0.05 , aliy mektep toluq kurus %2, aliy téxnikom %4.30, toluq ottura %6.58, toluqsiz ottura %41.99, bashlan’ghuch %41.58, mektep yüzi körmigenler %3.51 ni igileydu.
Uyghurlarning yash qurulmisi:
19 – 0 yashtikiler %35.2, 29-20 tikiler %21.5, 39-30 yashtikiler %16 ni igileydu.
Uyghurlarning ajrishish nisbiti:
2000-yilidiki sanliq melumatqa köre, uyghurlar arisidiki toy qilmighanlar %25.5 ni, tunji toy qilghan, jorisi barlar %47.1, qayta toy qilghan jorisi barlar %18.8, ajriship ketkenler %4.2, jorisi qaza qilghanlar %4.3 .
Uyghurlarning köpiyish nisbiti:
1990-yili 3.89, 2000-yili 1.9, 2010-yili 2.04.Asti

11053460_954515541288025_4001367646455304821_n

2014 tiki yéngi sanliq melumatqa asaslanghanda  Uyghuristandiki Uyghurlarning sani 11 milyon 271 ming 900 kishi bolup Uyghuristandiki omomiy nopusning 48.53% ni igiligen.

Tarix


11745749_864112996990683_1107521185920561936_n
Boyiche türlük sewebler tüpeyli oxshimighan jughrapiyelerde
Özige xas turmush usuli bilen yéngi tertip ornatqan türkler, islam dinini qobul qilghandin kéyin, top–top halda sherqtin gherbke köchüshke bashlidi. Köpchiliki oghuzlardin, bashqa qisimliri uyghur we qipchaqlardin teshkillen’gen türk qebililiri yétip kelgen jaylarda özining medeniyet we hayat pelsepelirini erkin dawamlashturushi we tebi’iy menbeler nuqtisidin téxmu bay rayonlargha baralishi üchün öz dölitini qurushqa éhtiyaji chüshti. Bu sewebtin, ottura sherqning köp qismini öz ichige alghan, xurasandin misirgha, irandin anadolughiche sozulghan keng térritoriyeni ichige alghan seljuqiylar impératorluqi mana mushundaq éhtiyajdin otturigha chiqti. Seljuqiylarning dölet qurushtiki meqsiti peqet yéngi térritoriyelerde özining bixeterlikini kapalet astigha élish weyaki yéngi zéminlarni pethi qilishla emes idi. Ular oxshash waqitta yene, bilim we sen’etke bergen ehmiyiti bilen izliri künimizgiche yétip kelgen minglarche yadikarliqlarni miras qaldurdi. Bir–biridin güzel binakarliq yadikarliqliri, tarixiy xatire sarayliri we sen’et yadikarliqliri seljuqiylar dölitining mirasi süpitide kéyinki ewladlargha amanet qilindi.
Sultan alp’arslan seljuqiylar dölitining ikkinchi sultani bolup, u türklerning anadolu rayonigha kirishini kapaletke ige qilghan muweppeqiyet qazan’ghan bir qomandan we qabiliyetlik dölet erbabi bolghanliqi üchün türk siyasiy hayatida intayin muhim orun’gha ige.
Sultan alp’arslan 1029–yili 20-yanwar tughulidu. U dadisi chaghri begning yénda terbiyelinidu we urush maharetlirini öginidu. U kichik waqtidila dadisi bilen birlikte urushqa qatnishishtin bashqa yene nurghunlighan urushlargha qatniship, qoshunning qomanliq wezipisini öz üstige alidu we zor ghelibilerni qolgha keltüridu. U deslepte xurasanning textige weli’ehdilikke teyinlinidu. Dadisi chaghri beg wapat bolghandin kéyin, 1060–yili uning ornigha olturup, xurasanning waliysi bolidu. Aridin texminen üch yil ötkendin kéyin, 1063–yili 7–dékabir seljuqiylar dölitining sultani taghisi tughrul beg alemdin ötkendin kéyin, seljuqiylar begliri teripidin murasim bilen textke chiqirilidu. U 1064– yili 27–aprél chong murasim ötküzüp sultanliqini resmiy élan qilidu. Elwette, uning bundaq qilalishi asan’gha chüshmeydu. Chünki, oghul perzenti bolmighan tughrul beg qérindishi chaghri begning oghulliridin biri bolghan sulaymanning textke chiqishini arzu qilghan idi. Bu sewebtin, iranning bügünki paytexti téhranning jenubigha jaylashqan rey shehiride sulayman sultan dep élan qilinidu. Emma, alp’arslan we xandanliqning bashqa muhim erbabliri sulaymanning sultanliqini étirap qilmaydu. Eng axirida chong ixtilaptin kéyin, alp’arslan rey shehiride textke chiqishta muweppeqiyet qazinidu.
Sultan alp’arslan textke chiqipla birinchi bolup, taghisi tughrul begning wezirlikini qilghan amidülmülkni wezipisidin élip tashlap, ornigha nizamülmülkni özige wezir qilip teyinleydu. Arqidin döletning oxshimighan jaylirida xandanliqning nesebidin kelgen kishilerning isyanlirini basturup, hem sherqte hem gherbte tengla urush bashlaydu. U bir tereptin bügünki giruziyeni pethi qilsa, yene bir tereptin amu deryasidin ötüp rayondiki xanliqlar bilen kélishim tüzidu.
Isyanlarni basturup, kélishim tüzgen halda dölet térritoriyesini kéngeytken alp’arslan eng chong reqibi bolghan wizantiye impériyesini yéqindin közitip kéliwatatti. Bezi seljuqiylar beglirining anadolugha kirip chong zeperlerni qazinishigha qarshi wizantiye impériyesi romanos diyogénés zor qoshun bashlap seljuqiylar dölitige qarshi atlinidu we malatyada türk qoshunlirining éghir zerbisige uchrap keynige chékinishke mejbur bolidu. Alp’arslan 1070– yili ezebeyjanni pethi qilidu. Arqidin wan kölining shimalidin ötüp malazgirtqa kélidu. U urfani qorshawgha alidu we 1071–yili qoshunini helebke toplap misirgha yürüsh qilishni qarar qilidu. Bu xewerdin waqip bolghan wizantiye impératori seljuqiylargha qarshi hujum teyyarliqini pütküzidu. Wizantiye qoshunliri rum’elide yashaydighan türklernimu özige qoshup, 1071–yili 13–mart texminen 200 ming esker bilen istanbuldin yolgha chiqidu we malazgirtqa yétip kélidu. Bu waqitta hujum xewiridin aldin xewer tapqan alp’arslan misirgha yürüsh qilishtin waz kéchip, malazgirtqa qarap atlinidu. Sultan alp’arslan bétliske kelgende 10 ming eskerni ayrip ahlatqa ewetidu. Bu qoshun wizantiye qoshunliri bilen toqunushup qalidu. Buninggha ghezeplen’gen diyogénés malazgirt qel’esige hujum qilip nurghunlighan ademni öltüridu. Shundaq qilip, alp’arslan we diyogénés qoshunliri malazgirt oymanliqida uchrishidu. Alp’arslan urush bashlinishtin burun étidin chüshüp, du’a qilidu we eskerlirige tesirlik nutuq sözleydu. Alp’arslan san jehette özidin üstün bolghan wizantiye impériyesige qarshi qedimki türklerning hilal ay urush taktikisini qollinidu we zor ghelibini qolgha keltüridu. Düshmen qoshunini tiripiren qilip, impérator romanos diyogénésni esir alidu. Sultan alp’arslan keng qorsaqliq bilen wizantiye impériyesi impératorining jénidin kéchidu we uni her yili olpan tapshurush sherti bilen qoyup béridu. Buning bilen u sherq we gherbning eng chong hökümdarliridin biri bolup, nami tarixqa yézilidu.
Sultan alp’arslan 1072–yili qaraxaniylarning bir qel’e qomandani teripidin öltürülidu. Tetqiqatlar netijiliride körsitilishiche, uning qebrisi mazari merw shehirige qaturulidu.
Menbe: okyan tori

Ili- Chöchek Weqesining Bash – Axiri


12063718_1627267124207497_5108753723708804371_n
1962 – yili’élimiz’üchyilliqtebi’iy’apetke’uchrighan,xelqturmushi’éghirqiyinchiliqqayoluqqanmusheqqetlikkünlerde’ili- tarbaghatayrayonidanurghun’ademsabiqsowét’ittipaqitérritoriyisigeqéchipkétishtek’éghirweqeyüzberdi. Buweqe’eyniwaqittapütündunyanizilziligesaldi. Buzadiqandaq’ish?
1. Weqeningbashlinishi
1959 – yilningkéyinkiyérimidinbashlapjunggobilensabiqsowét’ittipaqi’otturisidikimunasiwetningbuzulushi,sabiqsowét’ittipaqihökümitiningchapannitetürkiyipqerzniqistishibilenxelqningturmushiqiyinlashti,bolupmu 1961 – yildinbashlan’ghan’üchyilliqtebi’iy’apet’eslidinlaghurbetchilikte’ötüwatqanxelqningturmushinitéximuqiyinlashturiwetti.
Delshumezgillerdexuddi’otqayaghchachqandeksabiqsowét’ittipaqining’ilidaturushluqkonsulxanisidikidiplomatiyetonigha’oruniwalghansabiqsowét’ittipaqidöletxewpsizlikkomitéti(kgb)ning’ishpiyonliriterep – terepkeqatirapbiryaqtinsabiqsowét’ittipaqihökümitiningmilliysiyasitiwexelqturmushinimaxtapkökkekötürse,biryaqtin’öseksöztarqitip,kishilerköngliniparakendeqildi. Sabiqsowét’ittipaqining’ilidaturushluqkonsulxanisiningmu’awinkonsulititof,konsulxanakatipichimxéniklar 1961 – yil 1- ayning 25 – künidin 1962 – yil 4 – ayning 9 – künigiche’alteqétimtarbaghatayghakélipjunggochégra’ahalisidin 4743 adem(qétim) bilen’uchriship,öseksöztarqitipqutratquluqqildi. Buningghamas’haldasabiqsowét’ittipaqimujunggoghatughqanyoqlashqa,kamandiropkighakelgenkishilerdinpaydilinip’özining’iqtisadiyqurulushjehettikimuweppeqiyetliriniwexelqturmushining’ewzellikiniküchepteshwiqqilish’arqiliqkishilernisabiqsowét’ittipaqigha’ötüshkeqiziqturdi.
Sabiqsowét’ittipaqichöchektetesisqilghansowétmuhajirliri’uyushmisisabiqsowét’ittipaqi’ilikonsulxanisidikidiplomatiyexadimliriningqanunsizpa’aliyitigeyéqindinmasliship,chégra’ahaliliri’arisida’atalmish «chaqiriqqeghizi», «teklipname»,«kapaletname» qatarliqqanunsiz’ispatlarnihedepzormiqdardatarqitishqabashlidihemdechégra’ahalilirige «chégridin’ötsila<گراژدانلىقكىنىشكىسى> tarqitipbéridighanliqi» heqqidewedeberdi,sabiqsowét’ittipaqidaxelqturmushiningjunggoningkidinbayashat,ma’ashiningjunggoningkidinyuqiriliqiheqqidetoxtimaygepsatti,chégridin’ötkenlerniyataq,tamaqbilenteminleydighanliqi,xizmetketonushturidighanliqiheqqidekapaletberdi,netijidechégra’ahalilirining’ichidikiburnining’uchinilaköridighan,turmushqiyinchiliqighaberdashliqbérelmeydighan’iradisi’ajizkishiler’arisidasabiqsowét’ittipaqighanisbetenbirxilqiziqishpeydabolup, qéchipkétish’istikikücheydi.
2. Weqeningqisqichejeryani
Chégra’ahalisiningchetkeqéchishweqesihemmidinburunqorghastinbashlandi. 1962 – yil 3 – ayning 8 – küniqorghasnahiyisi «bext» gungshésidinbirgungshé’ezasi(uyghur) birxenzuqiznibashlap sabiqsowét’ittipaqitewesigekiripketti,sabiqsowét’ittipaqichégramudapi’eqisimliriningqorghaschégramudapi’eqarawulxanisidiki’eskerler’ularnikörsimukörmeskesélipturiwerdi. Shuyili 3 – ayning 28 – küniqorghasnahiyisichingsixozagungshé 5 – chong’etret 3 – kichik’etrettikigungshé’ezaliridin’üchkishihéchqandaqtosalghusizlachégridin ötüpketti. Shuningbilenkishiler’arisidaghulghulapeydabolupqachidighanlarköpiyishkebashlidi. 4 – ayning 14 – künidinbashlapqorghasnahiyisidiki’azsandiki’uyghur,qazaq’ahalilirichégridinqachidighan’ishyüzberdi. 4 – ayning 25- künidin’étibarenchégridinqéchishpütkülqorghasnahiyisigekéngiyip,kishiler’a’ileboyichetürkümlepqéchishqabashlidi,bu’ishtakishuyili 5 – ayning 29 – künigeqederdawamlashti. 5- ayning 29 – küni’élimiz’hökümititashqi’ishlarministirliki’arqiliqsabiqsowét’ittipaqihökümitigeqattiq’étirazbildürgendinkéyin,sabiqsowét’ittipaqihökümitishukünikechsa’et 23(béyjingwaqti)teqorghaschégrisinitaqidi. Chégridin’ötüpkételmigenlerbirbirleptizimgha’éliniptekshürülgendinkéyin,özjaylirighaqayturuldi.
Dörbiljinnahiyisitereptinqéchish 4 – ayning 21 – künibashlinip 8 – ayning’otturilirighichedawamlashti. 4- ayning 21 – künidörbiljinnahiyebaziridiki’azsandiki’ahalechégridin’ötüpsabiqsowét’ittipaqitewesigeqéchipketti. Bu’ish 6 – ayning’aldi- keynideyuqiripelligekötürülüpqachidighanlarköpiyipkettihemdedörbiljinnahiyisiningherqaysigungshéliriwedéhqanchiliq,charwichiliqmeydanlirighichekéngeydi. Dörbiljinnahiyilikpartkom,xelqhökümitiningxizmet’ishlishi,nesihetqiliptosushinetijisidedörbiljinnahiyisitereptikichégridinqéchishweqesi 8 – ayning’otturilirighakelgende’asasiyjehettintinchipqaldi.
Chöcheknahiyisi(hazirqichöchekshehiri−aptor) tereptinsabiqsowét’ittipaqighaqéchish 1962 – yil 4 – ayning 9 – künibashlinip, 4 – ayning 19 – küni’ewjigechiqti. 4 – ayning 9 – künichöcheknahiyisi «rakéta» gungshésiningtérekchichong’etritidikiqismen’ahalechégridin’ötüpqéchipketti,eneshuningdinbashlapqachidighanlar’asta – astaköpiyishkebashlidi,deslepteqachqanlarkéchide’oghriliqcheqachqanbolsakéyincheküp – kündüzde’ochuq – ashkarahaldamal – charwiliriniheydeptürkümlepqéchishderijisigebéripyetti. 4 – ayning 25 – künichégridinqéchishweqesitéximuyuqiripelligekötürülüpchöchek,chaghantoqaynahiyiliridinnurghun’ademqéchipketti. 4 – ayning 27 – küniweziyettinchipjem’iyettertipi’esligekélishkebashlidi.
Buqétimqichégridinqéchishweqesideghuljashehiridinmunurghun’ahaleqaymuqup,qorghaschégrisidinqéchip’ötüp,sabiqsowét’ittipaqipuqrasigha’aylandi.
Buqétimqiweqejeryanidasabiqsowét’ittipaqihökümitining’engchongjasusluq’orginibolghansowét’ittipaqidöletxewpsizlikkomitéti(kgb) ichki – tashqijehettenahayitizichmaslashti. Ichkijehettekgbningjasusliridiplomatiyetonigha’oriniwéliphedepqutratquluqqilsa,tashqijehettesabiqsowét’ittipaqichégramudapi’eqisimliri 4 – ayning 16- küni (sabiqsowét’ittipaqichégramudapi’eqisimliriniКГбning 3 – bash’idarisighaqarashliqchégramudapi’e’armiyisinibashqurush’idarisibiwasitebashquridu−aptordin) chégridikisimtosaqning 20 nechcheyérini’échiwettihemdekéchisinurghun’aptomobilnisimtosaqningqarshiteripigetizipchirighiniyandurupkéchideqachqanlarghayolkörsitipberdi,bezijaylarda’asman’ghayorutush’oqi’étipyolkörsitipberdi. Sabiqsowét’ittipaqihökümitiningyerlikda’irilirimunurghun’aptomobil’ajritipchégridin’ötkenlernikéchinikündüzge’ulaptoxtimaytoshupturdi.
3. Éghir’aqiwet
Buqétimqijunggochégra’ahalisiningchet’elgeqéchishweqesisoghuqmunasiwetler’urushimezgilideyüzbergenliktin’amérikabirleshme’axbarat’agéntliqi,en’gliyeradi’oshirkiti (BBC),réytér’agéntliqi,yaponiye’éqimmesililiri’agéntliqiqatarliqxelq’aradiki’asasliq’axbarat’agéntliqliribuweqenibes – bestexewerqilishti,ulartügminitögidekqilipkörsitip,aq – qarini’astin- üstünqilip,élimiz’hökümitigezeherxendilikbilenhujumqildi. Netijidebuqétimqiweqesiyasiyjehette’élimizningxelq’aradiki’inawitigezorderijidenuqsanyetküzdi,iqtisadiyjehette,buqétimqiweqe’iliqazaq’aptonom’oblastighaqarashliq’ili,tarbaghataywilayetlirige’éghir’aqiwetlerni’élipkeldi.
Iliwilayitigeqarashliqsekkiznahiyining’ichideqorghasnahiyisidinqéchipketkenler’engköpbolup,omumiysani 14 ming 32geyetti,busan’ili – tarbaghataywilayetliridinchet’elgeqachqanchégra’ahaliliri’omumiysanining %7.38ini’igileydu,buning’ichidechégraboyighajaylashqan «sherqshamili», «bext»,«algha» gungshéliridinqachqanlarqorghasnahiyisiboyichechet’elgeqachqanchégra’ahalisining %50tinköprekini’igileydu. Qorghasnahiyisidinqéchipketken’ahale’ichidedéhqanchiliq,charwichiliq’emgekküchi 5875,organ,karxana – kespiy’orunlardiki’ishchi – xizmetchi 897,diniyzat 13 bolup,ular’özibilenbirge 17 ming 390 tuyaqcharwamal(buning’ichide’at 8370,kala6540,éshek 327,töge’üch,qoy 2150)nibilleheydep’élipketti,biwasite’iqtisadiyziyan 5 milyon 659 ming 962 yüen’geyetti,nahiyining’ashliqwesuyéghimehsulati 17 milyon 560 mingkilogramkémiyipketti. Ghuljashehiritewesidinqachqanchégra’ahalisi 1012 bolup,buning’ichidesheher’ahalisi 619,déhqan 227,oqughuchi 40,oqutquchiyette,pirkazchikbesh,organkadiriyette,xelqsaqchisibir,netijideghuljashehiribirmunchebihude’iqtisadiyziyan’gha’uchridi. Chöcheknahiyisidinqachqanlar 6985 a’ile, 28 ming 894 adem,bularning’ichideqazaqlar 26 ming 610 bolup,uningdinbashqa’azsanda’uyghur,tatar,mongghul,rus,xuyzu,daghur,özbékqatarliqlarmubar. Buqétimqichégridinqéchishweqesitüpeylidinkélipchiqqan’iqtisadiyziyannipulghasundurghandachöcheknahiyisi 8 milyon 789 ming 266 yüenlikbiwasite’iqtisadiyziyan’gha’uchridi. Dörbiljinnahiyisidinqéchipketken’ahale 1666 adembolup,ular’özibilenbirgekolléktipning 19 ming 244 tuyaqcharwisiniheydep’élipketti.
Yighip’éytqanda,buqétimqiqéchishweqeside’iliqazaq’aptonom’oblastighaqarashliq’ili,tarbaghataywilayetliridin 60 mingdin’artuq’ademsabiqsowét’ittipaqitérritoriyisige’ötüpketti. Mesilentarbaghataywilayitinimisalgha’alsaq,tarbaghataywilayitigeqarashliqchöchek,chaghantoqay,dörbiljinnahiyiliridinjem’iy 44 ming 795 adem(buning’ichidechöcheknahiyisi’ahaliliriwewilayetkeqarashliq’organ,karxana – kespiy’orunlardikikadirlar,ishchi – xizmetchiler’arisidinqachqanlar 32 ming 601 adem,chaghantoqaynahiyisidinqachqanlar 10 ming 528 adem,dörbiljinnahiyisidinqachqanlar 1666 adem)bolup,buweqe’ili,tarbaghataywilayetlirige,bolupmutarbaghataywilayitige’éghir’aqiwetlerni’élipkeldi,tarbaghataywilayitigeqarashliqbezinahiyilerdikiqismen’gungshé,meydanlardiki’asasiyqatlampartiye,ittipaqteshkilatliribirmehelpalechhaletkechüshüpqaldi, 608 ming 879 motérilghuyer’aqtashlinipqaldi,biwasite’iqtisadiyziyan 26 milyon 490 mingyüen’geyetti,qachqanlaryene’özining wekolléktipningcharwilirinibilleheydep’élipmangghachqabuqétimqiweqedetarbaghataywilayititereptin 238 ming 300 tuyaqcharwamalsabiqsowét’ittipaqiterepke’ötüpketti,sabiqsowét’ittipaqiterepkeheydepkétilgen’omumiycharwasani 300 mingtuyaqtin’ashti.
4. Ishlen’genxizmetler
Buqétimqiqéchishweqesiyüzbergendinkéyin,aptonomrayonluqpartkombuweqegemunasiwetlik’ehwallarniderhaljkpmerkiziykomitétighawegherbiyshimalbyurosighadoklatqildihemdemerkiziykomitétwegherbiyshimalbyurosiningtelipigebina’enchégramudapi’eküchlirinikücheytishbilenbirge’ili,tarbaghataywilayetlirigexizmetguruppisi’ewetip,weqeningyenimukéngiyipkétishning’aldini’aldi. Gowuyuenzunglisiju’énleyshinjang’ishlepchiqirish – qurulushbingtueniningmu’awinsiyasiykomissarijangjungxeynibéyjingghachaqirtip,bingtuenning’öziturushluqjaylardachégra’ahalisiningchet’elgeqéchishininesihetqiliptosushbilenbirge,chégra’ahalisiqéchipkétishsewebidintashlinipqalghanjaylardadéhqanchiliq,charwichiliq’ishlepchiqirishinitézdin’esligekeltürüshnitelepqildi. Aptonomrayonluqpartkom 1962 – yil 5 – ayning 19 – künidin 22 – künigiche’ürümchideshimaliyshinjangrayonixizmetyighini’échip,buqétimqiweqegemunasiwetlik’ehwallarnimuzakireqildi,yighindamerkezningyolyoruqiyetküzüldi,yighin’ehlibirdek buqétimqiweqenisabiqsowét’ittipaqida’irliripilanliq,teshkillik,qedem – basquchluqhaldapeydaqilghan,shungabuweqedinkélipchiqqanbarliq’aqiwetkesabiqsowét’ittipaqida’irlirimes’ulbolushikérek,depqaridi. Yighindayenesowétmuhajirlar’uyushmisinibikarqilish,chégramudapi’esiqurulushinikücheytip,chégrarayonlarda’ishlepchiqirishnitézrek’esligekeltürüp,xelqturmushinimuwapiq’orunlashturushqatarliqmesililernuqtiliqhaldamuhakimeqilinipmexsusqararchiqirildi.
Jaylardikipartiye,hökümet’orunlirimunurghunxizmet’ishlep,kélipchiqish’éhtimalliqibolghanziyanni’imkaniyetningbériche’azaytishqatirishti. Mesilen: weqeyüzbergendinkéyin,tarbaghataywilayetlikpartkom «jiddiytedbirqollinip,chégra’ahalisiningchetkeqéchishinitosushheqqidikipikir»,«chöchek,chaghantoqaynahiyiliriningyéza’igilik’ishlepchiqirishinitézdin’esligekeltürüshheqqidejiddiy’uqturush»
Qatarliqhöjjetlernitarqattihemdezorbirtürkümkadir’ajritip,birtereptin’ammighaqachmasliqheqqidenesihetqildi,yenebirtereptinchégra’ahalisiningturmushiniyaxshi’orunlashturup,etiyazliqtérilghuni’aqsitipqoymasliqqatirishti. Bujeryandachégramudapi’eqisimliriningsöhbetwekillirisabiqsowét’ittipaqichégramudapi’eqisimliriningsöhbetwekilliribilenchégra’ahalisiningchet’elgeqéchishinibirliktetosushheqqidebext(baqtu)éghizida’üchqétim’uchrishipsöhbet’ötküzgenbolsimu’ünümibolmidi. Dörbiljinnahiyilikpartkomwexelqkomitétimuweqeningtereqqiyatighayéqindinköngülböldi. Weqekörülüshbilenla «teshwiqqilish,terbiyebérish,nesihetqilish,zerbebérish» fangjéninitüzüshbilenbirwaqitta,nahiyilikpartkomningmu’awinshujisi’isma’ilkéremningbashchiliqidachetkeqéchishnitosushkürishigerehberlikqilishguruppisiqurdi. Buguruppanahiyilikpartkomning’orunlashturushigha’asasen’asasiyqatlamdikipartiyewe’ittipaqteshkilatlirighazichmasliship 600 nechcheteshwiqat’aktipinitézlikteterbiyilepyétishtürüpchiqti. Buteshwiqatchilar’amma’arisighachongqurchöküp,teshwiq-
Terbiyiniqanatyaydurdi,nahiyeboyiche’amminingterbiye’élishnisbiti %90tin,tarbaghataywilayitiboyiche’amminingterbiye’élishnisbiti %95tin’ashti. Teshwiqqilish,terbiyebérish,xizmet’ishleshwenesihetqiliptosushnetijiside,tarbaghataywilayitiboyiche’onnechcheqétimliqchégridinkolléktipqéchishweqesining’aldi’élinip, 14 ming 675 ademningchégridin’ötüpqéchipkétishitosupqélindiweyurt – makanighaqayturuldi. Iliwilayititereptinmu 1061 ademchégraboyidinnesihetbilenqayturupkélindi. Gep’anglimay’amma’arisidadawamliqqutratquluqqilghan,qéchishniteshkilligen’intayin’azsandikiyaman’gherezlikkishilergeqanunboyichemunasipcharekörülüp,weziyetning yenimuyamanlishipkétishning’aldi’élindi.
5. Xatime
42 yilning’aldidayüzbergenbuweqehazirmutéxinurghunkishilerning’ésidinkötürülüpketkiniyoq. Weqeteltöküstinchitilghandinkéyin,ju’énleyzungliningyolyoruqiwe’aptonomrayonluqpartkomningqararigha’asasen,shinjang’ishlepchiqirish – qurulushbingtueniyéza’igilik 4-, 5 -, 6 -, 7 -, 8 -, 10 – shiliriwebingtuen’gebiwasiteqarashliq’orunlardin 810 kadir, 16 ming 750 ishchi’ajritip «üchniwakaliten’ishlesh»(wakalitentérish,wakalitenbéqish,wakalitenbashqurush) xizmet’etrititeshkillidi,xizmet’etritige 39aptomobil, 45 traktorwekombayinseplepberdi,xizmet’etritidikilerchégra’ahalisiqéchipketkenliktintashlinipqalghan 780 mingmoyerdikizira’etniwakalitenperwishqildi, 420 mingmo’aqtashlinipqalghanyerniwakalitentéridi,tarqilipketken 327 mingtuyaqcharwiniyighiwélipwakalitenbaqti,junggo – sowétchégrisiniboylapnurghundéhqanchiliq,charwichiliq,ormanchiliqtuen – meydanliriniqurupchiqipchégramudapi’esinikücheytishketégishlikhesseqoshti.
«ili – chöchekweqesi» jeryanidachet’elgeqéchipketkenkishilerninghoyla – aramliriyerlikhökümet’orunliriteripidinbirmubirtizimlinipwakalitenbashquruldi. Mesilen: 1962 – yili «ili -chöchekweqesi» yüzbergendinkéyinshinjang’uyghur’aptonomrayonluqxelqkomitétining’alaqidaryolyoruqlirigha’asasenchöchekshehirichöchekbaziridinsabiqsowét’ittipaqighaqéchipketkenkishilerqaldurupketken’öy – mülüklernitizimlashqabashlapjem’iy 289 hoyla, 1246 éghiz’öy, 22 dukan, 99 iskilat, 96 lapas,yettebaghniroyixetke’aldihemde’ayrim – ayrim’arxipturghuzdi. 1979- yili’aptonomrayondamuhajirlarsiyasiti’emeliyleshtürülgende,bu’öylerningbirqismimemliket’ichidikiqanunluqwarisliqqilghuchilarghaqayturupbérildi,memliket’ichideqanunluqwarisliqqilghuchiliriyoq’öy – mülüklernibolsahökümetning’alaqidartarmaqliriwakalitenbashqurupturdi. 1987 – yil 4 – ayning’axirighaqeder’aptonomrayonboyichemuhajirlarsiyasitini’emeliyleshtürüshwezipisi’asasiyjehettintamamlinip, 11 ming 662 a’ilining 379 ming 513 kwadratmétirliq’öyiqanunluqwarisliqqilghuchilarghaqayturupbérildi.(Abduréhimyaqup)
Uyghuristan Tezkirichiliki zhurnili 2004 – yil 2 – sanidin élindi.

Qimmetlik Izlarda Ötkür Xisliti


12079301_1628264004107809_2592433328108396618_n
Alim hayat heqiqitini tunughan kishi idi.alimning hayat waqittiki bizge melum pa’aliyetliridin alimning
Merhom ehmed ziya’iy bilen bille qutadghubilikni neshirge ishlewatqan waqittiki« xushamet-maxtash »heqqidiki söhbitidin we alim ömrining axirlirida yazghan «hidayetname» namliq shi’irliridin biz shuni his qilalaymizki alim kishilik hayat heqiqetliri östide oylan’ghan,izden’gen chin insan idi.
Alim öz xelqining ghimini yigen kishi idi. Ademning öz shexsiyitidin halqip,bashqilar üchün oylan’ghan waqti uning büyüklükke yol alghan waqti bulup hisaplinidu.1991-yili kiselchan bulup qalghan alim xanimini ilip, dawalan’ghili xoten’ge kilidu.xotendiki rozi sayit bashliq mötiwer edibler weziyaliylar alimni kütiwalidu.süyümlük sha’ir rozi sayitning öyidiki xoten ilimdarliri bilen bolghan söhbette alim mundaq ikki meselni sözleydu.
Bir ana müshük bar’iken, u bir nechche yil mushu sangda yashap, chashqanlarni yoqutuptu.özimu yaxshi yashaptu we yillarmabeynide nurghun aslanlaptu, aslanlirimu chong bolup karghakelgüdek boluptu. Lékin,shu chaghqiche aslanlirigha özining chashqan tutush hünirini ögetmigeniken.bir küni ana müshük barliq aslanlirini yighip:«men bir ömürmushu sangda yashap, igimizning etiwarlishigha we himmitige ériship keldim.emdi qérip, halimdin kettim, shungasilerge chashqan tutushtiki hünerlirimni ögitip qoyup, aram élishni oylishiwatimen, qandaq, bolamdu?» deptu. «aslanlar: way bolidu, bizgehünerliringizni ögitip qoyung, yaxshi öginimiz…» dep warqirishiptu. Shuning bilen ana müshük bir nechche kün aslanlargha hünirini ögitiptu we: «barliq hünirimni silerge ögitip boldum, emdi men aram alay,sangning amanliqi silerge qaldi…»dep qoyup, xorekni döng tartip uyqughakétiptu. Bir chaghda aslanliri terep-tereptin ana müshükni türtüp oyghutup: «ana-ana qarang, sangdiki barliq chashqanlarni tutup, döwliwettuq. Körüp béqing…» dep chuqan sélishiptu. Qarisa heqiqeten chashqanlarni qoymay tutup döwliwetkeniken. Ana müshük bu ehwani körüp: péshanisigebirni uruptu-de: «igimiz bizni mushu chashqanlarni tutup yoqutidu, sangning amanliqini qoghdaydu» dep baqmisa, bizni béqip némeqilidu? Emdi bizning buyerdiki künlirimiz axirlishptu, sangdin qoghlandi qilinimiz, hey… Dep ulugh-kichik tiniptu.
Burunqi zamanda bir’el bar iken, ularning döliti nahayiti téz pursette her qaysi jehetlerdin qudret tépip, güllinip kétiptu.puqralarning ehwalimu kündin-kün’ge yaxshi bolup kétiptu. Ular bayashat,xatirjem we inaq yashaydiken. Padishahning bu ishlarghahéch eqli yetmeydiken hemdawamliq mushu ishning sewebini bilishni oylaydiken.bu’ishning ong qol we sol qol wezirliri bilen munasiwiti barliqini perez qilsimu,emma éniq jawab tapalmaydiken.ong qol wezir oruq, égiz we qatangghur adem bolup, döletning siyaset we memuri ishlirini bashquridiken; Sol qol wezir diqmaq,sémiz, pakar weküchtünggür adem bolup, asasen döletning mudapi’e we puqralarning amanliq ishlirini bashquridiken.padishah öz perizining toghra-xataliqini bilip béqish üchün, chare oylap tépiptu bir küni uzaq bir yerge shikargha atliniptu webu ikki wezirini hemrah qilip éliwaptu. Ikki kün yol yürgendin kéyin,nahayiti qoyuq bir chatqalliqqa kirip qaptu.sirni yéshishning pursiti kelgenlikini pemiligen padishah : «men hajet qilimen. Bashqilar mangghach tursun, siz men bilen qéling!» dep aldi bilen oruq wezirni élip qaptu we awu sémiz wezir sizni uni dédi, buni dédi, andaq qilidi, mundaq qildi dep manga chéqishturdi…dégendek sözler bilen uning yaman gépini qilip datlaptu. Emma oruq wezir deptuki:«yaq, shah aliyliri, u bundaq geplerni hergiz qilmaydu, séli xata anglap qalghan oxshaydila, uning baturliqi,shir süpet merdaniliqi, jeng ishlirighapuxtiliqi, jengdiki mahariti, tedbirkarliqi we ademiylik babidiki pezilitining üstünlikidin uni yer sharining kötürüp turghanliqigha heyranmen…» dep gepning quyriqini chortla késip tashlaptu…
Yene’alghaqarap yürüptu, yürgendimu mol yürüptu.bir kün ötkende yuqiriqi usul bilen sémiz wezirni élip qaptu-de, uningghimu oruq wezirge dégenlirini tekrarlaptu. Sémizwezirmu xuddi oruq wezir bilen déyishiwalghandekla, oruq wezirning sözini eynen tekrarlaptu…padishah: «boldi, ornunggha qayt!» deptu-de,birdem oyliniwalghandin kéyin seperdashlirining hemmisini ordigha qaytishqabuyruptu hemde döletning shunchilaqudret tépishi we puqralarning bayashat bolup kétiwatqanliqining sir-esrarliriningmushu ikki wezirning pezilitidin iken, dep höküm chiqiriptu… Shundin kéyin herqandaq ishta bu ikki wezirning meslihetini alidighan, ulargha toluq ishinidighan bolup, etiwarlap ishlitiptu we dölet ulini téximu mustehkemleshke chaqiriptu…
Bu yuqiridiki mesellerdin biz alimning hayatliqta ejirsiz méhnetning yoqliqini ,insanning chuqum tirishishi kéreklikini ,yuritlardiki öz’ara-inaqliqni ,bir-birini hörmetleshni………………………….. Tewsiye qilghanliqini köriwalalaymiz.
Ejdadlirining tarixini bilmigen ewlatlar ghororsizbulidu. Zaman hadisiliri özgirishchan bolsimu ,pelekning chaqi gah ong,gah tetürchürgilisimu ,hayatliq heqiqiti özgermestur.zaman hadisatliri insan üchün peqet bir sinaqtur.
Ötkür ependining yuqarqi xisletliri adem bulushning xili yuqiri pellisi bulup hisaplinidu.yuqirida dep ötkinimizge oxshash büyük hikmetler addi shexis,addi ademlerning pa’aliyitide ekis itidu.ötkür rohi biz yashlar üchün bir tögimes naxsha. Tögimes öginish buliqi.

Türkiye Selçuklu Sultanı-Kılıç Arslan


Vikipedi, özgür ansiklopedi
I. Kılıç Arslan


قِلِج اَرسلان

Türkiye Selçuklu Sultanı
Hüküm süresi 1092-1107
Önce gelen Ebu’l-Kasım
Sonra gelen Şahinşah
Tam ismi
Kılıç Arslan bin Süleyman
Hanedan Selçuklu Hanedanı
Babası Kutalmışoğlu Süleyman Şah
Doğum 1079
Ölüm 1092
Habur Nehri
Dini Sünni İslam
Seljuqs Eagle.svg

I. Kılıç Arslan ya da Kılıçarslan (Arap alfabesiyle: قلج أرسلان‎) (1079 – 1107), Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusuKutalmışoğlu Süleyman Şah‚ın oğlu ve ikinci Türkiye Selçuklu Sultanı’dır.

I. Haçlı Seferi’nde mağlup olup başkent İznik’i Bizans’a teslim etmek zorunda kaldıktan sonra 1101 Haçlı Seferi’nde üç ayrı Haçlı ordusuna karşı kazandığı başarılarla Haçlı hareketini durdurmuş; İstanbul’dan Suriye’ye giden yolum hem Bizans hem de Haçlı ordularına kapanmasını sağlamıştır. İznik’ i kaybedince Konya’yı başşehir yapan Kılıç Arslan, Anadolu’nun ortasında köklü bir yerleşme ve gelişme süreci başlattı.

Dedesi Kutalmış’tan beri süregelen Büyük Selçuklu tahtını ele geçirme çabasını sürdüren Kılıç Arslan, Haçlılarla yaptığı mücadelelerin yanısrıa Anadolu’da yaptığı seferlerle devletinin rakibi Danişmendli Beyliği’nin nüfuzunu kırmaya ve Büyük Selçuklu’ya bağlı beyleri idaresi altına almaya çalışmıştır.

Yaşamı

Doğum tarihi ve yeri kesin olarak bilinmez. Babası, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’tır. Adı Bizans kaynaklarında “Klitziasthlas” olarak geçer; Latin kroniklerinde babasının adıyla (Soliman) zikredilir. [1]

Babası Süleyman Şah‚ın 1086 yılında Suriye seferinde sırada Antakya’da bulunan Kılıç Arslan, babasının Melik Tutuş’la mücadelesi sırasında ölümü üzerine Vezir Hasan b. Tâhir’in koruması altında Antakya’da kalmış; 1087 ilkbaharında Antakya’ya gelen Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Melikşah‚ın emriyle İsfahan’a gönderilerek orada göz hapsinde tutulmuştur.[1]

Tahta çıkışı

Kılıç Arslan, Sultan Melikşah’ın 1092 yılında vefatından sonra kardeşi Kulan Arslan ile birlikte Anadolu’ya döndü. Kimi kaynaklara göre Melikşah’ın ölümünden sonra meydana gelen taht kavgaları sırasında ortaya çıkan karışıklıktan yararlanarak kaçmışlar;[2] kimi kaynaklara göre Büyük Selçuklu tahtına çıkan Sultan Berkyaruk’un izni ile Anadolu’ya geçebilmişlerdir.

Topladığı kuvvetlerle 1093 yılı başlarında İznik‚ e geldi. Babasının ölümünden sonra şehri elinde tutan İznik valisi Ebu’l-Kasım, iktidarı saltanat ailesinin varislerine teslim etti. Böylece Kılıç Arslan babasının tahtına çıkarak sultan unvanını aldı.[3]

Bizans ile ilişkiler

I. Aleksions Komnenos I. Aleksions Komnenos
I. Aleksions Komnenos
Çaka Bey büstü

İznik‚ te yönetimi ele alan Kılıç Arslan, bir taraftan babası Süleyman Şah‚ın ölümünden beri dağılmış bulunan devletin birliğini kurmaya çalışırken, bir taraftan da Bizans‚ a karşı sürdürülen mücadeleyi devam ettirme taraftarıydı. İlk önce İznik’i kuşatmış olan Bizans ordusunu geri çekilmek zorunda bıraktı. Daha önce Bizans tarafından ele geçirilen topraklar yeniden almaya çalışıldıysa da başarılı olamadı. Yıllardan beri Bizans‚ a karşı savaşan İzmir Beyi Çaka Bey‚le Bizans’a karşı ortak harekete geçmek istedi. Çaka Bey’in kızı ile evlenerek onunla akrabalık kurdu.

Bizans İmparatorluğu‚ nun bölgedeki baskısını kırmak amacıyla “İlhan” unvanını taşıyan başkumandanı Muhammed‘ i bir Selçuklu birliğinin başında Marmara‚ nın güney kıyılarında Bizans‚ ın elindeki şehir ve kaleleri ele geçirmek üzere bu yörelere yolladı.[kaynak belirtilmeli] Muhammed‘ in Kyzikos ile Apolyont doğusunda yer alan Apollonias şehirlerini ele geçirmeyi başardı ancak bir süre sonra bu şehirler Bizans kuvvetleri tarafından geri alınınca Bizans‘ karşı düzenlenen ilk sefer sonuçsuz kaldı.

Bu sıralarda kayınpederi Çaka Bey, Bizans’ın elindeki Adramytteion (Edremit) kentini ele geçirip Abydos‚ u kuşattı. Bizans imparatoru Aleksios, Kılıç Arslan’ı Çaka Bey’e karşı kışkırtarak kendisine karı ortak hareket etmelerini önlemeye çalışmıştır. Çaka Bey‘ in gittikçe güçlenmesini kendisi açısından endişe verici bulan Kılıç Arslan, Bizans ile anlaşarak Çaka Bey üzerine yürüdü. Yeteri kadar askeri gücü bulunmayan Çaka Bey sultan ile anlaşmak amacıyla onun yanına gitti. Kılıç Arslan kayınpederini güleryüzle karşılamış ancak daha sonra onu öldürtmüştür.

Çaka Bey‚ in ölümünden sonra Kılıç Arslan ve imparator I. Aleksios Komnenos aralarında varmış oldukları anlaşmanın devam etmesine karar verdiler. Ancak bu barış dönemi kısa sürmüş olup, Türkler Bitinya bölgesindeki Bizans topraklarına akınlar düzenlemeye başladı.[3] Balkanlarda Kulmanlarla savaşmakta olan imparator, bu savaşı bitirdikten sonra Türk akınlarına karşı Sapanca gölünün güneyinden İzmit körfezine uzanan bir kanal kazdırıp içini su ile doldurarak Türklerin İzmit çevresine girmesini engellemek istedi.[1] Fakat bu projeyi tamamlamadan Mayıs 1096’da haçlı kuvvetlerinin Tuna’yı aşarak İmparatorluk topraklarına girdiğini öğrendi.

Halkın Haçlı Seferi

Haçlı Seferlerine çıkan ilk ordu keşiş Pierre L’Ermite‚ in idaresinde toplanmış Fransız, Alman, İtalyan ve diğer milletlerden oluşan disiplinsiz bir kitleydi. 1 Ağustos1096‚ da İstanbul‚a varan bu ordu hemen Boğaz’dan Anadolu’ya geçirilerek Yalova yakınlarındaki Kibotos karargâhına yerleştirildi. Haçlılar böylece Türkiye Selçuklu Devleti’nin sınırına ulaşarak yağma akınları yapmaya başladı. İmparator Aleksios’la, Bizans’ın kendilerine sağlayacağı yardıma karşılık Anadolu’da ele geçirecekleri yerleri bu devlete bırakacakları hususunda bir anlaşma yapan Haçlılar, Selçuklu başkenti İznik yakınlarına kadar ilerleyerek buradaki köyleri yağmaladılar.

Eylül ayı sonlarına doğru 6.000 kişilik Alman-İtalyan birliği İznik civarındaki Kserigordon adında bir kaleyi ele geçirdiğini öğrenen Sultan Kılıç Arslan bir ordu göndererek kaleyi geri aldı. Selçuklu karşısında alınan bu mağlubiyetin intikamını almak üzere yaklaşık 20.000 kişiden oluşan Haçlı ordusu Kibitos‚tan ayrılarakİznik üzerine yürüdü. Düşmanı karşılamak üzere yola çıkan Selçuklu ordusu Drakon (Kırkgeçit) adlı köyde yapılan savaşta galip gelerek Haçlı karargahını da ele geçirdi.[3]

Malatya kuşatması[değiştir | kaynağı değiştir]

Keşiş Pierre L’Ermite‚ in ordusuna karşı kazanılan başarı, Kılıç Arslan‘ ın Haçlılar‘ ı küçümsemesine yol açtı. Haçlıların İznik‚ e kadar ilerleyemeyeceğini ve ülkesi için bir tehdit olamayacağını düşünerek Kardeşi Kulan Arslan’ı yerine vekil bırakıp Ermeni Gabriel‘ in kontrolündeki Malatya üzerine yürüdü; Eski bir Bizans valisi olan Ermeni Gabriel, daha sonra Türk beylerinin hakimiyetini tanıyarak hakimiyetini korumuştu. Kılıç Arslan, Orta Anadolu’da güçlü bir devlet haline gelen Selçukluların rakibi Danişmendliler’in genişlemesini engellemek ve babasının ölümüne neden olan Suriye Selçuk meliki Tutuş’u ortadan kaldırmak için bu sefere çıkmıştı.[2]

Malatya‘ yı günlerce kuşatmasına rağmen sağlam şehir surlarını geçemeyen Kılıç Arslan, bu sırada çok büyük ve askeri gücü yüksek bir Haçlı ordusunun İstanbul‘ dan Anadolu’ya geçerek İznik üzerine hareket ettiğini haber alınca kuşatmayı kaldırdı ve İznik‚ e dönmek için yola çıktı.[3] Bundan sonra I. Kılıç Arslan uzun süre Haçlılar ile mücadele etmek zorunda kalmış ve 1105 yılına kadar yaklaşık on yıl doğuya karşı bir harekette bulunamamıştır.

I. Haçlı Seferi

I. Haçlı seferi sırasında Anadolu (1097).

I. Haçlı Seferi başındaki Dorileon Muharbesi sırasında Haçlıların saldırısını gösteren resim

Kılıç Arslan Mayıs ayı sonunda, 30 günden fazla süren bir yürüyüşten sonra İznik] önlerine varabildi. Kuşatma altındaki şehre girebilmek için yapılan savaşı kaybetmesi ve düşmanın sayıca çok üstün olması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Bir süre daha şehir savunulmuş ancak destek gelmeyeceği anlaşılınca savunmacılar altı hafta süren direnişten sonra 18 Haziran gecesi Bizans kuvvetlerine teslim oldu. Kılıç Arslan ordusuyla İznik önünden çekildikten sonra Anadolu’daki Türk kuvvetlerini toplamaya çalıştı. Danişmendli Gümüştekin ile Kayseri Selçuklu Beyi Hasan‘ ı yardımına çağırdı.[3]

Haçlı ordusu tam Eskişehir ovasına çıkmakta iken 1 Temmuz günü onlara hücum edip Haçlıların Dorileon Muharebesi (1097) diye andıkları bir baskın muharebesine girişti. Haçlılar bu muharebedeki Selçuklu gücünü gayet abartmaktadırlar; ama son araştırmalara göre I. Kılıç Arslan gücünün 6.000-7.000 kişilik bir hafif süvari birliği olduğu kabul edilmektedir.[4]Bu muharebede ana harp gücü zırhlı ağır süvari şövalyelerinden oluşan Haçlı ordusu galip geldi. Bütün gün süren savaşın ardından gece olunca sultan ordusunu daha fazla yıpratmadan geri çekmeye karar verdi. Haçlılar’ın 10 Haziran 1097 günü genel hücuma hazırlandığının belli olması üzerine, bir gece önce İznik şehri Bizans kuvvetleri kumandanına teslim edildi. Kılıcarslan’ın hanımı ve çocukları İstanbul’a götürüldü.[1]

Haçlı ordusunu takip

Bu mağlubiyetten sonra I. Kılıç Arslan Haçlıların en çabuk bir şekilde Anadolu’dan geçmesine izin vermeyi ve onlarla doğrudan doğruya çatışmaya girişmemeyi tercih etti. Anadolu’da ilerleyen Haçlı ordusu önündeki insan ve hayvan iaşelerini önceden tahrip ederek, onları uzaktan takip etme stratejisini uyguladı. Bundan sonra bu Haçlı ordusunun Anadolu’dan geçişinde Haçlı ordusunun doğrudan doğruya karşısına çıkan Selçuklu ordusu bulunmadı.

I. Haçlı Seferi ordularının Anadolu‚dan geçişi Anadolu Selçuklu Devleti’ne büyük bir darbe vurdu. Bizanskuvvetlerinin karşı saldırısıyla Ege ve Marmara kıyılarına kadar ulaşan topraklar kaybedildi ve Selçuklular Orta Anadolu‘ ya çekilmek zorunda kaldı. İznik yerine Konya başşehir yapıldı ve Anadolu’nun ortasında köklü bir yerleşme ve gelişme süreci başladı.[1]

Kılıç Arslan bir taraftan Haçlıların topraklarına verdiği zararları gidermeye çalışırken, bir taraftan da Bizans kuvvetlerine karşı da mücadele verdi. Bundan başka, I. Haçlı Seferi arkasından durmadan Avrupa‘ dan gelen küçüklü büyüklü Haçlı gruplarına da karşı mücadele etmek zorunda kaldı. Bunlar arasında 1099 yılındaDanimarka kralının oğlu Sweyn the Crusader(Svend Korsfarer) idaresindeki orduyu Akşehir ile Ilgın arasında tamamen yok etti.[3]

1101 Haçlı Seferi

1101 yılındaki Haçlı seferi.

Sonunda Suriye üzerinden geçip Filistin ve Kudüs‚te yerleşen Frank Haçlılarına destek sağlamak için 1101‚de Avrupa’dan ek Haçlı seferi yapıldı. Bu 1101 yılı ek Haçlı seferi İstanbul’dan birbiri arkasından yürüyüşe geçen üç değişik sefer ordusu halindeydi. Birincisi Mayıs 1001’de İtalya‚dan Lombardlardan oluşan 20.000 kişilik bir Haçlı ordusu Ankara üzerinden Niksar ve Merzifon’a yürüdü. İkinci ek Haçlı ordusu Haziran sonunda Nevers Kontu Giyom’un komutasında Fransızlardan oluşmaktaydı ve Ankara, Konya üzerinden Ereğli’ye ilerledi. Üçüncü ek Haçlı ordusu Akitanya’lı Giyom idaresinde Fransızlar ve Baverya Dükü Wolf komutasında Almanlardan oluşmakta idi ve ikinci orduyu bir hafta arayla takip edip Ankara, Konya üzerinden Ereğli’ye ilerledi.

Birinci Haçlı Seferi’nden sonra uzaktan takip stratejisi uygulayan I. Kılıç Arslan, 1001’deki ek Haçlı seferi için stratejisini değiştirdi. Haçlı ordusunun yolu üzerinde ve yakınlarında bulunan bütün yerleşkeleri ve yetiştirilen hububat ve yiyecekleri yakıp yıkmaya; Haçlı ordusuna iaşe ve hayvan yemi sağlanmasını önlemeye çalıştı. Önemli su, kuyu ve kaynaklarını battal etmeye veya zehirlemeye karar vererek Haçlıların susuzluktan zayıf düşmelerini sağladı. Bu yeni strateji daha başarılı sonuçlar verdi ve 1101 yılı ek Haçlı seferine iştirak eden üç Haçlı değişik ordusu da, Anadolu içinde (birincisi Merzifon’da; ikincisi ve üçüncüsü de Ereğli’de) imha edildi.

Güney Doğu Anadolu’daki Faaliyetleri

I. Boemeondo’nun serbest bırakılması Gümüştekin Gazi ile Kılıçarslan’ın arasını açtı

Kılıç Arslan, babası Süleyman Şah‚ın fethettiği ancak 1097 yılında Haçlılar tarafından ele geçirilen Antakya‚yı geri almak için1103 yılında sefer düzenledi. Haçlılarla mücadelesi sırasında başta Danişmend Beyi Gümüştegin olmak üzere diğer Anadolu Türk beyleri ile işbirliği yapmış olmasına rağmen Antakya seferine çıktığı sırada Danişmend Beyi ile arası 18 Eylül 1102’de Malatya’nın Gümüştegin tarafından zapt edilmiş olması nedeniyle açıktı. Gümüştegin tarafından Niksar‚ da esir tutulan Haçlıların fidyesi konusunda da aralarında anlaşmazlık vardı. Antakya kontu I. Boemondo, serbest bırakılmak için fidye ödemeyi teklif ediyor; kontu kendisi için tehlikeli bulan Bizans imparatoru ise onun hapiste tutulması karşılığında iki katını öneriyordu. Kılıç Arslan, hem Anadolu Sultanı olması ve hem de Amasya’daki haçlı yenilgisinde Danişmend beyi ile birlikte savaşması nedeniyle teklif edilen tutarın yarısını kendisine istiyordu.[5] Kılıç Arslan, Maraş’a geldiği sırada Gümüştegin’in Boemond’un teklifini kabul edip onu serbest bırakıldığını öğrenince Antakya seferini yarıda bıraktı ve Danişmendli topraklarına akınlara başladı. Gümüştegin’in ölümünü ve ardından yaşanan taht kavgalarını değerlendirerek 1105 ya da 1106 yılındaMalatya‚ yı Danişmendliler’den aldı.

Haçlılar karşısında kazandığı savaşlar ve Malatya‘ nın ele geçirilmesi Kılıç Arslan’ın bölgedeki itibarını yükseltti. Meyyâfârikînbeyi tarafından şehir kendisine teslim edildi. Bölgede etkin beylerin büyük kısmı kendisine itaatlerini bildirdiler. Daha sonra Urfa Haçlı Kontluğu üzerine yürüyerek 1106 yılında Urfa‚ yı kuşattı; ancak şehrin sağlam surlarını aşamadı. Bu sırada Musul ValisiÇökürmüş‚ün Harran‚daki adamları şehri teslim etmek üzere kendisini çağırmasıyla kuşatmayı kaldırdı ve Harran‚ a giderek şehri teslim aldı.

Kılıç Arslan’ın Güneydoğu Anadolu‘ daki faaliyetleri Büyük Selçuklu SultanıMuhammed Tapar‚ın dikkatini çekti ve Musul valisi olan Çökürmüş‘ ün yerine EmirÇavlı‚yı görevlendirdi. Çökürmüş Bey, Emir Çavlı tarafından yenilgiye uğratılmasına rağmen şehir halkı Musul‚ u vermediği gibi Kılıç Arslan’a haber gönderip şehri teslim almasını istediler. Şehir ileri gelenleri yapılan anlaşma uyarınca Kılıç Arslan 22 Mart 1107‚ de Musul‚ a girdi. Burada ilk iş olarak Muhammed Tapar adına okutulan hutbeyi kendi adına çevirerek Büyük Selçuklu Sultanlığı’na adaylığını gösterdi.[3]

Ölümü

Kılıç Arslan‘ ın bu başarıları Mardin Artuklu Beyi İlgazi ile Halep Selçuk Emiri Rıdvan‚ ı rahatsız etti ve bu beyler Emir Çavlı‘ ya katıldı. Daha sonra bu destekle kuvvetleri artan Emir Çavlı, Kılıç Arslan’a itaat eden Rahle şehrini kuşatma sonrasında 1107 yılında ele geçirdi. Gelişen bu olayları haber alan Kılıç Arslan, Emir Çavlı‘ nın üzerine yürümeye karar verdi. Düşman kuvvetlerinin sayıca çok olmasına rağmen Anadolu’da dağınık halde bulunan kuvvetlerinin gelmesini beklemeden ilerlemeyi sürdürdü. İki taraf, Temmuz ayında Habur Çayı kenarında karşı karşıya geldiler. Kılıç Arslan’ın hakimiyetini tanımış beylerin, Emir Çavlı‘ nın askerlerinin sayıca çok olmasına korkarak savaş meydanını terk etmeye başlaması üzerine Kılıç Arslan derhal saldırmaya karar verdi. 13 Temmuz 1107 yılında yapılan savaşta askerlerinin bozulduğunu gören Kılıç Arslan, karşı kıyıya geçip kurtulmak amacıyla atını Habur Çayı‚ na sürdü. Ancak atının ve kendisinin zırhlı olmasından dolayı Habur çayını geçemeyip sulara gömüldü.[3]

Cesedi, birkaç gün sonra Habur‚ un Şemsaniyye köyü yakınlarındaki kıyıda bulundu ve buradan Meyyâfârikîn‚ e götürüldü. Burada valisi olarak bulunan Humurtaş, Kılıç Arslan için „Kubbetü’s Sultan“ adıyla bilinen bir türbe yaptırdı. 14. yüzyıl tarihçileri Sultan Kılıç Arslan‘ nın Meyyâfârikîn‚ deki türbede yattığını yazmışlardır. Ancak günümüzde bu türbe ayakta değildir.[3]

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Notlar

  1. ^abcdeIşın Demirkent, Kılıcarslan I, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, yıl: 2002, cilt: 25
  2. ^abSefer Solmaz, Selçuklu Tarihini Derinden Etkileyen Bir Olay: Selçuklu-Yabgulu Mücadelesi, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 35, Yıl: 2014’2
  3. ^abcdefghiDemirkent, Işın (2014). Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 978-975-16-2673-8.
  4. ^Bennett, The Hutchinson Dictionary of Ancient and Medieval Warfare, say. 103
  5. ^I. Kılıçarslan (1092-1107), E-tarih.org sitesi, 08.10.2008

Dış kaynaklar

  • Demirkent, Işın (2014). Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.ISBN 978-975-16-2673-8.
I. Kılıç Arslan
Alt kolu Türkiye

Doğumu: 1079 Ölümü: 1107

Resmî unvanlar
Önce gelen:
I. Süleyman Şah (Sultan olarak)
(1078-1086)

Ebu’l-Kasım (İznik Valisi olarak)
(1086-1092)
Türkiye Selçuklu Sultanı
1092 – 1107
Sonra gelen:
Şahinşah

https://tr.wikipedia.org/wiki/I._K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7_Arslan

Aile, Jemiyet We Milletning Kelichigi Heqqide Tewsiye!


1505231_717027765076435_5678281035900212652_n

Aile, Jemiyet We Milletning kelichigi Heqqide Tewsiye!

Uyghur ziyaliliri we yashlirigha bolupmu cheteldiki Uyghur ziyaliliri we yashlirigha ikki éghiz tewsiyemiz bar! Millitimiz intayin xeterlik bir dewirni bashtin kechüriwatidu.Bundaq bir dewirde uruqimizni saqlap qélish milliy mewjutliqimizni saqlap qélishning tüwrükige aylandi.Shundaq turuqluq beziler milliy mejburiyettin bash tartip hawayi heweske bérilip, milliy mewjutliqimiz bilen oynishiwatidu! Millitimizning istiqbalining mingisi yuyuwetilgen, weten we millet heqqide hichqandaq aliy ghayisi yoq bir türküm biologiylik ademlerning qolida zawalliqqa yüzlinishini hergizmu xalimaymiz!
Aile bir jemetning, bir jemet bir etnik gruppining, bir etnik gruppa bir milletning hul téshi.Ailini yaxshi pilanlash yaki pilanliyalmasliq bir milletning güllinishi yaki zawalliqqa yüzlinishi bilen biwaste munasiwetlik. Saghlam aile etnik, kultural, siyasiy we iqtisadiy jehetlerdin milletning meniwiy we jismaniy gewdisidin ayrilalmaydu. Saghlam aile qurush qiz we yigitning milliy iradisige baghliq bolup, milletperwer, wetenperwer, meripetperwer yashlarning ortaq ghaye üchün qurghan ailisi tillarda dastan bolushqa erziydighan ijabiy hadisilerdur! Emma hazir bezi arislandek Uyghur yigitlirining we altundek Uyghur qizlirining bizge yat we tolimu yat milletler bilen öyliniwatqanliqi, millitimizge paydisiz hadise bolup, xelqimiz angliq türde buning aldini almisa, kiyinki ewlatlirimizning ishi intayin tes bolidu.
Bezi milletlerning iqtisadiy tereqqiy qilghan, medeniyiti güllengen, örpi-adetliri qéliplashqan bolup, öz dewlitining arqa teripidin yölep turushi netijiside bashqa milletlerni chong beliq kichik beliqni yutiwetkendek assilimatsiye qilip tügütiwetipbaridu. Yat miletler bilen öylük-ochaqliq bolghan Uyghurlar heqqidiki uchurlarni körüp erwayimizning yene qiriq gez uchishi tamamen yolluq bolup, bashqilar xuddi chöcheklerdiki yette bashliq yalmawuzlardek dem tartip kétiwatqan qérindashlirimizgha ich aghritish we millitimiz duch kelgen bu éghir kirzisqa échinish we milliy istiqbalimizdin ensireshtin bashqa nerse emes…
Her bir Uyghurning kim bilen toy qilishi uning shexsiy ishi emes, elbette milletning etnik, siyasiy we iqtisadiy tereplerdiki menpeetlirige bérip chétilidighan nazuk meselidur! Uyghur yashlirida ewij eliwatqan dinini özgertish, chet-ellik bilen toy qilish, ejdatlarning qutsal amaniti bolghan wetenni tashlap yat ellerge ketip yashash qatarliq hadisiler béshimizgha bala bolmaqta. Xuda urghanni xudaberdikammu qoshlap uruptu dégendekla ish boliwatidu.Dewliti bar milletler bashqa milletler bilen toy qilsa érip yoqap ketmeydu, dewletning her türlük ewzel imtiyazliri arqiliq millitige yeqin qandash milletlerni eritip, assimilatsiye qiliwétidu.Emma Uyghurlar chetellik bilen toy qilsa özi we balilirini qoghdap qalalmaydu. Öz milliti bilen öylük-ochaqliq bolmighanlarning köpinchisi ata-anisini tirik tutup öltürgenni az dep, kichikkine rahet üchün milletning itibarini yerge uriwatidu.Kim bolsa bolsun millitimizge közini qirpitmay turup bundaq heqsizliqni yapalighanlarning milletke salidighan ziyinini yaxshi mölcherlesh kerek bolup, ularning köpinchisining hichnime körmigen qelenderlerdin hichqandaq perqi yoqtur…
Biz Uyghur qiz-yigitlirining qettiy Uyghurlar bilen öylik-ochaqliq bolishini tewsiye qilimiz.Öz milliti bilen toy qilmighanlarning 99%tining bexitsiz bolup qélishining asasliq sewebi, ularning tengrining iradisige qarshi chuiqqanliqidin bolghanliqi ilgiri sürülmekte! Hey Uyghurum ach qelip talada qalsangmu, muhtajliqtin tilemchilik qilshqa toghra kelgen teqdirdimu, hetta bir eski Uyghur bilen toy qilip hayating dozaqqa aylinip ketken teqdirdimu yenila Uyghur bilen toy qil. Chünki toylishish ishi jan we rohqa bérip chétilidighan nomus ishidur!
Hey Uyghur yigitliri we hey Uyghur qizliri eger toylishishta Uyghurni we Uyghurning ölikinimu tapalmighan bolsang hich bolmighanda sira bilen bizning derdimizni chüshinidighan, milliy kimlikimizdin bizdinmu bekraq ghurur tuyidighan sapqanliq Türük, Üzbek, Qazaq, qirghiz, Türükmen, Azeri we bizge qandash yene bashqa xeliqler bilen öylen!
Düshmen milletler we resmiy gheyri yat milletler bilen öylük-ochaqliq bolghan Lalmilarning ataanasi we tughqanlirigha rastinla uwal boldi….
Men Uyghurlarning bizge qandashliq jehette uzaq bolghan herqandaq mexluq bilen öylük-ochaqliq bolishigha qarshi!
Undaq qilghanlar özi bilmey millitimizning xitaydin qalsila ikkinchi numurluq düshminige aylinip qalghanlardur. Biz Uyghurlarning dewlitimiz yoq.Dewlet eslide üch nersidin Tupraq, Millet, we Asasiy Qanun qatarliqlardin tüzilidu.Dewlet milletning ailisini, jemiyitini we bir pütün milliy gewdisini zamangha uyghun pilanlaydu we tereqqiy qilishi üchün meblegh salidu.
Bizde igilik hoquqi bolghan bir zimin, hemme adem etirap qilghan yazma qanun yoq bolghachqa yalghuz padidek chechilip ketken xelqimizni milliy enenillirimiz arqiliq tertipke turghuzush wezipisi bugünki dewirde özini bilimlik hesaplighan Aqilmanlarning zimisige yüklengen.Ziyalilar qoshunimiz millitimizning meniwiy inshahatini qilishqa aktip qatnishishi kerek!Ahmat Ziyai ependi qatarliq ilgirki bir ewlat ziyalilirimiz hayat cheghida Uyghur qiz yigitlirining yat milletler bilen nikahlanmasliqini qanunlashturush üchün köp tirishqan iken.
Ahmet Ziyai ependidek uzaqni köridighan, milletning menpeti üchün pidakarliq körsüteleydighan, malmülük, hoquq we shanshereptin shexsiy tamayi yoq alimlar, mutepekurlar, siyasetchiler we ülimalar millitimizning meniwiy dunyasini xeqara tereqqiyatqa maslishidighan we her türlük boranchapqunlargha berdashliq bereleydighan qilip yéngilap turushi kerek!Aile qurush, saghlam jemiyet berpa qilish, milliy rohni urghutup haytiy küchimizni ashurush üchün dewlet bolmisimu, dewlet bardekla tirishchanliq körsetsek boliweridu….
Gepimizge kelsek mushu dwirde yetiship chiqqan Uyghur ziyaliliri birlikte küch chiqirayli, xelqimizni bolupmu yash-ösmürlerni toghra yolgha bashlash, ularning yoligha nur chüshürüsh we parlaq kelichigini teswirlep berish elbette milletning serxillirining wezipisi…
Waqti kelgende xayin we milliy munapiqlarnimu kechürüm qilishqa bolidu…Emma yat we yabanchi milletler bilen öylinip, milliy mawjutliqimizgha tehdit salghan herqandaq janiwarning, xelqimizge nisbeten düshmendin hich perqi yoq bolup, kechürüm qilishqa hergiz bolmaydu!
Janabiy Alla milletlerni yaratqanda her xil til, reng we eriqta yaratti. Eriqi we milliti bilen toy qilmighanlar rebbimizning emrige qarshi chiqqanlar bolup, axiretlikimu wehshiy yaman bolidu!
Yat milletler bilen toy qilghanliqning özini öltüriwalghanliqtin alayide bir perqi yoq!Ular burnining uchidikidin bashqini körüshni xalimaydu! Menpeetperestlikte uchigha chiqqan, yashash pelesepisi haywanlarningkidek addiy, jiq pul tapsa, xotuni yaki eri we balliri bilen oynap-külse, özidin ajizlarning aldidin bir ötiwalsa boldi.Özila hayat qalsa, asman örülüp ketsimu meyli, dep yashaydu!Bular her ikki dunyada közge körünmeydighan bir qol teripidin dayim shapilaq yep, yüzini qizartip yüriydighanlardur!Diqqet qilsaq ular mushu eyipini yepish üchünla yashaydu…Bashqa bir küresh nishani yoq!Yat millet bilen toy qilghanlarning köp xil sürkülüsh we toqunushlar sewebidin milliy jasariti qattiq yarilanghachqa, ulardin bolghan balilar rohiy yaki jismaniy jehettin qanche ewlat meyip tughilidu.
Qatillar we bashqilarni rohiy we jismaniy jehettin zexmilendürgenler qanunning jajisidn qurtulalmaydu.Özini öltüriwalghanlar milletni meniwiy we jismaniy jehettin éghir zexmilendürgenler bolup, her ikki alemde bexitlik bolalmaydu.
Millitige, enenisige, örpi-adetlirige qarshi chiqqanlar allaning iradisige qarshi chiqqanlar bolup, ular her ikki alemde qilghan jinayetlirining jazasini chékidu!
Millitige, enenisige, örpi-adetlirige ige chiqqanlar allaning iradisige ige chiqqanlar bolup, ular her ikki alemde qilghan bu ulughwar emellirining mukapatini köridu!
Eng toghrisi bürkütler bürkütler bilen, qaghilar qaghilar bilen uchsun!
Yat milletler bilen öylik bolush özige hürmetsizlik qilghandin bashqa yene yat milletlerge qilinghan haqaret bolup, bu jinayetni kechürüsh asan emes. Yat milletler bilen qilinghan toy köpinche heqiqi toy bolmastin waqitliq hozur, menpeet we adem sodisi üstige qurulghan bolghachqa ademge bir ömür wijdaniy jehettin aram bermeydu.Adimiylikni erzan sheyilerge sétiwetmeslik ejdatlirimizdin bizge qalghan qimmetlik udumlarning biridur!
Öz milliti bilen öylineligenlik nime dégen katta ish!Janabiy Alla hemminglargha bu öz millitige qutsal baghlinishtek teswirlügisiz bexitni ata qilsun!
Hey quyashtek parlaq Uyghur yigiti ikki hetta üch xotun alsangmu meyli, yat milletler bilen ewlenme we uyghur qizlirini yat milletlerge berme! Hey yultuzdek parlaq wijdanliq Uyghur qizliri siler Tumaris, Iparhan, Nuzgum we Rizwangüllerning iz basarliri, hergizmu yat milletler bilen öylenmenglar, Uyghur yigitliri silerni almisa, u wijdansiz lataghilaplarni siler élinglar!(K.A)
03.10.15 Germaniye

AYDINLIK ÜZERİNDEN GALİP GELEN CEHALET


Mehmet Emin HAZRET

12038887_366506606882623_2724405409959013686_o

Özgürlük ideali, ona kavuşmak için yola çıkan insan için tükenmez bir enerji kaynağıdır. Aynı zamanda taşınması zor bir yüktür. Çünkü özgürlüğe giden yol tehlikeli ve meşakkatlidir. Bir toplumun özgürlüğe kavuşmasının ön şartı aydınlanmaktır. Aydınlanma önündeki aşılması en zor engel cehalettir. Cehalet,cahil toplumun gelenek,örf-adet,törelerini ele geçirmekle kalmıyor,insanların beyin hücrelerine,et dokularına,damarlarındaki kana bulaşmış virüs’tür.Bu virüs genle sonraki kuşaklara geçebiliyor.Toplumu öldürmüyor,yaşatmıyor. Aynı zamanda Cehalet, cahil toplumun acısını dindiren uyuşturucu morfindir. Uyuşturucuya alışanlar kolay kurtulamaz.Ancak,aydın bilen,düşünen kişidir.Toplumun kaderine ne kadar duyarlı olan kişi o kadar acı çeken,çözüm arayan kişidir.

20.Yüz yılda Uygurlar içinden çıkmış en büyük fikir adamı, dini alim,şair,tarihçi,devlet adamı,1933. Tarihinde kurulmuş Doğu Türkistan Cumhuriyetinin temelini atan milli lider Mehmet Emin Buğra o tarihi dönem hakkında şöyle yazmaktadır; “ Doğu Türkistan dış dünya ile iletişim kurabilecek modern ulaşım ve haberleşme araçlarına sahip olmayan,dünya tarafından unutulmuş bir ülke idi. İşgal Yönetim erkine sahip olan Çinli memurlar,Doğu Türkistan halkını bilgiden,eğitimden mahrum bırakarak yönetmekte idiler. Bu yüzden Doğu Türkistan halkı (fiziki olarak) 20.asrın başlarında yaşamakta olmalarına rağmen, (manen) orta çağ karanlığı içinde idiler. Yurdumuzda ise, Çinin dayanılmaz ağır zulümlerini, milletin acı-ıstırap içindeki aşırı derecede çağ gerisinde kalmışlığını hissedebilecek kimseler aramızda yok denecek kadar az idi.” (Mehmet Emin Buğra Seçme Eserleri 27.sayfa.-Uygurca)

Tam o dönemlerde Dış dünyadan habersiz, kültürü dondurulmuş Uygur halkını aydınlatmak arzusu ile bir iş adamı Osmanlı İmparatorluğu payitahtı olan İstanbul’a gelmiştir. Doğu Türkistan’a Almanya’dan deri işleme fabrikası ve Alman mühendis getiren,İstanbul,Moskova, Bombay…da ticari temsilcilik açan Doğu Türkistanlı milyarder,terakkiperver iş adamı Bahavuddin Musabay 1912.tarihinde İstanbulda Talat Paşa ile görüşür ve Doğu Türkistan Türk toplumunun işgalden kurtulmasının ön şartı,toplumu saran cehalet zinciri kırmak olduğunu anlatır. Bahaettin (Uygurlar;Bahavudun bay derler) Musabay, Talat Paşadan Türkiye’deki gibi modern yeni okul (usul-i cedit okullar) açılması için Doğu Türkistan’a eğitimci gönderilmesini rica eder ve onların ve açılacak tüm okulların masraflarını kendi karşılamak istediğini söyler.Talat Paşa teklifi çok olumlu karşılar.İttihat terakki partisi kararı ile ilk etapta Türk-İslam gönüllüsü olan Rodoslu genç öğretmen Habibzade Ahmet Kemali hazırlar.1913 tarihinde Ahmet Kemal Hacdan dönen Doğu Türkistanlı hacılarla beraber uzun yolculuğa çıkar.Yolculuk öncesi Zamanın iç işleri Naziri Talat Paşa ve Türklük teorisinin babası Ziya Gökalp, Ahmet Kemali bizzat kabul ederek bu kutsal görev hakkında detaylı öğütler verir. Şubat 1913 tarihinde Doğu Türkistan’ın Artuş kasabasına gelen Ahmet Kemal okul açma işine konmuştur. Bahavuddin Musbay tüm maddi imkanları sunmuştur.

Ahmet Kemal 6 ay içinde Atuşta “Nur-i Maarif”, “Menbau’l İrfan”, “Musabaylar Mektebi”, “Terekki Mektebi ”, Necm-i Hilal Mektebi”, “Hamiyet Mektebi”… gibi okulları açıyor.Hesap,dil,coğrafya…gibi tüm derslikleri kendi hazırlayıp,öğrenciler ile Şapirograf’la çoğaltarak kitap haline getirmiştir. Doğu Türkistan tarihinde ilk defa açılan masa,sandalyeli sırayla oturan,sınıflara ayrılmış okullar çocukları o kadar kendine çekmiş ki, Yoksul Uygurların çocukları okullara dolup-taşıyor.Her okulda birer futbol takımı kuruyor ve okullar arası futbol müsabakası organize ediyor.Hatta Ahmet Kemal kendi yazdığı “Cahil Peder,Katil oğul” adındaki piyesi öğrencileri ile açık hava sahnesinde gösteri yapıyor. Döylece Doğu Türkistan’da modern tiyatroyu ilk başlatan kişide Ahmet Kemal olarak tarihe geçiyor. Tüm Artuş coşuyor,her köy kendi okulunu hazırlıyor Ahmet Kemali davet ediyor. Ahmet Kemal Artuş nahiyesini aydınlatmaktadır. Kaşğar ahalisi Ahmet Kemalin “cedit-i usul okulları”nı istiyor.Kaşgarın en büyük din alimi,özgürlük abidelerinden biri olan Abdulkadir Damolla’nın başını çektiği bir grup aydın Ahmet Kemali Kaşgara davet ediyor.Ahmet Kemal cehaletin en büyük direnişi ile Kaşgarda karşılaşıyor. Kaşgar dini otoritelerin önde gelenlerinden Selim Molla Uygur din adamlarını topluyor. Ahmet Kemalin ders kitapları ve okulları hakkında bilgi veriyor. Ahmet Kemalin hesap,coğrafya derslerini okutması,öğrencilerin sınıflara ayrılarak masa,sandalyede sırayla oturtularak okutulması “İslam’a aykırı” bulunuyor.(Dil dersliklerindeki resimler “büyük sorun” teşkil ediyor. Dil dersinde A harfini tanıtırken Ay resmi,B harfinde balık. G harfinde güneş… resimleri vardi.) Okullarda futbol oynatmak, sahne oyunu hazırlamak… hepsi “din düşmanlığı” olarak görülüyor. Abdulkadir Damolla’nın Ahmet Kemali savunması, onun yaptıkları İslam’a uygun,kuran yolu olduğu hakkındaki fetvaları itibara alınmıyor.Ahmet Kemal “kafir”,” cedit-i usul okulları” “haram” , bu okullara giden çocuklar ve bu okullara çocuklarını gönderen anne-baba “kafir” ilan ediliyor.

Cahil kitle içindeki özgürlük önderi veya aydın gece karanlığında yanmış bir muma benzer.Yer küreye çökmüş karanlık o ışığı boğmuştur.Hafif bir rüzgar bile onu söndürebilir.Yarasalar topluluğu hareket etmek için ışığa ihtiyacı olmadığı gibi, cahil toplum da aydına,aydınlığa ihtiyaç duymaz. İhtiyaç duymaması ihtiyacı olduğunu bilmemesinden kaynaklanmaktadır. Doğu Türkistan’ın yakın zaman tarihi cehaletin aydınlık üzerinden galip gelen örneklerle doludur.

Ahmet Kemal o dönem deki Kaşgarın durumu hakkında şöyle yazmaktadır; “Kaşgar şehrinde başlıca yüz on dört mahalle,yüz sekiz cami mevcuttur… Kaşgar şehrinde maruf ve meşhur on beş medrese vardır. Bunların her birinde iki yüzden az olmamak üzere şagirt (telebe) bulunmaktadır…Bugün Avrupa darülfünunlarında on beş yılda ikmal-i tahsil ile hayat adamı olmak mümkünken, Kaşgar medreselerinde yirmi yıl dirsek sürten oğulların daha isimlerini yazmaktan aciz bulunduklarını kemal-i teessürle işittim.Bilahare gözlerimle gördüm…” ( Habibzade Ahmet Kemal: Çin – Türkistan Hatıraları 46-47.sayfa –Türkçe). Yurdun durumu böyle orta çağ karanlığı içinde iken, Kaşgar şehrinin ticaretini tekelinde bulunduran en büyük zengin Ömer Ahunbay ve Kaşgarın en büyük dini otoritesi Selim Damollaların başını çektiği bir heyet Kaşgar Müslümanları adına Kaşgarın Çinli valisi olan afyon bağımlısı Mafuşing’e gidip Ahmet Kemali şikayet eder.

Ma fuşing,Ahmet Kemal ve okulları hakkında izin verildiğini, Bahavuddin Musabay kefil olduğunu.Doğu Türkistan’da en çok vergi vererek hükümetin ayakta kalmasını sağlayan Musabaylara karşı gelemeyeceğini bildirerek “şikayetçiler”i geri çevirir. Bu arada Kaşgar ve Artuşta Ahmet Kemal aleyhinde büyük iftiralar fırtınası kopmaktadır; “ Türkiyeli Ahmet Kemal kız çocukların baş örtülerini yasaklıyormuş, etek giymeye teşvik ediyormuş,Müslüman çocukları kafirlerin terbiye usulü ile masalarda sırada oturtturotuyor, sınıf duvarlarına resim asıyormuş (Haritayı resim diyorlar), çocukları top oynatmak,dans ettirmekteki amacı dinden soğutmak imiş….”

Kaşgar’da okul açamayan Ahmet Kemal, Artuştaki okullarda da öğrencilerin azalmakta olduğunu görür.Bu arada boş durmayan Ömer Ahunbay ve Selim Molla Kaşgardaki Rus konsoluna görkemli bir yemek ziyafeti tertip eder.Rus konsoluna Türkiyeli Ahmet Kemalin ihtilal hazırlığında olduğunu,Kaşgarı ele geçirdikten sonra asıl hedefin Batı Türkistan olduğunu söylerler.Bu yemekten bir hafta sonra yine Çinli vali Ma fuşing’e bir altın saat ve birkaç külçe altın hediye ile gidip “Ahmet Kemalin “ihtilal hazırlığında” olduğunu ihbar eder ve Kaşgar halkı adından tutuklanmasını rica eder.Ömer Ahunbay ve Selim Mollaların Kaşgara hükmetmesi için halkın uyanmaması şarttır.Bu yüzden ne pahasına olursa olsun erken öten horuz kesinlikle kesilmeli.

Ahmet Kemal tutuklanır. Ahmet Kemal hatıratlarında,Titey (vali ) Ma’nın, Kaşgar’daki Müslüman toplumun ve Rus konsolosluğunun baskısına dayanamadan tutuklatmak zorunda kaldığını bizzat söylediğini yazar. Ahmet Kemal son tutuklanmasından önce dört senesi için şöyle yazmaktadır; “ 28 Eylül.1916. Türkistan’a geleli, bununla dört kurban bayramı olmuştur. Tuhafı şu ki,bu bayramların hepsini hapishanede geçirdim. Kaşgar daki bayramlarımın hapishanede geçmesine sebep, Kaşgarlı Ömer Bay’ın hükümete ve Rus Konsülüne vaki tahrikatı idi.” (Çin- Türkistan Hatıraları. 163.sayfa)

O dönemde Osmanlı ile Çin arasında diplomatik ilişki yoktur. Bu yüzden Osmanlı vatandaşlarının Çin’deki işlerine Alman büyük elçiliği temsil etmektedir. Bahattin Musbay İli Şehrindeki deri fabrikasında çalışmakta olan Alman mühendis aracılığı ile Pekin’deki Alman büyük elçiliği ile temas kurar ve sevgili Ahmet Kemalin kurtarılmasını rica eder. Alman büyük elçiliğinin girişimi sayesinde Ahmet Kemal ölümden kurtulur. Ancak Kaşgar ceza evinden Urumçi ceza evine,oradan Şangay’e polis gözetiminde götürülmesi bir seneden fazla sürer ve Şangaydan Alman gemisine teslim edilmek sureti ile sınır dışı edilir.

Urumçi ceza evinde kendi acılarını unutan yüce ruhlu zat Ahmet Kemal, Uygur kardeşlerine yapılan ve bizzat şahit olduğu işkenceler konunda şöyle yazıyor; “ Burada Günahkarları,kabahat ve cürüm sahiplerini engizisyon taklidi olarak kızgın demirler,dikenli kamçılar, yağlı odunlar, ıslak dikenlerle dövüyorlar. Gün geçmez, çürütücü, karanlık ve çamurlu mahzenlere kapatıyorlar… bir Çinliye birkaç yüz kuruş karzdar (borçlu) olan bir Müslüman çocuğunu boynuna zincirler takılıp “orangotan” maymunu, yahut Sibirya ayısı gibi pazarlarda gezdiriyorlar. Bilahare bu biçarelerin kulakları kesiliyor ve ayaklarının topukları ezilip koyuveriliyor. Bu zulümlere boyun eğen Türk evladı, dad-ü feryat edecek bir mekan,bir melce bulamıyorlar.Her yer, her nokta,her memurda aynı zulüm cari…” ( Çin-Türkistan Hatıraları. 166-167.sayfa.)

Doğu Türkistan’da zulmü ayakta tutan işgalci Çin’den fazla içimizde kudurmuş olan cehalet olmuştur. Cehalet, cehaletin içinde bulunan milletin beyin ve ruhuna geçirilmiş bir kelepçedir. Cehaletin beslendiği kaynak nefret ve kıskançlıktır. Nefret ve kıskançlık yıkıcıdır. Cehaletin en tehlikeli yanı gördüğü her ışığı,her aydınlığı yutabilecek kara deliğe sahip olmasıdır. Cehalet çemberi ışığı ret ettiği gibi sevgiden de kuşku duyar. Toplumda sürekli korku ve nefret üretir. Kendi aralarında nefret üreten toplum kendini tüketen toplumdur. Sömürücü düzen bu çeşit toplumu yetki ve paranın kölesi yaparak kendi aralarında sonsuza dek dalaştırmaktan haz alır, çıkar sağlar, güçlenir. Böyle bir toplumun özgürlüğe kavuşma, adaletten ve kendi toplumsal enerjisinden yararlanma şansı yoktur.

Cehalet, Doğu Türkistan’in geleceğine ışık tutan Ahmet Kemal gibi büyük bir aydını bu topraklardan söküp atmayı başarmıştır. Ancak Ahmet Kemal bırakıp giden yüzlerce tohum, binlerce olarak çiçek açmıştır. Büyük din alimi,eğitimci Abdulkadir Damolla, ve Ahmet Kemalin bir kısım yeni kuşak öğrencileri Ahmet Kemalın okul ve değerlerine sahip çıkmış,Artuştaki tüm cedit-i, usul okullarının canlandırmaya çalışmıştır.Bu okulların hepsinin adını Ahmet Kemalin hatırası için “Habibzade okulları” olarak adlandırmışlardır. Sürekli kın ve nefret üreten cehalet yine boş durmamıştır. Selim Molla ve Ömer Ahunbaylar bu defa Dini alim,Uygur modern eğitimin kurucularının önde gelenlerden,büyük düşünür Abdulkadir Damolla’nın peşine düşmüştür ve 14 ağustos 1924 tarihinde Abdulkadir Damolla’yı yatağında bıçaklayıp katletmiştir.Katil yakalanır.Katil ise Selim Molla imamlık yapan cami müezzini Ahmet müezzindir. Katil müezzin Kaşgar ceza evinden Urumçiye gönderilir.Urumçide Çinli yetkililer tarafından serbest bırakılır ve hayatının sonuna kadar Ömer Ahunbay tarafından maddi yardım kazanarak refah içinde yaşar.

Ahmet Kemal kitabında Abdulkadir Damolla hakkında çok yerde bahseder,övgüler yağdırır. O Kaşgarda ceza evinde iken bir hatırasını şöyle yazıyor; “ O gün,Müftü Hazret-i Abdulkadir hacim benimle görüşmek için hapishaneye gelmiştir.Bu zat-i şeref,benim manevi bir pederimdir. Usul-i cedit mekteplerde okumaklığın doğru ve belki de farz olduğuna dair Türkistan-i Çin’de ilk defa fetva veren bu zat-i fezilet-meabtir.” ( Çin-Türkistan Hatıraları. 91.sayfa). Muhterem Ahmet Kemal tarafından çok sevilen bu zatı da cehalet böyle yutmuştur.

Ahmet Kemal öğrencilerinden en zeki ve atılgan genç Mehmet Ali Tevfik Hebibzade okullarında öğretmen yetiştirmektedir. Abdulkadir Damolla’ya suikast yapıldıktan sonra bu defa cehaletin gözü Mehmet Ali Tevfik’e çevrilmiştir. Mehmet Ali Tevfik yoksul bir ailede doğmuş köy çocuğudur. O çocuk yaşta iken Ahmet Kemal onun anne-babasını ikna ederek elinden tutup okula getirmiş,ayağına çorap ve ayakkabı giydirmiştir.Mehmet Ali hep sınıf birincisi olmuş.Öğretmeni Ahmet Kemal her defa tutuklu evinde kaldığında,küçük Mehmet Ali öğretmenine su,yemek taşımış,hep kapı önünde beklemiş.Mehmet Ali,Ahmet Kemali bir öğretmenden fazla kurtarıcı,manevi babası olarak görmüştür.

Ahmet Kemal son defa tutuklandığında Mehmet Alı dördüncü sınıfı bitirmiş,birinci,ikinci sınıfa öğretmenlik yapmaktadır.Bir okulda sabah,diğer okulda öyleden sonra ders vermek sureti ile okuldan,okula koşan Mehmet Ali’yi halk “yerli Habibzade” diye atamaktadır.Mehmet Ali Tevfik 1926 de Çin polisleri tutuklamaya geldiği saatlerde kaçmayı başarmış,kuzeydeki İli bölgesine,sonra Batı Türkistan’a gitmiştir.Öğretmenlik yaparken tüm öğrencilerinin saçını keserek usta bir berberlik mesleği edinen Mehmet Ali Tevfik Sovyetler Birliği içindeki Türkistan cumhuriyetlerinde berberlik yaparak kazandığı paralarla Moskova’ya, oradan Odessa’ya gelmiştir.Odessa limanında Türk gemilerine aşçı olarak işe alınmayı başarmıştır ve Ahmet Kemalin anlattığı, dayıma düşlediği son durak İstanbul’a 1928.tarihinde ulaşabilmiştir.O kurtarıcı hocası ve manevi babası olan Ahmet Kemali çok aramış,ama bulamamıştır.İstanbul’da bir öğretmen okuluna çaycı olarak işe giren Mehmet Ali daha sonra imtihandan geçerek öğretmen okuluna öğrenci olarak kabul edilmiştir.Okulu bitirdikten sonra ilk okul öğretmeni olarak çalışmaya başlamıştır. 1932 de Doğu Türkistan’da Çin işgaline karşı büyük halk ayaklanması başladığını basından öğrenen Mehmet Ali Tevfik hemen Doğu Türkistan yoluna konuşmuştur.Mehmet Ali Tevfik Doğu Türkistan’ın kurtuluşu için tüm öğrencilerini seferber etmiş,ön saflarda savaşmıştır. 12 kasım 1933 tarihinde Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulduğu ilan edilen gün Kaşgar caddelerinde geçit töreninde geçen milli ordu ve halk,Mehmet Ali Tevfik yazan ve besteleyen ;

“Kurtuluş yolunda aktı su misali kanımız,

Sen için ey yurdumuz olsun feda ten,canımız.

Kan geçip hem can verip sonunda kurtardık seni,

Seni kurtarmak için möhkemdi din-imanımız.” Kıtası ile başlayan Bağımsızlık marşını hep birlikte söylemiş, Kaşgar semalarını çınlatmıştır.

Doğu Türkistan cumhuriyeti Rus kızıl ordusu ve çin ordusu iş birliği ile yıkıldıktan hemen sonra, Mehmet ali Tevfik, Sovyet yanlısı Çinli diktatör Şengşisey yönetimi tarafından tutuklanmış ve Kaşgardaki siyasi tutuklular cezaevine kapatılmıştır.

Çinliler ile anlaşma yaparak Kaşgarın güney nahiyelerinde 36.kolordu adı ile konuşlanan milli ordu komutanı Albay Abdi Niyaz Mayıs 1937 tarihinde Çine karşı isyan bayrağını açmıştır.Sovyet savaş uçaklarının bombardımanına aldırmadan tüm güney bölgeleri kurtarıp 29 mayıs günü Kaşgarı abluka altına alıyor.

30 Mayıs 1937 tarihi sabahlayın Mehmet Ali Tevfik ve onunla beraber 300 den fazla siyasi tutuklu Uygur aydınların kaldığı cezaevi üzerine benzin dökülerek ateşe verildi. Şehit edilenlerin 200 den fazlası Ahmet Kemal tarafından yetiştirilen öğrenciler idi. Büyük Uygur eğitimci, şair,özgürlük savaşçısı olan 36 yaşındaki Mehmet Ali Tevfik’i yakarak şehit etme işini organize eden Kaşgar polis Müdürü Kadir Hacı,görünürde hac yapmış bir Çin uşağı idi.Uygur halkının en değerli aydınlarını tutuklatan ve ceza evini yakma emrini veren ise, Çin Adına Kaşgar şehrinin savunmasını üstlenmekte olan Uygur subay Kurban Se’id idi.Bu katiller Milli ordunun infazından korkup Kaşgar şehrini boşaltıp Urumçiye kaçtılar ve Çinliler sığındılar.

Bu defa cehalet karanlığı bu milletin aydınlık yüzünü topluca yutmuş oldu. En acı tarafı yakarak yok eden de,yakılarak yok olan da Uygurlar idi. Kazanan Çin, kaybeden Uygur toplumu idi.Bu imha olayının aracısı ise cehalet idi.Cehalet,cahil insan beynine yerleştirilmiş saatli bombadır.Her an kendi ve çevresindeki her kesi yok edebilir. Kaşgar da daha çok Uygur’u öldürerek şehri müdafaa edememekle suçlanan Kurban Se’id ve Kadir Hacılar,Şing şisey tarafından Urumçide tutuklanarak ceza evine konuldu ve Duğu Türkistan cumhuriyeti Baş Bakan Sabit Damolla, 13 Nisan 1934 tarihinde Yarkentte Sabit damollayı yakalayıp Urumçiye getirip Çine teslim etme karşılığında reis yardımcılığını kabul eden (Doğu Türkistan Cumhur Başkanı) Hoca Niyaz Hacı…larla aynı sıradaki koğuşlarda tutuldu.Sonunda bağımsızlık için savaşan ve bağımsızlığı yıkmak için Çinlilerin emrinde savaşan ,Doğu Türkistan’ın ay-yıldızlı mavi bayrağını Kaşgar semalarında dalgalandıran ve bu bayrağı gökten indirip yakan Uygurların hepsi hiç ayrım yapılmadan, Urumçi deki Sovyet KGB elemanları tarafından teker-teker katledildi.Özgürlük katili Kurban Seid, Kadir Hacı… dahil.

Cahil insanın en tehlikeli tarafı düşünme kapasitesinin olmamasıdır. O konuşabilen, emir alan bir makinedir.Onu her kes her iş için kullanabilir.O düşman gücün eline geçtiğinde,kendi ırkını,kendi soyunu yok edebilecek silaha dönüşebilir. Merhum Türk aydını,Uygur yeni maarifin kurucusu ve önderi Ahmet Kemal 100 sene önce Doğu Türkistan’da kudurmuş haldeki cehalet tarafından yutuldu. cehalet dozerleri, Abdulkadir Damolla,Mehmet Ali Tevfik gibi nice Uygur aydınları ezdi ve üzerinde geçti.Kısası cehalet, Aydınlık üstünden hep galip geldi.

Bugün durum değişmiştir. Yurdumuzda cehalet, aydınlık üzerinden galip gelebilecek gücünü çoktan kaybetmiştir.Ancak cehalet, Uygur’dan ibaret bu gövdeyi gölgesi gibi takıp etmektedir.Çin,Uygur toplumu içindeki cehaleti yönlendirerek yine Uygur toplumunu vurmaktadır.Durum vatan içi ve dışında da aynıdır. Son 300 yılda Uygur toplumuna son derece ağır,telafisi imkansız bedelleri ödetmiştir. Çini Doğu Türkistan’a davet eden ve kendi elleri ile Yurdu Çine teslim eden Uygur toplumunun içinde büyüyen cehalettir. Bugün Çin, biz Uygurları insan yerinde görmüyorsa,21.Yüz yılda bile biz Uygurlara ilkel taş devrine ait zulüm, işkenceyi reva görüyorsa, bizim elimizle bizim başımızı kesiyorsa, kendi yağımızda kendi etimizi kavrıyorsa, bunun başlıca nedeni içimizdeki cehaletin hala verimli çalışıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Çin işgalinden kurtulmamız için cehaletten kurtulmamız şarttır. Cehalet düşmanımızdır. Cahil cehaletin kölesidir, masumdur. Cahili cehaletten kurtarmak dinen farz, vatani, milli görevimizdir. Şuan yurdumuzun her köşesinde 21.Yüz yılın Ahmet Kemal,Abulkadir Damolla,Mehmet Ali Tevfik’lerine ve benzerleri aydın ve Liderlere ihtiyaç vardır.

Özgürlük aydınlanmak’tan, aydınlanmak cehaleti ortadan kaldırmaktan geçer. (Makalenin 2. bölümü ve sonu.)

http://www.uyghurnet.org/aydinlik-uzerinden-galip-gelen-ce…/

Meet China’s Salman Rushdie


Meet China’s Salman Rushdie

Meet China’s Salman Rushdie

On a warm late afternoon in June, I sat with Perhat Tursun as he slowly exhaled a puff of smoke from a blue cigarette with shiny gold trim. Arrayed on the pale lace tablecloth before us was an assortment of nuts, sunflower seeds, and wine. The furniture was a muted neo-Victorian, but on the wall behind Perhat hung a set of three abstract paintings, a shock of modern hues. “A local artist,” he told me.

A slight man in his late 40s, Perhat wouldn’t have seemed out of place in a Prague cafe, savoring Faulkner or pondering Camus in the company of a cadre of European intellectuals. But it was a Chinese-brand cigarette he was smoking, in an apartment just a 10-minute walk from one of the largest mosques in China’s tense far west. And interlaced with his odes to Freud and Faulkner, Perhat spoke earnestly of Mohammed and Jesus — but, tellingly, would not speak of politics on the record.

Perhat is the author of The Art of Suicide, a novel decried as anti-Islamic that in 1999 set off a religious firestorm among Uighurs, the largely Muslim, Turkic minority concentrated in the nominally autonomous Chinese region of Xinjiang. What followed — years of threats, a de facto ban on Perhat’s works, and at least one book burning — belied the officially atheist ideology of the Chinese Communist Party, which tightly controls the region. But tidal forces of history and competing civilizations have clashed over Xinjiang in recent decades, pitting the party against a local ethnic reawakening, resurgent Islam, and the latest entrant to the region, liberal Western thought. And Perhat, with the publication of his bold philosophical novel, found himself wedged between hardening ideological fronts — a fault line that would put his life in danger.

* * *

Perhat was born in 1969 in Atush, a city in southern Xinjiang. The region is a relatively new addition to the Chinese map; the Qing dynasty didn’t officially incorporate the region into China’s imperial fold until 1759, and the relative recentness of that acquisition lingers in the name Xinjiang, which in Chinese means “New Territory.” But Uighurs have lived in the largely arid, mountainous land for more than 1,000 years, and Islam arrived in Xinjiang long before China’s imperial Manchus. Beginning around the 10th century, the religion spread among the formerly Buddhist Uighurs there, who were able to communicate with the larger Muslim world through travel and trade. Many Uighurs didn’t take well to the Chinese arrival in their homeland. Repeated 19th-century uprisings were followed by the creation, and subsequent defeat, of two successive short-lived republics in the 1930s and 1940s.

It was 20 years after the defeat of the second separatist state, the Soviet-backed East Turkestan Republic — and at the height of the Cultural Revolution — that Perhat was born. Even China’s far west wasn’t distant enough to avoid what would become a decades-long period of violence and ideological struggle fomented by party chairman Mao Zedong. Communist Party enthusiasts there targeted Muslims with particular ferocity, outlawing religious practice, converting mosques into granaries or even pigsties, and sometimes killing detractors. In southern Xinjiang, more isolated and traditional than the region’s cosmopolitan north, some Uighurs saw the chaos of the period as a chance to rise up once again against the Chinese government. On the day of Perhat’s birth, his father sat in prison as a suspected insurgent. From his jail cell, he sent along the name he wished for his infant son: Perhat, meaning “hero.”

By 1976, the Cultural Revolution had ended, and by 1978 China had embarked on a program of economic reform and opening that ushered in a new era of capitalism and a rejoining to the world order for the long-isolated country. Ideological controls were relaxed as well. In the 1980s, in a stark about-face from the enforced ethnic conformity of the previous decades, which had seen a suppression of minority heritage, state-run publishing houses in Xinjiang translated and published works of classical Uighur literature. This seemed to reawaken among many Uighurs an interest, long dormant, in their own cultural past. By the end of the 1980s — a decade that many Uighurs now refer to as a golden era — classical Uighur literary works had become best-sellers.

During this period, Xinjiang’s contact with the Muslim world was renewed for the first time in decades. Uighurs could attend the pilgrimage to Mecca, and Muslims from Pakistan and other countries could enter Xinjiang. With that, modern religious movements coming out of the Middle East — including an emphasis on Islamic political ideology and a more rigid dogmatism than had typically characterized Uighur religious tradition — began to seep into Xinjiang as well. Hundreds of new mosques were constructed, and it was legal once again to print religious literature, which became widely available. As new life was breathed into Islam in the 1980s, a spiritual reawakening accompanied the Uighur cultural flowering.

A belief began to grow among some there that Islam could help strengthen Uighur identity in the face of external pressure.

A belief began to grow among some there that Islam could help strengthen Uighur identity in the face of external pressure.In retrospect, that marked a development that Perhat should have watched more closely. But while a religious and cultural reawakening swept Uighur society, his attention lay elsewhere, for he had recently discovered the great works of another civilization — the modern West. Perhat had, perhaps on a whim, borrowed a Uighur-language book from the local library called Modern Famous Writers, which identified authors but did not contain extensive excerpts of their works. That was how Perhat got his first taste of thinkers such as American writer William Faulkner and German philosopher Arthur Schopenhauer, and he found himself immediately intrigued. But he didn’t know English, and none of these works had been translated into Uighur. Nor could he read them in Chinese translation; as a child he had declined to learn Chinese. When Perhat entered college at Beijing’s Minzu University, he could barely even write his own name in Chinese script. But when he learned that some Western literature existed in Chinese translation, he put aside his previous reservations and immediately set out to master the language of China’s dominant ethnic group.

By encouraging Uighurs to receive a Chinese education — including Perhat, who attended university on a government scholarship — China’s governing authorities likely intended to assimilate them into Han Chinese civilization. But for Perhat, the Chinese language became his window to the West. Along with Schopenhauer and Faulkner, he devoured Albert Camus, Franz Kafka, James Joyce, even Sigmund Freud, all in Chinese. He also began to write poetry and short stories, tackling controversial subjects such as sex, religion, death, and ethnicity with a dream-like, modernist twist.

Uighur society hadn’t always been closed off from outside influence. Gardner Bovingdon, an associate professor of Central Eurasian studies at Indiana University, Bloomington, and the author of The Uyghurs: Strangers in Their Own Land, told me in a phone interview that Uighur traders had once traveled widely through Central Asia, the Middle East, and even Russia. By the early 20th century, new ideas such as Marxism and jadidism — an Islamic reform movement that promoted modernization and education — were beginning to trickle into Xinjiang. But these trends worried conservative Chinese administrators, including Yang Zengxin, who governed Xinjiang from 1911 to 1928, and it became Yang’s policy to “isolate, divide, and maintain enforced ignorance” in the region. Yang kept out newspapers, imprisoned Uighur intellectuals, and, in one famous anecdote, “kept the single key to the telegraph in his own pocket,” Bovingdon said. After the founding of the People’s Republic of China in 1949, the entire country, including Xinjiang, became largely closed off from much of the world until 1978.

Perhat’s growing knowledge was thus uncommon in his home region, and when he graduated and returned to Urumqi, Xinjiang‘s capital, in 1989 with his knowledge of Western ideas and his rare ability to access knowledge outside traditional Uighur sources, he became a highly sought-after companion among local intellectuals. Uighur writers such as Yalqun Rozi, Batur Rozi, and others, who had not been trained in English and Chinese in Beijing, would gather with Perhat to discuss questions they had about Western culture and ideology. An atmosphere so conducive to free intellectual exploration, however, would not last long.

* * *

Farther east, in the heart of traditionally Han China, a political awakening was making earnest progress, peaking with an idealistic student movement mercilessly crushed at Tiananmen Square in June 1989, which ended the brief intellectual ferment of that decade. The cultural and Islamic renaissance in Xinjiang faced a similar trajectory. “As Uighurs were given more freedom through the 1980s, they wanted more say in making decisions about their own affairs,” said Ildiko Beller-Hann, an associate professor at the University of Copenhagen who has conducted field research in Xinjiang since the 1990s, in a phone interview. “Emboldened by the leeway that they were given, they started making more demands.” In early April 1990, a group of Uighurs left a mosque in Baren township in southern Xinjiang, chanting that Islam would triumph over communism. Armed with knives, the group marched on local government offices, demanding an end to the Han Chinese migration that had reduced the percentage of Uighurs in Xinjiang, their homeland, from more than 80 percent to less than 50 percent. The government’s response was a page out of the Tiananmen playbook, as it sent in the People’s Liberation Army to halt the demonstrations. But the Uighurs fought back, capturing guns and ammunition, and it was days before the revolt was quelled. Dozens perished.

The uprising “sent a chill of fear down the spine” of Beijing, said Bovingdon. It marked a turning point. The government feared Uighur separatism, according to Beller-Hann, who added that the “authorities identified Islam as the vehicle of separatism.” The Chinese government began promulgating a narrative that Islam had held back the Uighurs and kept them in a backwards state — and that too much religiosity was dangerous. This was accompanied by the state-led crackdown on Islam in Xinjiang that hascontinued, with disastrous consequences, up to the present day.

Unlike the crackdown at Tiananmen, however, which effectively eradicated China’s nascent pro-democracy movement, the Islamic revival in Xinjiang continued to simmer, gradually penetrating more deeply into Uighur society despite ever tighter government restrictions. “In the mid-’90s, many of the intellectuals that I met felt there was too much [state] pressure on religion, too much emphasis on training students to be atheists,” Bovingdon told me. “But a number said to me, ‘I’m not really keen on going back to a society when mullahs were able to dictate; I’m not keen to have religious authorities have more authority over me.’” But when Bovingdon returned to Xinjiang in 2002, there seemed to have been a marked shift. He learned that the religious revival that had been spreading in Xinjiang from “missionary types from Pakistan” was having influence even among intellectuals. “People [were going] to mosques in greater numbers, more likely to practice the five daily prayers,” said Bovingdon. Uighurs in rural areas had always been more religious. But now even among urban dwellers, there was interest in “increasing open religious practice.” Islam, as Beller-Hann explained, had become an “integral part of national [i.e., Uighur] identity,” and thus for some, religious practice became a way of asserting “ethno-national belonging” and expressing dissent toward the government policies that had marginalized them.

The Communist Party’s anti-Islam campaign may have largely backfired, but its assault on Western thought would prove more successful.

The Communist Party’s anti-Islam campaign may have largely backfired, but its assault on Western thought would prove more successful. Perhat recalled an article by influential politician Li Ruihuan, published in party mouthpiece People’s Daily in the early 1990s, denouncing Western values and calling Chinese people to look to Chinese tradition instead. That was when Yalqun, now an emerging leader among Uighur intellectuals, began to separate himself from Perhat, seeming to echo the Party’s call to reject Western values. Yalqun criticized freedom and democracy and added that Uighurs should look to their own traditions. In a precursor to the religious storm that would ensue in 1999, Yalqun denounced Perhat’s 1991 novella,Desert of Messiah, for its biblical references and its focus on the teachings of Jesus — a respected figure in Islam, though far less central than the Prophet Mohammed — and accused Perhat of being a Christian. That denunciation completed the break between them.It also highlighted the growing divisions within Uighur society itself, which was splintering under enormous government pressure. On one side stood those who increasingly declared their ethnic loyalty through religious practice and who began to castigate fellow Uighurs deemed neither religious enough nor Uighur enough. On the other side stood those who had benefited from China’s governance of Xinjiang, perhaps by joining the Communist Party and rising in the Han ranks, and sending their children to school in the east to assimilate and make money in China’s economic rise. Someone like Perhat posed an ambiguous figure — he was not active in party or government affairs, but his Chinese education and affinity for Western learning over Uighur tradition made him suspect.

As the 1990s progressed, the Chinese tightened the screws even further, restricting religious education and rooting out vaguely defined “illegal” religious activities. Episodes of violence occurred with greater frequency, leading to shows of military force in the region.

That was when Uighurs began killing other Uighurs. In May 1996, a group of militants assassinated Harunhan Khaji, the pro-government imam of one of the most important mosques in the southern region of Kashgar. “This was Uighurs getting rid of a religious leader whom they accused of siding with the Chinese,” said Beller-Hann.

* * *

It was in the middle of this sea change that Perhat’s Uighur-language novelThe Art of Suicide was published. Released in 1999, its highly philosophical narrative helped it fly under the radar of Uighur editors at state-run presses; the book contained explicit sexual content and almost reverential descriptions of suicide, an act that the Quran repeatedly condemns. Perhat’s old nemesis, the conservative Yalqun Rozi, read the book and came upon a portion which he found heretical: In one scene, a fortuneteller names a cryptic date, stating that it was the year that civilization ended. Yalqun interpreted that date as the year of the Prophet Mohammed’s birth, thus inferring that the book portrayed the prophet, and Islam in general, as bad for humanity. Perhat insisted later that this was not a correct interpretation, but the damage was already done. Yalqun published an essay denouncing Perhat as an enemy of Islam, and the resultingcontroversy rocketed both Yalqun and Perhat to fame in Uighur society.

In the evolving religious environment, so charged with implications of ethnic loyalty, the hammer swiftly fell. Soon, other writers followed Yalqun’s example. They declared that Perhat had humiliated the prophet and that Perhat’s being alive was the “shame of Uighur people.” Perhat told me that one, Batur Rozi, even compared the Art of Suicide to HIV, “spreading to all the Uighur people, corrupting their souls.” A school in the southern Xinjiang city of Kucha staged a book burning. Perhat’s wife left him.

Perhat says he would receive anonymous phone calls with threats on his life.

“Some people said I would die in a car accident,” he relates. “They said I would be killed by the Taliban.”

“Some people said I would die in a car accident,” he relates. “They said I would be killed by the Taliban.”Once he caught a man following him; when Perhat confronted him, the man ran off.Such a spectacular backlash against Perhat’s novel was far more than a perceived religious affront. Once the stalwarts of the Uighurs’ religious circles believed that the book was anti-Islamic, it became easy to finally fit the ambiguously liberal Perhat into one of the two camps, pro-Uighur versus pro-Chinese. And it was clear, at least to those who did not know him well, that Perhat wasn’t on their side. “From a certain vantage,” Bovingdon explained, “he could be depicted as a traitor to Uighur culture.”

Since The Art of Suicide, Xinjiang’s publishing houses — largely state-run and all under government purview — have refused to publish anything by Perhat, not even a rebuttal to the outpouring of criticism that fractured his life and put him in danger. “I can’t publish anything to explain myself,” said Perhat. “I didn’t humiliate the prophet, but any one word I can’t publish in Xinjiang, in any media. They refuse.”

Meanwhile, Yalqun’s writing career soared. His attack on Perhat awarded him double popularity. By calling out a religious and ethnic “traitor,” Yalqun gained admiration in broader Uighur society, and by dethroning a leading liberal fond of Western thought, he seemed to have pleased government authorities. In Xinjiang’s state-controlled media environment, Yalqun has published several books and now has a new CD and DVD lecture series available in bookstores. (In multiple phone calls, Yalqun was not willing to speak with me at length, and in a final call passed the phone to his wife once I identified myself.)

But Perhat, too, has remained quietly well known, though for years it was taboo to mention his name in certain circles. “One of his virtues as a writer,” said Bovingdon, “is that he calls things as he sees things, and he’s not afraid of saying dangerous things.”

After spending an afternoon drinking tea with Perhat in his Urumqi apartment, I began to understand what Bovingdon meant. When asked what he had imagined Uighur readers would think of his book, Perhat laughed. “I didn’t think about it. I just like to write,” he said with a grin. There was nothing like it at the time, Perhat explained. “No one dared to write it, so I just wrote it myself.”

* * *

Despite his virtual pariah status, Perhat told me he feels no bitterness toward religion. In fact, he identifies as Muslim himself, though in between sips of wine, he told me that his belief stems from a sort of philosophical universalism rather than a pure acceptance of creed. “Religion is a very good thing,” said Perhat, “very beautiful, just like a poem, just like literature. But some people make religion very horrible.”

Sixteen years after his public excoriation, it seems that Perhat is finally able to publish again. He’s currently working on a novel about a car accident, which explores how strangers in a city view sudden death. Another of his recent works will soon be released in translated English, along with a collection of Uighur short stories, his first major publications since 1999. He is remarried and now has two children, a boy and a girl.

While Perhat has managed to rebuild his life, the situation in Xinjiang has in many ways deteriorated. Ethnic riots in Urumqi in 2009, which pitted Han Chinese and Uighurs against each other, killed at least 197 civilians, plunging the city into a military lock-down that lasted months. The past two years have seen a rise in violent attacks that Chinese authorities have blamed on Islamic terrorists, though due to extremely tight information control such claims have been difficult to independently verify. In March 2014, a group of knife-wielding attackers killed 31 at a train station in the southwest Chinese city of Kunming, while a May 2014 bomb attack in an early-morning market in Urumqi killed dozens of mostly Han Chinese shoppers.

The worsening conditions in Xinjiang indicate that by circumscribing Uighur culture while simultaneously shutting down religion, Chinese authorities are merely adding fuel to the fire. And by closing off Western thought, the government has also stymied what could be an intellectual third way outside the fraught Han-Uighur paradigm. Perhat’s perspective on the world’s sacred literature provides a glimpse of a liberal, eclectic worldview that Chinese government authorities, and a conservative Uighur society, have both chosen to marginalize. “I always read some Buddhist scripture, some Christian scripture,” said Perhat, who also mentioned his admiration for the Tibetan Buddhist Book of the Dead. “There are lots of beautiful words in these books. I love all these words.”

Bethany Allen-Ebrahimian traveled to China on a fellowship from the International Reporting Project.

Darren Byler contributed research.

Image credit: Bethany Allen-Ebrahimian

Meet China’s Salman Rushdie

De genetische geschiedenis van de Turken en de genetische structuur van Centraal-Azië


De genetische geschiedenis van de Turken en de genetische structuur van Centraal-Azië 
Auteur: İlhan Cengiz (2015), Vertaler: Burak Zengin.

In dit artikel zullen we de genetische geschiedenis van de Turken behandelen aan de hand van de Y-DNA-haplogroepen die algemeen voorkomend zijn onder de Turkse volkeren van Centraal-Azië. De veelvoorkomende Y-DNA-haplogroepen onder de Turkse volkeren komen rond 46.000–65.000 v.Chr. samen bij gemeenschappelijke voorouders. In dit verband is te zien dat de Turken in duizenden jaren tijd zijn opgesplitst in verschillende haplogroepen en dat ze cultureel, historisch en taalkundig een gemeenschappelijke afstamming hebben.

haplogruplarGenetisch genealogisch onderzoek laat zien dat de Turken niet tot een enkele haplogroep behoren, maar tot minstens 14 haplogroepen. Ongeveer 12 van deze haplogroepen (G, H, I, J, K, L, N, O, P, Q, R, T), waar we verderop een lijst van hebben gegeven, waren 48.000 jaar geleden nog haplogroep F. Mutaties in de Y-STR-waarden van mannen die van haplogroep F afstamden, hebben in duizenden jaren tot het ontstaan van nieuwe haplogroepen geleid. Haplogroep F is 65.000 jaar geleden afgesplitst van onze gemeenschappelijke voorouder met de Mongolen. De voorouders van de hedendaagse Turken behoorden tussen 65.000 en 46.000 v.Chr. tot haplogroep F. De voorouders van de Mongolen behoorden rond dezelfde tijd tot haplogroep C. De voorvaderlijke haplogroep van de Turken (F) heeft tussen 46.000 en 20.000 v.Chr. diverse mutaties ondergaan waardoor afsplitsingen zijn ontstaan die tot nieuwe haplogroepen hebben geleid.[F] Uitgaand van onze voorouders van 48.000 jaar geleden, zou men technisch gezien kunnen zeggen dat vandaag alle tot aftakkingen van F behorende Turken afstammelingen zijn van deze haplogroep F.

Subhaplogroepen die voortgekomen zijn uit haplogroep F (met name G, H, I, J, K, L, N, O, P, Q, R, T) zijn de Y-DNA-haplogroepen die te zien zijn bij de Centraal-Aziatische Turken. Haplogroep C en diens aftakkingen, die ook te zien zijn bij sommige Turkse stammen, komen het meest voor bij de Mongolen en de Toengoezen. Deze twee haplogroepen (C en F) zijn 65.000 jaar geleden voortgekomen uit haplogroep CF.[CF] Daarnaast zijn ook sommige subtakken van de haplogroepen C, D en E, hoewel niet even wijdverspreid als haplogroep F, te zien onder de Turken en waren ze eveneens aanwezig onder de proto-Turken die de Turkse volkeren hebben gevormd.

f-haplogrubuIn Centraal-Azië, dat beschouwd wordt als het voorvaderlijke thuisland van de Turken, is het mogelijk om haplogroep F en diens afsplitsingen veelvuldig waar te nemen. Wanneer de verspreidingsrichtingen van de subgroepen in acht worden genomen, kan men zeggen dat Centraal-Azië naar alle waarschijnlijkheid het gebied was van waaruit haplogroep F zich heeft verspreid. Zodoende komen takken van haplogroep F erg weinig voor in Afrika. Dat paragroep F bovendien te zien is bij de Kazachen, de Gele Oeigoeren, de Oezbeken en in Tibet, China en de Himalaya’s, wijst er nogmaals op dat deze voorvaderlijke haplogroep vanuit Centraal-Azië is verspreid.[2, 26]

De voorouders van de Turken, de proto-Turken, bij wie we sporen terugzien van de levensstijl van de vroegste menselijke culturen, waren semi-nomadische krijgers die zich in duizenden jaren tijd hebben verspreid over een uitgestrekt gebied. Met deze migratiegolven zijn een tal van haplogroepen verspreid over de wereld. Zodoende zijn met het muteren van haplogroep F tijdens het vormingsproces van het Turkse volk en hun identiteit, diverse haplogroepen ontstaan waardoor meerdere haplogroepen (variaties van F) tegelijk naast elkaar te zien waren in de gebieden die door de Turken werden bewoond. Echter, doordat de Turken in stammenverband leefden en uiteen zijn gegaan (zoals de Kyptsjaken, Kirgiezen, Karlukken en Oğuzen), waren in iedere stam verschillende haplogroepen dominant.

orta-asya-turklerin-ilk-ata-yurdu-neresi-haritaDat vandaag takken voortgekomen uit de haplogroepen C, D en F te zien zijn bij volkeren en gebieden waar agglutinerende talen in gebruik zijn, laat zien dat het ontstaanspunt van agglutinerende talen (en daarmee ook het proto-Turks) veel verder teruggaat in de tijd. Hedendaagse haplogroepen (zoals G, J, N, Q, R) die voortgekomen zijn uit haplogroep F, vormen ook bij andere volkeren die een agglutinerende taal spreken (Kaukasische talen, Oeral-Altaïsche talen) de set van meest voorkomende haplogroepen, evenals bij sprekers van een dergelijke taal uit de antieke wereld (Soemerisch, Etruskisch, Hattisch, Elamitisch, Hurritisch). Het afsplitsen van F in nieuwe haplogroepen heeft dan ook te maken met mutaties die optraden tijdens volksverhuizingen naar andere gebieden of vlak in de periodes daarvoor. Parallel aan het uiteengaan van deze stammen en naties die agglutinerende talen spraken, zijn mettertijd ook hun talen uit elkaar gegroeid en gescheiden, echter hebben ze hun agglutinerende karakter behouden. De aanwezigheid van agglutinerende talen bij de eerste proto-Aziaten (Hattiërs, Soemeriërs, enz.), de Centraal-Aziaten en de volkeren van de Kaukasus en van het Wolga-Oeralgebied, wijst ook op deze gemeenschappelijke herkomst. Ook bij de Mongolen, Toengoezen, Koreanen, Mantsjoes en Japanners, eveneens oude volkeren die agglutinerende talen spreken, komen de haplogroepen C en D veelvuldig voor. Uitgaand van genetische voorspellingen, spraken de volkeren die agglutinerende talen spreken zo’n 65.000 jaar geleden naar alle waarschijnlijkheid een vergelijkbare taal.

Parallel aan de haplogroepen hebben de autosomale genen gedurende duizenden jaren mutaties ondergaan die verschillende genetische componenten hebben teweeggebracht die voor veranderingen in de fysieke verschijning van mensen hebben gezorgd. Wanneer autosomale componenten worden vergeleken, is te zien dat de Turkse volkeren gemeenschappelijke genen bezitten, echter zijn de gemeenschappelijke autosomale genen bij iedere Turkse gemeenschap in verschillende verhoudingen zichtbaar. En dit heeft voor een aantal veranderingen in de fysieke uiterlijkheden gezorgd. Y-DNA-haplogroepen zijn in die zin anders dan autosomale genen.

Onderstaande lijst geeft aan in welke mate de Y-DNA-haplogroepen die het Turkse volk vormen aanwezig zijn onder de Turkse volkeren:

Haplogroep C: Kazachen 36%[1], Karakalpakken 22.7%[3], Kirgiezen 8.9%[2], Chakassen 5.7%[4], Oeigoeren 4.3%[5]

Omdat haplogroep C in hoge mate voorkomt bij de Kazachen, de Mongolen en de Toengoezen, wordt het gezien als een Noordoost-Aziatisch kenmerk. Dat haplogroep C erg weinig voorkomt onder westelijke, zuidelijke en noordelijke Turken, wijst er mogelijk op dat deze haplogroep tijdens de Mongoolse invasies is verspreid onder de Turken. Echter, sommige subgroepen van haplogroep C kwamen reeds in veel vroegere tijden voor onder de proto-Turken.

Haplogroep E: Tsjoevasjen 14%[6], Kazan-Tataren 5.7%[6], Kazachen 2%[1], Oezbeken 1.5%[1]

De vooral in Afrika, het Midden-Oosten en Zuid-Griekenland geziene haplogroep E, komt ook voor bij de in het Wolga-Oeralgebied levende Turkse volkeren tot percentages van ongeveer 14%. Dit is eigenlijk een percentage van een niet te onderschatten hoogte. Hoewel men nog niet heeft kunnen bepalen welke variatie van haplogroep E te zien is bij de Turken, is aan de voorbeelden uit Wolga-Oeral duidelijk op te merken dat deze haplogroep reeds onder de proto-Turken aanwezig was.

Haplogroep F: Oezbeken, Turkmenen[26], Kazachen 4.8%[2], Gele Oeigoeren 6.2%[2]

De 45.000 jaar oude haplogroep F is de haplogroep waar de basishaplogroepen G, I, J, K, L, M, N, O, P, Q, R, S, T uit voortgekomen zijn. Omdat een aantal subgroepen van haplogroep F niet dermate gemuteerd zijn, wordt basishaplogroep F onder F* geclassificeerd als F1, F2, F3. Dat haplogroep F* gemiddeld rond de 5% te zien is bij de Kazachen in Centraal-Azië en de Gele Oeigoeren in Noord-China, is een opmerkelijk gegeven. Volgens de studie van Balaresque et al. (2015) is deze haplogroep ook te zien in Oezbekistan en Turkmenistan.

Bovendien laat de aanwezigheid van de vormen F1, F2, F3 van haplogroep F in vooral gebieden als India, Tibet, Nepal, China, Siberië ons zien dat de betreffende haplogroepen naar grote waarschijnlijkheid vanuit Centraal-Azië over de wereld zijn verspreid.

Haplogroep G: Kazachen 10%[1], Kazan-Tataren 7.6%[6], Oezbeken 3.9%[9]

Haplogroep G wordt in de basis als G1 en G2 in tweeën verdeeld. Terwijl bij de Kazachen (vooral bij de Arğın-stam van de Orta Jüz) G1 het meest te zien is, zijn subtakken van G2a rondom de Noordelijke Kaukasus en in zuidelijk Centraal-Azië aanwezig. G2a is in Kazachstan in hogere mate bij de Tataren en de Nogai te zien. De Europese Magyaren (Hongaren) en de Kazachstaanse Madjar-stam delen dezelfde 12 STR-waarden in de haplogroep G1. Volgens studies van Haber et al. en Di Cristofaro et al. zijn bij Turkmeense Afghanen en de Hazara’s subtak P303 van G2a aanwezig.

Haplogroep H: Oeigoeren 8%[2], Turkmenen 6%[3], Oezbeken 3.1%[9]

Haplogroep H, die vaker voorkomt in Zuid-Azië, komt in bepaalde mate ook voor bij de Centraal-Aziatische Turken. Het is opmerkelijk dat deze haplogroep, die weider verspreid is in India, vooral bij de Oeigoer-Turken voorkomt met een waarde van 8%.

Haplogroep I1: Kazan-Tataren 11.3%[6], Tuymaznsky-Tataren 8%[6], Tsjoevasjen 7%[6], Gagaoezen 4%[7]

Haplogroep I1 is in Noord-Europa het meest te zien in Zweden met 37%, in Noorwegen met 31.6%, in IJsland met 29% en in Finland met 28%. Deze haplogroep is te zien bij de noordelijke Turken, maar is ook in geringe mate aanwezig in Centraal-Azië.

Haplogroep I2: Gagaoezen 20%[7], Tsjoevasjen 4.7%[6], Kazan-Tataren 1.9%[6], Tuymaznsky-Tataren 4%[6]

Haplogroep I2, met 55.5% het hoogst in Bosnië-Herzegovina en 26% in Roemenië, is een haplogroep die overwegend in de Balkan aanwezig is. Het is een haplogroep die veel te zien is onder de Gagaoezen en Balkan-Turken. I2a is een haplogroep die in Centraal-Azië te zien is bij Kazachen en Tataren.

Haplogroep J1: Azerbeidzjaanse Turken 15.2%[8], Oezbeken 2.3%[9], Tsjoevasjen 2.3%[6], Tuymaznsky-Tataren 2%[6], Kazachen 2%[1], Gagaoezen 2%[7]

Hoewel de 30.000 jaar oude haplogroep J1 een haplogroep is die vaker te zien is in het Midden-Oosten, is het aanwezig in Centraal-Azië en bij Turkssprekende volkeren. Subtakken van J1 zijn nog onvoldoende onderzocht. J1 is verspreid over een uitgestrekt gebied en is onder de Turken met name te zien bij Oğuz-Turken, Tataren, Nogai en Turken uit de Kaukasus. Subtakken van J1 die te zien zijn bij de Turken en Kaukasiërs verschillen over het algemeen van de subtakken van J1 die bij Semitische volkeren te zien zijn.

Haplogroep J2: Oeigoeren 34%[2], Oezbeken 30.4%[2, Oost-Turkestan], Azerbeidzjaanse Turken 30.6%[20], Karaïm 30%[19],  Hazara’s 26.6%[22], Koemukken 25%[21], Balkaren 24%[10], Lipka-Tataren 18.9%[23], Turkmenen 17%[11], Oezbeken 16%[9], Kazan-Tataren 15.1%[6], Tsjoevasjen 14%[6], Nogai 10.4%[21], Kazachen 7%[1]

Haplogroep J2 is ongeveer 30.000 jaar geleden in Azië verschenen. Waar precies berust echter nog op gissingen. Het is in verschillende hoeveelheden waar te nemen in een uitgestrekt gebied van Centraal-Azië tot Europa, over het algemeen waarneembaar in de Kaukasus, West-Azië, Centraal-Azië, Zuid-Azië, Oost-Europa, Europa in het algemeen, de Balkan en zelfs Amerika. J2 wordt in de basis als J2a en J2b in twee takken verdeeld. Turken behoren overwegend tot J2a, maar J2b is eveneens onder hen te vinden. J2 is vooral te zien bij de Oeigoeren in Oost-Turkestan met 34%, maar is ook in belangrijke mate aanwezig bij Azerbeidzjaanse Turken, Turken uit Turkije, Karatsjaj-Balkaarse Turken, Turkmenen, Oezbeken, Tataren en Hazara’s. Tegelijkertijd komen we J2b tegen bij Tataren in het Wolga-Oeralgebied en bij Oezbeken. Subtakken van J2, die in een uitgestrekt gebied in meer of mindere mate te zien is bij haast ieder Turks volk, zijn waar te nemen onder de Turkse volkeren. J2 is bij Oğuz-Turken en Oeigoeren de haplogroep die het meest voorkomt. In twee uit de ijzertijd stammende koergans ten noorden van de Altaj zijn voorbeelden van J2 gevonden. Men denkt dat J2a ten oosten van de Kaspische Zee is verschenen.

Haplogroep K: Oeigoeren 18%[2]

Haplogroep K vormt ook een van de subtakken van haplogroep F. Haplogroep K is tevens de voorvader van de haplogroepen L, M, N, O, P, R, S, T. Volgens de studie van Shou et al. (2010) komt K bij de Oeigoeren na J het meest voor.

Haplogroep L: Afsjaren 57%[12], Oezbeken 9.5%[9], Tuymaznsky-Tataren 4%[6]

Hoewel haplogroep L het meest te zien is in Zuid-Azië, komt het in bepaalde hoeveelheden voor onder Turkssprekende volkeren in Centraal-Azië. Deze haplogroep is tevens aanwezig bij de Tataren. Uit onderzoek van Ömer Gökçümen naar de Afsjaren kwam haplogroep L met 57% naar voren, wat erop wijst dat de Turken deze haplogroep ook hebben meegenomen naar Klein-Azië tijdens hun tocht vanuit Centraal-Azië. L is een haplogroep die van oost naar zuid te zien is bij Turken.

Haplogroep N: Kazan-Tataren 28.3%[6], Tsjoevasjen 27.9%[6], volkeren/gemeenschappen van de Noordelijke Altaj 10%[13], Kazachen 8%[1], Oezbeken 3.9%[9]

N is ook een haplogroep die aanwezig was bij de proto-Turken. Het is een haplogroep die vrij wijdverspreid is onder Oğuz-Turken in Turkije. Dit wijst erop dat de Oğuzen tijdens hun tocht naar Klein-Azië ook haplogroep N hebben meegenomen vanuit het gebied tussen de Kaspische Zee en het Oeralgebergte. Het kenmerk van haplogroep N is dat het veelvuldig voorkomt in Noord-Europa en Noord-Azië. Het is typisch een haplogroep die kenmerkend is voor Noord-Eurazië, die vooral te zien is bij Noord-Siberische en Scandinavische volkeren. Het is met 97.3% te zien bij de Nenetsen, die hun oorsprong in de Oeral hebben, met 76.6% bij de Chanten, met 61.5% bij de Finnen, met 42% bij de Litouwers en met 50.6% bij de Joepik, die een Eskimovolk zijn. De concentratie van N neemt toe naarmate men de Noordpool nadert, en vooral bij de noordelijke Turken zien we deze haplogroep dan ook in belangrijke mate terug. Bij de Centraal-Aziatische Turken is haplogroep N tussen de 1-10% waar te nemen. In Turkije is deze haplogroep vooral bij Oğuz-Turken te zien.

Haplogroep O: Oeigoeren 10.5%[14], volkeren/gemeenschappen van de Zuidelijke Altaj 10%[13], Kazachen 5%[1]

Haplogroep O is over het algemeen kenmerkend voor Zuidoost-Azië. Zodoende is O het meest te zien in landen als China, Japan, Korea, de Filipijnen en Thailand, maar het komt in Centraal-Azië ook in belangrijke mate voor bij de Kazachen en de Oeigoeren.

Haplogroep Q: Turkmenen 33.8%[9], Oezbeken 9.5%[9], Oeigoeren 3%[16], Kirgiezen 2.2%, Kazachen 2%[1]

Haplogroep Q komt tot hoeveelheden van wel 100% voor bij de oorspronkelijke bewoners van Noord- en Zuid-Amerika. In Europese landen is het tussen de 0.5-2.5% te zien. Bij de Turken van Centraal-Azië is Q tussen de 1-10% te zien. Subtak Q1a1b (M25) van haplogroep Q is echter over het algemeen bij de Turkmenen in hoge mate aanwezig. Daarnaast is Q1a1a1 (M120) een andere subtak die met name bij de Mongolen naar voren komt. Ook van deze haplogroep (Q1a) is in de Altaj antieke DNA uit de ijzertijd gevonden. Het is met 4.2% te zien bij de Toengoezen, met 66.4% bij de Oeraalse Selkoepen en met 93.7% bij de Ketten, een volk uit Siberië dat een Dené-Jenisejische taal spreekt. Maar net als N is deze haplogroep ook in bepaalde mate te zien bij de noordelijke Turken.

Haplogroep R1a: Kirgiezen 63.5%[11], Oezbeken 27%[9], Kazan-Tataren 20%[6], Gagaoezen 19%[7], Kazachen 15%[1], Turkmenen 7%[11]

Kenmerkend voor R1a is dat het een haplogroep is die in heel Eurazië voorkomt. Net als haplogroep J2 is haplogroep R1a te zien over een uitgestrekt gebied van Azië tot Europa, en parallel aan J2 is het meer in het noorden geconcentreerd. Hoewel haplogroep R1a gemiddeld met ongeveer 50% te zien is bij Europese volkeren zoals de Slaven en Duitsers, is het hoogste percentage aanwezig bij de Kirgiezen. Deze haplogroep is haast bij alle Turkse volkeren in redelijke mate te zien. Zoals gezegd is R1a een haplogroep die vooral bij de Kirgiezen in belangrijke mate aanwezig is, meer dan bijvoorbeeld bij de Slaven. De concentratie van subtakken van R1a die met name bij Turkse volkeren ten noorden van de Altaj te zien is, neemt af bij de Oeigoeren en Oezbeken naarmate men zuidelijker van de Altaj gaat. In zeker opzicht is R1a een haplogroep die vooral bij Kyptsjak-Turken (Kazachen, Kirgiezen, volkeren van de Altaj) aanwezig is. In een aparte artikel zullen we later de bij Turken aangetroffen subtakken van R1a behandelen.

Haplogroep R1b: Basjkieren 43%[6], Tuymaznsky-Tataren 16%[6], Gagaoezen 12.5%, Oezbeken 11.1%[9], Kazachen 7%[1]

Naast dat R1b een haplogroep is die in heel Eurazië aanwezig is, is het een haplogroep die veel voorkomt bij Tuymaznsky-Tataren en Basjkieren, en die ook veelvuldig te zien is in West-Europa. Onder de Turkse volkeren is R1b het meest bij de Basjkieren te zien. R1b is ook een haplogroep die in belangrijke mate terugkomt bij haast alle Turkse volkeren. De tak L23 van deze haplogroep komt ook in bepaalde hoeveelheden terug bij de Turkse volkeren ten zuiden van Centraal-Azië en bij Turken uit Turkije.

Haplogroep R2: Oezbeken 3.1%[9]

Hoewel R2 in hogere mate in Zuid-Azië te zien is, komt het ook voor bij de Centraal-Aziatische Turkse volkeren.

Haplogroep T: Oezbeken 1.5%[9]

Naast dat T een haplogroep is die in lage hoeveelheden te zien is in Azië, Europa en Afrika, is het ook een haplogroep die weinig voorkomt bij Turken.

De Turken hebben bovengenoemde haplogroepen in de 11e en 12e eeuw of eerder meegenomen tijdens hun migraties naar West-Azië (het Midden-Oosten) vanuit Centraal-Azië. De overgrote meerderheid van de haplogroepen J2, R1b, E1, G2, J1, R1a, I, L, N, K, Q, C, H, O, G1 (in volgorde van hoogste aanwezigheid) die we in het hedendaagse Turkije aantreffen, zijn in de 11e en 13e eeuw met de massale migraties vanuit Centraal-Azië naar deze regio gekomen.

De haplogroepen A, B, M en S zijn nog niet waargenomen in Centraal-Azië. De haplogroepen A en B komen veelvuldig voor in Afrika. In huidige studies is haplogroep D in Centraal-Azië vooral in Oost-Turkestan bij Oezbeken en Oeigoeren in kleine hoeveelheden te zien; D is een haplogroep die vooral in China en Japan aanwezig is. De haplogroepen M en S zijn aan de andere kant vooral in Zuidoost-Aziatische landen te zien. In Centraal-Azië zijn de haplogroepen M en S nog niet waargenomen. Haplogroep E, die veel te zien is in Afrika, het Midden-Oosten en Zuid-Europa, komt eveneens voor in Centraal-Azië en het Wolga-Oeralgebied.

İlhan Cengiz, http://www.haplogruplar.com

Een aantal diagrammen verkregen uit huidige studies:

turkiye-ydna-haplogruplari Uygurlar haplogruplar genetik

özbekler genetik haplogruplar
iran-turkleri-azeriler-ydna-haplogruplari
tuymazinsky-tatarlari-ydna-haplogruplari
kazan-tatarlari-ydna-haplogruplari
kazaklar-ydna-haplogruplari
cuvaslar-ydna-haplogruplari
afganistan-ozbekleri-ydna-haplogruplari

BRONNEN:

[1] KZ DNA Project, FTDNA
[2] Shou et al. 2010, Y-Chromosome distributions among populations in Northwest China identyfiy significant contribution from Central Asian pastoralists and lesser influence of western Eurasians. (List). Samplings.
[3] Wells, Spencer et al 2001, The Eurasian Heartland: A continental perspective on Y-chromosome diversity
[4] Miroslava Derenko et al 2005, Contrasting patterns of Y-chromosome variation in South Siberian populations from Baikal and Altai-Sayan regions
[5] Xue, Yali et al 2006 Male demography in East Asia: a north-south contrast in human population expansion times
[6] Trofimov, the variability of mitochondrial DNA and Y-DNA in populations of Volga-Ural region, 03.02.07, P.111, Institute of Biochemistry & Genetics, Russia
[7] Eupedia, Distribution of European Y-chromosome DNA (Y-DNA) haplogroups by country in percentage
[8] Di Giacomo, F.; Luca, F.; Popa, L. O.; Akar, N.; Anagnou, N.; Banyko, J.; Brdicka, R.; Barbujani, G. et al. (2004). “Y chromosomal haplogroup J as a signature of the post-neolithic colonization of Europe”. Human Genetics 115 (5): 357–371. PMID 15322918
[9] Julie Di Cristifaro, Afghan Hindu Kush: Where Eurasian Sub-Continent Gene Flows Converge, See Table S5.
[10] Battaglia, Vincenza; Fornarino, Simona; Al-Zahery, Nadia; Olivieri, Anna; Pala, Maria; Myres, Natalie M; King, Roy J; Rootsi, Siiri et al. (2008). “Y-chromosomal evidence of the cultural diffusion of agriculture in southeast Europe”.European Journal of Human Genetics17 (6): 820–30.
[11] Wells RS, Yuldasheva N, Ruzibakiev R, Underhill PA, Evseeva I, et al. (2001) The Eurasian heartland: a continental perspective on Y-chromosome diversity. Proc Natl Acad Sci U S A 98: 10244-10249.
[12] Omer Gokcumen, “Ethnohistorical and genetic survey of four Central Anatolian settlements” (January 1, 2008)
[13] Khar’kov, VN; Stepanov, VA; Medvedeva, OF; Spiridonova, MG; Voevoda, MI; Tadinova, VN; Puzyrev, VP (2007). “Gene pool differences between Northern and Southern Altaians inferred from the data on Y-chromosomal haplogroups”. Genetika43(5): 675–87.
[14] Michael F Hammer et al 2005, Dual origins of the Japanese: common ground for hunter-gatherer and farmer Y chromosomes Journal of Human Genetics (2006) 51, 47–58; doi:10.1007/s10038-005-0322-0
[15] Tambets, Kristiina et al 2004, The Western and Eastern Roots of the Saami—the Story of Genetic “Outliers” Told by Mitochondrial DNA and Y Chromosomes
[16] Michael F Hammer et al 2005, Dual origins of the Japanese: common ground for hunter-gatherer and farmer Y chromosomes Journal of Human Genetics (2006) 51, 47–58; doi:10.1007/s10038-005-0322-0
[17] Y-DNA Haplogroup F and Its Subclades, 2015
[18] Cinnioğlu C, King R, Kivisild T, Kalfoğlu E, Atasoy S, Cavalleri GL et al. (January 2004). “Excavating Y-chromosome haplotype strata in Anatolia”. Proc Natl Acad Sci U S A. 114 (2): 127–48. doi:10.1007/s00439-003-1031-4. PMID 14586639.
[19] Brook, Kevin A. (2014), The Genetics of Crimean Karaites, Karadeniz Araştırmaları, N: 42, p.69-84
[20] Nasidze et al., (2004)Mitochondrial DNA and Y-Chromosome Variation in the Caucasus
[21] Yunusbayev, Bayazit et al 2006, Genetic Structure of Dagestan Populations: A Study of 11 Alu Insertion Polymorphisms
[22] PLoS One. 2012; 7(3): e34288. Published online Mar 28, 2012. doi:10.1371/journal.pone.0034288 Afghanistan’s Ethnic Groups Share a Y-Chromosomal Heritage Structured by Historical Events, Note:J2a=16.6%, and J2a5=10%. The total J2 is 26.6%. See Table.
[23] Lithuanian Tatars Nobility Project, FTDNA, 37 samples in groups have been retrieved for the pie chart, 12.01.2015.
[24] Dulik, Matthew C. et al 2011, Y-Chromosome Variation in Altaian Kazakhs Reveals a Common Paternal Gene Pool for Kazakhs and the Influence of Mongolian Expansions
[25] Zhong et al, (2011) Extended Y Chromosome Investigation Suggests Postglacial Migrations of Modern Humans into East Asia via the Northern Route, Mol Biol Evol January 1, 2011 vol. 28 no. 1 717-727, See Tables.
[26] Balaresque et al (2015), Y-chromosome descent clusters and male differential reproductive success: young lineage expansions dominate Asian pastoral nomadic populations, Supplementary Table 2

Verspreiding van dit artikel is toegestaan, op voorwaarde dat er gerefereerd wordt naar de schrijver en de website, gelieve zonder de inhoud van het artikel aan te passen.

Trefwoorden: Haplogroep C, Haplogroep E1b, Haplogroep F, Haplogroep G2, Haplogroep I1, Haplogroep I2, Haplogroep J1, Haplogroep J2, Haplogroep K, Haplogroep L, Haplogroep N, Haplogroep O, Centraal-Azië, Haplogroep P, Haplogroep Q1a, Haplogroep R1a, Haplogroep R1b, Haplogroep R2, Haplogroep T, Genetische opmaak van de Turken

Over İlhan Cengiz

İlhan Cengiz is onderzoeker/schrijver op het gebied van genetische genealogie (Y-DNA- en mtDNA-haplogroepen en autosomale genen). Om contact op te nemen met de schrijver, zie: https://www.facebook.com/turkgenetik

Vertaler: Burak Zengin

İlhan Cengiz Hakkında Kısa Bilgi

İlhan Cengiz, genetik (Y-DNA, mtDNA haplogrupları ve otozomal genler) hakkında araştırmacı yazar. Yazara ulaşmak için: https://www.facebook.com/turkgenetik

Yorum yaz

Eposta adresiniz yalnızca editörler tarafından görülebilir. Yorumlar kontrol edildikten sonra yayımlanmaktadır. Küfür veya hakaret içeren yorumlar filtre nedeniyle otomatik silinir. Yorum sahiplerinin IP adresleri sunucuda kaydedilir. Bilimsel değeri olmayan veya ideolojik görüş içeren boş mesajlar yayımlanmaz.

Gerçek adınız veya takma adınız*

Website (boş bırakabilirsiniz)

Yorum

http://www.haplogruplar.com/de-genetische-geschiedenis-van-de-turken-en-de-genetische-structuur-van-centraal-azie/

Abraham Harold Maslow and Humanistic theories of self-actualization


 

 

 

Abraham_Maslow

Abraham Harold Maslow (/ˈmæzloʊ/[citation needed]; April 1, 1908 – June 8, 1970) was an American psychologist who was best known for creating Maslow’s hierarchy of needs, a theory of psychological health predicated on fulfilling innate human needs in priority, culminating in self-actualization.[2] Maslow was a psychology professor at Brandeis UniversityBrooklyn CollegeNew School for Social Research and Columbia University. He stressed the importance of focusing on the positive qualities in people, as opposed to treating them as a „bag of symptoms.“[3] A Review of General Psychology survey, published in 2002, ranked Maslow as the tenth most cited psychologist of the 20th century.[4]

 Born and raised in Brooklyn, New York, Maslow was the oldest of seven children and was classed as „mentally unstable“ by a psychologist. His parents were first generation Jewish immigrants from Russia who fled from Czarist persecution in the early 20th century.[5] They had decided to live in New York City and in a multiethnic, working-class neighborhood.[6] His parents were poor and not intellectually oriented, but they valued education.[6] It was a tough time for Maslow, as he experienced anti-Semitism from his teachers and from other children around the neighborhood. He had various encounters with anti-Semitic gangs who would chase and throw rocks at him.[7] Maslow and other young people at the time with his background were struggling to overcome such acts of racism and ethnic prejudice in the attempt to establish an idealistic world based on widespread education and monetary justice.[8] The tension outside his home was also felt within it, he rarely got along with his mother, and eventually developed a strong revulsion to her. He is quoted as saying, „What I had reacted to was not only her physical appearance, but also her values and world view, her stinginess, her total selfishness, her lack of love for anyone else in the world – even her own husband and children – her narcissism, her Negro prejudice, her exploitation of everyone, her assumption that anyone was wrong who disagreed with her, her lack of friends, her sloppiness and dirtiness…“ He also grew up with few friends other than his cousin Will, and as a result „…[He] grew up in libraries and among books.“[9] It was here that he developed his love for reading and learning. He went to Boys High School, one of the top high schools in Brooklyn.[10] Here, he served as the officer to many academic clubs, and became editor of the Latin Magazine. He also edited Principia, the school’s Physics paper, for a year.[11] He developed other strengths as well:

As a young boy, Maslow believed physical strength to be the single most defining characteristic of a true male; hence, he exercised often and took up weight lifting in hopes of being transformed into a more muscular, tough-looking guy, however, he was unable to achieve this due to his humble-looking and chaste figure as well as his studiousness.[12]

Maslow attended the City College of New York after high school. In 1926 he began taking legal studies classes at night in addition to his undergraduate course load. He hated it and almost immediately dropped out. In 1927 he transferred to Cornell, but he left after just one semester due to poor grades and high costs.[13]He later graduated from City College and went to graduate school at the University of Wisconsin to study psychology. In 1928, he married his first cousin Bertha, who was still in high school at the time. The pair had met in Brooklyn years earlier.[14] Maslow’s psychology training at UW was decidedly experimental-behaviorist.[15] At Wisconsin he pursued a line of research which included investigating primate dominance behavior and sexuality. Maslow’s early experience with behaviorism would leave him with a strong positivist mindset.[6] Upon the recommendation of Professor Hulsey Cason, Maslow wrote his master’s thesis on „learning, retention, and reproduction of verbal material“.[16] Maslow regarded the research as embarrassingly trivial, but he completed his thesis the summer of 1931 and was awarded his master’s degree in psychology. He was so ashamed of the thesis that he removed it from the psychology library and tore out its catalog listing.[17] However, Professor Carson admired the research enough to urge Maslow to submit it for publication. Maslow’s thesis was published as two articles in 1934.

He continued his research at Columbia University, on similar themes. There he found another mentor in Alfred Adler, one of Sigmund Freud’s early colleagues. From 1937 to 1951, Maslow was on the faculty of Brooklyn College. His family life and his experiences influenced his psychological ideas. After World War II, Maslow began to question the way psychologists had come to their conclusions, and though he did not completely disagree, he had his own ideas on how to understand the human mind.[18] He called his new discipline humanistic psychology. Maslow was already a 33-year-old father and had two children when the United States entered World War II in 1941. He was thus ineligible for the military. However, the horrors of war instead inspired a vision of peace in him and this led to his groundbreaking psychological studies of self-actualizing people. These studies began with his two mentors, anthropologist Ruth Benedict and Gestalt psychologistMax Wertheimer, whom he admired both professionally and personally. These two were so accomplished in both realms, and such „wonderful human beings“ as well, that Maslow began taking notes about them and their behavior. This would be the basis of his lifelong research and thinking about mental health and human potential.[19] He wrote extensively on the subject, borrowing ideas from other psychologists but adding significantly to them, especially the concepts of a hierarchy of needsmetaneedsmetamotivationself-actualizing persons, and peak experiences. Maslow was a professor at Brandeis University from 1951 to 1969, and then became a resident fellow of the Laughlin Institute in California. In 1967, Maslow had an almost fatal heart attack, and knew his time was limited. Maslow considered himself to be a psychological pioneer. He gave future psychologists a push by bringing to light different paths to ponder.[20] He built the framework that later allowed other psychologists to add in more information. Maslow long believed that leadership should be non-intervening. Consistent with this approach, he rejected a nomination in 1963 to be president of the Association for Humanistic Psychology because he felt that the organization should develop an intellectual movement without a leader.[21]

 While jogging, Maslow suffered a severe heart attack and died on June 8, 1970 at the age of 62 in Menlo Park, California.[22][23]

 Later in life, Maslow was concerned with questions such as, „Why don’t more people self-actualize if their basic needs are met? How can we humanistically understand the problem of evil?“[24]

In the spring of 1961, Maslow and Tony Sutich founded the Journal of Humanistic Psychology, with Miles Vich as editor until 1971.[25] The journal printed its first issue in early 1961 and continues to publish academic papers.[25]

Maslow attended the Association for Humanistic Psychology’s founding meeting in 1963 where he declined nomination as its president, arguing that the new organization should develop an intellectual movement without a leader which resulted in useful strategy during the field’s early years.[26]

In 1967, Maslow was named Humanist of the Year by the American Humanist Association.[27]

Humanistic psychologists believe that every person has a strong desire to realize his or her full potential, to reach a level of „self-actualization„. The main point of that new movement, that reached its peak in 1960s, was to emphasize the positive potential of human beings.[28] Maslow positioned his work as a vital complement to that of Freud:

It is as if Freud supplied us the sick half of psychology and we must now fill it out with the healthy half.[29]

However, Maslow was highly critical of Freud, since humanistic psychologists did not recognize spirituality as a navigation for our behaviours.[30]

To prove that humans are not blindly reacting to situations, but trying to accomplish something greater, Maslow studied mentally healthy individuals instead of people with serious psychological issues. He focused on self-actualizing people. Self-actualizing people indicate a coherent personality syndrome and represent optimal psychological health and functioning.[31]

This informed his theory that a person enjoys „peak experiences„, high points in life when the individual is in harmony with himself and his surroundings. In Maslow’s view, self-actualized people can have many peak experiences throughout a day while others have those experiences less frequently.[32]

He realized that all the individuals he studied had similar personality traits. All were „reality centered,“ able to differentiate what was fraudulent from what was genuine. They were also „problem centered,“ meaning that those treated life’s difficulties as problems that demanded solutions. These individuals also were comfortable being alone and had healthy personal relationships. They had only a few close friends and family rather than a large number of shallow relationships.[33]

Self-actualizing people tend to focus on problems outside themselves; have a clear sense of what is true and what is false; are spontaneous and creative; and are not bound too strictly by social conventions.

Maslow noticed that self-actualized individuals had a better insight of reality, deeply accepted themselves, others and the world, and also had faced many problems and were known to be impulsive people. These self-actualized individuals were very independent and private when it came to their environment and culture, especially their very own individual development on „potentialities and inner resources“.[34]

According to Maslow, self-actualizing people share the following qualities:

  • Truth: honest, reality, beauty, pure, clean and unadulterated completeness
  • Goodness: rightness, desirability, uprightness, benevolence, honesty
  • Beauty: rightness, form, aliveness, simplicity, richness, wholeness, perfection, completion,
  • Wholeness: unity, integration, tendency to oneness, interconnectedness, simplicity, organization, structure, order, not dissociated, synergy
  • Dichotomy: transcendence: acceptance, resolution, integration, polarities, opposites, contradictions
  • Aliveness: process, not-deadness, spontaneity, self-regulation, full-functioning
  • Unique: idiosyncrasy, individuality, non comparability, novelty
  • Perfection: nothing superfluous, nothing lacking, everything in its right place, just-rightness, suitability, justice
  • Necessity: inevitability: it must be just that way, not changed in any slightest way
  • Completion: ending, justice, fulfillment
  • Justice: fairness, suitability, disinterestedness, non partiality,
  • Order: lawfulness, rightness, perfectly arranged
  • Simplicity: nakedness, abstract, essential skeletal, bluntness
  • Richness: differentiation, complexity, intricacy, totality
  • Effortlessness: ease; lack of strain, striving, or difficulty
  • Playfulness: fun, joy, amusement
  • Self-sufficiency: autonomy, independence, self-determining.[35]

Maslow based his theory partially on his own assumptions about human potential and partially on his case studies of historical figures whom he believed to be self-actualized, including Albert Einstein and Henry David Thoreau.[36] Consequently, Maslow argued, the way in which essential needs are fulfilled is just as important as the needs themselves. Together, these define the human experience. To the extent a person finds cooperative social fulfillment, he establishes meaningful relationships with other people and the larger world. In other words, he establishes meaningful connections to an external reality—an essential component of self-actualization. In contrast, to the extent that vital needs find selfish and competitive fulfillment, a person acquires hostile emotions and limited external relationships—his awareness remains internal and limited.

Maslow based his study on the writings of other psychologists, Albert Einstein and people he knew who clearly met the standard of self-actualization.

Maslow used Einstein’s writings and accomplishments to exemplify the characteristics of the self-actualized person. But Ruth Benedict and Max Wertheimer were also Maslow’s models of self-actualization. In this case, from a scientific perspective there are numerous problems with this particular approach. First, it could be argued that biographical analysis as a method is extremely subjective as it is based entirely on the opinion of the researcher. Personal opinion is always prone to bias, which reduces the validity of any data obtained. Therefore Maslow’s operational definition of Self-actualization must not be blindly accepted as scientific fact.[37]

Maslow described human needs as ordered in a prepotent hierarchy—a pressing need would need to be mostly satisfied before someone would give their attention to the next highest need. None of his published works included a visual representation of the hierarchy. The pyramidal diagram illustrating the Maslow needs hierarchy may have been created by a psychology textbook publisher as an illustrative device. This now iconic pyramid frequently depicts the spectrum of human needs, both physical and psychological, as accompaniment to articles describing Maslow’s needs theory and may give the impression that the Hierarchy of Needs is a fixed and rigid sequence of progression. Yet, starting with the first publication of his theory in 1943, Maslow described human needs as being relatively fluid—with many needs being present in a person simultaneously.[39]

The hierarchy of human needs model suggests that human needs will only be fulfilled one level at a time.[40]

According to Maslow’s theory, when a human being ascends the levels of the hierarchy having fulfilled the needs in the hierarchy, one may eventually achieve self-actualization. Late in life, Maslow came to conclude that self-actualization was not an automatic outcome of satisfying the other human needs [41][42]

Human needs as identified by Maslow:

  • At the bottom of the hierarchy are the „Basic needs or Physiological needs“ of a human being: food, water, sleep and sex.
  • The next level is „Safety Needs: Security, Order, and Stability“. These two steps are important to the physical survival of the person. Once individuals have basic nutrition, shelter and safety, they attempt to accomplish more.
  • The third level of need is „Love and Belonging“, which are psychological needs; when individuals have taken care of themselves physically, they are ready to share themselves with others, such as with family and friends.
  • The fourth level is achieved when individuals feel comfortable with what they have accomplished. This is the „Esteem“ level, the need to be competent and recognized, such as through status and level of success.
  • Then there is the „Cognitive“ level, where individuals intellectually stimulate themselves and explore.
  • After that is the „Aesthetic“ level, which is the need for harmony, order and beauty.[43]
  • At the top of the pyramid, „Need for Self-actualization“ occurs when individuals reach a state of harmony and understanding because they are engaged in achieving their full potential.[44]Once a person has reached the self-actualization state they focus on themselves and try to build their own image. They may look at this in terms of feelings such as self-confidence or by accomplishing a set goal.[5]

The first four levels are known as Deficit needs or D-needs. This means that if you do not have enough of one of those four needs, you will have the feeling that you need to get it. But when you do get them, then you feel content. These needs alone are not motivating.[5]

Maslow wrote that there are certain conditions that must be fulfilled in order for the basic needs to be satisfied. For example, freedom of speech, freedom to express oneself, and freedom to seek new information[45] are a few of the prerequisites. Any blockages of these freedoms could prevent the satisfaction of the basic needs.

Maslow’s Hierarchy of Needs has been subject to internet memes over the past few years. Specifically looking at the recent integration of technology in our lives.[46]

Beyond the routine of needs fulfillment, Maslow envisioned moments of extraordinary experience, known as Peak experiences, which are profound moments of love, understanding, happiness, or rapture, during which a person feels more whole, alive, self-sufficient and yet a part of the world, more aware of truth, justice, harmony, goodness, and so on. Self-actualizing people have many such peak experiences. In other words, these “peak experiences” or states of flow are the reflections of the realization of one’s human potential and represent the height of personality development[47]

 

 

Maslow used the term metamotivation to describe self-actualized people who are driven by innate forces beyond their basic needs, so that they may explore and reach their full human potential.[48]

In studying accounts of peak experiences, Maslow identified a manner of thought he called „Being-cognition“ (or „B-cognition“), which is holistic and accepting, as opposed to the evaluative „Deficiency-cognition“ (or „D-cognition“), and values he called „Being-values“.[49] He listed the B-values as:

  • Wholeness (unity; integration; tendency to one-ness; interconnectedness; simplicity; organization; structure; dichotomy-transcendence; order);
  • Perfection (necessity; just-right-ness; just-so-ness; inevitability; suitability; justice; completeness; „oughtness“);
  • Completion (ending; finality; justice; „it’s finished“; fulfillment; finis and telos; destiny; fate);
  • Justice (fairness; orderliness; lawfulness; „oughtness“);
  • Aliveness (process; non-deadness; spontaneity; self-regulation; full-functioning);
  • Richness (differentiation, complexity; intricacy);
  • Simplicity (honesty; nakedness; essentiality; abstract, essential, skeletal structure);
  • Beauty (rightness; form; aliveness; simplicity; richness; wholeness; perfection; completion; uniqueness; honesty);
  • Goodness (rightness; desirability; oughtness; justice; benevolence; honesty);
  • Uniqueness (idiosyncrasy; individuality; non-comparability; novelty);
  • Effortlessness (ease; lack of strain, striving or difficulty; grace; perfect, beautiful functioning);
  • Playfulness (fun; joy; amusement; gaiety; humor; exuberance; effortlessness);
  • Truth (honesty; reality; nakedness; simplicity; richness; oughtness; beauty; pure, clean and unadulterated; completeness; essentiality).
  • Self-sufficiency (autonomy; independence; not-needing-other-than-itself-in-order-to-be-itself; self-determining; environment-transcendence; separateness; living by its own laws).

Maslow’s thinking was original. Most psychologists before him had been concerned with the abnormal and the ill. He urged people to acknowledge their basic needs before addressing higher needs and ultimately self-actualization. He wanted to know what constituted positive mental health. Humanistic psychology gave rise to several different therapies, all guided by the idea that people possess the inner resources for growth and healing and that the point of therapy is to help remove obstacles to individuals‘ achieving them. The most famous of these was client-centered therapy developed by Carl Rogers.

The basic principles behind humanistic psychology are simple: 1. Someone’s present functioning is their most significant aspect. As a result humanists emphasize the here and now instead of examining the past or attempting to predict the future. 2. To be mentally healthy, individuals must take personal responsibility for their actions, regardless of whether the actions are positive or negative. 3. Each person, simply by being, is inherently worthy. While any given action may be negative, these actions do not cancel out the value of a person. 4. The ultimate goal of living is to attain personal growth and understanding. Only through constant self-improvement and self-understanding can an individual ever be truly happy.[50]

Humanistic psychology theory suits people who see the positive side of humanity and believe in free will. This theory clearly contrasts with Freud’s theory of biological determinism. Another significant strength is that humanistic psychology theory is compatible with other schools of thought. Maslow’s Hierarchy is also applicable to other topics, such as finance, economics, or even in history or criminology. Humanist psychology, also coined positive psychology, is criticized for its lack of empirical validation and therefore its lack of usefulness in treating specific problems. It may also fail to help or diagnose people who have severe mental disorders.[50]

Maslow’s influence extended beyond psychology. His work on peak experiences is relevant to religious studies, while his work on management is applicable totranspersonal business studiesMaslow’s Hierarchy is used in higher education for advising students and student retention[51] as well as a key concept in student development.[52] Maslow himself found it difficult to accept religious experience as valid unless placed in a positivistic framework.[53]

 

Maslow called his work positive psychology.[54][55] His work has enjoyed a revival of interest and influence among leaders of the positive psychology movement such as Martin Seligman. This movement focuses only on a higher human nature.[56][57] Positive psychology spends its research looking at the positive side of things and how they go right rather than the pessimistic side.[58]

 

He is also known for Maslow’s hammer, popularly phrased as „if all you have is a hammer, everything looks like a nail“ from his book The Psychology of Science, published in 1966.[59]

 

Maslow’s ideas have been criticized for their lack of scientific rigor. He was criticized as too soft scientifically by American empiricists.[53] In 2006, author and former philosophy professor Christina Hoff Sommers and practicing psychiatrist Sally Satel asserted that, due to lack of empirical support, Maslow’s ideas have fallen out of fashion and are „no longer taken seriously in the world of academic psychology.“[60] Positive psychology spends much of its research looking for how things go right rather than the more pessimistic view point, how things go wrong.[61] Furthermore, the Hierarchy of Needs has been accused of having a cultural bias—mainly reflecting Western values and ideologies. From the perspective of many cultural psychologists, this concept is considered relative to each culture and society and cannot be universally applied.[62] Maslow’s concept of self-actualizing people was united with Piaget’s developmental theory to the process of initiation in 1993.[63]

 1024px-Maslow's_Hierarchy_of_Needs.svg

https://en.wikipedia.org/wiki/Abraham_Maslow

http://www.maslow.com/

BİRLEŞME..


417431_3008364668043_2061295257_n

AVUTTUM KENDİMİ ŞARKILARINLA
HAYALDE OLSA GÖNÜLDE VARSIN
GÖRMESEMDE SENİ SESİNLE VARSIN
SESİNLE BEDENİN BİRLEŞİR BİR GÜN..
.

DALGALI DENİZDE BİR YELKENİM BEN
HAMSİYİM PİSİYİM BİR KALKANIM BEN
ELİNDE TUTACAK TEK OLTANIM BEN
DENİZDE TUTARSINDA BULURSUN BİR GÜN.

LIMANDA KÖRFEZDE KOYDA DA SENSİN
DERYADA KAPTANSIN KIYIDA BENSİN
CEMALİ GÖRÜNEN SEVGİLİ TENSİN
TENİNLE BEDENİM BULUŞUR BIR GÜN..

DENİZLERDE OLMAZSAN NEHİRLERDE OL
KÖYLERDE KENTLERDE ŞEHİRLERDE OL
SEVGİDE ELEM DE KAHIRLARDA OL
ZEVK İLE DERTLER BULUŞUR BİR GÜN..

SORMA İŞTE BEN HER ZAMAN BÖYLEYİM
GERİSİNİ NE SEN SOR NE BEN SÖYLEYİM
CİSİMSİZ İSİMSİZ SENİ NEYLEYİM
CİSMİNLE İSMİM BİRLEŞİR BİR GÜN

İSA KOÇAK
EĞİTİMCİ YAZAR.
21 EYLUL.2015

HASANDAGI…