HlTlT TIBBININ ANA HATLARI – AHMET ÜNAL

image

I. GiRiŞ

Birçoklarımız bilerek veya bilmeyerek eski medeniyetlere hayranlıkla bakıyor, bu medeniyetlerin yaratıcılarının birtakım konularda bugüne nazaran daha ileri olduklarına inanıyoruz. Hepimiz milattan 3 bin yıl önce eski Mısırlı hekimlerin beyin ameliyatı veya diş dolgusu yaptıkları gibi haberleri, popüler kitaplarda veya gazete sütunlarında oldukça sık okumuşuzdur. Ancak birinci elden kaynaklara inip, yazılı belgelerin ışığı altında o medeniyetlerin verilerini araştırdığımızda, bu tür savlardan birçoğunun, yanlış yorumlar sonucu ortaya çıktığını görüyoruz.

Herkesin büyük ümitlerle baktığı, bir mucize beklediği ve sayıları 30 bini geçen Bogazköy Hitit arşivi tabletlerinden hareketle din, hukuk, bilim , teknik, edebiyat, güzel sanatlar, felsefe, matematik, ekonomi, coğrafya, tarih, astronomi, harp tekniği, sosyal ve ekonomik yaşam, tıp, doğa gözlemleri v.s. ve daha birçok konularda derinlemesine bir inceleme yapıldığında araştırıcı, yönelttiği ve metinlerden yanıtını beklediği sorunlardan bazı hallerde %70’in üzerinde bir oranın açık kaldığını görünce hayretler içinde kalıyor.

Bu arşiv arasında örneğin, “falanca kral veya adam öldüğünde 65 yaşındaydı; askerlerin birçoğu harpte yaralandı; bugün kar yağıyor; bay-bayan X kara saçlı, kara gözlü, güzel-çirkin bir kimseydi; X merdivenleri inerken ayağı kaydı ve düştü; deprem oldu ” v.s. ve daha bunun gibi binlerce, insanın dış ve ruh dünyası ile ilgili birgok şeylerin hiç ifade edilmemiş olduğunu görüyoruz. Bu durum tabiatıyle bu arşivin bir kraliyet arşivi olması, yalnız kral ve kraliyet ailesiyle ilgili konuları kapsaması, halkla ilgili hemen hiçbir konuya yer vermemesinin bir sonucudur.

Hitit ve genel olarak eski doğu insanının dünyaya bakış şekli de elbette büyük rol oynamıştır. Ion doğa düşünürlerine kadar, kim ne derse desin, bu konuda fazla bir ilerleme yoktur.

Yalnıca var olanları değil, eksik olanların da bir “olumsuz kataloğu”nu yapmak, araştırıcı için elbette büyük yararlar sağlamakta, belirli bir uygarlığı daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında, Hitit tıbbına da bir göz atıp, insanlığın çok önemli ve kaçınılmaz bir konusunu oluşturan bu dalda Hititlerin neleri bilip, neleri bilmediklerinin kısa bir bilançosunu vermek,
yararlı olacaktır.

Şimdiye dek bu konuyla ugraşan araştıncılar, haklı nedenlerle bir Hitit tıbbı olmadığı , Hititlerin dünya tıp bilimine hiçbir şey katamadıkları kanısındadırlar . (1)

Son zamanlarda Hitit tıbbı üzerine bir doktora tezi yazmiş olan C. Burde bunun aksi kanıdadır. Bazı tek tük ilaçlara dayanarak ve sünnetsiz erkeklik uzvunun tedavisinde ayrı yöntemler uygulanmış olduğu tezinden hareketle, Hititlerin Babil tıbbını aynen kopya etmiş olmakla birlikte, ona bir takım katkılar yaptıklarını öne sürmektedir .(2)

Hititçede “tıp” sözcüğünün karşılığı dahi yoktur. Hint – Avrupai dillerdeki “medicina, medicus, medicine ” v.s.’nin kökü *med – “ölçmek, ölçülü olmak” ile ilgilidir. (3) Hititçede bunun benzeri bir kelime yoktur. mat – “katlanmak, cesaret etmek” fiili herhalde bu kelimeyle etimolojik ilişkiye geçirilemez.

MÖ. I. bin yılın ikinci yarısında medeni dünyanın hiçbir yöresinde görülmeyen bir zirveye ulaşan ve Achamenid sarayına Istanköy’lü Apollonides ve Knidos’lu Ktesias gibi doktorlar gönderen, modern hekimliğin babası gene Istanköy’lü Hippokrates’i ve daha sonra da Lokman Hekim’ i yetiştiren batı Anadolu’nun, eğer tabiri caizse MÖ. II. bin yılda bir “cehalet devri” yaşamış olması, insanı gerçekten şaşırtıyor.

O Hippokrates ki (MÖ. 460-370) bir hastalığın teşhisinde esas aldığı faktörleri şöyle sıralamaktadır:

“insanın tabiatı, hastalık durumu, hastanın bizzat kendisi, verilen ilaçlar, verilmesi gereken ilaçlar, hava durumu, arazinin yapısı , alışkanlıkları, yaşam tarzı , uğraşları, yaşı , konuşmaları, davranışları, suskun olup olmadığı, düşünceleri, uykusu, uykusuzluğu, gördüğü rüyaların cins ve zamanı , saçlarıyla oynayıp oynamadığı, kaşıntı, gözyaşları, ateşi, büyük ve küçük abdestleri, balgamı, istifrası, o zamana dek geçirilen hastalıkların sayısı ve silsilesi , nasıl iyileştikleri veya geliştikleri, terleme, üşüme, nöbet tutması, öksürme, tıksırma, yutkunma, nefes alma, bağırsak gazı (gürültülü veya gürültüsüz), kanama ve basur” (4 ).

MÖ. II bin yıl Anadolu’sunda maalesef bu kadar gelişmiş bir tıp ve böyle bir hekim göremiyoruz. Buna karşın Hippokrates’ten yaklaşık bin yıl önce yaşayan Hitit prensi Kantuzili , şu sözleriyle kaderciliğin adeta somut bir örneğini veriyor:

“Yaşam ölümle, ölümse yaşamla yakından ilgilidir . İnsanoğlunun ömrü ebedi değildir. Onun günleri sayılıdır. Eğer insanoğlunun ömrü ebedi olsaydı, bir süre kötü bir hastalığa katlanabilirdi ve bu hastalık onun için bir intikam olmaktan çıkardı” (5).

Mukayeseli dil bilime dayanarak erken devir Hint – Avrupai kavimlerde tip bilimine baktığımızda, tedavi yöntemlerinin hakim olan uğraşı sahalarına göre şu üç sınıfa ayrıldığını görüyoruz (6):

1 — Din ve dolayısıyle rahiplerin hüküm sürdüğü toplumlarda büyüyle tedavi (mathro. baesaza -) .
2 — Savaşçı toplumlarda “bıçak”la tedavi, yani cerrahi kareto. baesaza-) .
3 — Tarımla ugraşan toplumlarda şifalı otlarla tedavi ,
(urvaro. baesaza-. )

Eğer Hitit tıbbını bu kategorilerden birine sokmak gerekirse bunun, tarımla ugraşan bir toplum olarak droglara (hit. wassi- , ak. SAMMU ) dayanan bir tip olduğunu, aşağıda vereceğimiz bilgilerden sonra görecegiz. Ancak bu arada dinin de etkisi büyük olduğundan, büyü ile tedavinin de büyük yer tuttuğunu izleyecegiz. Bu sonuncu faktör MÖ. 13. yy. da ağırlığını gösteren Hurri etkilerinden sonra daha da artmıştır. Majik ritüellerin pek çoğu Hurri , Luvi ve Arzava kökenlidir. Savaşçı bir kavim olmalarına rağmen, cerrahinin, tabii metinlere aksettiği ölçüde, Hititlerde hiç yer almadığını görüyoruz.

Sosyal yaşamın tüm diğer yönleri gibi, hastalıklar konusu da tanrılarla çok yakından ilişkilidir. Hititçede “hastalanmak, hasta olmak” sözcügü (istark- ) geçişli bir fiildir (7) , ve bunun çoğu zaman belirtilmeyen öznesi, tarihi devirlerde unutulmuş ve kalıplaşmış olmasma rağmen, tanrılar veya demonlar olacaktır. Bundan dolayı, açlık, kıtlık, doğal afetler, hastalıklar v.s. gibi ilahi cezalardan kurtulmanın tek çaresi, tanrılara gerekli ihtimamı göstermek, onlara hiyerarsik bir şekilde programlaştırılmış olan kurbanları zamanında sunmaktı .(8)

Diğer taraftan, tanrılar da aynı şekilde insanlara bağlıydılar; Romalılarda olduğu gibi “do ut des ” (veriyorum ki veresin) prensibine ve karşılıklı çıkar esasına dayanan bu bağımlılığın, tanrılar da, insanlar da farkındaydılar. Bu karşılıklı çıkarın en güzel örneğini, Kumarbi efsanesinde tanrı EA’nin , insanları yok etmeyi planlayan tanrılara verdigi şu öğütte buluyoruz:

“İnsanlığı niçin mahvetmek istiyorsunuz? Onlar tanrılara kurban sunup, ıtriyat olarak sedir ağaçı yakmıyorlar mi? Eğer insanları mahvederseniz, tanrılar varlıklarını sürdürebilirler mi ? Onlara ekmek ve şarabı kim sunacak? Kahraman Fırtına Tanrısı’nın sapana yapışıp ekin ekmesi; İştar ve Hepat’ın da öğütme taşında (un) öğütmeleri gerekmeyecek mi? ” (9).

II. Mursili veba dualarında tanrılardan vebayı durdurmalarını, aksi halde, Hatti ülkesinde herkesin öleceğini ve onlara kurban sunacak kimsenin kalmayacağını, gayet kurnazca ve açık bir mantıkla dile getiriyor. Kraliçe Puduhepa’nın adak metinleri, kocası Hattuşili’nin iyileşmesi, hayatta kalması karşılığı sonsuz vaatlerle doludur (10).

Başka bir metinde, kralın sefere çıkmadığı yıl “sefere çıkma bayramı”‘nın kutlanmıyacağı yazılıdır. Bu kadar dindar olarak tanıdığımız Hitit insanının kurnazlık ve pratik zekası, gerçekten insanın takdirini kazanıyor.

Burada hastalıklarla tanrılar arasındaki yakın ilişkiyi gösterebilmek için bazı örnekler vermekte yarar vardır:

Gene Kantuzili duasına benzeyen bir metinde şunları okuyoruz:

“Bana bu hastalığı hangi tanrı verdi? Ey güneş tanrısı , o tanrı ister gökte ister yerde olsun, sen ona git ve ona sor ! Ey tanrım ben sana ne yaptım , ne günah işledim? Beni yaratan tanrım ! Kara toprağı yaratan(? ) tanrı ! şimdi ben sana ne yaptım (da bana bu hastalığı verdin?)” (11) .

Fal metinleri hastalık nedenlerinin ve bu hastalığı yapan tanrıların araştırılıp bulunması ile ilgili olarak sorularla doludur (12).

Puduhepa, eniştesi Tattamaru’ya bir mektubunda şöyle diyor:

“Sen Tattamaru, kızkardeşimin kızını zevce olarak almıştın. Ancak talih tanrıçası (Gulses ) sana kızdı ve o senin için öldü.” (13)

Bir fal metninde kral, bu sene mi , yoksa 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., senede mi öleceğini tanrısından soruyor .(14)

Gene II. Mursili veba dualarında, Hatti ülkesini kırıp geçiren büyük salgın hastalığına neden olarak şu ihtimalleri sayıyor:

1 — Tanrıların ihmali.
2 — Genç Tathalya’nın haksız yere öldürülmesi.
3 — Mısır – Hitit antlaşmasının getirdiği yükümlülüklere uyulmaması.
4 — Mala (Fırat) nehrine sunulan kurbanların ihmali.
5 — Babası I. Suppiluliuma’nın Mısır’dan getirdiği esirlerin vebayı taşımaları ve Hatti ülkesine yaymaları ki , bu sonuncusunu gerçek nedenlerin başında saymak gerekir; diğerleri ise hep tanrılarla ilgilidir .(15)

Gerçekte ise, bu esirlerin hastalıklı olarak geldikleri kesin değildir. Veba herhalde kötü bakım ve sıkışık konaklama sonucu Hatti ülkesinde çıkmış olacaktır . (16)

Diğer taraftan dualar ve majik rituallerde tanrılardan genellikle şu iyilikler istenmektedir:

Hayat (huiswatar), sağlık (haddulatar, tarrilatar), zindelik (innarawatar), uzun yıllar (MUHLA GID.DA) , sağlık , selamet (assul) , gelişme, bereket, bolluk (minumar), erkek veya kız evlatlar (DUMU MEŞ, DUMU . SAL MEŞ ), sevgi, şefkat (assiyatar), sevinç, neşe (duskaratt-), ruhun tenviri (ZI-aş lalukkima-) , gözlerin görme gücü (IGI HIA – was uskiyawar), boyunun dikliği (?) , kasgücü (?) (GU-tar), diklik [Sara appatar), cinsel kudret (tarhuilatar), muzqffer silahlar (para neyantes GlS TUKUL) , gelişme, büyüme (sisduwar), itaat (tummantiya-) (17) .

Buna karşı tanrılardan şu kötülükleri de alıp uzaklaştırmaları istenmektedir: hastalık (irman-), korku (?) (wetman- = weritema-?), harnapista-, baş hastalığı (harsanas GIG-an), insanın kötü şeyleri (antuhsas idalu INIM MES -ar) , intikam (kattawatar), diz hastalığı (ginuwas GIG -an), kalp/iç hastalığı (SA-as GIG-an) (18) .

II. DOKTORLAR

devamı pdf de
https://epub.ub.uni-muenchen.de/5390/1/5390.pdf
________________________________________

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s