Türkiye Selçuklu Sultanı-Kılıç Arslan


Vikipedi, özgür ansiklopedi
I. Kılıç Arslan


قِلِج اَرسلان

Türkiye Selçuklu Sultanı
Hüküm süresi 1092-1107
Önce gelen Ebu’l-Kasım
Sonra gelen Şahinşah
Tam ismi
Kılıç Arslan bin Süleyman
Hanedan Selçuklu Hanedanı
Babası Kutalmışoğlu Süleyman Şah
Doğum 1079
Ölüm 1092
Habur Nehri
Dini Sünni İslam
Seljuqs Eagle.svg

I. Kılıç Arslan ya da Kılıçarslan (Arap alfabesiyle: قلج أرسلان‎) (1079 – 1107), Türkiye Selçuklu Devleti‘nin kurucusuKutalmışoğlu Süleyman Şah‘ın oğlu ve ikinci Türkiye Selçuklu Sultanı’dır.

I. Haçlı Seferi’nde mağlup olup başkent İznik’i Bizans’a teslim etmek zorunda kaldıktan sonra 1101 Haçlı Seferi’nde üç ayrı Haçlı ordusuna karşı kazandığı başarılarla Haçlı hareketini durdurmuş; İstanbul’dan Suriye’ye giden yolum hem Bizans hem de Haçlı ordularına kapanmasını sağlamıştır. İznik’ i kaybedince Konya’yı başşehir yapan Kılıç Arslan, Anadolu’nun ortasında köklü bir yerleşme ve gelişme süreci başlattı.

Dedesi Kutalmış’tan beri süregelen Büyük Selçuklu tahtını ele geçirme çabasını sürdüren Kılıç Arslan, Haçlılarla yaptığı mücadelelerin yanısrıa Anadolu’da yaptığı seferlerle devletinin rakibi Danişmendli Beyliği’nin nüfuzunu kırmaya ve Büyük Selçuklu’ya bağlı beyleri idaresi altına almaya çalışmıştır.

Yaşamı

Doğum tarihi ve yeri kesin olarak bilinmez. Babası, Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’tır. Adı Bizans kaynaklarında “Klitziasthlas” olarak geçer; Latin kroniklerinde babasının adıyla (Soliman) zikredilir. [1]

Babası Süleyman Şah‘ın 1086 yılında Suriye seferinde sırada Antakya’da bulunan Kılıç Arslan, babasının Melik Tutuş’la mücadelesi sırasında ölümü üzerine Vezir Hasan b. Tâhir’in koruması altında Antakya’da kalmış; 1087 ilkbaharında Antakya’ya gelen Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Melikşah‘ın emriyle İsfahan’a gönderilerek orada göz hapsinde tutulmuştur.[1]

Tahta çıkışı

Kılıç Arslan, Sultan Melikşah’ın 1092 yılında vefatından sonra kardeşi Kulan Arslan ile birlikte Anadolu’ya döndü. Kimi kaynaklara göre Melikşah’ın ölümünden sonra meydana gelen taht kavgaları sırasında ortaya çıkan karışıklıktan yararlanarak kaçmışlar;[2] kimi kaynaklara göre Büyük Selçuklu tahtına çıkan Sultan Berkyaruk’un izni ile Anadolu’ya geçebilmişlerdir.

Topladığı kuvvetlerle 1093 yılı başlarında İznik‘ e geldi. Babasının ölümünden sonra şehri elinde tutan İznik valisi Ebu’l-Kasım, iktidarı saltanat ailesinin varislerine teslim etti. Böylece Kılıç Arslan babasının tahtına çıkarak sultan unvanını aldı.[3]

Bizans ile ilişkiler

I. Aleksions Komnenos I. Aleksions Komnenos
I. Aleksions Komnenos
Çaka Bey büstü

İznik‘ te yönetimi ele alan Kılıç Arslan, bir taraftan babası Süleyman Şah‘ın ölümünden beri dağılmış bulunan devletin birliğini kurmaya çalışırken, bir taraftan da Bizans‘ a karşı sürdürülen mücadeleyi devam ettirme taraftarıydı. İlk önce İznik’i kuşatmış olan Bizans ordusunu geri çekilmek zorunda bıraktı. Daha önce Bizans tarafından ele geçirilen topraklar yeniden almaya çalışıldıysa da başarılı olamadı. Yıllardan beri Bizans‘ a karşı savaşan İzmir Beyi Çaka Bey‘le Bizans’a karşı ortak harekete geçmek istedi. Çaka Bey’in kızı ile evlenerek onunla akrabalık kurdu.

Bizans İmparatorluğu‘ nun bölgedeki baskısını kırmak amacıyla “İlhan” unvanını taşıyan başkumandanı Muhammed’ i bir Selçuklu birliğinin başında Marmara‘ nın güney kıyılarında Bizans‘ ın elindeki şehir ve kaleleri ele geçirmek üzere bu yörelere yolladı.[kaynak belirtilmeli] Muhammed’ in Kyzikos ile Apolyont doğusunda yer alan Apollonias şehirlerini ele geçirmeyi başardı ancak bir süre sonra bu şehirler Bizans kuvvetleri tarafından geri alınınca Bizans’ karşı düzenlenen ilk sefer sonuçsuz kaldı.

Bu sıralarda kayınpederi Çaka Bey, Bizans’ın elindeki Adramytteion (Edremit) kentini ele geçirip Abydos‘ u kuşattı. Bizans imparatoru Aleksios, Kılıç Arslan’ı Çaka Bey’e karşı kışkırtarak kendisine karı ortak hareket etmelerini önlemeye çalışmıştır. Çaka Bey’ in gittikçe güçlenmesini kendisi açısından endişe verici bulan Kılıç Arslan, Bizans ile anlaşarak Çaka Bey üzerine yürüdü. Yeteri kadar askeri gücü bulunmayan Çaka Bey sultan ile anlaşmak amacıyla onun yanına gitti. Kılıç Arslan kayınpederini güleryüzle karşılamış ancak daha sonra onu öldürtmüştür.

Çaka Bey‘ in ölümünden sonra Kılıç Arslan ve imparator I. Aleksios Komnenos aralarında varmış oldukları anlaşmanın devam etmesine karar verdiler. Ancak bu barış dönemi kısa sürmüş olup, Türkler Bitinya bölgesindeki Bizans topraklarına akınlar düzenlemeye başladı.[3] Balkanlarda Kulmanlarla savaşmakta olan imparator, bu savaşı bitirdikten sonra Türk akınlarına karşı Sapanca gölünün güneyinden İzmit körfezine uzanan bir kanal kazdırıp içini su ile doldurarak Türklerin İzmit çevresine girmesini engellemek istedi.[1] Fakat bu projeyi tamamlamadan Mayıs 1096’da haçlı kuvvetlerinin Tuna’yı aşarak İmparatorluk topraklarına girdiğini öğrendi.

Halkın Haçlı Seferi

Haçlı Seferlerine çıkan ilk ordu keşiş Pierre L’Ermite‘ in idaresinde toplanmış Fransız, Alman, İtalyan ve diğer milletlerden oluşan disiplinsiz bir kitleydi. 1 Ağustos1096‘ da İstanbul‘a varan bu ordu hemen Boğaz’dan Anadolu’ya geçirilerek Yalova yakınlarındaki Kibotos karargâhına yerleştirildi. Haçlılar böylece Türkiye Selçuklu Devleti‘nin sınırına ulaşarak yağma akınları yapmaya başladı. İmparator Aleksios’la, Bizans’ın kendilerine sağlayacağı yardıma karşılık Anadolu’da ele geçirecekleri yerleri bu devlete bırakacakları hususunda bir anlaşma yapan Haçlılar, Selçuklu başkenti İznik yakınlarına kadar ilerleyerek buradaki köyleri yağmaladılar.

Eylül ayı sonlarına doğru 6.000 kişilik Alman-İtalyan birliği İznik civarındaki Kserigordon adında bir kaleyi ele geçirdiğini öğrenen Sultan Kılıç Arslan bir ordu göndererek kaleyi geri aldı. Selçuklu karşısında alınan bu mağlubiyetin intikamını almak üzere yaklaşık 20.000 kişiden oluşan Haçlı ordusu Kibitos‘tan ayrılarakİznik üzerine yürüdü. Düşmanı karşılamak üzere yola çıkan Selçuklu ordusu Drakon (Kırkgeçit) adlı köyde yapılan savaşta galip gelerek Haçlı karargahını da ele geçirdi.[3]

Malatya kuşatması[değiştir | kaynağı değiştir]

Keşiş Pierre L’Ermite‘ in ordusuna karşı kazanılan başarı, Kılıç Arslan’ ın Haçlılar’ ı küçümsemesine yol açtı. Haçlıların İznik‘ e kadar ilerleyemeyeceğini ve ülkesi için bir tehdit olamayacağını düşünerek Kardeşi Kulan Arslan’ı yerine vekil bırakıp Ermeni Gabriel’ in kontrolündeki Malatya üzerine yürüdü; Eski bir Bizans valisi olan Ermeni Gabriel, daha sonra Türk beylerinin hakimiyetini tanıyarak hakimiyetini korumuştu. Kılıç Arslan, Orta Anadolu’da güçlü bir devlet haline gelen Selçukluların rakibi Danişmendliler’in genişlemesini engellemek ve babasının ölümüne neden olan Suriye Selçuk meliki Tutuş’u ortadan kaldırmak için bu sefere çıkmıştı.[2]

Malatya’ yı günlerce kuşatmasına rağmen sağlam şehir surlarını geçemeyen Kılıç Arslan, bu sırada çok büyük ve askeri gücü yüksek bir Haçlı ordusunun İstanbul’ dan Anadolu’ya geçerek İznik üzerine hareket ettiğini haber alınca kuşatmayı kaldırdı ve İznik‘ e dönmek için yola çıktı.[3] Bundan sonra I. Kılıç Arslan uzun süre Haçlılar ile mücadele etmek zorunda kalmış ve 1105 yılına kadar yaklaşık on yıl doğuya karşı bir harekette bulunamamıştır.

I. Haçlı Seferi

I. Haçlı seferi sırasında Anadolu (1097).

I. Haçlı Seferi başındaki Dorileon Muharbesi sırasında Haçlıların saldırısını gösteren resim

Kılıç Arslan Mayıs ayı sonunda, 30 günden fazla süren bir yürüyüşten sonra İznik] önlerine varabildi. Kuşatma altındaki şehre girebilmek için yapılan savaşı kaybetmesi ve düşmanın sayıca çok üstün olması üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Bir süre daha şehir savunulmuş ancak destek gelmeyeceği anlaşılınca savunmacılar altı hafta süren direnişten sonra 18 Haziran gecesi Bizans kuvvetlerine teslim oldu. Kılıç Arslan ordusuyla İznik önünden çekildikten sonra Anadolu’daki Türk kuvvetlerini toplamaya çalıştı. Danişmendli Gümüştekin ile Kayseri Selçuklu Beyi Hasan’ ı yardımına çağırdı.[3]

Haçlı ordusu tam Eskişehir ovasına çıkmakta iken 1 Temmuz günü onlara hücum edip Haçlıların Dorileon Muharebesi (1097) diye andıkları bir baskın muharebesine girişti. Haçlılar bu muharebedeki Selçuklu gücünü gayet abartmaktadırlar; ama son araştırmalara göre I. Kılıç Arslan gücünün 6.000-7.000 kişilik bir hafif süvari birliği olduğu kabul edilmektedir.[4]Bu muharebede ana harp gücü zırhlı ağır süvari şövalyelerinden oluşan Haçlı ordusu galip geldi. Bütün gün süren savaşın ardından gece olunca sultan ordusunu daha fazla yıpratmadan geri çekmeye karar verdi. Haçlılar’ın 10 Haziran 1097 günü genel hücuma hazırlandığının belli olması üzerine, bir gece önce İznik şehri Bizans kuvvetleri kumandanına teslim edildi. Kılıcarslan’ın hanımı ve çocukları İstanbul’a götürüldü.[1]

Haçlı ordusunu takip

Bu mağlubiyetten sonra I. Kılıç Arslan Haçlıların en çabuk bir şekilde Anadolu’dan geçmesine izin vermeyi ve onlarla doğrudan doğruya çatışmaya girişmemeyi tercih etti. Anadolu’da ilerleyen Haçlı ordusu önündeki insan ve hayvan iaşelerini önceden tahrip ederek, onları uzaktan takip etme stratejisini uyguladı. Bundan sonra bu Haçlı ordusunun Anadolu’dan geçişinde Haçlı ordusunun doğrudan doğruya karşısına çıkan Selçuklu ordusu bulunmadı.

I. Haçlı Seferi ordularının Anadolu‘dan geçişi Anadolu Selçuklu Devleti’ne büyük bir darbe vurdu. Bizanskuvvetlerinin karşı saldırısıyla Ege ve Marmara kıyılarına kadar ulaşan topraklar kaybedildi ve Selçuklular Orta Anadolu’ ya çekilmek zorunda kaldı. İznik yerine Konya başşehir yapıldı ve Anadolu’nun ortasında köklü bir yerleşme ve gelişme süreci başladı.[1]

Kılıç Arslan bir taraftan Haçlıların topraklarına verdiği zararları gidermeye çalışırken, bir taraftan da Bizans kuvvetlerine karşı da mücadele verdi. Bundan başka, I. Haçlı Seferi arkasından durmadan Avrupa’ dan gelen küçüklü büyüklü Haçlı gruplarına da karşı mücadele etmek zorunda kaldı. Bunlar arasında 1099 yılındaDanimarka kralının oğlu Sweyn the Crusader(Svend Korsfarer) idaresindeki orduyu Akşehir ile Ilgın arasında tamamen yok etti.[3]

1101 Haçlı Seferi

1101 yılındaki Haçlı seferi.

Sonunda Suriye üzerinden geçip Filistin ve Kudüs‘te yerleşen Frank Haçlılarına destek sağlamak için 1101‘de Avrupa’dan ek Haçlı seferi yapıldı. Bu 1101 yılı ek Haçlı seferi İstanbul’dan birbiri arkasından yürüyüşe geçen üç değişik sefer ordusu halindeydi. Birincisi Mayıs 1001’de İtalya‘dan Lombardlardan oluşan 20.000 kişilik bir Haçlı ordusu Ankara üzerinden Niksar ve Merzifon’a yürüdü. İkinci ek Haçlı ordusu Haziran sonunda Nevers Kontu Giyom’un komutasında Fransızlardan oluşmaktaydı ve Ankara, Konya üzerinden Ereğli’ye ilerledi. Üçüncü ek Haçlı ordusu Akitanya’lı Giyom idaresinde Fransızlar ve Baverya Dükü Wolf komutasında Almanlardan oluşmakta idi ve ikinci orduyu bir hafta arayla takip edip Ankara, Konya üzerinden Ereğli’ye ilerledi.

Birinci Haçlı Seferi’nden sonra uzaktan takip stratejisi uygulayan I. Kılıç Arslan, 1001’deki ek Haçlı seferi için stratejisini değiştirdi. Haçlı ordusunun yolu üzerinde ve yakınlarında bulunan bütün yerleşkeleri ve yetiştirilen hububat ve yiyecekleri yakıp yıkmaya; Haçlı ordusuna iaşe ve hayvan yemi sağlanmasını önlemeye çalıştı. Önemli su, kuyu ve kaynaklarını battal etmeye veya zehirlemeye karar vererek Haçlıların susuzluktan zayıf düşmelerini sağladı. Bu yeni strateji daha başarılı sonuçlar verdi ve 1101 yılı ek Haçlı seferine iştirak eden üç Haçlı değişik ordusu da, Anadolu içinde (birincisi Merzifon’da; ikincisi ve üçüncüsü de Ereğli’de) imha edildi.

Güney Doğu Anadolu’daki Faaliyetleri

I. Boemeondo’nun serbest bırakılması Gümüştekin Gazi ile Kılıçarslan’ın arasını açtı

Kılıç Arslan, babası Süleyman Şah‘ın fethettiği ancak 1097 yılında Haçlılar tarafından ele geçirilen Antakya‘yı geri almak için1103 yılında sefer düzenledi. Haçlılarla mücadelesi sırasında başta Danişmend Beyi Gümüştegin olmak üzere diğer Anadolu Türk beyleri ile işbirliği yapmış olmasına rağmen Antakya seferine çıktığı sırada Danişmend Beyi ile arası 18 Eylül 1102’de Malatya’nın Gümüştegin tarafından zapt edilmiş olması nedeniyle açıktı. Gümüştegin tarafından Niksar‘ da esir tutulan Haçlıların fidyesi konusunda da aralarında anlaşmazlık vardı. Antakya kontu I. Boemondo, serbest bırakılmak için fidye ödemeyi teklif ediyor; kontu kendisi için tehlikeli bulan Bizans imparatoru ise onun hapiste tutulması karşılığında iki katını öneriyordu. Kılıç Arslan, hem Anadolu Sultanı olması ve hem de Amasya’daki haçlı yenilgisinde Danişmend beyi ile birlikte savaşması nedeniyle teklif edilen tutarın yarısını kendisine istiyordu.[5] Kılıç Arslan, Maraş’a geldiği sırada Gümüştegin’in Boemond’un teklifini kabul edip onu serbest bırakıldığını öğrenince Antakya seferini yarıda bıraktı ve Danişmendli topraklarına akınlara başladı. Gümüştegin’in ölümünü ve ardından yaşanan taht kavgalarını değerlendirerek 1105 ya da 1106 yılındaMalatya‘ yı Danişmendliler’den aldı.

Haçlılar karşısında kazandığı savaşlar ve Malatya’ nın ele geçirilmesi Kılıç Arslan’ın bölgedeki itibarını yükseltti. Meyyâfârikînbeyi tarafından şehir kendisine teslim edildi. Bölgede etkin beylerin büyük kısmı kendisine itaatlerini bildirdiler. Daha sonra Urfa Haçlı Kontluğu üzerine yürüyerek 1106 yılında Urfa‘ yı kuşattı; ancak şehrin sağlam surlarını aşamadı. Bu sırada Musul ValisiÇökürmüş‘ün Harran‘daki adamları şehri teslim etmek üzere kendisini çağırmasıyla kuşatmayı kaldırdı ve Harran‘ a giderek şehri teslim aldı.

Kılıç Arslan’ın Güneydoğu Anadolu’ daki faaliyetleri Büyük Selçuklu SultanıMuhammed Tapar‘ın dikkatini çekti ve Musul valisi olan Çökürmüş’ ün yerine EmirÇavlı‘yı görevlendirdi. Çökürmüş Bey, Emir Çavlı tarafından yenilgiye uğratılmasına rağmen şehir halkı Musul‘ u vermediği gibi Kılıç Arslan’a haber gönderip şehri teslim almasını istediler. Şehir ileri gelenleri yapılan anlaşma uyarınca Kılıç Arslan 22 Mart 1107‘ de Musul‘ a girdi. Burada ilk iş olarak Muhammed Tapar adına okutulan hutbeyi kendi adına çevirerek Büyük Selçuklu Sultanlığı‘na adaylığını gösterdi.[3]

Ölümü

Kılıç Arslan’ ın bu başarıları Mardin Artuklu Beyi İlgazi ile Halep Selçuk Emiri Rıdvan‘ ı rahatsız etti ve bu beyler Emir Çavlı’ ya katıldı. Daha sonra bu destekle kuvvetleri artan Emir Çavlı, Kılıç Arslan’a itaat eden Rahle şehrini kuşatma sonrasında 1107 yılında ele geçirdi. Gelişen bu olayları haber alan Kılıç Arslan, Emir Çavlı’ nın üzerine yürümeye karar verdi. Düşman kuvvetlerinin sayıca çok olmasına rağmen Anadolu’da dağınık halde bulunan kuvvetlerinin gelmesini beklemeden ilerlemeyi sürdürdü. İki taraf, Temmuz ayında Habur Çayı kenarında karşı karşıya geldiler. Kılıç Arslan’ın hakimiyetini tanımış beylerin, Emir Çavlı’ nın askerlerinin sayıca çok olmasına korkarak savaş meydanını terk etmeye başlaması üzerine Kılıç Arslan derhal saldırmaya karar verdi. 13 Temmuz 1107 yılında yapılan savaşta askerlerinin bozulduğunu gören Kılıç Arslan, karşı kıyıya geçip kurtulmak amacıyla atını Habur Çayı‘ na sürdü. Ancak atının ve kendisinin zırhlı olmasından dolayı Habur çayını geçemeyip sulara gömüldü.[3]

Cesedi, birkaç gün sonra Habur‘ un Şemsaniyye köyü yakınlarındaki kıyıda bulundu ve buradan Meyyâfârikîn‘ e götürüldü. Burada valisi olarak bulunan Humurtaş, Kılıç Arslan için “Kubbetü’s Sultan” adıyla bilinen bir türbe yaptırdı. 14. yüzyıl tarihçileri Sultan Kılıç Arslan’ nın Meyyâfârikîn‘ deki türbede yattığını yazmışlardır. Ancak günümüzde bu türbe ayakta değildir.[3]

Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

Notlar

  1. ^abcdeIşın Demirkent, Kılıcarslan I, Türk Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, yıl: 2002, cilt: 25
  2. ^abSefer Solmaz, Selçuklu Tarihini Derinden Etkileyen Bir Olay: Selçuklu-Yabgulu Mücadelesi, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 35, Yıl: 2014’2
  3. ^abcdefghiDemirkent, Işın (2014). Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. ISBN 978-975-16-2673-8.
  4. ^Bennett, The Hutchinson Dictionary of Ancient and Medieval Warfare, say. 103
  5. ^I. Kılıçarslan (1092-1107), E-tarih.org sitesi, 08.10.2008

Dış kaynaklar

  • Demirkent, Işın (2014). Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.ISBN 978-975-16-2673-8.
I. Kılıç Arslan
Alt kolu Türkiye

Doğumu: 1079 Ölümü: 1107

Resmî unvanlar
Önce gelen:
I. Süleyman Şah (Sultan olarak)
(1078-1086)

Ebu’l-Kasım (İznik Valisi olarak)
(1086-1092)
Türkiye Selçuklu Sultanı
1092 – 1107
Sonra gelen:
Şahinşah

https://tr.wikipedia.org/wiki/I._K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7_Arslan

Aile, Jemiyet We Milletning Kelichigi Heqqide Tewsiye!


1505231_717027765076435_5678281035900212652_n

Aile, Jemiyet We Milletning kelichigi Heqqide Tewsiye!

Uyghur ziyaliliri we yashlirigha bolupmu cheteldiki Uyghur ziyaliliri we yashlirigha ikki éghiz tewsiyemiz bar! Millitimiz intayin xeterlik bir dewirni bashtin kechüriwatidu.Bundaq bir dewirde uruqimizni saqlap qélish milliy mewjutliqimizni saqlap qélishning tüwrükige aylandi.Shundaq turuqluq beziler milliy mejburiyettin bash tartip hawayi heweske bérilip, milliy mewjutliqimiz bilen oynishiwatidu! Millitimizning istiqbalining mingisi yuyuwetilgen, weten we millet heqqide hichqandaq aliy ghayisi yoq bir türküm biologiylik ademlerning qolida zawalliqqa yüzlinishini hergizmu xalimaymiz!
Aile bir jemetning, bir jemet bir etnik gruppining, bir etnik gruppa bir milletning hul téshi.Ailini yaxshi pilanlash yaki pilanliyalmasliq bir milletning güllinishi yaki zawalliqqa yüzlinishi bilen biwaste munasiwetlik. Saghlam aile etnik, kultural, siyasiy we iqtisadiy jehetlerdin milletning meniwiy we jismaniy gewdisidin ayrilalmaydu. Saghlam aile qurush qiz we yigitning milliy iradisige baghliq bolup, milletperwer, wetenperwer, meripetperwer yashlarning ortaq ghaye üchün qurghan ailisi tillarda dastan bolushqa erziydighan ijabiy hadisilerdur! Emma hazir bezi arislandek Uyghur yigitlirining we altundek Uyghur qizlirining bizge yat we tolimu yat milletler bilen öyliniwatqanliqi, millitimizge paydisiz hadise bolup, xelqimiz angliq türde buning aldini almisa, kiyinki ewlatlirimizning ishi intayin tes bolidu.
Bezi milletlerning iqtisadiy tereqqiy qilghan, medeniyiti güllengen, örpi-adetliri qéliplashqan bolup, öz dewlitining arqa teripidin yölep turushi netijiside bashqa milletlerni chong beliq kichik beliqni yutiwetkendek assilimatsiye qilip tügütiwetipbaridu. Yat miletler bilen öylük-ochaqliq bolghan Uyghurlar heqqidiki uchurlarni körüp erwayimizning yene qiriq gez uchishi tamamen yolluq bolup, bashqilar xuddi chöcheklerdiki yette bashliq yalmawuzlardek dem tartip kétiwatqan qérindashlirimizgha ich aghritish we millitimiz duch kelgen bu éghir kirzisqa échinish we milliy istiqbalimizdin ensireshtin bashqa nerse emes…
Her bir Uyghurning kim bilen toy qilishi uning shexsiy ishi emes, elbette milletning etnik, siyasiy we iqtisadiy tereplerdiki menpeetlirige bérip chétilidighan nazuk meselidur! Uyghur yashlirida ewij eliwatqan dinini özgertish, chet-ellik bilen toy qilish, ejdatlarning qutsal amaniti bolghan wetenni tashlap yat ellerge ketip yashash qatarliq hadisiler béshimizgha bala bolmaqta. Xuda urghanni xudaberdikammu qoshlap uruptu dégendekla ish boliwatidu.Dewliti bar milletler bashqa milletler bilen toy qilsa érip yoqap ketmeydu, dewletning her türlük ewzel imtiyazliri arqiliq millitige yeqin qandash milletlerni eritip, assimilatsiye qiliwétidu.Emma Uyghurlar chetellik bilen toy qilsa özi we balilirini qoghdap qalalmaydu. Öz milliti bilen öylük-ochaqliq bolmighanlarning köpinchisi ata-anisini tirik tutup öltürgenni az dep, kichikkine rahet üchün milletning itibarini yerge uriwatidu.Kim bolsa bolsun millitimizge közini qirpitmay turup bundaq heqsizliqni yapalighanlarning milletke salidighan ziyinini yaxshi mölcherlesh kerek bolup, ularning köpinchisining hichnime körmigen qelenderlerdin hichqandaq perqi yoqtur…
Biz Uyghur qiz-yigitlirining qettiy Uyghurlar bilen öylik-ochaqliq bolishini tewsiye qilimiz.Öz milliti bilen toy qilmighanlarning 99%tining bexitsiz bolup qélishining asasliq sewebi, ularning tengrining iradisige qarshi chuiqqanliqidin bolghanliqi ilgiri sürülmekte! Hey Uyghurum ach qelip talada qalsangmu, muhtajliqtin tilemchilik qilshqa toghra kelgen teqdirdimu, hetta bir eski Uyghur bilen toy qilip hayating dozaqqa aylinip ketken teqdirdimu yenila Uyghur bilen toy qil. Chünki toylishish ishi jan we rohqa bérip chétilidighan nomus ishidur!
Hey Uyghur yigitliri we hey Uyghur qizliri eger toylishishta Uyghurni we Uyghurning ölikinimu tapalmighan bolsang hich bolmighanda sira bilen bizning derdimizni chüshinidighan, milliy kimlikimizdin bizdinmu bekraq ghurur tuyidighan sapqanliq Türük, Üzbek, Qazaq, qirghiz, Türükmen, Azeri we bizge qandash yene bashqa xeliqler bilen öylen!
Düshmen milletler we resmiy gheyri yat milletler bilen öylük-ochaqliq bolghan Lalmilarning ataanasi we tughqanlirigha rastinla uwal boldi….
Men Uyghurlarning bizge qandashliq jehette uzaq bolghan herqandaq mexluq bilen öylük-ochaqliq bolishigha qarshi!
Undaq qilghanlar özi bilmey millitimizning xitaydin qalsila ikkinchi numurluq düshminige aylinip qalghanlardur. Biz Uyghurlarning dewlitimiz yoq.Dewlet eslide üch nersidin Tupraq, Millet, we Asasiy Qanun qatarliqlardin tüzilidu.Dewlet milletning ailisini, jemiyitini we bir pütün milliy gewdisini zamangha uyghun pilanlaydu we tereqqiy qilishi üchün meblegh salidu.
Bizde igilik hoquqi bolghan bir zimin, hemme adem etirap qilghan yazma qanun yoq bolghachqa yalghuz padidek chechilip ketken xelqimizni milliy enenillirimiz arqiliq tertipke turghuzush wezipisi bugünki dewirde özini bilimlik hesaplighan Aqilmanlarning zimisige yüklengen.Ziyalilar qoshunimiz millitimizning meniwiy inshahatini qilishqa aktip qatnishishi kerek!Ahmat Ziyai ependi qatarliq ilgirki bir ewlat ziyalilirimiz hayat cheghida Uyghur qiz yigitlirining yat milletler bilen nikahlanmasliqini qanunlashturush üchün köp tirishqan iken.
Ahmet Ziyai ependidek uzaqni köridighan, milletning menpeti üchün pidakarliq körsüteleydighan, malmülük, hoquq we shanshereptin shexsiy tamayi yoq alimlar, mutepekurlar, siyasetchiler we ülimalar millitimizning meniwiy dunyasini xeqara tereqqiyatqa maslishidighan we her türlük boranchapqunlargha berdashliq bereleydighan qilip yéngilap turushi kerek!Aile qurush, saghlam jemiyet berpa qilish, milliy rohni urghutup haytiy küchimizni ashurush üchün dewlet bolmisimu, dewlet bardekla tirishchanliq körsetsek boliweridu….
Gepimizge kelsek mushu dwirde yetiship chiqqan Uyghur ziyaliliri birlikte küch chiqirayli, xelqimizni bolupmu yash-ösmürlerni toghra yolgha bashlash, ularning yoligha nur chüshürüsh we parlaq kelichigini teswirlep berish elbette milletning serxillirining wezipisi…
Waqti kelgende xayin we milliy munapiqlarnimu kechürüm qilishqa bolidu…Emma yat we yabanchi milletler bilen öylinip, milliy mawjutliqimizgha tehdit salghan herqandaq janiwarning, xelqimizge nisbeten düshmendin hich perqi yoq bolup, kechürüm qilishqa hergiz bolmaydu!
Janabiy Alla milletlerni yaratqanda her xil til, reng we eriqta yaratti. Eriqi we milliti bilen toy qilmighanlar rebbimizning emrige qarshi chiqqanlar bolup, axiretlikimu wehshiy yaman bolidu!
Yat milletler bilen toy qilghanliqning özini öltüriwalghanliqtin alayide bir perqi yoq!Ular burnining uchidikidin bashqini körüshni xalimaydu! Menpeetperestlikte uchigha chiqqan, yashash pelesepisi haywanlarningkidek addiy, jiq pul tapsa, xotuni yaki eri we balliri bilen oynap-külse, özidin ajizlarning aldidin bir ötiwalsa boldi.Özila hayat qalsa, asman örülüp ketsimu meyli, dep yashaydu!Bular her ikki dunyada közge körünmeydighan bir qol teripidin dayim shapilaq yep, yüzini qizartip yüriydighanlardur!Diqqet qilsaq ular mushu eyipini yepish üchünla yashaydu…Bashqa bir küresh nishani yoq!Yat millet bilen toy qilghanlarning köp xil sürkülüsh we toqunushlar sewebidin milliy jasariti qattiq yarilanghachqa, ulardin bolghan balilar rohiy yaki jismaniy jehettin qanche ewlat meyip tughilidu.
Qatillar we bashqilarni rohiy we jismaniy jehettin zexmilendürgenler qanunning jajisidn qurtulalmaydu.Özini öltüriwalghanlar milletni meniwiy we jismaniy jehettin éghir zexmilendürgenler bolup, her ikki alemde bexitlik bolalmaydu.
Millitige, enenisige, örpi-adetlirige qarshi chiqqanlar allaning iradisige qarshi chiqqanlar bolup, ular her ikki alemde qilghan jinayetlirining jazasini chékidu!
Millitige, enenisige, örpi-adetlirige ige chiqqanlar allaning iradisige ige chiqqanlar bolup, ular her ikki alemde qilghan bu ulughwar emellirining mukapatini köridu!
Eng toghrisi bürkütler bürkütler bilen, qaghilar qaghilar bilen uchsun!
Yat milletler bilen öylik bolush özige hürmetsizlik qilghandin bashqa yene yat milletlerge qilinghan haqaret bolup, bu jinayetni kechürüsh asan emes. Yat milletler bilen qilinghan toy köpinche heqiqi toy bolmastin waqitliq hozur, menpeet we adem sodisi üstige qurulghan bolghachqa ademge bir ömür wijdaniy jehettin aram bermeydu.Adimiylikni erzan sheyilerge sétiwetmeslik ejdatlirimizdin bizge qalghan qimmetlik udumlarning biridur!
Öz milliti bilen öylineligenlik nime dégen katta ish!Janabiy Alla hemminglargha bu öz millitige qutsal baghlinishtek teswirlügisiz bexitni ata qilsun!
Hey quyashtek parlaq Uyghur yigiti ikki hetta üch xotun alsangmu meyli, yat milletler bilen ewlenme we uyghur qizlirini yat milletlerge berme! Hey yultuzdek parlaq wijdanliq Uyghur qizliri siler Tumaris, Iparhan, Nuzgum we Rizwangüllerning iz basarliri, hergizmu yat milletler bilen öylenmenglar, Uyghur yigitliri silerni almisa, u wijdansiz lataghilaplarni siler élinglar!(K.A)
03.10.15 Germaniye

AYDINLIK ÜZERİNDEN GALİP GELEN CEHALET


Mehmet Emin HAZRET

12038887_366506606882623_2724405409959013686_o

Özgürlük ideali, ona kavuşmak için yola çıkan insan için tükenmez bir enerji kaynağıdır. Aynı zamanda taşınması zor bir yüktür. Çünkü özgürlüğe giden yol tehlikeli ve meşakkatlidir. Bir toplumun özgürlüğe kavuşmasının ön şartı aydınlanmaktır. Aydınlanma önündeki aşılması en zor engel cehalettir. Cehalet,cahil toplumun gelenek,örf-adet,törelerini ele geçirmekle kalmıyor,insanların beyin hücrelerine,et dokularına,damarlarındaki kana bulaşmış virüs’tür.Bu virüs genle sonraki kuşaklara geçebiliyor.Toplumu öldürmüyor,yaşatmıyor. Aynı zamanda Cehalet, cahil toplumun acısını dindiren uyuşturucu morfindir. Uyuşturucuya alışanlar kolay kurtulamaz.Ancak,aydın bilen,düşünen kişidir.Toplumun kaderine ne kadar duyarlı olan kişi o kadar acı çeken,çözüm arayan kişidir.

20.Yüz yılda Uygurlar içinden çıkmış en büyük fikir adamı, dini alim,şair,tarihçi,devlet adamı,1933. Tarihinde kurulmuş Doğu Türkistan Cumhuriyetinin temelini atan milli lider Mehmet Emin Buğra o tarihi dönem hakkında şöyle yazmaktadır; “ Doğu Türkistan dış dünya ile iletişim kurabilecek modern ulaşım ve haberleşme araçlarına sahip olmayan,dünya tarafından unutulmuş bir ülke idi. İşgal Yönetim erkine sahip olan Çinli memurlar,Doğu Türkistan halkını bilgiden,eğitimden mahrum bırakarak yönetmekte idiler. Bu yüzden Doğu Türkistan halkı (fiziki olarak) 20.asrın başlarında yaşamakta olmalarına rağmen, (manen) orta çağ karanlığı içinde idiler. Yurdumuzda ise, Çinin dayanılmaz ağır zulümlerini, milletin acı-ıstırap içindeki aşırı derecede çağ gerisinde kalmışlığını hissedebilecek kimseler aramızda yok denecek kadar az idi.” (Mehmet Emin Buğra Seçme Eserleri 27.sayfa.-Uygurca)

Tam o dönemlerde Dış dünyadan habersiz, kültürü dondurulmuş Uygur halkını aydınlatmak arzusu ile bir iş adamı Osmanlı İmparatorluğu payitahtı olan İstanbul’a gelmiştir. Doğu Türkistan’a Almanya’dan deri işleme fabrikası ve Alman mühendis getiren,İstanbul,Moskova, Bombay…da ticari temsilcilik açan Doğu Türkistanlı milyarder,terakkiperver iş adamı Bahavuddin Musabay 1912.tarihinde İstanbulda Talat Paşa ile görüşür ve Doğu Türkistan Türk toplumunun işgalden kurtulmasının ön şartı,toplumu saran cehalet zinciri kırmak olduğunu anlatır. Bahaettin (Uygurlar;Bahavudun bay derler) Musabay, Talat Paşadan Türkiye’deki gibi modern yeni okul (usul-i cedit okullar) açılması için Doğu Türkistan’a eğitimci gönderilmesini rica eder ve onların ve açılacak tüm okulların masraflarını kendi karşılamak istediğini söyler.Talat Paşa teklifi çok olumlu karşılar.İttihat terakki partisi kararı ile ilk etapta Türk-İslam gönüllüsü olan Rodoslu genç öğretmen Habibzade Ahmet Kemali hazırlar.1913 tarihinde Ahmet Kemal Hacdan dönen Doğu Türkistanlı hacılarla beraber uzun yolculuğa çıkar.Yolculuk öncesi Zamanın iç işleri Naziri Talat Paşa ve Türklük teorisinin babası Ziya Gökalp, Ahmet Kemali bizzat kabul ederek bu kutsal görev hakkında detaylı öğütler verir. Şubat 1913 tarihinde Doğu Türkistan’ın Artuş kasabasına gelen Ahmet Kemal okul açma işine konmuştur. Bahavuddin Musbay tüm maddi imkanları sunmuştur.

Ahmet Kemal 6 ay içinde Atuşta “Nur-i Maarif”, “Menbau’l İrfan”, “Musabaylar Mektebi”, “Terekki Mektebi ”, Necm-i Hilal Mektebi”, “Hamiyet Mektebi”… gibi okulları açıyor.Hesap,dil,coğrafya…gibi tüm derslikleri kendi hazırlayıp,öğrenciler ile Şapirograf’la çoğaltarak kitap haline getirmiştir. Doğu Türkistan tarihinde ilk defa açılan masa,sandalyeli sırayla oturan,sınıflara ayrılmış okullar çocukları o kadar kendine çekmiş ki, Yoksul Uygurların çocukları okullara dolup-taşıyor.Her okulda birer futbol takımı kuruyor ve okullar arası futbol müsabakası organize ediyor.Hatta Ahmet Kemal kendi yazdığı “Cahil Peder,Katil oğul” adındaki piyesi öğrencileri ile açık hava sahnesinde gösteri yapıyor. Döylece Doğu Türkistan’da modern tiyatroyu ilk başlatan kişide Ahmet Kemal olarak tarihe geçiyor. Tüm Artuş coşuyor,her köy kendi okulunu hazırlıyor Ahmet Kemali davet ediyor. Ahmet Kemal Artuş nahiyesini aydınlatmaktadır. Kaşğar ahalisi Ahmet Kemalin “cedit-i usul okulları”nı istiyor.Kaşgarın en büyük din alimi,özgürlük abidelerinden biri olan Abdulkadir Damolla’nın başını çektiği bir grup aydın Ahmet Kemali Kaşgara davet ediyor.Ahmet Kemal cehaletin en büyük direnişi ile Kaşgarda karşılaşıyor. Kaşgar dini otoritelerin önde gelenlerinden Selim Molla Uygur din adamlarını topluyor. Ahmet Kemalin ders kitapları ve okulları hakkında bilgi veriyor. Ahmet Kemalin hesap,coğrafya derslerini okutması,öğrencilerin sınıflara ayrılarak masa,sandalyede sırayla oturtularak okutulması “İslam’a aykırı” bulunuyor.(Dil dersliklerindeki resimler “büyük sorun” teşkil ediyor. Dil dersinde A harfini tanıtırken Ay resmi,B harfinde balık. G harfinde güneş… resimleri vardi.) Okullarda futbol oynatmak, sahne oyunu hazırlamak… hepsi “din düşmanlığı” olarak görülüyor. Abdulkadir Damolla’nın Ahmet Kemali savunması, onun yaptıkları İslam’a uygun,kuran yolu olduğu hakkındaki fetvaları itibara alınmıyor.Ahmet Kemal “kafir”,” cedit-i usul okulları” “haram” , bu okullara giden çocuklar ve bu okullara çocuklarını gönderen anne-baba “kafir” ilan ediliyor.

Cahil kitle içindeki özgürlük önderi veya aydın gece karanlığında yanmış bir muma benzer.Yer küreye çökmüş karanlık o ışığı boğmuştur.Hafif bir rüzgar bile onu söndürebilir.Yarasalar topluluğu hareket etmek için ışığa ihtiyacı olmadığı gibi, cahil toplum da aydına,aydınlığa ihtiyaç duymaz. İhtiyaç duymaması ihtiyacı olduğunu bilmemesinden kaynaklanmaktadır. Doğu Türkistan’ın yakın zaman tarihi cehaletin aydınlık üzerinden galip gelen örneklerle doludur.

Ahmet Kemal o dönem deki Kaşgarın durumu hakkında şöyle yazmaktadır; “Kaşgar şehrinde başlıca yüz on dört mahalle,yüz sekiz cami mevcuttur… Kaşgar şehrinde maruf ve meşhur on beş medrese vardır. Bunların her birinde iki yüzden az olmamak üzere şagirt (telebe) bulunmaktadır…Bugün Avrupa darülfünunlarında on beş yılda ikmal-i tahsil ile hayat adamı olmak mümkünken, Kaşgar medreselerinde yirmi yıl dirsek sürten oğulların daha isimlerini yazmaktan aciz bulunduklarını kemal-i teessürle işittim.Bilahare gözlerimle gördüm…” ( Habibzade Ahmet Kemal: Çin – Türkistan Hatıraları 46-47.sayfa –Türkçe). Yurdun durumu böyle orta çağ karanlığı içinde iken, Kaşgar şehrinin ticaretini tekelinde bulunduran en büyük zengin Ömer Ahunbay ve Kaşgarın en büyük dini otoritesi Selim Damollaların başını çektiği bir heyet Kaşgar Müslümanları adına Kaşgarın Çinli valisi olan afyon bağımlısı Mafuşing’e gidip Ahmet Kemali şikayet eder.

Ma fuşing,Ahmet Kemal ve okulları hakkında izin verildiğini, Bahavuddin Musabay kefil olduğunu.Doğu Türkistan’da en çok vergi vererek hükümetin ayakta kalmasını sağlayan Musabaylara karşı gelemeyeceğini bildirerek “şikayetçiler”i geri çevirir. Bu arada Kaşgar ve Artuşta Ahmet Kemal aleyhinde büyük iftiralar fırtınası kopmaktadır; “ Türkiyeli Ahmet Kemal kız çocukların baş örtülerini yasaklıyormuş, etek giymeye teşvik ediyormuş,Müslüman çocukları kafirlerin terbiye usulü ile masalarda sırada oturtturotuyor, sınıf duvarlarına resim asıyormuş (Haritayı resim diyorlar), çocukları top oynatmak,dans ettirmekteki amacı dinden soğutmak imiş….”

Kaşgar’da okul açamayan Ahmet Kemal, Artuştaki okullarda da öğrencilerin azalmakta olduğunu görür.Bu arada boş durmayan Ömer Ahunbay ve Selim Molla Kaşgardaki Rus konsoluna görkemli bir yemek ziyafeti tertip eder.Rus konsoluna Türkiyeli Ahmet Kemalin ihtilal hazırlığında olduğunu,Kaşgarı ele geçirdikten sonra asıl hedefin Batı Türkistan olduğunu söylerler.Bu yemekten bir hafta sonra yine Çinli vali Ma fuşing’e bir altın saat ve birkaç külçe altın hediye ile gidip “Ahmet Kemalin “ihtilal hazırlığında” olduğunu ihbar eder ve Kaşgar halkı adından tutuklanmasını rica eder.Ömer Ahunbay ve Selim Mollaların Kaşgara hükmetmesi için halkın uyanmaması şarttır.Bu yüzden ne pahasına olursa olsun erken öten horuz kesinlikle kesilmeli.

Ahmet Kemal tutuklanır. Ahmet Kemal hatıratlarında,Titey (vali ) Ma’nın, Kaşgar’daki Müslüman toplumun ve Rus konsolosluğunun baskısına dayanamadan tutuklatmak zorunda kaldığını bizzat söylediğini yazar. Ahmet Kemal son tutuklanmasından önce dört senesi için şöyle yazmaktadır; “ 28 Eylül.1916. Türkistan’a geleli, bununla dört kurban bayramı olmuştur. Tuhafı şu ki,bu bayramların hepsini hapishanede geçirdim. Kaşgar daki bayramlarımın hapishanede geçmesine sebep, Kaşgarlı Ömer Bay’ın hükümete ve Rus Konsülüne vaki tahrikatı idi.” (Çin- Türkistan Hatıraları. 163.sayfa)

O dönemde Osmanlı ile Çin arasında diplomatik ilişki yoktur. Bu yüzden Osmanlı vatandaşlarının Çin’deki işlerine Alman büyük elçiliği temsil etmektedir. Bahattin Musbay İli Şehrindeki deri fabrikasında çalışmakta olan Alman mühendis aracılığı ile Pekin’deki Alman büyük elçiliği ile temas kurar ve sevgili Ahmet Kemalin kurtarılmasını rica eder. Alman büyük elçiliğinin girişimi sayesinde Ahmet Kemal ölümden kurtulur. Ancak Kaşgar ceza evinden Urumçi ceza evine,oradan Şangay’e polis gözetiminde götürülmesi bir seneden fazla sürer ve Şangaydan Alman gemisine teslim edilmek sureti ile sınır dışı edilir.

Urumçi ceza evinde kendi acılarını unutan yüce ruhlu zat Ahmet Kemal, Uygur kardeşlerine yapılan ve bizzat şahit olduğu işkenceler konunda şöyle yazıyor; “ Burada Günahkarları,kabahat ve cürüm sahiplerini engizisyon taklidi olarak kızgın demirler,dikenli kamçılar, yağlı odunlar, ıslak dikenlerle dövüyorlar. Gün geçmez, çürütücü, karanlık ve çamurlu mahzenlere kapatıyorlar… bir Çinliye birkaç yüz kuruş karzdar (borçlu) olan bir Müslüman çocuğunu boynuna zincirler takılıp “orangotan” maymunu, yahut Sibirya ayısı gibi pazarlarda gezdiriyorlar. Bilahare bu biçarelerin kulakları kesiliyor ve ayaklarının topukları ezilip koyuveriliyor. Bu zulümlere boyun eğen Türk evladı, dad-ü feryat edecek bir mekan,bir melce bulamıyorlar.Her yer, her nokta,her memurda aynı zulüm cari…” ( Çin-Türkistan Hatıraları. 166-167.sayfa.)

Doğu Türkistan’da zulmü ayakta tutan işgalci Çin’den fazla içimizde kudurmuş olan cehalet olmuştur. Cehalet, cehaletin içinde bulunan milletin beyin ve ruhuna geçirilmiş bir kelepçedir. Cehaletin beslendiği kaynak nefret ve kıskançlıktır. Nefret ve kıskançlık yıkıcıdır. Cehaletin en tehlikeli yanı gördüğü her ışığı,her aydınlığı yutabilecek kara deliğe sahip olmasıdır. Cehalet çemberi ışığı ret ettiği gibi sevgiden de kuşku duyar. Toplumda sürekli korku ve nefret üretir. Kendi aralarında nefret üreten toplum kendini tüketen toplumdur. Sömürücü düzen bu çeşit toplumu yetki ve paranın kölesi yaparak kendi aralarında sonsuza dek dalaştırmaktan haz alır, çıkar sağlar, güçlenir. Böyle bir toplumun özgürlüğe kavuşma, adaletten ve kendi toplumsal enerjisinden yararlanma şansı yoktur.

Cehalet, Doğu Türkistan’in geleceğine ışık tutan Ahmet Kemal gibi büyük bir aydını bu topraklardan söküp atmayı başarmıştır. Ancak Ahmet Kemal bırakıp giden yüzlerce tohum, binlerce olarak çiçek açmıştır. Büyük din alimi,eğitimci Abdulkadir Damolla, ve Ahmet Kemalin bir kısım yeni kuşak öğrencileri Ahmet Kemalın okul ve değerlerine sahip çıkmış,Artuştaki tüm cedit-i, usul okullarının canlandırmaya çalışmıştır.Bu okulların hepsinin adını Ahmet Kemalin hatırası için “Habibzade okulları” olarak adlandırmışlardır. Sürekli kın ve nefret üreten cehalet yine boş durmamıştır. Selim Molla ve Ömer Ahunbaylar bu defa Dini alim,Uygur modern eğitimin kurucularının önde gelenlerden,büyük düşünür Abdulkadir Damolla’nın peşine düşmüştür ve 14 ağustos 1924 tarihinde Abdulkadir Damolla’yı yatağında bıçaklayıp katletmiştir.Katil yakalanır.Katil ise Selim Molla imamlık yapan cami müezzini Ahmet müezzindir. Katil müezzin Kaşgar ceza evinden Urumçiye gönderilir.Urumçide Çinli yetkililer tarafından serbest bırakılır ve hayatının sonuna kadar Ömer Ahunbay tarafından maddi yardım kazanarak refah içinde yaşar.

Ahmet Kemal kitabında Abdulkadir Damolla hakkında çok yerde bahseder,övgüler yağdırır. O Kaşgarda ceza evinde iken bir hatırasını şöyle yazıyor; “ O gün,Müftü Hazret-i Abdulkadir hacim benimle görüşmek için hapishaneye gelmiştir.Bu zat-i şeref,benim manevi bir pederimdir. Usul-i cedit mekteplerde okumaklığın doğru ve belki de farz olduğuna dair Türkistan-i Çin’de ilk defa fetva veren bu zat-i fezilet-meabtir.” ( Çin-Türkistan Hatıraları. 91.sayfa). Muhterem Ahmet Kemal tarafından çok sevilen bu zatı da cehalet böyle yutmuştur.

Ahmet Kemal öğrencilerinden en zeki ve atılgan genç Mehmet Ali Tevfik Hebibzade okullarında öğretmen yetiştirmektedir. Abdulkadir Damolla’ya suikast yapıldıktan sonra bu defa cehaletin gözü Mehmet Ali Tevfik’e çevrilmiştir. Mehmet Ali Tevfik yoksul bir ailede doğmuş köy çocuğudur. O çocuk yaşta iken Ahmet Kemal onun anne-babasını ikna ederek elinden tutup okula getirmiş,ayağına çorap ve ayakkabı giydirmiştir.Mehmet Ali hep sınıf birincisi olmuş.Öğretmeni Ahmet Kemal her defa tutuklu evinde kaldığında,küçük Mehmet Ali öğretmenine su,yemek taşımış,hep kapı önünde beklemiş.Mehmet Ali,Ahmet Kemali bir öğretmenden fazla kurtarıcı,manevi babası olarak görmüştür.

Ahmet Kemal son defa tutuklandığında Mehmet Alı dördüncü sınıfı bitirmiş,birinci,ikinci sınıfa öğretmenlik yapmaktadır.Bir okulda sabah,diğer okulda öyleden sonra ders vermek sureti ile okuldan,okula koşan Mehmet Ali’yi halk “yerli Habibzade” diye atamaktadır.Mehmet Ali Tevfik 1926 de Çin polisleri tutuklamaya geldiği saatlerde kaçmayı başarmış,kuzeydeki İli bölgesine,sonra Batı Türkistan’a gitmiştir.Öğretmenlik yaparken tüm öğrencilerinin saçını keserek usta bir berberlik mesleği edinen Mehmet Ali Tevfik Sovyetler Birliği içindeki Türkistan cumhuriyetlerinde berberlik yaparak kazandığı paralarla Moskova’ya, oradan Odessa’ya gelmiştir.Odessa limanında Türk gemilerine aşçı olarak işe alınmayı başarmıştır ve Ahmet Kemalin anlattığı, dayıma düşlediği son durak İstanbul’a 1928.tarihinde ulaşabilmiştir.O kurtarıcı hocası ve manevi babası olan Ahmet Kemali çok aramış,ama bulamamıştır.İstanbul’da bir öğretmen okuluna çaycı olarak işe giren Mehmet Ali daha sonra imtihandan geçerek öğretmen okuluna öğrenci olarak kabul edilmiştir.Okulu bitirdikten sonra ilk okul öğretmeni olarak çalışmaya başlamıştır. 1932 de Doğu Türkistan’da Çin işgaline karşı büyük halk ayaklanması başladığını basından öğrenen Mehmet Ali Tevfik hemen Doğu Türkistan yoluna konuşmuştur.Mehmet Ali Tevfik Doğu Türkistan’ın kurtuluşu için tüm öğrencilerini seferber etmiş,ön saflarda savaşmıştır. 12 kasım 1933 tarihinde Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulduğu ilan edilen gün Kaşgar caddelerinde geçit töreninde geçen milli ordu ve halk,Mehmet Ali Tevfik yazan ve besteleyen ;

“Kurtuluş yolunda aktı su misali kanımız,

Sen için ey yurdumuz olsun feda ten,canımız.

Kan geçip hem can verip sonunda kurtardık seni,

Seni kurtarmak için möhkemdi din-imanımız.” Kıtası ile başlayan Bağımsızlık marşını hep birlikte söylemiş, Kaşgar semalarını çınlatmıştır.

Doğu Türkistan cumhuriyeti Rus kızıl ordusu ve çin ordusu iş birliği ile yıkıldıktan hemen sonra, Mehmet ali Tevfik, Sovyet yanlısı Çinli diktatör Şengşisey yönetimi tarafından tutuklanmış ve Kaşgardaki siyasi tutuklular cezaevine kapatılmıştır.

Çinliler ile anlaşma yaparak Kaşgarın güney nahiyelerinde 36.kolordu adı ile konuşlanan milli ordu komutanı Albay Abdi Niyaz Mayıs 1937 tarihinde Çine karşı isyan bayrağını açmıştır.Sovyet savaş uçaklarının bombardımanına aldırmadan tüm güney bölgeleri kurtarıp 29 mayıs günü Kaşgarı abluka altına alıyor.

30 Mayıs 1937 tarihi sabahlayın Mehmet Ali Tevfik ve onunla beraber 300 den fazla siyasi tutuklu Uygur aydınların kaldığı cezaevi üzerine benzin dökülerek ateşe verildi. Şehit edilenlerin 200 den fazlası Ahmet Kemal tarafından yetiştirilen öğrenciler idi. Büyük Uygur eğitimci, şair,özgürlük savaşçısı olan 36 yaşındaki Mehmet Ali Tevfik’i yakarak şehit etme işini organize eden Kaşgar polis Müdürü Kadir Hacı,görünürde hac yapmış bir Çin uşağı idi.Uygur halkının en değerli aydınlarını tutuklatan ve ceza evini yakma emrini veren ise, Çin Adına Kaşgar şehrinin savunmasını üstlenmekte olan Uygur subay Kurban Se’id idi.Bu katiller Milli ordunun infazından korkup Kaşgar şehrini boşaltıp Urumçiye kaçtılar ve Çinliler sığındılar.

Bu defa cehalet karanlığı bu milletin aydınlık yüzünü topluca yutmuş oldu. En acı tarafı yakarak yok eden de,yakılarak yok olan da Uygurlar idi. Kazanan Çin, kaybeden Uygur toplumu idi.Bu imha olayının aracısı ise cehalet idi.Cehalet,cahil insan beynine yerleştirilmiş saatli bombadır.Her an kendi ve çevresindeki her kesi yok edebilir. Kaşgar da daha çok Uygur’u öldürerek şehri müdafaa edememekle suçlanan Kurban Se’id ve Kadir Hacılar,Şing şisey tarafından Urumçide tutuklanarak ceza evine konuldu ve Duğu Türkistan cumhuriyeti Baş Bakan Sabit Damolla, 13 Nisan 1934 tarihinde Yarkentte Sabit damollayı yakalayıp Urumçiye getirip Çine teslim etme karşılığında reis yardımcılığını kabul eden (Doğu Türkistan Cumhur Başkanı) Hoca Niyaz Hacı…larla aynı sıradaki koğuşlarda tutuldu.Sonunda bağımsızlık için savaşan ve bağımsızlığı yıkmak için Çinlilerin emrinde savaşan ,Doğu Türkistan’ın ay-yıldızlı mavi bayrağını Kaşgar semalarında dalgalandıran ve bu bayrağı gökten indirip yakan Uygurların hepsi hiç ayrım yapılmadan, Urumçi deki Sovyet KGB elemanları tarafından teker-teker katledildi.Özgürlük katili Kurban Seid, Kadir Hacı… dahil.

Cahil insanın en tehlikeli tarafı düşünme kapasitesinin olmamasıdır. O konuşabilen, emir alan bir makinedir.Onu her kes her iş için kullanabilir.O düşman gücün eline geçtiğinde,kendi ırkını,kendi soyunu yok edebilecek silaha dönüşebilir. Merhum Türk aydını,Uygur yeni maarifin kurucusu ve önderi Ahmet Kemal 100 sene önce Doğu Türkistan’da kudurmuş haldeki cehalet tarafından yutuldu. cehalet dozerleri, Abdulkadir Damolla,Mehmet Ali Tevfik gibi nice Uygur aydınları ezdi ve üzerinde geçti.Kısası cehalet, Aydınlık üstünden hep galip geldi.

Bugün durum değişmiştir. Yurdumuzda cehalet, aydınlık üzerinden galip gelebilecek gücünü çoktan kaybetmiştir.Ancak cehalet, Uygur’dan ibaret bu gövdeyi gölgesi gibi takıp etmektedir.Çin,Uygur toplumu içindeki cehaleti yönlendirerek yine Uygur toplumunu vurmaktadır.Durum vatan içi ve dışında da aynıdır. Son 300 yılda Uygur toplumuna son derece ağır,telafisi imkansız bedelleri ödetmiştir. Çini Doğu Türkistan’a davet eden ve kendi elleri ile Yurdu Çine teslim eden Uygur toplumunun içinde büyüyen cehalettir. Bugün Çin, biz Uygurları insan yerinde görmüyorsa,21.Yüz yılda bile biz Uygurlara ilkel taş devrine ait zulüm, işkenceyi reva görüyorsa, bizim elimizle bizim başımızı kesiyorsa, kendi yağımızda kendi etimizi kavrıyorsa, bunun başlıca nedeni içimizdeki cehaletin hala verimli çalışıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Çin işgalinden kurtulmamız için cehaletten kurtulmamız şarttır. Cehalet düşmanımızdır. Cahil cehaletin kölesidir, masumdur. Cahili cehaletten kurtarmak dinen farz, vatani, milli görevimizdir. Şuan yurdumuzun her köşesinde 21.Yüz yılın Ahmet Kemal,Abulkadir Damolla,Mehmet Ali Tevfik’lerine ve benzerleri aydın ve Liderlere ihtiyaç vardır.

Özgürlük aydınlanmak’tan, aydınlanmak cehaleti ortadan kaldırmaktan geçer. (Makalenin 2. bölümü ve sonu.)

http://www.uyghurnet.org/aydinlik-uzerinden-galip-gelen-ce…/