Ahmetjan Qasim-President of the Republic of Uyghuristan(1938-1958)


Ahmatjan Qasimi

Ahmetjan Qasimi (15 April 1914–27 August 1949[1]) was a Uyghur political leader in Uyghuristan. He is a President  of the Republic of Uyghuristan.

Ahmetjan was born in Ghulzha (Yining in Chinese) in 1914. He studied at the Communist University of the Toilers of the East, Moscow in 1936 and was a member of Communist Party of Soviet Union. Ehmetjan was described as “Stalin’s man” and as a “communist-minded progressive”.[2] Ahmetjan Qasimi Russified his surname to “Kasimov” and became a member of the Communist Party of the Soviet Union.

He was a member of the governing council of the Second East Turkestan Republic, a Soviet-backed administration founded in three northwestern districts of Uyghuristan  during the Ili Rebellion in November 1944.[3] Ahmetjan Qasimi himself was not involved with the planning of the rebellion.[4] The Second ETR was initially led by Elihan Tore, who favored forming a conservative Islamic government.[5] Tore disappeared in the Soviet Union in 1946. Ahmetjan Qasimi was a leader of the pro-Soviet Sinkiang Turkic People’s National Liberation Committee (STPNLC).[5]

In June 1946, Ahmetjan Qasimi reached a political agreement with the Nationalist Chinese leader Zhang Zhizhong to form a coalition provincial government in  Urumqi[6] The Second ETR was disbanded in name but the  Uyghuristan retained autonomy.[5] As a vice-chairman of the coalition government, Ahmetjan Qasimi called for unity and support for the government.[7] He explained that the people of Ili had risen in rebellion only to secure their rights under the Chinese constitution.[8] He was a member of Uyghuristan’s delegation to the National Assembly in Nanjing.[8]

In the summer of 1949, as Chinese Nationalists were losing the civil war to the Chinese Communists, the Soviet Union planned for ETR leaders to switch sides. On August 22, 1949, Vasiliy Borisov, the Soviet Vice-Consul at Yining, accompanied ETR leadership in auto trip to USSR for urgent talks with Soviet officials about future of ETR, where they were told to cooperate with Communist Party of China. They were invited by Chinese Communist leader, Mao Zedongto attend the First Chinese People’s Political Consultative Conference in Beijing to prepare for the founding of thePeople’s Republic of China. On August 24, 1949 Ahmetjan Ehmetjan, Abdulkerim Abbas, Ishaq Beg Munonov, Dalelkhan Sugirbayev, Luo Zhi and other top ETR representatives (11 men in all) boarded a plane in Almaty, the capital of the Kazakh SSR, for Beijing. On September 3, the Soviet Union informed Saifuddin Azizi, another leader of the ETR, who was not on the flight that the plane had crashed near Lake Baikal en route to Beijing, killing all on board.[9]

Seyfidin Azizi and two other ETR leaders then traveled to Beijing by train where they agreed to incorporate the Three Districts into the newly founded People’s Republic of China and accept important positions within the administration. News of plane crash and death of Ehmetjan was not publicly announced in Uyghuristan until early December, after the People’s Liberation Army had secured the region.

Ehmetjan Qasimi was married in January 1945 to Mahinur Qasim (Maynor Kasim; 玛依努尔•哈斯木), a native of Korgas County in Ili.[10] The couple had a son and a daughter.[10] In 1952, Mahinur Qasim became the mayor of Yining and joined the Chinese Communist Party.[10] She later served as a member of Standing Committee of the National People’s Congress and a vice chair of the All-China Women’s Federation.[11] She has been a prominent advocate of women and children’s rights.[12] Her memoir of her husband, Remembering Ehmetijan  Kasimi , was published in China in 2011.[10]

In the Uyghuristan, Ehmetjan Qasimi is remembered as a martyr and hero in the struggle against the Nationalist regime.[13] His remains were returned to China in April 1950 and later reburied in a martyr’s memorial cemetery in Yining.[13] The cemetery has a stele with calligraphy by Mao Zedong, praising Qasimi and his fellow martyrs for their contributions to the Chinese people’s revolution and mourning their death en route to the Inaugural Chinese People’s Political Consultative Conference in Beijing.[13]

http://en.wikipedia.org/wiki/Ehmetjan_Qasim

Devlet Atisi- YAKUPHAN BEDEVLET we DOĞU TÜRKİSTAN İSLAM DEVLETİ – ( 1820 – 1877)


1966900_10204172746051851_3377186905307164766_n
Yakuphan 1820 yılında Taşkent yakınlarındaki Pişkent’te doğdu. Hokand askeri kuvvetleri girmeye başaran Yakup bey kısa zamanda kabiliyetini göstererek 1845 yılında Hokand Hanı Hüdayar Han’ın dış ilişkiler memuru oldu.
Kendisine Ak Mescit (Kızıl Orda) nın komutası verildi 1853 yılında Rusyanın 26 gün süren kuşatmasına inatla karşı koyduğu bilinmektedir. Kaşgar hükümdarı Sadık Beğ Cihangir hocanın Kokand’da yaşayan oğlu Buzuruk hanı Kaşgar hükümdarı olarak görmek istiyordu, Kokand Hanı Hudayar Han 1864 yılında Buzuruk ve Yakuphanı 1000 kişilik bir ordu ile Kaşgara gönderdi. Kısa bir savaştan sonra Buzuruk, Han ilan edildi.Yakuphan 1867 de Kuçayı, 1869 da Korlayı 1871 de Turfanı ele geçirdi.
Yakupbeğ 1867 de Buzuruk Han’ın iktidarına son vererek kendisine ‘Atalik Gazi’ ‘Bedevlet’ (Mesut Hükümdar) ünvanı verildi.
Yakup beğ çok kuvvetli siyasi ve diplomatik şahsiyeti ile ün kazandı. Buhara, Osmanlı, İngiltere, ve Rusya ile diplomatik ilişkiler kurdu, askeri eğitimlerini Osmanlı İmparatorluğundan silahlarını İngiltereden ve ticari mallarını Rusyadan getirtti.
Yakup Han ülkede istikrarı sağladıktan sonra tarihi ve kültürel bağları olan ve İslam dünyasının hamisi konumunda bulunan Osmanlı İmparatorluğu nezdine elçi göndermiş Sultan Abdulaziz Han’dan yardım ve himaye talebinde bulunmuş; devletinin Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olarak kabul edilmesini dilemiş ve kendisine biat ettiğini bildirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Yakup Han’ın bu talebini kabul etmiş ve Padişah’ın direktifi üzerine Albay Kazım bey komutasında 5 muvazzaf ve 3 emekli Subaydan oluşan bir asker eğitim grubunu 1200 piyade tüfeği 6 sahra topu ve cephane yapımında kullanılan barut ve malzemeleri ile Hindistan üzerinden Doğu Türkistan’a göndermiştir. Heyet Kaşgar’da büyük coşku ve sevinç ile karşılanmış, hutbeler padişah adına okunmuş ve paralar da Sultan Abdulaziz Han adına bastırılmıştır. Doğu Türkistan semalarında Osmanlı sancağı dalgalandırılmıştır.
1876-1877 yıllarında Çinliler Yakup beğ’e karşı büyük bir hücuma geçtiler Yakup beğ savunmaya geçmek zorunda kaldı, Aksu etrafındaki Davançı dağları civarında şiddetli çarpışmalar oldu, Yakup beğ savaşta sayıca üstün olan düşman karşısında savaşı kaybetti geri çekildi.
Çinliler 16 Mayıs 1877 de Turfanı ele geçirdi aynı yılın 29 Mayıs günü Yakupbeğ vefat etti. Ölümünden sonra Çin istilası tüm Türkistanda devam etti, oğullarının taht kavgası ve hükümdarların kendilerini han ilan etmeleri ve eyaletlerin bağımsızlık ilan etmeleri DOĞU TÜRKİSTAN İSLAM DEVLETİNİN çöküşüne zemin hazırladı.
Çinliler 16 Aralık 1877 Kaşgarı 16 Mayıs 1878 de Doğu Türkistan’ın tamamını işgal ettiler. Yakup bey’in büyük güçlüklerle kan pahasına antlaşmalarla ve büyük bir beceriklikle kurmuş ve korumuş olduğu kendisine birleşik bağımsız bir devlet düzeni verdiği Doğu Türkistan bağımsızlığı sona erdi.

Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti Devlet Arması


Huja Niyaz Hajim

1933’te kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti Prezidenti Geniral Huja Niyaz Hajim Janapliri 

1931 yılının Şubat ayında, Doğu Türkistan in kuzeyinde Kumul şehrinde, güneyinde Hoten şehrinde başlayan ve Kumul Ayaklanması diye tarihe geçen Türk milli hareketi, iki yıllık çetin mücadelelerden sonra muvaffak olmuş; 12 Kasım 1933 yılında“Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti” adıyla bir devlet kurulmuştur.

Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı zamanına tesadüf eden Kumul ayaklanması ve kurulan “Şarki Türkistan İslam Cumhuriyetininkuruluşu Türkiye’de büyük alaka ile günü gününe takip edilmiştir.”

Bu milli kıyamın başında şu liderler bulunmaktadır;

Hoca Niyaz Hacı, Salih Dorga, Musul, Maksut – Mahmut Muhiti kardeşler, Hafız Beğ, Mehmet Emin Buğra Bey, Sabit Damolla, Osman Beğ, Şerifhan Töre gibi liderlerin öncülüğünde, önce Hoten ve Kumul da başlayan, sonra bütün Doğu Türkistan’a yayılan ayaklanma, pek çok kan dökülme pahasına muvaffakiyete ulaştırılmış ve yukarıda belirtildiği gibi 12 kasım 1933 tarihin de Kaşgar şehrinde istiklal ilan edilerek, “Şark-i Türkistan Türk İslam Cumhuriyeti” kurulmuştur.

Yukarıda ki amblem (Alamet), istiklal ilanından sonra toplanan kurultayda, yeni doğan bu Cumhuriyetin sembolü olarak kabul edilmiştir.

Yukarıda da görüleceği üzere, Cumhuriyetin amblemi, Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerle ve kurulan Cumhuriyetin prensipleriyle bezenerek bir kompozisyon teşkil etmektedir. Hilalin sağında ve solunda yer alan ayetlerden başka, alt taraftaki kavisli çerçevede, Cuma hutbelerinde devamlı okunan meşhur ayet yer almakta, bunun sağında; “İslamiyet”, “Azadiyet”, solunda ise, “Adalet”, “Uhuvvet” prensipleri yer almaktadır.

En alttaki, yazıda ise “Yaşasın Türkistan Azadlığı, Kutluk Bolsun İslam Hakimiyeti.” Sözleri okunmaktadır.

Doğu Türkistan’ı, 12 Kasım 1933’teki mutlu günlere ebediyen kavuşturmasını Cenab-ı Allah (c.c.)tan niyaz ederken, bu yolda çalışanların da muvaffakiyete ermelerini canı gönülden diliyoruz.

http://songokbayrak.blogspot.com.tr/p/yakuphan-bedevlet.html?view=classic

Büyük Inqilapchi, Marshal Ali Han Töre (1885-1976)


11081081_840756975973907_7391977389514944943_n

Ali Han Töre Saguni 1944’te Doğu Türkistan’da Çinlilere karşı savaşarak bir devlet kurmayı başaran mücadeleci, teşkilatçı, idareci  din alimidir. 
Türkistan Milli Azadlık Hareketleri’nin liderlerinden biri olan Saguni, hayatını Rus Emperyalizmi’ne karşı mücadeleyle geçirmiş ve davasında kısa bir müddet de olsa, büyük başarı göstermiş, yakın tarihimizin en az bilinen mümtaz şahsiyetlerindendir.
Yılmaz Öztuna’nın İslam Devletleri kitabında bu mevzuda ilgi çeken ve çok eksik olan şu malumatı yer almaktadır:
“1944 Temmuz’unda Ali Han Töre (Hocalar Hanedanı’ndan bir prens) Gulca’da Çinlilere karşı ayaklarak İli Bölgesi’ni ele geçirdi ki, Kazakistan’ın sınırı idi. 7. 8. 1944’te Ali Han Töre, Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı oldu, başkent Gulca idi. Osman Batur, Ali Han’ı devlet başkanı olarak kabul etti. 1945 Mart’ında Ali Bey Rahim de Manas Sancağı’nı elde etti. 1946 yazında Ali Han kayboldu. Bir daha izine rastlanmadı ki, komünistlerce öldürüldüğü muhakkaktır. Fakat bu suikastin milliyetçi Çin Umumi Valisi U Cung Şin tarafından da düzenlendiği de iddia edilmiştir.” 
Sayın Öztuna’nın eserinin, Kültür Bakanlığı Yayınları arasında 1989’da yayınlandığına bakarsak, bu bilginin yetersiz olduğunu aşikardır ve Türkiye’de bu mevzunun gündeme gelmesi önemlidir. Çünkü Ali Han Töre 1946’da komünistlerce öldürülmemiş, Sovyetler Birliği’nin Gulca Konsolosu Dabaşın (Konsolos yardımcısı Aleksandır Vasiloviç’tir.) tarafından Haziran 1946’da Korgaz Şehri’nde (Kazakistan Çin sınırı) anlaşma vaadi yalanı ile tuzağa düşürülerek, askeri bir uçakla Taşkent’e kaçırılmış, iki yıl halktan uzak bir şekilde şehir dışında tutulmuştur. Daha sonralar göz altında hayatını 1976 yılına kadar devam ettirmiştir. 
Ìlginçtir ki, komünist iki devlete karşı hayatını mücadeleyle geçiren Ali Han Töre, Doğu Türkistan’da Cumhurbaşkanı olmasına rağmen Osman Batur, Yusuf Alptekin kadar meşhur değildir. Tarih kitaplarımızda da kendisine az yer verilmiştir. 
Acaba neden?..
Doğu Türkistanlı bağımsızlık hareketinin önde gelenlerinin hatıralarında Ali Han Töre’den çok çok az bahsetmeleri veya hiç bahsetmemeleri O’nun tanınmamasında veya az tanınmasında önemli rol oynamıştır. Belki de Ali Han Töre’nin meşhurlaştırılmamasının en önemli sebebi bana göre herhalde İslami yönünün olmasıdır…
Sovyetler Birliği’nin Ağustos 1991’de dağılmasıyla bilindiği gibi Özbekistan da bağımsızlığını ilan etti. Bağımsız olan devletler öz milli kahramanlarını arayıp bularak, onların şahsiyetlerinde bağımsızlıklarını göstermeye çalışıyorlar. 
Ali Han Töre de komünizm devrinde hain görülmüş ama, günümüzde bağımsızlığın sembolü milli kahramanlarından olmuştur. Başkent Taşkent’te bir çok okul ve caddelere onun adı verilmeye başlanmış ve eşyaları müzelerde sergiye konmuştur. 
Öte yandan Ali Han Töre’yi yanlış tanıyan ve tanıtan şahıs ve kitaplar da mevcuttur. Mesela, Vincent Monteil, Sovyet Müslümanları kitabında. Kitabın diğer mevzularında olduğu gibi bizim mevzumuzda da kaynak gösterilmeden tutarsızca Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni Sovyetlerin kurdurduğu belirtilmiş ve kuranlara “komünist ve Türk yanlısı” denilmiştir. Yani kitap baştan sona laubali şekilde ele alınmış, tenakuzlara düşülmüştür. Mesela, Ali Han Töre’ye hem komünist denilmiş, hem de Türk yanlısı. Evet o bir Türk’tü ve Türk yanlısı idi. Ama asla komünist değil, iyi bir din alimiydi, makalemiz okunduğunda Ali Han Töre daha iyi anlaşılacak ve Türkiye’de sevilen şahsiyetler arasında yer alacaktır.
Doğumu ve Tahsil Hayatı:
Ali Han Töre bugünkü Kırgızistan Cumhuriyeti’nin Tokmak şehrinde, eski ismi Balasagun (Issık Göl’e yakın bir yer) 1885 yılında doğdu. Babası Şakir Hoca Eşan diye nam yapan Şakir Han Töre olup, din alimlerindendir. Aynı zamanda Nakşibendi tarikatının şeyhlerindendir.
İlk derslerini dedesi Muhammed Hoca’dan okudu. 13 yaşında ağabeyi Alim Han Töre ile Mekke’ye amcasının yanına okumaya gönderildi ve oraya gitti. 17 yaşına kadar Mekke’de Arapça, Farsça, Türkçe, tefsir, hadis, fıkıh, mantık, siyaset ve askeri dersleri okudu. Kendi isteği ile hususen Mekke’deki Türk zabitlerinden askeri dersler aldı. 
Medresede okuduğu süre içerisinde bir gün bile tatil yapmadı. 1902’de ailesinin yanına geri döndü. Tahsiline Buhara Emir Alim Han Medresesi’nde ağabeyi ile birlikte devam etti. Ali Han Töre, Buhara’ya okumaya gittiği yıllarda Buhara Emirliği, Dışişlerinde Rusya’ya bağımlı idi. Bu medresede musiki, edebiyat, coğrafya, hendese, felekiyat (astronomi), tarih, tababet (tıp), gibi ilmi dersler aldı. 
Ayrıca hatıralarında o zamanlar medresede eğitim keyfiyetli olmadığından para ile müderrislerin evinde gizli özel dersler aldığını ve bu dönemde Türkiye’den gelen gazeteleri yasak olduğu halde okuduğunu belirtmektedir. Bir taraftan da Buhara’da başlayan mezhep kavgalarına karşı talebe lideri olarak mücadele etmiştir. I. Dünya Savaşı’ndan bir yıl önce ailesinin yanına Balasagun’a ağabeyi ile geri dönmüştür.
Batı Türkistan’daki Mücadelesi:
Rus Çarlığı Türkistan’da I. Dünya Savaşı için asker toplamaya teşebbüs ettiğinde karşı çıkarak: “Halife askerlerine silah çeken mürtettir” diye fetva yayınlamış ve Rusların bu bölgeden asker toplamasına engel olmuştur. Bu mücadele sırasında hakkında tutuklama emri çıkarıldı, lakin yakalanamadı. O zamanlar Rus İdaresi halkın ayaklanmasından endişe ettikleri için din alimlerine fazla baskı yapamıyordu. Bu sebepten dolayı ölüm cezası verilmedi, lakin kara listeye alındı.
Batı Türkistan’da 1916’da Çarlık Rusya’sına karşı umumi olarak çıkan ayaklanmalarda Ali Han Töre yaşadığı Kırgızistan’da, silahlı isyanda faal bir rol oynadı. Çarlık Rusyası’nın zayıf olduğu ve ahalide umumi hoşnutsuzluğundan yaygın olduğu bu dönemde ülkesinin bağımsızlığını kazanmasını istiyordu. Bu ayaklanma hareketi Ruslar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Ali Han Töre Kaşgar’a kaçtı.
1917 yılında Bolşeviklerin “Azadlık mücadelesi yapan kaçaklar yurtlarına dönebilir” ilanına inanarak memleketine döndü. Bolşeviklerin zulmüne uğramış olan insanlara yardım ettiğinden dolayı 1919’da tekrar kaçmak zorunda kaldı. İdareye hakim olan komünistlerin niyetini anlamış ve mücadeleye başlamıştı ki, tekrar kara listeye alındı ve çareyi kaçmakta buldu. Bir yıl Kaşgar’da ikamet etti. 
“Beni Kaşgar’da anlayacak bir tek insan bulamadım ve vatanımı düşmana bırakıp kaçmak çok ağır geldi. Ne olursa olsun vatanıma dönmeliyim.” demiş ve tekrar dönmüştür. Sovyetler Birliği’nin kuvvetlenmesi üzerine halkın durumunun kötüleştiğini görünce tekrar başladığı mücadele hayatında:
1- Devlet siyaseti olan ateizme karşı vicdan hürriyetinden istifade ederek, İslam Dini ve medeniyetini yaşatmaya çalışmak düşüncesiyle ve halkın isteği üzerine, Balasagun şehir camiinde imamlık vazifesine başladı. Vaaz ve nasihatleri halk üzerinde müsbet tesir yaptı.
2- Türkistan’da ortaya çıkan Kasımovcular Harekatı’nın (vatanperverlerin kadrolaşma harekatı) temsilciliğini yaptı.
Ali Han Töre bu tarihten 1930’a kadar onbir yılda altı defa tutuklandı. En son tutuklanmasında on yıllığına Sibirya’ya sürgün cezasına mahkum oldu. 
Şarki Türkistan’a Kaçışı ve Mücadelesi:
Ali Han Töre, Bişkek Şehir Hapishanesi’nden Sibirya’ya gönderileceği günden iki- üç gün önce; “Mahkumlar etrafı dikenli tellerle çevrili inşaatlarda çalıştırılırken nöbetçi askerin: -Yemek vaktim geçiyor, siz durun, ben yemek yiyip geleyim- diyerek gitmesinden istifade ederek, Şarki Türkistan’ın Gulca şehrine kaçtı.
Gulca’da bir yıl çalışarak kazandığı paraları kaçakçılara vererek, iki hanımını ve çocuklarını gizlice yanına getirtir. Niyeti ailesi ile birlikte akrabalarının da bulunduğu Arabistan’a gitmekti. Ancak Rusya’nın Şarki Türkistan sınırlarını iyi kontrol etmesi sebebiyle yurt dışına çıkamadı. 
Sovyetler Birliği’nin o tarihlerde Şarki Türkistan’daki komünizm propagandasını Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov: “Uygur ve Çin yönetimine gelen, SSCB’de eğitim görmüş kömünizmle beyinleri yıkanmış insanlar, -Sovyetlerin ürettikleri mallar ucuz ve kaliteli ve bütün her şey komünizmin ürünü, Sovyetler Birliği güllük gülistanlık,… vs.- demekte ve Müslüman Çinlilerle Müslüman Uygurları ve komünizmden kaçan Rusların aralarına fitne salarak birbirine vurdurup, komünizme meydan açmaya çalışıyorlardı.” şeklinde anlattı.
Uygur Halkı, Ali Han Töre’yi ilmi ve dini yönlerinden dolayı öz alimleri gibi kabul ederek hürmet gösterdi. Bu ilgi üzerine Ali Han Töre, Şarki Türkistan’da ailesi ile beraber yaşamaya başladı ve komünizm propagandalarına karşı birlik düşüncesini halka aşılamaya çalıştı. Bu davasında muvaffak da oldu. 
Düşüncelerine halkın büyük rağbet göstermesi üzerine, hürriyet için de mücadele edilmesi gerektiğini açıktan yaymaya başladı. Böylece Sovyet Emperyalizmi’ne ve komünizme karşı açıktan açığa mücadeleye girişti.
Bunun üzerine Moskova, komünizme karşı olan ve Sovyetlerden kaçan insanların bir listesini kukla durumuna getirdikleri Şarki Türkistan Valisi General Şen Şi Sey’e (Şin Du Ben) KGB aracılığıyla vererek, onları tutuklattı. Şarki Türkistan’da o zamanlar Sovyetlerden kaçan iki yüz insan bulunuyordu ve bunların yüz doksan dokuz tanesi bir gecede tutuklandı. Fakat Ali Han Töre, oğlu Asil Han Töre’nin haber vermesiyle gece yatak kıyafetiyle kaçtı. On ay saklandıktan sonra 1937 yılında Şarki Türkistan’ın sınır şehirlerinden Asuk’un pazarında yakalandı ve ömür boyu hapse mahkum edildi. Malları müsadere edilerek ailesi sokağa atıldı.
Merkezi Çin Hükümeti 1941 yılında biraz güçlenince Çin’de hapishaneleri teftiş ettirdi. Teftişlerde Şarki Türkistan Hapishaneleri’nde sadece suçları “Sovyetler Birliği’nden kaçmak” olan insanların bulunduğu ortaya çıktı. Çin kanunları gereğince Sovyetler’den kaçmanın suç teşkil etmemesi üzerine serbest bırakılma kararı alındı. Bu karar bir çok insanla beraber Ali Han Töre Saguni’nin de serbest bırakılmasını sağladı.
Bununla birlikte Sovyetler Birliği’nin Şarki Türkistan Konsolosluğu buna karşı çıktı ve “Ali Han Töre sizin başınıza bela olur.” dedi. Ama Merkezi Çin Hükümeti, -burası SSCB değil, Çin’dir-” diye talebi reddetti. 
Çok az insanın sağlam çıktığı hapishaneden sağlam ve sıhhatli çıkan Ali Han Töre, halk tarafından büyük bir sevgiyle karşılandı, evi günlerce ziyaretçiler tarafından dolup taştı.
İkinci Dünya Savaşı’nın çıktığı o günlerde Sovyetler Birliği kendi derdindeydi. Ali Han Töre hapishaneden çıkarılacağı sıralarda Şarki Türkistan Valisi’nin gücü zayıftı ve halk yer yer ayaklanmaktaydı. Hapisten çıkan Saguni, bu fırsattan istifade ederek, ayaklanmaları bir birlik altında toplamak ve halkı teşkilatlandırmak için gizli “Azadlık Cemiyeti”ni kurdu.
Cemiyetin ilk üyeleri, Ali Han Töre Saguni, Abdülkerim Abbas (sonra Şarki Türkistan’ın İçişleri Bakan yardımcısı oldu.), Kasımcan Kamberi (Askeri Adliye Başkanı), …vb. oldu.
1944 yılına kadar teşkilatlanmaya ve güçlenmeye çalışıldı ve hürriyet için uygun şerait fırsatı kollandı.
Bolşeviklerin ayaklanarak ortaya çıktığı 7 Kasım’da (1917), “Biz İslam ve hürriyet bayrağını dalgalandıralım, aynı gün ortaya çıkalım” diye Ali Han Töre, 7 Kasım 1944’te silahlı mücadeleyi başlattı.
Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti’nin Kurulması ve İlanı:
İstiklal mücadelesi ve cumhuriyetin ilanı konusunda Kutluk Han Şakirov, “Babam, ilçe ve köylerdeki silahlı mücahitlere haber gönderdi ve – aynı gün aynı saatte siz dıştan Gulca’ya hücum edin, biz de içte mücadeleye başlayacağız.- dedi. Bu plan tamamen uygulandı. Üç gün içerisinde Gulca Şehri tamamen ele geçirildi. Aynı zaman da Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni ilan ettiler” dedi.
Ali Han Töre Vilayet Konağı’ndaki Çin bayrağını indirerek yırtmış ve ayağının altında çiğneyerek, “İşte İslam Bayrağımız” demiş, daha önce hazırlanan ay yıldızlı ak bayrak dalgalandırılmış ve on iki bakandan oluşturulan hükümet ilan edilmiştir. Ayrıca dokuz maddelik bir beyanat yayınlanmıştır.
Ali Han Töre bu Cumhuriyetin Cumhurbaşkanı kabul edildi. O da kadrosunu şöyle tespit etmiştir:
Hekimbey Hoca ve Ebul Hayri Töre (Kazak) Cumhurbaşkanı yardımcıları,
Rahimcan Sabiri: İçişleri Bakanı, Askeri Bakan Muavini
Enver Musabeyov: Maliye Bakanı
Habib Yunisi (Tatar): Maarif Bakanı
Muhammedcan Mahsun : Ali Adliye (Yargıtay) Bakanı
Abdurrauf Mahzum : Hükümet Başkatibi
Salihcan Bay : Toprak, Yer ve Su Bakanı
Cani Yoldaş: Devlet Müfettiş Bakanı
Zünun Tabib : Askeri Muavin
Palinov ( Rus ) : Askeri Bakan
Ömercan : Levazımat Bakanı
Kerim Hacı : Milli Banka Bakanı
Seyfuddin Aziz : Propaganda Bakanı ( Daha sonra Maarif Bakanı oldu) 
Abdürkerim Abbas : Matbuat Başkanı
Kasımcan Kamberi : Askeri Adliye Bakanı
Ahmed Efendi Kasımi : Ali Han Töre’nin Tercümanı 
Gulca Şehrinde hakimiyet sağlandığında 4 savaş uçağı, 618 tüfek, 56 makinalı tüfek, 12 havan topu, bir kaç ton cephane ve bomba ele geçirildi. Bu sırada SSCB Japon ve Merkezi Çin Hükümeti’ne karşı tampon devlet olarak Şarki Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni gizli olarak desteklemek zorunda kaldı. Şöyle ki, mesela 30 koyuna bir tüfek verdi ve tüfekler de Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma tüfeklerdi.
Müslüman Türki halktan (Özbek, Kazak ve diğerleri) askeri uzmanlar gönderdi. Kısa zamanda şu işler yapıldı: Vergi %50 azaltıldı, demokratik hürriyetler verildi; oy verme, çalışma saati,… vs. Din ve dilde serbestlik. Çinlilerin ellerindeki mallar müsadere edildi. 
Mücadelenin Genişlemesi:
Milli Ordu 8 Nisan 1945 yılında kurudu. Seferberlik ilan edildiğinde 100 bin müracaat olduğu halde 30 bin silah olduğu için 30 bin insan silah altına alındı. Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında 85 bin kişilik Çin Ordusu’na karşı savaşarak başarı kazanıldı. İli, Terbegatay ve Altay vilayetleri azad edildi. Manas Deryası’na ulaşıldı. Şarki Türkistan Çin Ordusu ile savaşıldı. Sonra da Milliyetçi Çin’den gelen ordu ile de savaşılarak, ona da galebe çalındı. ( 1945 )
1945-1946 yılları arası daima Çin askerleriyle vuruşmayla geçti. Çin askerlerinin elinden kışlayı, havaalanını Budistlerin tapınağını ele geçirdiler. Gulca etrafındaki düşman yok edilinceye kadar 3 binden fazla mücahit şehit edildi. 6 bin mücahit yaralandı. Şehit ailelerine yardım amacıyla “Şehit Meçruhlar Cemiyeti” kuruldu, ailelere yardım edildi. 
Ordu içinde Gani Batur (Uygur), Fatih Batur (Tatar), Osman Batur (Kazak), Ekber Batur (Kazak), General Palinov (Rus) gibi cesur komutanlar yetişip çıktı. Şarki Türkistan Hükümeti Ali Han Töre’ye önceki faaliyetlerinden ve bu savaştaki başarılarından dolayı Maraşal ünvanını verdi. Şarki Türkistan Halkı Ali Han Töre’ye Maraşal Ata, (baba) diye hitap ederlerdi.
Şarki Türkistan Ordusu Urumçi’ye kadar yaklaşmıştı. Eğer Ali Han Töre iki üç gün daha Ruslar tarafından kaçırılmasıydı, Urumçi’de azad edilecekti. 
Ali Han Töre’nin Kaçırılarak Taşkent’e Getirilmesi:
SSCB’nin Gulca Başkonsolosu Dabaşin, Şarki Türkistan Cumhuraşkanı Ali Han Töre’ye gelerek: “SSCB’nin Hükümet Başkanı Stalin sizinle antlaşma götürmek istediler. Ama Ali Han Töre konsolosların bu sözlerine inanmadı. “Eğer antlaşma yapmak istiyorsa sınıra gelsin” dedi. 
Konsolosluk daha sonra, “Kazakistan-Çin sınırı olan Korgaz Şehri’nde Stalin sizinle görüşecek, sizi orada şu gün, şu saatte bekleyecek” diye daha önce kurulmuş tuzağa Ali Han Töre’yi davet etti. Ali Han Töre buluşma yerine geldiğinde askeri bir uçakla karşılaştı. Yanında yeterli koruması olmadığı için her hangi bir çatışmaya giremeden silahlı Rus askerleri tarafından bu askeri uçakla Taşkent’e getirildi. Ortada ne Stalin vardı, ne de antlaşma. Yeni bağımsızlık savaşını kazanmaya çalışan Şarki Türkistan Halkı’nın Devlet Başkanı Ali Han Töre böylece kaçırılmış oldu.
Ali Han Töre Taşkent’te iki yıl halktan uzak bir şekilde şehir dışında Bozbazar’daki hükümet misafirhanesinde tutuldu. Bu yıllar arasında Ali Han Töre’nin Taşkent’e getirilip tutulduğundan halkın haberi olmadı. Ailesi de daha sonra 1947 yılının Haziran ayında gizlice Taşkent’e çeşitli yollarla bir bir getirildi. En son 1960 yılında Ekrem Han geldi.
Bu müddet zarfında dış dünya ile alakası kesik şekilde gözaltında tutuldu. Daha hiç bir iş yaptırılmadı. Daha sonra siyasetten uzak durması şartıyla Taşkent Şehri’nin Oktyabır, Şeytan Tahar ilçesi, Kahata mahallesi, Kalhoznu 25 adresinde 1976 yılına kadar yaşadı.
Eserleri:

 

Ömrünün sonuna kadar yalnız ilmi ve içtimai işlerle meşgul olan Ali Han Töre, Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilirdi. Birçok dini, siyasi ve tıbbi kitaplar yazmıştır: Tarih-i Muhammedi (2 cilt, 1991 yılında 100.000 adet basıldı.), Emir Timur Tüzükleri (Kutlukhan Şakirov tarafından şuan İstanbul’da Türkçe baskısına hazırlanıyor), Türkistan Gaykusu”(2 cilt), “Şifayi İlan” (Hastalıklar Devası), “Şiirler Toplusu”, “Ahmed Daniş”, “Nevadir ül Vekai” (Farsça’dan Tercüme) ve Herman Vamberi, “Buhara veya Maveraünnehir Tarihi” (Tercüme).
“Türküstan Gaygusu”: “1960 sonlarında gizli yazılmış ve vakti geldiğinde neşrini varislerine vasiyet etmiştir. Hazırda oğulları onu neşre çalışmaktadırlar. “Esasul İman” kitabı da gizli yazılmış, elden-ele gezerek muhtelif meclis ve toplantılarda okunmuştur.
Ayrıca Ali Han Töre Taşkent’e getirdikten sonra Stalin tarafından Şarki Türkistan’da neler yaptıklarını her şeyi ile yazmasını istedi. Netice de 60 sayfalık iki nüsha yazılan eser, müsvetteleri ile beraber elinden alınmış ve Moskova’ya gönderilmişti
. 1-Yılmaz Öztuna, İslam Devletleri, 1.Cilt, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1989, s.685
2-Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
3- Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
4-Vincent Monteil, Sovyet Müslümanları, Pınar Yayınları, Tercüme Mete Çamdereli, Yıldızlar Matbaacılık, A.Ş. istanbul 1992, s.188)
5- Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
6- Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
7- Abdulhakim Baki İltebir, “Marşal Ali Han Töre kalbimizde, Mübarize içinde olan bir hayat”, Doğu Türkistan Sesi Gazeti, Doğu Türkistan Dayanışma Derneği Yayını, Özel sayı:1-1993, s. 14.
8- Ali Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme
9-Ali Ali Han Töre’nin oğlu Prof. Dr. Asil Han Şakirov’la Haziran 1993’te Taşkent’te yapılan görüşme
10– Ali Han Töre’nin oğlu Prof. Dr. Asil Han Şakirov’la Haziran 1993’te Taşkent’te yapılan görüşme
11- Han Töre’nin oğlu Doç. Dr. Kutluk Han Şakirov’la Mayıs 1993 Taşkent’te yapılan görüşme

Atauyghur M.Emin Buğra we Uning Hayati (1901-1965)


M.Emin Bughra

Mehmet Emin BUĞRA, 1901 yılında Doğu Türkistan’ın Hoten şehrinde saygın bir müderris ailesinde dünya’ya geldi. Yörenin sayılı din alimlerinden olan babası Pir Abdidin Hacı’yı küçük yaşta kaybetti. Dört erkek ve iki kız kardeşi ile beraber annesi Sekine Banu hanımın terbiyisi altında büyüdü. Sekine Banu hanım ise 1863 yılında Hoten bölgesinde bağımsız hoten hanlığını kurmuş olan Abdurrahman Paşa’nın 2. göbekten torunudur. 9 yaşında Hoten de ilk tahsilini yaparken 10 yaşında annesini kaybetti ve amcasının himayesine girdi. 22 yaşında ise Karakaş nahiyesindeki o devrin ünlü medreselerinde yüksek din tahsilini Arap ve Fars dillerinde tamamladı. 1922-1930 yılları arasında Hoten Karakaş nahiyelerinde tefsir ve Hadis konularında müderris olarak görev yaptı. 


Yüksek ilmi ve hitabet yeteneğinden dolayı kısa zamanda bölgede ün kazandı. Uygur Türklerinde saygın ve nüfuzlu din adamlarına verilen “HAZRETİM” ünvanı ile anıldı. Günümüze kadar Mehmet Emin Buğra Doğu Türkistanda Mehemmet Emin hezretim olarak yad ediliyordu. Genç yaşta iken arapça ve farsça dillerinde şiirler yazmaya başlamıştı. O dönemlerde Doğu Türkistan’da yeni yeni gelişmeye başlayan eğitim ve öğretimde muassırlaşma faaliyetlerine aktif olarak katıldı.Hatta kendisi de Türkiyeden gelen öğretmenlerden bir süre muasır ilim terbiyesi almıştı. Görevini Hoten’den Karakaş’a nakledilişini anlatırken Mehmet Emin BU¦RA eğitimdeki bu muassırlaşma taraftanlığından dolayı dönemin mutaasıp müderrislerinin büyük muhalefetine uğradığından bahsediyor.. 

Karakaş Nahiyesine yerleştikten sonra Mehmet Emin BU¦RA genç Müderris ve talebeleri örgütleyip vatanımızımı işgal eden Çin Hakimiyeti’nindehşet verici zuşüm ve baskılarına karşı çareler aradı. Çin İstilacıları’nın zulmü had safhada idi. Uygur Türkleri en basit insan haklarından dahi mahrum edilmişlerdi. Aslında çok mağdur durum olan çiftçiler ve esnaflar ağır vergilerden başka Çin ordusuna ve Beglere( çin yanlısı Bürokratlar’a ) “Alvan Selik” adıyla harçlık ödemek mecburiyetindeydiler. Bu haksızlığa karşı yükselen sesler hemen kanlı bir şekilde susturuluyordu. Bunlardan bir iki tane örnek vermek istiyorum. Kuzey Doğu Türkistan’ın Süydung Nahiyesinde Çinliler “Karasipeçler” isyanını bahane ederek, elinde silah tutabilecek olan erkeklerin baş parmağını kestiler ( o devirde tüfekler pistonlu olup ateşlemek için başparmak ile piston çakılıyordu).Hoten’in Lop Nahisindeki Çin ordusuna harçlığı zamanında ödemedikleri için halı dokuyan esnafların sağ eli dirseklerinden kesilmiştir. Çin idareciler Doğu Türkistan Halkını 20. asrın başında yaşamalrına rağmen, Otraçağın karanlık devrinde idare ediyorlardı. Kısaca, durum Mehmet Emin Buğra’nın anlattığı gibi “ Yurt veyran (viran) Halk perşan (perişan)”idi. 

Bunları Mehmet Emin BU¦RA bir hatırasında şöyle dile getiriyordu.”Sağımı ve solumu fark edecek bir idrake sahip olduğumdan beri Çinli yöneticilerin halkıma yaptıkları zulüm, haksızlık ve horlamalarını görüp yüreğim sızlıyordu. Tecrübe maddi güç bakımından yoksun ve beni bu konuda eğtitecek kişinin olmayışı beni daha da üzüyordu. Çin zülmüne karşı nefret hissi, milletimin ve yurdumun haline olan endişem gittikçe artıyordu. Bu hissiyetın tesiriyle milletimin tarihini öğrenmek, dünya milletlerinin eski ve yeni tarih hayatlarını öğrenip araştırmanın önemini kavramaya başladım. Maalesef muhitimde beni bu konularda yetiştirecek kimse yoktu. Ancak kendi kendimi yetiştirmek zorunda kaldım.” 

Görüyoruz ki Mehmet Emin BU¦RA işe önce bilimsel araştırma ile başlamıştır. Bunun için muhitendeki kısıtlı imkanlardan başka Hoten’den Hindistan’a gidip-gelen tüccarlar ve Hacılarla amcasının evinde sohbet toplantıları düzenleyip bilgi topluyordu. Ayrıca bunlar kanalıyla yurt dışından Türkçe, Farsça ve Arapça gazete, dergi ve kitaplar getirip inceliyordu. Bununla da yetinmeden, 1929 yılında Mehmet Emin BU¦RA Doğu Türkistan’ın önemli şehirlerini gezip o yerlerdeki Çin Hükümetinin’nin askeri gücünü ve yöre halkının psikolojik ahvali gibi stratejik durumları araştırdı.Hatıratında bu gezisini anlatırken şöyle diyor; 

“Tanıştığım münevverlerle konuştum.Kalplerini dertle dolu buldum, amma ameli harekete hazırım diyen bir tek kişiye, Gulca Kadısı Sabit Damollam’a rastgeldim.O’nunla birkaç gece konuştum” 

Bu görüşmeler sonunda, Mehmet Emin BU¦RA ve Sabit DAMOLLA şu kanaata varmışlardı. 

1- Siyasi ve barışçıl yöntemlerle iştilacıların, hakimiyet başından uzaklaştırılmalarının mümkün olmadığına. 

2- Bunun için ancak tüm Doğu Türkistan sathında Silahlı Milli Kurtuluş Hareketinin başlatılmasına 

3- Öncelikle değişik yörelerde Silahlı Milli Gizli Teşkilatlarını kurulmasına 

4-Ayaklanmanın Hoten’den başlamasına 

Ayrıca, ikiside bu harekat başlarken Çin’den korkulacak bir durum olmadığını, ancak SSCB’nin muhtemel bit müdahalesinden endişeli olduklarını dile getirmişlerdi. 

1930 yılının sonlarına doğru Hoten’de Mehmet Emin BU¦RA önderliğinde Milli İnkılap Teşkilat kuruldu. Teşkilatın amacı, üye toplamak, para ve silah tedarik etmekti. Kısa süre içinde 300’ü aşkın üye ve 50’ye yakın eski tüfeğe sahip oldular. 1931 yılının birinci ayında Sabit DAMOLLA Hindistan,Türkiye ve Hicaz gezisinden Hoten’e geldi. Tabiki, yurt dışında yaptığı bu gezisinden çok önemli bilgi ve tecrübelerle dönmüştü. Kendisi de adı geçen gizli teşkilata katıldı. 

Mehmet Emin BU¦RA önderliğindeki mücahitler, tahminen bir yıl süren gizli faaliyetlerden sonra 20 şubat 1932 yılında Karkaş nahiyesinde Muvakkat Hoten Hükümeti’nin teşkilini kararlaştırdı. Hükümet reisi Karkaş Kadısı Mehmet Niyaz ALEM, Sabit DAMOLLA başbakan ve Mehmet Emin BU¦RA Başkomutan olarak seçildi. 

Silahlı ayaklanmanın önceden belirlenen tarihi Çinliler tarafından fark edilence ayaklanma 22 şubat 1933 günü acele toplanan 60 mücahidin katılımı ile Karkaştan başladı. O gün Karkaş fetholundu. Kısa süre içinde Mehmet Emin BU¦RA önderliğinde mücahidler batıda Kaşgar’ın Yenihisar nahiyesinden doğuda Çin’in Dunghuang eyalet sınırına kadar olan bölgeyi Çin istilasından kurtarıp hürriyetine kavuşturdular. 

12 kasım 1934 tarihinde Kaşgar’da kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetinin tesisine büyük katkıda bulundu. Yeni kurulan Cumhuriyete ekonomik ve askeri alanlarda yardımlarda bulundu. Kaşgar’da kurulan Hoten Hükümeti İrtibat Dairesi kanalıyla 3 seferde 4 bin ser (1 ser = 34,75 gr) altın yardımda bulunuldu. Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti başbakanı Sabit Abdulbaki DAMOLLA emrine gönderilen ordunun komutanları olan kardeşleri Nurahmet ve Abdullah BU¦RA’lar Yenihisar muhaberesinde şehit düştüler. 

Tunganların ve Rus kuklası Sin-ši-Sey’in saldırılarına yenik düşen Mehmet Emin BU¦RA 1934 yılında Hindistan’a hicret etti. Bu arada Hindistan ve Afganistan’ın Doğu Türkistan’a sınırı olan Pamir ve Vahan yörelerinde silahlı toparlanma ve yurda dönüş faaliyetlerinde bulundu. Bununla Doğu Türkistan’ın Afganistan ve Keşmir sınırlarına yakın dağlık bölgelerdeki yörelerde gerilla savaşı taktiği ile bir kısım toprağa sahip olduktan sonra dünya kamuoyunun dikkatini çekmek ve yeniden Doğu Türkistan Bağımsızlık mücadelesini başlatmak için çalıştı. 

Batı Türkistan’ı istila eden Ruslar ve Hindistan’da alevlenmekte olan bağımsızlık harekatından çok tedirgin olan İngilizler sınır bölgelerindeki bu Milli Bağımsızlık harekatı kıvılcımından yani Mehmet Emin BU¦RA’nın silahlı bir bağımsızlık harekatından çok endişeli idiler. Bu iki emperyalist devlet buna izin vermiyor ve Afganistan Hükümeti nezdinde Mehmet Emin BU¦RA’nın bu faaliyetlerinin durdurulması için baskı yapıyorlardı. Mehmet Emin BU¦RA bölgedeki aktif faaliyetlerini durdurdu ve Afganistan’a sığınmak zorunda kaldı. 

Afganistan’da 1942 yılına kadar Doğu Türkistan tarihi üzerinde bilimsel araştırma faaliyetlerinde bulundu ve tarihi eseri “šarki Türkistan Tarihi”ni yazdı. Ayrıca Arapça, Farsça Uygurca şiirler mecmuası “Kasaidi Vataniye”yi yazdı. Bu esnada Kabildeki Türkiye Büyükelçiliğinde bulunan Memduh ševket ESENDAL ile tanıştı. O zattan manevi yardımlar gördü. 

Mehmet Emin BU¦RA geçmişteki mücadelelerinde, muassır bilimlerde eğitilmiş gençlerden oluşan kadro eksikliğinin farkına varmıştı. Onun için Doğu Türkistan’lı gençlerin bir kısmını Afganistan’da modern okullarda okuttu. Bunların bazıları Türkiye’ye gelip Askeri Akademilerde okudu. Bunlardan bu gün aramızda bulunanlar Dayım Emekli Generel Mehmet Rıza BEKİN ve ağabeyim Mehmet Yunus BU¦RA, Emekli Binbaşı Mehmet Niyaz ağabeyimiz sağlık nedeni ile anma toplantımıza gelemedi. 

Bakıyoruz ki Mehmet Emin BU¦RA bu dönemde hiçbir zaman inzivaya çekilmemiştir. Aksine mücadelesini kalemiyle başarılı bir surette devam ettirmiştir. Dört senelik çileli yoğun çalışmalardan sonra emsalsiz eseri “Doğu Türkistan Tarihi”ni Milletine armağan olarak bırakmıştır. Bu gün aramızda (Mühaciretteki yurttaşları kastediyorum) bir kısmımızın bu eserin önemini tam olarak kavrayamadığımız kanısındayım bu eser üzerindeki yorumlarını özellikle dile getirmek istiryorum. 

İsmail Hikmet bey 1942 yılı Kabil’de yazdığı takrizinde şöyle diyordu; 

“Vatan için can atan bu kahraman bıkmamış, usanmamış. Aynı aşk ve heyecanla çalışan, çabalayan yokluklar ve yoksulluklar içinde bıraktığı kılıcıyla kalemini kesmiş, vatanı için yeni bir istiklal mücadelesine girmiş ve bu zaferin bir abidesini dikmiş.İşte bu abide bu šarki Türkistan Tarihi’dir. 

“Müstemlekçi Çinlileri böylesine tedirgin eden bu tarih, milli tarihçimiz tarafından yazılan ilk mükemmel Uygur Tarihi’dir.Dolayısıyla bir sonraki yazılan Doğu Türkistan Tarih’lerinin öncüsü olarak kalmıştır.Çin Müstemlekçilerin yetiştirdiği kukla tarihçilerin sahte tarihlerine reddiye verebilmemiz için güçlü bir silahtır”. 

Kaleme alınışından Elli beş sene geçmesine rağmen, Mehmet Emin Buğra’nın bu eserini önce Çin Komünist Hükümetleri kendi iktidarları için bir tehlike olarak değerlendirmektedirler.Nitekim Haziran 1991 tarihinde Çin Komünist Partisi’nin İdeoloji Eğitim sorumlusu olan Çiyen Boçün, bir makalesinde şöyle diyordu; 

šinjang da (Doğu Türkistan da demek istiyor) aydın ve diğer genç kesimde Türk Milliyetçiliği’nin hortlamasında Mehmet Emin Buğra’nın 1930 yıllarındaki Doğu Türkistan Bağımsızlık Ayaklanması’nın bıraktığı etkiler ve sonra O’nun yazdığı Doğu Türkistan Tarihi adlı kitabı esas ideolojik rol oynamaktadır.Bu šinjang da Türk Milliyetçiği’nin gün geçtikçe yayılmasından büyük tehlike arz etmektedir.šinjang’daki Parti Yöneticileri bu tehlikenin önemini ve ciddiyetini kavramak zorundadırlar. 

2.Dünya Savaşı esnasında Doğu Türkistan’ın durumunda önemli değişmeler oldu Mehmet Emin Buğra bu vaziyette mücadelesinin, Kalem Küreşi diye tanımladığı politik ve diyalog yoluyla yürütülmesi zamanının geldiği kanısına vardı. Tabiatıyla bu mücadelenin muhatabı Çin Hükümeti olacaktı. 1940 yılında İsa Yusuf Alptekin Çin Müslümanları Dostluk heyeti başkanı olarak Afganistan’a gelmişti.Mehmet Emin Buğra bu fırsattan yararlanarak İsa Yusuf Alptekin ile görüşerek bu konuda fikir birliğine vardı ve Çin Hükümeti ile diyalog kurma yollarını araştırdılar.Mehmet Emin Buğra bu çalışmalarını hatırasında şöyle anlatıyor; 

‘İsa Bey eliyle Çankayşek ve diğer önemli şahıslara mektup yazdım.Çin Hükümetinden benim Hindistan’a geçip orada Çin ve Türkistan’ın müşterek menfaatları için çalışmamın uygun görüldüğünü bildiren bir yanıt mektubu aldım.”Mehmet Emin Buğra bu yoldaki çalışmalarını daha etkin bir şekilde sürdürebilmek için Afganistan’dan 1942 yılında Hindistan’a geldi. 

Bu sefer Çin’in Hindistan’daki konsolosu Çin Hükümeti’nin Mehmet Emin Buğra’nın Hindistan’da kalmasını uygun görmediğini bildiriyor ve Çin’e gitmesinde ısrar ediyor.Mehmet Emin Buğra Çin’e gitmeyi red edip Pişaver’e döner dönmez,babamla birlikte tutuklanıp Pişaver merkezi cezaevinde 6 ay göz hapsine alındı.Ancak Çin’e gitmek şartıyla 8 Ocak 1943’te serbest bırakılmıştır. 

Babam ise Çin’e gitmeyi reddedip 5 yıl Hindistan’da göz hapsinde tutuldu.1945 yılına kadar Mehmet Emin Buğra,Çin’in merkezi olan NANCİN’DE istilacı Çin Hükümran ile yüz yüze mücadele faaliyetlerinde bulundu.Siyasi ve sosyal teşkilatlarda,Doğu Türkistan’ın Milli Bağımsızlık davasını anlattı.Öteden beri Çin’de bulunan mücadele arkadaşları Dr.Mesut BAYKOZİ, İsa ALPTEKİN, ve Kadir Efendi ile beraber Yurttaşlar Cemiyeti adı altında bir teşkilat kurdu.Çin kamuoyuna Doğu Türkistan meselesini tanıtmak,Milliyetçi Çin Partisi içindeki aşırı Çin Milliyetçilerine karşı cephe almak için Çin basın ve yayınında makaleler yazdı.Çok yankı uyandıran makalelerden biri ise,13 Ekim 1944 tarihinde Nancin’de Çin’ce olarak yayınlanan Hükümet Gazetesi Dagung Bao’da yayınlanan’šinjiang’değil ‘’Doğu Türkistan ve Doğu Türkistanlılar Türk”başlığı altında,Çinli ünlü tarihçi Li-Dun-Fang’ın Doğu Türkistan’ın Çin’in bir parçası olduğuna dair yazdığı makalelere reddiye olarak yayınladığı makaleleridir.Mehmet Emin Bugra’nın bilimsel ve tamamen Çin tarihi kaynaklarına dayanan delillerle verdiği reddiye karşısında Li-Dun-Fang susmak zorunda kaldı,ve yenilgiyi kabullendi. 

Bu ve benzeri çalışmaları, Çin parlementosu’nda Çin’in büyük lideri šun-Yat-Sın’ın oğlu Dr.Sun-Fu gibi parlementerlerden oluşan Doğu Türkistan lehine oluşan bir lobinin oluşmasına katkı sağladı. Çin’in ünlü bilim adamlarından tarihçi Cinbaozan,yazar Gomoro ve Macungyin’ler Mehmet Emin Buğra’nın evine kadar gelerek onu tebrik etmiştir. 

1943’de Çin Anayasası oluşturulması için kurulan komisyona arkadaşlarıyla beraber Doğu Türkistan meselesini içeren bir taslak önerisi sundu.Bu taslağın önemli maddelerinden birisi ise Anayasada yazılan šincanğ adının Doğu Türkistan olarak değiştirilmesi ve Doğu Türkistan milletinin Türk olduğu gibi konuların Anayasa’da açıkça belirtilmesi istenmekte idi. 

4 Mart 1945’te tek parti sistemindeki Çin’in İktidar Partisi genel kurulunda Çin Devlet Başkanının Doğu Türkistan aleyhindeki kararı dolayısıyla Mecliste bulunan Doğu Türkistan Vekilleri toplantıyı terk etme kararı alırlar.Ancak son anda arkadaşlarının fikirlerini değiştirip Mehmet Emin Buğra’yı yalnız bırakmalarına rağmen O,devlet başkanı Çan-Gay-Çek’in de hazır bulunduğu meclis genel kurulunu tek başına terk eder.Bu Çin’de o zamana kadar bir örneği daha görülmemiş bir olay olmuştu.Mehmet Emin Buğra bu olayı ‘’Mücadele Hatıralarım”adlı eserinde şöyle dile getiriyor. 

Toplantı başladı,ben meclis başkanı kürsüsünün önüne geldim,toplantı salonuna bir baktım ve dosdoğru yürüyerek meclisi terk ettim.Bütün vekiller bana hayranlıkla bakakaldılar.Bu bir boykot ilanına benzer bir davranış oldu.Benim gibi tek bir adamın meclisi terk edişine kimse önemseyemebilirdi. Ama ben vatam için bir şeref gösterisi yapmayı uygun gördüğümden dolayı akıbetinin ne olacağını düşünmeden bu hareketi yaptım.” 

Mehmet Emin Buğra’nın yukarıda bahsedilen faaliyetleri neticesinde Çin merkez Hükümeti bazı konularda geri adım atmaya mecbur oldu.1944 yılının sonu Mehmet Emin Buğra Doğu Türkistan’a geldi.Doğu Türkistan’da durum hiçte içacı değildi.Milliyetçi Çin Merkezi Hükümeti Doğu Türkistan siyasetinde çifte standart tutumunu sergiliyordu.sözde başka ,uygulamada ise başka idi.sözü verilen reformlar kağıt üstünde kalmıştır.Çin yönetimi Doğu Türkistan halkına ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıyordu. Doğu Türkistan milli ekonomiyatı yağmalanıyordu.Mehmet Emin Buğra hükümetin bu tutumlarına karşı faaliyet başlattı. Önce halkı, özellikle gençleri milli uyanışa yönlendirmeye çalıştı. Çin’den dönen mücadele arkadaşı İsa Alptekin ile beraber Altay dergisine ve Erk gazetesine makaleler yazdı. Milleti bu konuda bilinçlendirme çalışmalarını daha büyük alana yaydı. Bu çalışmaları kısa süre içinde meyve vermeye başladı. Mehmet Emin Buğra Doğu Türkistan’da bir siyasi parti kurmanın zamanı geldiği kanaatine varmıştı. Bunun için Doğu Türkistan milliyetçi parti kurma çalışmalarının ilk safhasını tamamladı. Bu sefer Çin hükümeti ve Rus konsolosluğundan büyük tepki ve engellerle karşılaştı. Hatta Çin gizli servisince takip edilmeye başlandı. Hoten’de seçimleri takip etmek için çıktığı bir gezi sırasında Mehmet Emin Buğra’ya Çin polisi tarafından planlanan bir suikast ortaya çıkarıldı.Keriye Nahiyesinde Mehmet Emin Buğra’yı karşılamaya gelen kalabalık bir halk topluluğuna Çin askerlerinin ateş açmasının neticesinde yedi kişi hayatını kaybetti. 

Mehmet Emin Buğra Doğu Türkistan’da kurulan eyalet hükümetinde bayındırlık nazırlığına atandı. Aynı zamanda Ürümçi üniversitesinde Fahri rektör ve profesörlük ünvanı ile çalışmalarda bulundu ve bilimsel konferanslar düzenledi. Üniversite tarihinde ilk defa olarak atom enerjisi konulu konferansı Mehmet Emin Buğra vermişti. 29 aralık 1948 tarihinde eyalet hükümetine muavin reis olarak tayin edildi. 12 Kasım 1949 tarihinde Doğu Türkistan koministler tarafından işgal edilince İsa Yusuf Alptekin bey ile beraber ailesi ve bir kısım mücadele arkadaşlarını alarak ikinci defa Hindistan’a hicret etti. Hatırasında bu hadiseleri anlatırken konuyu şöyle noktalıyor: 

“Önümüzde sadece iki yol kalmıştır.(1) Osman Batur’la iş birliği yaparak koministlere karşı bir silahlı cephe almak (2) Geçici olarak yurt dışına çekilerek mümkün olduğu kadar siyasi hareket yürütmek. 

Birinci yolun bir inkilapçı için en onurlu bir yol olduğunu takdir etmekle beraber bu yolun vatan için yararlı bir sonuç getirmeyeceği kanısındaydık. Çünkü 5-10 bin silahlı kişinin gerilla savaşı ile modern silahlarla donanmış Çin ve Rus ordusuna uzun bir süre mukavemet edemezdik. Düşmana karşı Gerilla savaşı ancak dıştan gelen silahlı desteğiyle mümkün olacaktı. Doğu Türkistan’ın coğrafi konumu bunun ilk bakışta mümkün olmayacağını gösteriyordu. 

İkinci yol bize ağır bir vicdan azabı veriyordu. 30 senelik inkılap ve siyasi hayatındaki tecrübe ve asrımızda dünyada meydana gelen değişimlerden bana gelen ilhamlarla vatanımın geleceği için önümde büyük fırsatlar doğacağına inanmaktaydım. Vatan için canını verebilmek ne kadar şerefli bir vicdan vazifesi ise bir büyük ümit yolunda ameli çalışmalar için gerekli şahısların hayatta kalması da o kadar önemlidir. 

Perzent Terbiyiside Ata-Anilar Ehmiyet Bérishke Tégishlik Noqtilar


1526701_1622730007948461_8137488527821883476_n

Perzentlerni bilimlik, iqtidarliq we edep- exlaqliq qilip terbiyilesh nöwette künséri keskinlishiwatqan riqabet we xirisqa tolghan dewrde her bir a’ile alahide köngül bölüshke tégishlik jiddiy mesilige aylandi. Hemmimizge melumki, perzent terbiyisi mektep,a’ile we jem’iyet terbiyisidin ayrilalmaydu.hemme tereplerning ortaq maslishishi netijiside perzentlerni layaqetlik terbiyilesh nishani emelge ashidu. Méningche, perzent terbiyiside ata- anilar töwendiki bir qanche noqtigha diqqet qilishqa tégishlik :
1. Perzent terbiyiside a’ile terbiyisining muhimliqini éniq tonush kérek. Köpligen ata- anilarning bunoqta heqqidiki chüshenchisi éniq we toghra bolsimu, emma bir qisim ata- anilarda yenila balini terbiylesh mektepning ishi, dep qaraydighan bir tereplime qarash mewjut. Mektep terbiyisining rolini ziyade tekitlep, a’ile we jem’iyet terbiyisining roligha sel qarash perzent terbiyisidiki kemtüklükni keltürüp chiqiridu. Bolupmu, a’ile terbiyisi yéterlik élip bérilmisa, balilarning özige xas xaraktér alahidiliki we indiwidu’alliqining yétilishi tesirge uchraydu.
2. Ata- anilar perzentlirige terbiye bérishte terbiye usulining toghra,ilmiy,del jayida bolushigha alahide ehmiyet bérish kérek. Telepni qattiq qoyimen dep ziyade zorawanliq qilish, balini hedésila silkish, sotlash, tillash hetta urushtek usullar perzentning idiyisi we xaraktérige selbiy tesir körsitip, ularda tebi’iy qarshilishish keypiyatini shekillendürüp qoyidu. Buning bilen ularning üginish, turmush, jem’iyet we a’ilige bolghan qizghinliqi suslap ,toghra bolmighan idiye we herketlerni asanla yuqturuwélishtin xaliy bolalmaydu.
3. Ata- anilar perzentlirige terbiye bérishte he désila hemme bilidighan adettiki turmush dawliylirini tekitlewermestin, ularning héssiyatigha tesir körsitish arqiliq ularning toghra tonushi we heqiqiy mayilliqini qolgha keltürüsh kérek. Méhribanliq, illiqliq, semimiylik, mes’uliyet we burch tuyghusi arqiliq ularning héssiyati we idiyisige tesir körsitip, ularda saghlam bolghan rohi halet, özige ishinidighan jasaret, mesililerge toghra we ilmiy qaraydighan keypiyat, éniq bolghan heq- naheq köz qarishini yétildürüshke türtke bolup, bir yaramliq ewladning meydan’gha kélishini qolgha keltürüsh kérek.
4. Ata- anilar perzent terbiyiside özi ülge bolushqa alahide ehmiyet bérishi kérek. Ata- ana perzentining eyniki we ülgisidur. Ata- anilarning xaraktéri we mijez- xulqi belgilik derijide perzentning wujudida eks etken bolidu. Shunga bizde«ala inekning balisi char quyruq»dégen hékmetlik ibare meydan’gha kelgen. Ata- anining herkiti, sözi we xaraktéri perzentke nisbeten tebi’iy terbiye. Buning üchün ata- anilardimu perzentlerge ülge bolghudek belgilik sapa, qabiliyet we ijabiy xaraktér bolushi kérek. Chünki, «qazanda néme bolsa,chömüchke shu chiqidu.»
5. Jem’iyet terqqiyatining téz rétimigha egiship nurghun a’ililerning turmushida zor özgirishler yüz bérip, turmush süpiti özlüksiz yoquri kötürüldi. A’ile iqtisadi dawamlik köpiyip bayashatchiliq, toqchiliq weziyiti shekillendi. Buhal perzentlerning xatirjem üginishi üchün intayin yaxshi shara’it hazirlidi. Emma, birqisim perzentler xuddi«yaghning ichidiki börek»tek erkilitish we pepilesh ichide chong bolghachqa, ularning turmushning heqiqiy mahiyitige bolghan tonushi yéterlik bolmay keldi. Buxil xaraktérni yétildürgen perzentlerde bayashatliqqa intilish, heshemxorluqni üginish, hazirqi ewzel shara’itni qedirlimeslik , ata- anisining ejri we japasini hés qilmasliq, emgektin, ishtin, qéyinchiliqtin özini qachurup, hemme ishta asanni, qulayliq bolushnila közleydighan bir qisim nachar xaraktér we rohi haletler bash kötürüp qaldi. Oqughuchilarda saqliniwatqan «rahetpereslik késili»ning bu xil amilliri ularning saghlam ösüp yétilishige selbi tesir körsitip, öz musteqilliqi we özige xas xaraktérning yétilishige tosalghu bolup, he désila ata- anisigha yöliniwalidighan, özlirining adettiki turmush éhtiyajinimu qamdiyalmaydighan epsuslinarliq ehwallarning yüz bérishige sewebchi bolup qaldi. Shunga, ata- anilar perzent terbiyiside belgilik japa- musheqqet terbiyisi élip bérishqimu ehmiyet bérish kérek.

6. Perzentlerge milliy en’ene, örp- adet, exlaq- pezilet terbiyisi élip bérish kérek. Bizge üginishi yaxshi, tirishchan perzentler kérek, shundaqla edeb- qa’idilik perzentlermu kérek. Shunga, perzentlerge bu jehettiki terbiyini élip bérishqimu ehmiyet bérish kérek.
7.ata- anilar öz perzentlirini ijtima’iy emeliyetke qatnashturushqa ehmiyet bérishi, ularning üginish jehettiki ilgirleshni qolgha keltürüsh sherti astida, ösüp yétilishige paydiliq bolghan ijtima’iy pa’aliyetlerge dawamliq ishtirak qildurishi lazim. Bu perzentlerning turmush bilimini kücheytip, turmushning rengga-reng tüske kirishige paydiliq.
8.ata- anilar perzentlirini oqutush wezipisini estayidil orunlashturushqa yéteklesh bilen birge, ularda özige xas qabiliyet we indiwidu’alliqning yétilishige yol hazirlash kérek. Peqet tapshuruq ishletküzüshke tayinipla perzentlerning yaramliq bolushini ishqa ashurghili bolmaydu. Shunga, ata- anilar bilimni ziyade tekitlep ketmey, ularda belgilik iqtidar yétildürüsh mesilisini oylishish kérek. Bu mahiyette perzentlerning kelgüsini layihileshtur.(Weten Oghlani)